Ünlü Düşünce Deneyleri, Metaforlar ve Paradokslar Bölüm 2: Epistemoloji – Musa Yanık

/
188 Okunma
Okunma süresi: 12 Dakika

Bu içerik Analitik Felsefe’nin farklı disiplinlerinde (etik, din felsefesi, zihin felsefesi, epistemoloji vb) yer alan ünlü düşünce deneyleri, paradokslar ve metaforlara dair hazırladığımız derlemenin ikinci bölümüdür. Felsefedeki bazı fikirleri daha anlaşılır kılmak veya ilgili problemin sınırlarını daha belirgin hale getirmek adına düşünce deneyleri, metaforlar ve paradokslara başvurmak birçok açıdan oldukça yararlı. Bu aynı zamanda okuyucunun zihin egzersizi yapmasına da fırsat vermektedir. İlerleyen günlerde diğer disiplinlere dair hazırladığımız içerikler de yayında olacak, iyi okumalar.

Platon’un Mağarası

Yer altında mağaramsı bir yer, içinde insanlar… Çocukluklarından

beri ayaklarından, boyunlarından zincire vurulmuş, bu mağarada yaşıyorlar. Ne kımıldanabiliyor… ne de başka bir yer görebiliyorlar…

Garip bir sahne doğrusu ve garip mahpuslar!

… Bu durumdaki insanlar, kendilerini ve yanlarındakini nasıl görürler?[1]

Yukarıda Platon’un Devlet diyaloğundan alıntıladığımız pasaj, filozofun “Mağara Benzetmesi” olarak bilinir ve özellikle epistemoloji ve ontoloji söz konusu olduğunda, onun bu alanlarla ilgili görüşlerini de yansıtır. Bilindiği gibi Platon’un bilgi (episteme) ile inanç (doxa) arasında yaptığı ayrım, onun felsefi görüşleri içerisinde önemli bir yer edinir. Dahası Platon’un neredeyse bütün felsefesinde etkisini gördüğümüz matematik ve geometrinin önemini bilgi felsefesi çalışmalarında da görmekteyiz. Ayrıca onun metafizik ve bilgi felsefesini belirleyen diğer bir etken de onun adıyla özdeşleşmiş olan “idealar teorisi”dir. Platon’un anladığı tabirle episteme ile bizim gündelik alanda kullandığımız bilgi kavramı arasında belirgin bir fark olmasının nedeni de aslında budur. Çünkü idealar teorisinde belirttiği gibi gözlemlenen dünya, doğası gereği bilginin nesnesi olamaz. Sürekli bir değişimin olduğu dünyada bilgiden çok değişimler vardır. Ona göre gerçek bilgiye ulaşmak için, değişken nesnelerin olmadığı bir değişmeyene yönelmemiz gerekmektedir.

Doğrusu Platon, bilgi felsefesi sınırları içerisinde, özellikle ilerleyen yüzyıllarda tümeller ve tikeller sorunu olarak karşımıza çıkacak bir kapıyı da aralamaktadır. Nitekim Platon için, “tikel nesnelerin epistemolojik açıdan özerkliği bulunmaz. Belli bir nesnenin kedi olması, yani kediliği, onun kedi ideasını ya da formunu “barındırması” , “ona katılması” ile gerçekleşir.”[2]

Yukarıda alıntıladığımız Mağara Benzetmesi’ne dönecek olursak, Platon, diyaloğun geri kalanında şu soruyu sorar ve devam eder:

“Şimdi bu adamlar aralarında konuşacak olurlarsa, gölgelere verdikleri adlarla gerçek nesneleri anlattıklarını sanırlar, değil mi?

Tanrısal dünyaları seyretmiş bir kimse, insan hayatının düşük gerçeklerine inince, şaşkın ve gülünç bir hale düşer. Karanlıklara alışamadığı, ilkin her şeyi bulanık gördüğü için… doğrunun gölgeleri ya da bu gölgelerin yansıları üzerine tartışmalara girip de, doğruluğun kendisini hiçbir zaman görmemiş olanların yorumlarını çürütmek zorunda kalınca, herkes yadırgar onu…”[3]

Doğrusu bu metafora göre algılayabildiğimiz şeyler ve mevcut fikirlerimiz değişkendir ve Platon için bu bilgi türü kusursuz bir bilgi türü değildir. Aslında Platon, bu metaforuyla bizi, bir bilgi hiyerarşine doğru götürmektedir. Buna göre zandan idrake doğru, yani gölgelerin dünyasından güneş ışığına doğru nasıl çıkabileceğimiz ve güneşin kendisini (idealar) nasıl görebileceğimiz anlatılır. Dolayısıyla mahkumların karanlıktan kurtarılıp güneşi görebilmesi için zincirlerden kurtarılıp vücudunu arkaya çevirerek, ruhunu aldatıcı görünürler dünyasından uzaklaştırarak idealar dünyasına dönmesi gerekir.

“Şimdi de şöyle düşün mahkumu mağaradan çıkarıp güneşin aydınlattığı bölgeye sürükledik. Gün ışığına yaklaştıkça gözleri daha da kamaştı. Hiçbirini seçemez oldu gerçek nesnelerin. Sonra yavaş yavaş alıştı aydınlığa. Ve düşünmeye başladı…”[4]


Descartes’ın Kartezyen Cini

Çağdaş epistemoloji içerisinde daha çok dışsalcı ve güvenilirci epistemolojiye dair bir itiraz olarak öne sürülen düşünce deneylerinden biri de “Kartezyen Cinin Dünyası”dır. Ayrıca dışsalcı bilgi kuramına yönelik yapılan eleştirilerin içeriğine baktığımızda, itirazların, inanan öznenin inancının doğruluğu açısından sorumlu tutulması gerektiği üzerinde yoğunlaştığını da söyleyebilmek mümkündür. Nitekim bilindiği gibi içselci görüşün dışsalcı kurama yönelttiği temel itirazlardan biri, öznenin doğruluğuna inandığı inancın nedenlerinin farkında olmaması ve bu nedenlerin özne açısından erişilebilir olmaması üzerinedir. İşte bu itirazlar içerisinde kullanılan en yaygın örnek, Descartes’ın kötü cininin yönettiği dünya örneğidir.

Buna göre Descartes’ın hayal ettiği kötü bir cin tarafından yönetilen bir dünyada yaşayan bir grup insan hayal edelim. Bu kötü cin, ayrıca insanların dışsal ve içsel deneyimlerini denetim altında tutan bir varlıktır. Bu dünyanın gerçekte var olmadığını düşünsek bile, bu dünyadaki insanların içsel ve dışsal bilgi ediniminlerine sahip olduklarını, kanıt biriktirip, deney ve gözlem yaparak inançlarını deney ve gözleme tabi tuttuklarını düşündüğümüzde, bulundukları dünyayı tasvir eden kapsamlı inançlar da oluşturmuşlardır. Dolayısıyla bu insanların, yani Kartezyen cinin dünyasında yaşayanların tasvir ettiği dünya, kullandıkları metod itibariyle gerekçelendirilmiş olur mu?[5]

Öznenin inancının bu kötü cin tarafından yönetilen olanaklı bir dünyada oluşturulduğunu düşündüğümüzde, özne açısından burada inanç için oluşan tecrübe ile normal bir dünyada inanç oluşturan özne arasında, bir fark olup olmadığı ayırt edilemez gibi görünmektedir. Laurence Bonjour’a göre bilişsel süreçlerimizin güvenilirliğini ve inançlarımızı yargıladığımız dünyadan çok bizim dünyamıza benzer mümkün dünyalarda bu değerlendirmenin yapılmasının daha uygun olacağını belirtmektedir.[6]

Ayrıca Bonjour, Descartes’ın kötü cininin yönettiği dünya fikrine benzer şekilde bir örnekten yola çıkarak Kartezyen bir kötü şeytanın yönettiği dünyada yaşamamızı hayal etmemizi ister. Bu dünyada kötü şeytan insanların algılarını ve iç gözlem tecrübelerini de kontrol etmektedir. Buradaki insanlar bizim dünyamızdaki gibi çeşitli nesne ve birbirleriyle etkileşim halindedirler ve ayrıca yasalarla işleyen maddi bir dünyaya da sahip oldukları için birer araştırmacıdırlar. Yani, deney ve gözlem yapan, teorileri formüle eden, hipotez ortaya atan insanlardır.[7] Burada Bonjour’a göre güvenilircilik açısından en büyük sorun, her iki dünyada da öznenin aynı bilişsel süreçler sonucunda inanç üretmesi ancak birinin güvenilir olabilirken, diğerinin olamamasıdır. Burada güvenilir süreçleri dikkate aldığımızda, güvenilircilik açısından algıya dayalı inançlarımızın gerekçeli olması gerekmektedir. Ancak güvenilirci bilgi teorisi bakımından gerçek dünyada yaşayan ve güvenilir süreçler sonucunda inanç oluşturan öznenin bu inançları gerekçeliyken, kötü şeytanın yönettiği dünyada ise gerekçeli inancın güvenilir bir süreç sonucunda oluştuğunu söylememiz yanlış gibi gözükmektedir. Bonjour’a göre bunun en önemli nedeni kinci durumda, yani kötü şeytanın yönettiği dünyada olgusal bir karşılığın olmamasıdır. Son tahlilde Bonjour’un burada ifade etmeye çalıştığı şey epistemik durumların ayırt edilemez oluşudur. Sonuç olarak kötü şeytanın yönettiği dünyada bilişsel süreçlerimiz güvenilir olmamaktadır. Çünkü Bonjour’un da belirttiği gibi bu dünyada öznenin inanç üreten algı ve gözlemleri genellikle yanlış olmaktadır. Burada ki itirazda belki de ulaşılan en ciddi sonuç, gerekçelendirme için güvenilirlik koşulunun zorunlu olmadığıdır.[8]


Gettier Problemi

Epistemik gerekçelendirme konusunda, Edmund Gettier’in 1963 yılında yayınladığı üç sayfalık “Is Justified True Belief Knowledge?” (Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi Midir?) başlıklı makalesi, çağdaş dönemde epistemoloji tartışmalarının seyrini de etki eden önemli bir problemdir. Gettier, adı geçen makalesinde Platon’dan bu yana ele alınan “bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtır”[9] şeklindeki klasik bilgi tanımından hareketle, gerekçelendirmenin zorunlu bir koşul olup olmadığını tartışmış ve literatüre “Gettier Problemi” olarak geçecek bir problemin doğmasına neden olmuştur. “Geleneksel bilgi tanımı içinde yer alan üç kritere ek olarak dördüncü bir kriter var mıdır?”[10] sorusu üzerine odaklanan problemde Gettier, “geleneksel üçlü bilgi tanımının onarılamaz bir şekilde hatalı olduğunu ve tesadüfen bilgiye dönüştüğünü bizlere açık bir şekilde göstermektedir.”[11] Yani Gettier bahsi geçen makalesinde Platon’un Theatetos diyaloğunda ortaya koymaya çalıştığı bilgi için gerekçelendirmenin zorunlu olarak şans önleme koşulunu dışarıda tutmayacağını bize göstermeye çalışır. Nitekim Theaetetos sorunu açısından gerekçelendirme, şans önleme koşuludur. Bu sebeple bilgi, bilişsel başarı ile elde edilir ve şans eseri doğruluk, bize bilgiyi vermez.

Gettier, öncelikle kendisinin formüle ettiği şekliyle Platon, Chisholm ve Ayer’in bilgi kuramlarını tanımlamaya çalışır.

Platon’a göre bilgi;

F kişisinin s önermesini bilmesi ancak ve ancak aşağıdaki koşullar sağlandığı takdirde doğru olmaktadır:

 a. S, p’yi ancak ve ancak

  • i. p, doğruysa
  • ii. s, p’nin doğru olduğuna inanıyorsa ve
  • iii. s, p’ye olan inancını gerekçelendirmişse bilir.[12]

Chisholm’un bilgi tanımına göre;

  • b. S, p’yi ancak ve ancak
  • i. S, p’yi kabul ederse
  • ii. S’nin p için yeterli kanıtı varsa ve
  • iii. p doğruysa bilir.[13]

Ayer’e göre bilgi;

c. S, p’yi ancak ve ancak

  • i. p doğruysa
  • ii. S, p’nin doğru olduğundan eminse ve
  • iii. S’nin p’nin doğru olduğundan emin olmaya hakkı varsa bilir.[14]

Burada Gettier problemini biraz daha açalım. Gettier, söz konusu makalesinde epistemik olarak gerekçelendirilmiş ama şans eseri doğru olan inanç örnekleri geliştirerek, “gerekçelendirilmiş doğru inanç” tanımının yetersiz olduğu durumları örneklendirmeye çalışmıştır. Gettier’in verdiği örnekler itibariyle iki hususun önem arz ettiğini söyleyebiliriz. İlk olarak gerekçelendirilmiş fakat yanlış olan inançlar mümkündür. “S’nin p’ye olan inancını gerekçelendirmesinin S’nin p’yi bilmesinin zorunlu/gerekli bir koşulu olması durumunda bir kimsenin aslında yanlış bir önermeye olan inancını gerekçelendirmiş olması mümkündür.”[15] İkincisi ise, “Eğer bir kişi, p gibi bir önermeyi gerekçelendirmiş ve q gibi bir önermenin p’nin mantıksal bir çıkarımı olduğunu biliyor ise, söz konusu kişi q önermesini de gerekçelendirmiştir. Buna göre bir kişi, dedüktif bir çıkarımla p’den q’yu çıkarıyorsa, p inancı için geçerli olan gerekçelendirmeler q içinde geçerlidir.”[16]

Gettier, buna örnek olarak bir durum düşünmemizi önerir: Smith ve Jones bir iş başvurusunda bulunmuştur. Şirketin yöneticisi Smith’e Jones’un işe alınacağını söylemiş ayrıca bunu garanti etmiştir. Ayrıca Smith, Jones’un cebindeki madeni paraları da saymıştır. Buradan hareketle Smith aşağıdaki önerme için güçlü delillere sahiptir:

d. Jones, işe alınacak kişidir ve Jones’un cebinde on adet madeni para vardır.[17]

Bununla birlikte Smith dedüktif bir çıkarımla, d’nin mantıksal bir sonucu olarak ikinci önermeye olan inancını da gerekçelendirmiş olur:

e. İşe alınacak kişinin cebinde on tane madeni para vardır.[18]

Gettier, verdiği örneklerden hareketle farklı bir şekilde düşünmemizi ister. Söz gelimi işe alınacak kişi Jones değil Smith olsun. Ayrıca şans eseri Smith’in cebinde de on adet madeni para olsun. Ancak Smith’in bunları bilmediğini varsayalım. Bu durumda, Smith’in d önermesi gerekçelendirilmiş olmasına rağmen yanlış bir önermedir. Öte yandan Smith’in d önermesinin mantıksal bir sonucu olarak çıkardığı e önermesi de gerekçelendirilmiştir ve doğru bir inançtır. Bunun sonucunda e önermesi doğrudur. Nitekim Smith, e önermesinin doğru olduğuna inanmış ve bu önermenin doğru olduğu inancını gerekçelendirmiştir. Ancak Smith, e önermesini bilmemektedir. Çünkü bu örnekte e önermesi şans eseri doğrudur. Nitekim Smith’in cebinde on değil beş madeni para da olabilir ve böylelikle inancı yanlış da olabilirdi. Burada Smith’in e inancını gerekçelendirmesi Jones’un cebinde bulunan madeni paralar yüzündendir. Dolayısıyla Smith’in e önermesi üzerine gerekçeleri ile e’ye olan inancının doğruluğu arasında bir ilişki bulunmamaktadır.

Gettier verdiği ikinci örnekte de benzer durumu betimlemeye çalışmaktadır: Smith’in aşağıdaki önermeye ilişkin güçlü delilleri bulunmaktadır:

f. Jones’un bir Ford’u vardır.[19]

Burada Smith’in Jones’un Ford marka bir arabası olduğuna inanmak için nedenleri olabilir. Farz edelim ki Jones’u her zaman Ford marka arabayla görmüş hatta onunla birlikte bu arabada gezmiş olsun. Buradan hareketle Smith için f önermesine gerekçeli bir şekilde inanmak uygundur. Ayrıca şöyle bir varsayım da mümkündür: Smith’in Brown isimli bir dostu vardır ve Brown’un nerede oturduğu konusunda bir fikri yoktur. Ancak Smith, f önermesinin mantıksal bir çıkarımı olarak şöyle bir örnek geliştirmiştir:

h. Jones’un Ford marka arabası vardır veya Brown Barcelona’dadır.[20]

Burada ise f önermesini gerekçelendirmiş olan Smith, f’nin mantıksal bir sonucu olarak h önermesini de gerekçelendirmiş sayılır. Açıkça şunu ifade edebiliriz: f doğru ise h’nin de doğru olmasının mantıksal gerekçeleri olduğunu bilmektedir. Öte yandan farz edelim ki Jones’un bir Ford’u vardır inancı yanlış olsun. Ancak şans eseri Brown’da Barcelona’dadır ve bunun bir tikel evetleme önermesi olması sonucunda h önermesi de böylelikle doğru sayılır. Yani h önermesi gerekçelendirilmiş doğru bir inançtır ancak Brown’un nerede olduğu hususunda hiçbir fikri bulunmamaktadır. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, burada şans eseri doğru olan ancak gerekçeli bir inanç söz konusudur. Gettier açısından bütün bu örnekler ve yukarıda dikkat çektiği iki husus, yanlış ama gerekçeli bir inancın mümkün ve ayrıca dedüktif kapanış (closure) ilkesi sayesinde gerekçelendirmenin aktarılabilir olması nedeniyle klasik bilgi tanımının yetersiz olduğudur.

Şans unsurunu dışarda bırakmak için ortaya konan gerekçelendirme, doğruluk ve inanç koşullarının, şansı dışlayamayan ve bizim bilgi olarak gördüğümüz durumları da söz konusudur. Gettier verdiği örneklerle bu durumu göstermeye çalışmış ve gerekçelendirilmiş doğru inanç şeklindeki klasik bilgi tanımının zannedildiğinden daha kapsamlı olduğunu ortaya koymuştur. Bu açıdan bakıldığında “bilgi için şart koşulan bu üç koşul gerekli olmakla birlikte yeterli değildir, yani bilgiye sahipsem bu üç koşul geçerlidir; ancak bu üç koşula sahip olmam bilgiye sahip olmam manasına gelmemektedir.”[21]


(BIV) Kavanozdaki Beyinler

İngilizce açılımı “The Brain in a Vat” olarak bilinen BIV, yani kavanozdaki beyinler argümanı, “özellikle ‘olgu durumları hakkındaki önermeleri bilemeyiz’ sonucunu temellendirmeye çalışan radikal bir şüpheci dedüksiyondur.”[22] Bu düşünce deneyine göre sizin beyniniz, çok güçlü bir bilgisayar ve oldukça gelişmiş bir nöron teknolojisi sayesinde kafatasınızın içerisinden alınarak özel bir kap ya da fıçı içerisine yerleştirilir. Bu durumda, tıpkı Matrix kurgusunda da olduğu gibi, artık gerçek dünyada değil, ama aslında bir bilgisayara bağlı ve tecrübeleri bu bilgisayar tarafından yönlendirilen bir beyinden başka bir şey olmazsınız. Dahası, bir BIV olarak, iki elinizin olduğunu artık tabii ki söyleyemezsiniz; çünkü eğer “ben bir BIV’im” varsayımı doğruysa, bunun alternatifi olan “iki elim vardır” önermesi de açıkça yanlış olmuş olur.[23]

Epistemik bir argüman üzerinden kurgulayacak olursak, şöyle bir şüpheci argüman üzerinde konuşmakta mümkün olur:

(“P”, dış dünyayla ilgili herhangi bir inancı temsil etsin, diyelim ki kar beyazdır.)

  • P’yi biliyorsam, kavanozda beynimin olmadığımı da biliyorum demektir.
  • Kavanozda beynimin olmadığımı bilmiyorum
  • O halde P’yi bilmiyorum.[24]

Kavanozdaki Beyinler Argümanı, Descartes’ın Kartezyen kötü cininin daha yakın dönemdeki bir modelidir. Buna göre buradaki ana hipotez, “İki elim vardır”, “Dünya yuvarlaktır” ve “atomlar bölünebilir” gibi olumsal önermelerin bilgisinin mümkün olmadığı sonucunu türetebilmek için, “ben bir kap içerisinde bilgisayara bağlı beyinim” -yani “ben bir BIV’im”- varsayımını temel alır.”[25]

Yakın dönemde Robert Nozick, Fred Dretske ve Hilary Putnam gibi bazı filozofların bahsi geçen bu şüpheci argümanı çürütmeye çalıştıklarını da ayrıca ifade edelim.[26]


Not: Epistemoloji’ye dair tüm içeriklerimiz için tıklayınız.

Ünlü Düşünce Deneyleri, Metaforlar ve Paradokslar Bölüm 1: Zihin Felsefesi – İbrahim Yeşua Özçelik & Alparslan Bayrak

Ünlü Düşünce Deneyleri, Metaforlar ve Paradokslar Bölüm 3: Ahlak Felsefesi – Taner Beyter


Kaynakça:

  • Fatih S. M. Öztürk, “BIV Şüpheci Argümanı ve Çağdaş Tepkiler”, Kaygı Dergisi, sayı: 21
  • Robert Audi, Epistemoloji: Bilgi Teorisine Çağdaş Bir Giriş, çev. Melis Tuncel (Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2018)
  • Edmund L. Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, Analysis, sayı 23/6
  • Roderick Chisholm, “Bilgi Nedir?,” Epistemoloji: Temel Metinler, çev.Hasan Yücel Başdemir (Ankara: Hitit Yayınları, 2010),
  • F. M. Cornford, Platon’un Bilgi Kuramı, Ahmet Cevizci (çev.), Gündoğan Yayınları, (Ankara: 2012)
  • Laurence Bonjour, Epistemology: Classic Problems and Contemporary Responses (New York: Rowman & Littlefield Inc., 2010)
  • Paul K. Moser, Oxford Epistemoloji, çev. Hasan Yücel Başdemir & Nebi Mehdiyev (Ankara: Adres Yayınları, 2018)
  • Nebi Mehdiyev, Çağdaş Epistemolojiye Giriş, (İstanbul: İnsan Yayınları, 2011)
  • Platon, Devlet, çev. Sabahattin Eyüpoğlu, M. Ali Cimcoz, (İstanbul: Remzi Kitabevi,
  • 1980)
  • https://iep.utm.edu/brainvat/ (Erişim: 05.09.2021)

Dipnotlar

  • [1] Platon, Devlet, çev. Sabahattin Eyüpoğlu, M. Ali Cimcoz, (İstanbul: Remzi Kitabevi,
  • 1980), s. 199-200.
  • [2] Nebi Mehdiyev, Çağdaş Epistemolojiye Giriş, (İstanbul: İnsan Yayınları, 2011), s. 22.
  • [3] Platon, Devlet, s. 199-202.
  • [4] Platon, Devlet, s. 199-202.
  • [5] Paul K. Moser, Oxford Epistemoloji, çev. Hasan Yücel Başdemir & Nebi Mehdiyev (Ankara: Adres Yayınları, 2018), s. 232.
  • [6] Laurence Bonjour, Epistemology: Classic Problems and Contemporary Responses (New York: Rowman & Littlefield Inc., 2010), s. 366.
  • [7] Bonjour, Epistemology: Classic Problems and Contemporary Responses, s. 210-211.
  • [8] Bonjour, Epistemology: Classic Problems and Contemporary Responses, s. 211.
  • [9] F. M. Cornford, Platon’un Bilgi Kuramı, Ahmet Cevizci (çev.), Gündoğan Yayınları, (Ankara: 2012), s. 17.
  • [10] Roderick Chisholm, “Bilgi Nedir?,” Epistemoloji: Temel Metinler, çev.Hasan Yücel Başdemir (Ankara: Hitit Yayınları, 2010), s. 118.
  • [11] Mehdiyev, Çağdaş Epistemolojiye Giriş, s. 112.
  • [12] Edmund L. Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, Analysis, sayı 23/6, ss. 121-123.
  • [13] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, ss. 121-123.
  • [14] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, ss. 121-123.
  • [15] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, 121.
  • [16] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, 121.
  • [17] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, 122.
  • [18] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, 122.
  • [19] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, 122.
  • [20] Gettier, Is Justified True Belief Knowledge?, 123.
  • [21] Robert Audi, Epistemoloji: Bilgi Teorisine Çağdaş Bir Giriş, çev. Melis Tuncel (Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2018), s. 247.
  • [22] Fatih S. M. Öztürk, “BIV Şüpheci Argümanı ve Çağdaş Tepkiler”, Kaygı Dergisi, sayı: 21, s. 128
  • [23] Öztürk, “BIV Şüpheci Argümanı ve Çağdaş Tepkiler”, s. 128.
  • [24] https://iep.utm.edu/brainvat/ (Erişim: 05.09.2021)
  • [25] Öztürk, “BIV Şüpheci Argümanı ve Çağdaş Tepkiler”, s. 128.
  • [26] Ayrıntılı bilgi için bkz: https://iep.utm.edu/brainvat/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ünlü Düşünce Deneyleri, Metaforlar ve Paradokslar Bölüm 1: Zihin Felsefesi – İbrahim Yeşua Özçelik & Alparslan Bayrak

Sonraki Gönderi

Doğayı İşlevsel Olarak Düşünebilir miyiz? Bilinç ve Qualia Problemlerine Dair Felsefi İncelemeler - Özgürcan Şenbayrak

En Güncel Haberler Analitik Felsefe