Yemek Kültürüne Dair Rawlsçu Bir Teori – C. Thi Nguyen

//
23 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

John Rawls, bilindiği üzere, bir toplumu değerlendirip ele alırken, o toplumun en kötü durumda bulunan insanlarına dikkat kesilmemiz gerektiğini söylemiştir. (1) Toplumun en tepesindekilerin ne kadar eğitimli veya zengin olduğu mühim değil; ideal ve iyi bir toplum en alttakilere iyi davranan toplumdur.

Böylesi bir yaklaşımın doğal sonucuna işaret etmeme izin verin: Rawlsçu Yemek Teorisi Kültürü.

Rawlsçu Yemek Kültürü Teorisi, “bir yemek kültürünün niteliğini değerlendirmek istiyorsanız, o yemek kültürünün en iyi restoranlarına ve en iyi yemeklerine bakmayın” der. Daha alt seviyede olanlara, yani sokak karavanları ve benzin istasyonlarındaki atıştırmalıklara bakın. (Ç.N.: Ülkemiz için düşünürsek sokaktaki nohut pilav satıcıları, kokoreç satıcıları veya midyeciler düşünülebilir.) Bir de saat 14:00’de havalimanındaki neler yiyebileceğinize bakın. Herhangi bir topluluk eğer güzel bir para öderse burada güzel şeyler yiyebilir. Yemek için gerçek özen ve sevgiyi gösteren şey, kişilerin saçma sapan bir şey yapmaktan geri durabilecekleri zaman, en güzel yemeği yapmasıdır.

Yaşamımın yarısını Los Angeles’te geçirdim. Los Angeles’ta yemek kültürüne dair bazı fantastik örnekler (Ç.N.: Empanada, tortellini, pot stickers, won tons, samosas, ravioli, pierogi gibi genellikle hamurdan yapılan ve dünyanın farklı mutfaklarında muadili bulunan börek ve mantı benzeri yemekler kast ediliyor) ve dünyanın en iyi restoranlarından bazıları bulunmaktadır. Los Angeles’ın yemek kültürünü manzarasını tüm kalbimle seviyorum. Fakat Los Angeles’ın söz konusu yemek kültürünün birçok örneği, Rawlsçu Yemek Testinin kesinlikle geçememektir. Burada birçok örneği derken Santa Monica, Beverly Hills, Hollywood gibi zengin kesimlerden söz ediyorum. İnsanlar ne zaman fırsat bulabilseler bayat, özen gösterilmemiş, saçma sapan yiyecekler servis eder. Her yerde berbat yemekler var. Yemek sevgisini hissetmek mümkün değildi. (2)

İstanbul’a gittiğimde ise muhteşem yemeklerle çevrili bir halde buldum kendimi ve bir oyun oynamaya başladım: Gerçekten de kötü olan bir yiyecek bulabilecek miydim acaba? Öyle görülüyor ki kötü yemek bulmak çok zordu ve bunun nadiren olduğu ortadaydı. Neredeyse denediğim her yemek, en azından “oldukça iyiydi”. Peki benzin istasyonlarındaki hamur işleri? Onlar da muhteşemdi! Havalimanındaki baklava? ABD’de deneyimlediğim tüm yemeklerden daha güzeldi. Süslü püslü turistik alışveriş yerlerinde bulunan sokak tezgahındaki kebap mı? Elbette, insanların fikirlerinden şüphe edebilecekleri bir yer var ise, orası tam olarak da bu sokak tezgahları olurdu değil mi? Hayır: Sokak tezgahlarındaki kebaplar bile oldukça iyiydi ve en azından asgari düzeyde bir özen gösterilmişti.

Anthony Bourdain, bir ömür boyu New York’ta gezip durduktan ve midesi boktan, özensiz yiyeceklerle dolup taştıktan sonra Saygon’a yaptığı ilk yolculuğun ruhunu nedeyse paramparça ettiğini yazmıştı. Ağzına attığı her bir lokma muhteşemdi. Yiyecek satan bulabildiği her bir kişi bu yiyeceği özenle, dikkatle ve hassasiyetle yapmıştı.

Rawlsçu Yemek Kültürü Teorisi’nin benim Havalimanı Yemek Prensibi’mden farklı olduğunu gözden kaçırmayın. Havalimanı Yemek Prensibi; X yiyeceğinin gerçekten iyi olduğu bir yerde, X yiyeceğinin havalimanı versiyonu muhtemelen diğer bir çok yerde X yiyeceğinin en iyi versiyonundan dahi daha iyi olacağını söyler. Yerel bir SoCal zincirinin yalnızca bir parçası olan Los Angeles Havalimanı’ndaki balık tacoları, tüm New England’daki en iyi balık tacolarından bile daha iyidir. Detroit Havalimanı’ndaki biberli sosisli sandviçler (chili dogs), Batı Sahili’nde deneyimlediğim tüm biberli sosisli sandviçlerden daha iyidir. Chicago havalimanındaki Chicago kalın hamurlu pizzası, Chicago’daki en iyilerin açık bir örneği, ancak Kaliforniya yemeklerinin en iyi örneklerinin de ötesinde o kadar çok başka “yemek rekabeti” var ki; aklımı başımdan alıyorlar.

Havalimanı Prensibi ve Rawlsçu Yemek Kültürü Teorisi, birbirinden farklı şeylerle ilgilidir. Havalimanı Prensibi, spesifik bir gıda uzmanlığının ne kadar derin ve kompleks bir beceri olduğu ve bölgeler arasında ne kadar çeşitlilik olduğu ile ilgilidir. Bazı bölgeler belirli bir yemek konusunda gerçekten derinlemesine uzmanlaştığında, diğer bölgelerden yalnızca biraz daha iyi olmakla kalmaz. O bölgelerden ışık yılı kadar daha iyi olurlar. Diğer yandan Rawlsçu Yemek Kültürü Teorisi ise yemek sevgisiyle ilgilidir. Bu, bazı bölgelerde yemek sevgisinin epey derin olduğu gerçeğiyle ilgilidir ki insanlar zorunda olmadıkları durumda bile muhteşem yemekler yaparlar. Hiç kimse onları izlemese dahi, bunu umursar ve özen gösterirler.


(1) Bu yalnızca bir sadeleştirme, Rawls uzmanları lütfen üzerime gelmeyin.

(2) Los Angeles’taki bazı etnik yerleşim bölgeleri ise Rawlsçu Yemek Testi’ni başarıyla geçmektedir. Bu da bir “yemek kültürünün” belirli bir coğrafi bölgede yaşayan herkes için aynı olmadığını gösteriyor.


C. Thi Nguyen– “A RAWLSIAN THEORY OF FOOD CULTURE“, (Erişim Tarihi: 11.06.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Fizikalizme Karşı Bilgi Argümanı – Torin Alter (Internet Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe