Fizikalizme Karşı Bilgi Argümanı – Torin Alter (Internet Encyclopedia of Philosophy)

///
551 Okunma
Okunma süresi: 34 Dakika

Bilgi argümanı, dünyanın tamamen fiziksel olduğu doktrini olan fizikalizmin önündeki en büyük zorluklardan biridir. Argüman, bilinç hakkında tam/eksiksiz fiziksel gerçeklere indirgenemeyecek bazı gerçekler olduğu iddiasıyla başlar. Örneğin, Frank Jackson’ın Mary’si, doğumundan itibaren içerisinde tutulduğu siyah beyaz bir odada, bütün fiziksel gerçekleri öğrenir. Bir gün odadan çıkar ve ilk kez bir kırmızı domates görür. Kırmızı domatesi gördüğünde yeni bir gerçek, yani kırmızı görmenin nasıl bir şey olduğu hakkında yeni bir görüngüsel (fenomenal) gerçek öğrenir. Frank Jackson’ın bu düşünce deneyi ile ulaştığı sonuç şudur: Fizikalizmin iddia ettiğinin aksine, tam/eksiksiz fiziksel bilgi, dünyadaki bütün gerçekleri kapsamaz. Fiziksel gerçek, dünya hakkındaki tüm gerçeği belirlemez veya metafiziksel olarak zorunlu kılmaz.

 Bu yazıda, fizikalizmin yanlış olduğuna yönelik argümanın yapısı tartışılacak, Jackson’ın Bilgi argümanına ve bu argümanın başka formlarına bakılacak, genel anlamda bilgi argümanını fizikalizm karşıtı diğer argümanlarla karşılaştırılacak ve ulaşılabilecek sonuçlar genel hatlarıyla özetlenecektir. Bu yazıda ele alınacak olan görüşün sekiz tartışmalı varsayımı vardır ve bu varsayımlar şunlardır:

  • Fizikalizm görüşü tutarlıdır.
  • Mary odadan ayrılmadan önce, tam/eksiksiz fiziksel bilgiye sahiptir.
  • Mary odadan ayrıldıktan sonra, yeni bir gerçek öğrenir.
  • Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra öğrendiği bilgi türü, yetenek bilgisi, tanışıklık bilgisi veya başka bir bilgi türünden ziyade önermesel bir bilgidir.
  • Hâlihazırda sahip olduğu bilgilere yeni bir yolla gönderimde bulunmayı öğrenmekten ziyade, daha önceden bilmediği yeni gerçekler öğrenmiştir.
  • Mary’nin hem tüm fiziksel gerçekleri bildiği iddiası hem odadan ayrıldıktan sonra yeni bir gerçek öğrendiği iddiası doğruysa, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra öğrendiği şeyler tüm fiziksel gerçeklerden a pirori bir şekilde çıkarsanamaz (öyleyse, herhangi bir deneysel araştırma yapılmadan, yalnızca akıl ve düşünce yoluyla çıkarsanabilir).
  • Tam/eksiksiz fiziksel gerçeklikten a priori olarak çıkarsanamayan görüngüsel (fenomenal) gerçekler varsa,  tam fiziksel gerçek, bu görüngüsel (fenomenal) gerçekleri metafiziksel olarak zorunlu kılmaz;
  • Öyleyse, bilgi argümanı ve epifenomenalizm birbiriyle tutarlıdır.

Yazının devamında, bu varsayımlara yönelik çeşitli eleştiriler getirilip bu eleştirilere çeşitli cevaplar getirilip bir tartışma oluşturulması amaçlanmıştır.


İçindekiler

  1. Giriş
  2. Bilgi Argümanı ve Fizikalizmin Yanlışlığının Çıkarımı
  3. Konuyla İlgili Diğer Argümanlar
  4. Fiziakalist Bazı Cevaplar
  5. Fizikalizme Karşı Çıkanların Cevapları
  6. Önemli Olan Bazı Diğer Cevaplar
  7. Jackson’ın Saf Değiştirmesi
  8. Varsayımların ve Eleştirilerin Özeti

Bibliyografya ve İleri Okuma


1. Giriş

Bilgi argümanı, dünyanın tamamen fiziksel olduğu doktrini olan fizikalizmi çürütmeyi amaçlamaktadır. Fizikalizm (materyalizm olarak da bilinir) modern felsefede yaygın olarak kabul edilen bir görüştür. Fakat bazı insanlar fenomenal bilincin (deneyimin, yani zihnin öznel yönünün) fiziksel bir şey olduğundan şüphe duyar. Bilgi argümanı, bu şüphenin şekle büründüğü ana formlardan birini dile getirir.

Frank Cameron Jackson (1943-….)

Argümanın ismi, argümanı ilk ortaya atan insan olan Frank Jackson’ın isminden gelir (Jackson’ın 1982 ve 1986 yılındaki makaleleri). Argümanı, süper bir bilim insanı diyebileceğimiz Mary üzerinden formüle eder. Hikâyesi, tüm fiziksel gerçeklerin keşfedildiği farazi bir gelecekte geçer. Bu tüm fiziksel gerçekler, “tamamlanmış fizikteki, kimyadaki ve nörofizyolojideki her şeyi ve fonksiyonel özellikler de dâhil olmak üzere tüm bunların sonucunda ortaya çıkan nedensel ve ilişkisel gerçekler hakkında bilinmesi gereken her şeyi” içerir (Jackson 1982, s. 51). Tüm bu fiziksel gerçekleri, odasındaki siyah beyaz televizyondan dersler izleyerek ve kitaplar okuyarak öğrenir. Fakat doğduğu andan itibaren bütün hayatını siyah beyaz bir odada geçirmiştir ve siyah beyaz dışında başka hiçbir rengi görmemiştir. Bir gün odadan çıkmasına izin verilir ve ilk defa renkleri görür. Jackson, Mary’nin ilk defa renkleri deneyimlediği bu anla ilgili kabaca şunları söyler. Eğer fizikalizm doğru olsaydı, Mary odadan çıkmadan önce, insanın renk görme algısıyla ilgili her şeyi bilirdi. Ama odadan ayrıldığında ve ilk defa bir rengi gördüğünde, sezgisel olarak sanki yeni bir şeyler öğreniyormuş gibi görünüyor. Mary, renkleri deneyimlemenin nasıl bir his olduğunu öğrenir, yani bir rengi görmenin neye benzediğini karakterize eden özellikler olan qualia (öznellik ya da nitelik algısı) hakkında bilgi edinir. Edindiği yeni fenomenal bilgi, yeni bir gerçek hakkındaki bir bilgiyi içerir. Öyleyse, fizikalizm yanlıştır (çünkü Mary fiziksel olmayan yeni bir gerçek öğrenmiştir).

1990’ların sonlarına doğru Jackson, kendi fikrini değiştirdi. Şu anda, fizikalizmi savunuyor ve bilgi argümanını reddediyor. Fakat bilgi argümanını savunan çok fazla insan vardır ve bu argümanı reddeden insanların arasında bir konsensüs (hangi noktanın yanlış olduğu konusunda bir fikir birliği) yoktur. Bilgi argümanı, bilinç, bilgi, üçüncü kişi gözünden içeriğe sahip bilimin sınırları ve fizikselin doğası hakkında kavrayışlar içeren çok büyük bir literatüre ilham verdi. Ayrıca, E. O. Wilson’ın (1998) bir kitabı, bir bilim kurgu eseri (Lodge 2001) ve bir TV dizisi (Brainspotting) dâhil olmak üzere felsefi olmayan eserlerde de ele alınmaktadır. Bu yazıda, fizikalizmin yanlış olduğuna yönelik argümanın yapısı tartışılacak, Jackson’ın Bilgi argümanına ve bu argümanın başka formlarına bakılacak, genel anlamda bilgi argümanını fizikalizm karşıtı diğer argümanlarla karşılaştırılacak ve çözüm olarak verilebilecek bir savın ana hatları özetlenecektir.

2. Bilgi Argümanı ve Fizikalizmin Yanlışlığının Çıkarımı

Bilgi argümanı iki bölümden oluşur. Birinci bölüm, fenomenal bilgi (birinci kişiye ait, yani zihinsel durumlarımızın içsel özelliklerine ait bilgiyi) için fiziksel bilginin yeterli olmadığını söylüyor. Bu görüyü bilgi sezgisi olarak adlandırabiliriz (Stojlar ve Nagasawa, 2004). Bilgi argümanı savunucuları, bilgi sezgisinin fizikalizmin yanlışlığını gerektirdiğini söylüyor.

Bu öngörüye sahip olan bilgi argümanı Jackson’dan önce de vardır. Locke ve diğer 18. yüzyıl İngiliz deneycileri bilgi sezgisini tartışmışlardı. C.B. Broad, 1925’te bilgi argümanının farklı bir biçimini iddia etmişti. Ayrıca, Thomas Nagel’in 1974 tarihli “Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?” gibi daha yakın tarihli yazılarda argümanın farklı biçimleri de yer almaktadır. Peki öyleyse, Jackson’ın yaptığı katkının ayırt edici özelliği nedir?

Daniel Stoljar ve Yujin Nagasawa (2004), bilgi argümanı üzerine yazdıkları makalelerin girişlerinde bu soruyu yanıtlarlar.  Onlara göre, Jackson en az iki ana fikre katkıda bulunur: Verdiği Mary örneği, bilgi sezgisini önceki açıklama girişimlerinden daha iyi gösterir ve fizikalizmin yanlış olduğu sonucunu sezgilerimize dayanarak varmamız için diğer girişimlerden daha ayırt edici nedenler sunar. Bu noktaları sırayla ele alalım. Mary örneği, bilgi sezgisini üç ana iddiaya böler:

  • Tam/eksiksiz bilgi iddiası: Mary odadan ayrılmadan önce, fiziksel olan her şeyi biliyordur.
  • Öğrenme iddiası: Mary odadan ayrıldıktan sonra, yeni bir şey öğrenir.
  • Çıkarsanamazlık Argümanı: Mary’nin hem tüm fiziksel gerçekleri bildiği iddiası hem odadan ayrıldıktan sonra yeni bir gerçek öğrendiği iddiası doğruysa, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra öğrendiği şeyler tüm fiziksel gerçeklerden a pirori bir şekilde çıkarsanamaz (öyleyse, herhangi bir deneysel araştırma yapılmadan, yalnızca akıl ve düşünce yoluyla çıkarsanabilir).

Fizikalistler, bilgi sezgisini reddedebilirler. Diğer yandansa Mary örneği, bilgi sezgisini reddetmek için tüm/eksiksiz bilgi iddiasını, öğrenme iddiasını veya çıkarsanamazlık iddiasının birlikte reddedilmeleri gerektiğini gösterir.

Broad, Nagel ve başka isimler tarafından verilen benzer argümanlarsa, böyle bir sonuç vermez bize. Örneğin, çeşitli kimyasal bileşikler hakkındaki tüm fiziksel gerçekleri ve mantıksal anlamda her şeyi bilen bir yaratık olan Broad’ın “matematiksel baş meleğini” düşünelim. Broad, öne sürdüğü yaratığın bildiği bu gerçekleri “fiziksel gerçekler” yerine “mekanik gerçekler” olarak adlandırıyor, fakat önemli olan bu değil. Ona göre, baş melek tüm bu gerçekleri bilse de, örneğin “amonyağın kendine özgü kokusu” gibi fenomenal bilgilerden yoksundur. Sonuç olarak Broad, fizikalizmin (mekanizmin) yanlış olduğu sonucuna varır. Ancak bu noktada ya fizikalist, bu baş meleğin söz konusu olan fenomenal bilgiden yoksun olacağını reddederse? Böyle bir cevap karşısında, bir çıkmaza girmiş gibi olurduk. Fakat Mary örneğinde bir fizikalist, Mary’nin odadayken renkleri görmenin nasıl bir şey olduğunu bildiğini iddia edecek olursa, Mary’nin bu bilgiyi neden odadan ayrıldıktan sonra ediniyormuş gibi göründüğünü açıklamalıdır. Yani Mary düşünce deneyi, bizi bilgi sezgisi cevabı lehine olacak şekilde, olası bir çıkmaza girmeyi önler. Jackson’dan önce verilen ve fiziksel olmayan başka gerçeklerin olduğuna dair sezgilerimize dayanan diğer örneklerin başka dezavantajları da vardır. Örneğin Nagel’in, insanların yarasa olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal edemediği iddiası, insanın hayal gücünün sınırları hakkında bazı tartışmaları ortaya çıkartır ve bu tartışmalar fizikalizmin cevap vermekle yükümlü olduğu konular değildir, yani bizi ana meseleden uzaklaştıran dikkat dağıtıcı problemleri gündeme getirir. Dolayısıyla, Mary argümanı, hak ettiği bir popülerliği görür.  

Jackson’ın Mary örneğinin literatüre sağladığı ayırt edici katkılarından ikincisini açıklamak için konuyla ilgili terminolojiyi vermek ve küçük bir özet vermek faydalı olacaktır. Birincisi, a priori ve a posteriori bilgi arasında fark vardır. A priori gerçekler, deneysel araştırma yapılmadan ve yalnızca akılla gerekçelendirilebilen gerçeklerdir. Mantıksal gerçeklerin doğruluğu apaçıktır. Örneğin, şu iddianın doğru olup olmadığı herhangi bir deneysel araştırma yapmadan bilinebilir: Eğer Sokrates ölümlüyse, Sokrates ya ölümlüdür ya da şişmandır. Sokrates’in ölümlü olduğu iddialarını karşılaştıralım. Sokrates’in ya ölümlü ya da şişman olduğuna dair iddianın doğru olabileceğine inansak bile, bu iddianın doğru olduğunu sadece aklımıza dayanarak bilemeyiz. Bunun yerine, deneyime, yani deneysel araştırmaya dayanarak bu inancımıza güvenebiliyoruz. Dolayısıyla, eğer Sokrates ölümlüyse, ya ölümlüdür ya da şişmandır iddiası, bir bütün olarak ele alındığında a priori bir doğruyken, Sokrates’in ölümlü olduğu iddiası a posteriori bir doğrudur. Bunlara ek olarak, apaçık doğrulardan a priori olarak çıkarsanabilecek doğrulardan da söz edebiliriz. Örneğin, “Sokrates ölümlüdür.” iddiası a posteriori bir doğru olmasına rağmen, bu iddiayı şu iki gerçekten a priori olarak çıkarabiliriz: “Bütün insanlar ölümlüdür.” ve “Sokrates bir insandır.” Diğer bir deyişle, bütün insanların ölümlü olduğu ve Sokrates’in de bir insan olduğuna dair gerçekler birlikte ele alındığında, Sokrates’in ölümlü olduğu sonucunu a priori anlamda zorunlu kılar.  

A priori ve a posteriori arasında fark olduğunu gördük. Şimdi bakmamız gereken bir diğer kavramsa, metafiziksel anlamda zorunlu olan doğrular. Zorunlu bir doğru, böyle olmaması mümkün olmayan bir doğrudur. Mantıksal doğruların sunduğu örnekler bu kavramı anlamamız için gene oldukça açıktır: “Ya Sokrates ölümlüdür ya da eğer Sokrates ölümlü değilse ahlaklı da değildir.” önermesi, genellikle zorunlu olarak doğru olan bir önerme olarak görülür. Bu gerçeği “Sokrates ölümlüdür.” önermesi ile karşılaştıralım. “Sokrates ölümlüdür.” önermesi, zorunlu olarak doğru olan bir önerme değildir. Zorunlu olmayan doğrulara “olumsal doğrular” deriz. Filozoflar genellikle, çeşitli türlerine veya güçlü yönlerine göre, zorunlu olarak doğru olan önermeler arasında ayrımlar yaparlar. Örneğin, domuzların kuşlar gibi uçamayacağının zorunlu bir doğru olduğu muhtemelen kabul edilir. Fakat doğanın kanunları farklı olsaydı, belki domuzlar da kuşlar gibi uçabilirdi. Dolayısıyla, domuzların kuşlar gibi uçabilmesi belki de metafiziksel anlamda imkânsız değildir. Metafiziksel anlamda zorunlu olan bir doğru, mümkün olan en katı anlamında kabul ettiğimiz (bir istisnası olmayan) anlamda zorunlu bir doğrudur (yani, sadece tesadüfi doğa yasaları nedeniyle geçerli olmayan bir doğrudur). Saul Kripke (1972), saf mantığın doğruları olmayan metafiziksel olarak zorunlu doğruların olduğunu öne sürer. Diğer bir ifadeyle, a priori olmayan metafiziksel olarak zorunlu doğrular olduğunu öne sürer. Örneğin, ona göre, suyun H2O olması metafiziksel olarak zorunludur, fakat a posteriori bir doğrudur. Suya benzeyen maddelerin (suyun tadı ve görsel görünümü gibi yüzeysel niteliklerini paylaşan maddeler) olabileceğini, ancak bu maddelerin bizim su dediğimiz molekülden farklı bir moleküler yapıya sahip olabileceğini kabul eder. Fakat bu maddelerin su olmayacağını savunur.

Üçüncü olaraksa, işimize yarayacak bir görüye bakalım. Jackson’ın bilgi argümanı versiyonunda, Mary’nin dünya hakkındaki tüm fiziksel doğruları bildiği varsayımı, onun, insanın renk algısı hakkındaki tüm gerçekleri de bilebileceği anlamına gelmez. Jackson’ın akıl yürütmesi, “tüm fiziksel doğrular” fikri altında döner. Tüm fiziksel doğrulara “P” diyelim. P, Jackson’a göre, Mary’nin siyah beyaz bir televizyonu izleyerek öğrendiği tüm belirli fiziksel doğruların birleşimi olarak görülebilir. Öyleyse, Mary’nin odadan çıkana kadar öğrenemediği doğrular hakkında ne diyeceğiz? Jackson’a göre bunlara, dünya hakkındaki psikolojik doğrular diyebiliriz. Tüm psikolojik doğrulara da “Q” diyelim öyleyse. Şimdi de, Stojlar ve Nagasawa’nın “psikofizik koşulculuk” dediği şeyi ele alırsak, şu sonuca ulaşıyoruz: P ise Q. (yani Mary, tüm fiziksel doğruları biliyorken, ortada onun bilmediği bazı psikolojik doğrular vardır. Diğer bir deyişle, tüm psikolojik doğrular, tüm fiziksel doğrulara indirgenemez.) Gördüğümüz gibi, Jackson’ın akıl yürütmesinin bu kısmı, onun psikofizik koşulculuk hakkındaki görüşüyle beraber daha iyi anlaşılabilir.

Şimdi, Jackson’ın bilgi argümanı tartışmasına yaptığı özgün katkılardan ikincisini belirtebilecek durumdayız. Bu katkı, onun bilgi sezgisinden fizikalizmin yanlışlığına yaptığı çıkarsama ile ilgilidir. Çıkarımı, eğer fizikalizm doğruysa,  insan renk algısı hakkındaki tüm gerçeklerin, tüm fiziksel doğrulardan a priori olarak çıkarsanabilir olduğunu varsayar. Fakat bu noktada bir problem ortaya çıkıyor: Bu varsayımı neden kabul edelim? Psikofizik koşulculuğu, yani P ise Q’yu ele alalım (P tüm fiziksel gerçekler anlamına geliyorken, Q tüm psikolojik gerçekleri temsil ediyor). Jackson’ın fizikalizmi tasarladığı şekliyle, fizikalizm, psikofizik koşulculuğun a priori olarak doğru olmasını gerektirir. Eğer böyleyse, renk görme algısı hakkındaki tüm gerçekler P’den (yani, tüm fiziksel gerçeklerden) çıkarsanabilir olacaktır. Fakat tam olarak bu noktada bir fizikalist doğal karşılanacak bir şekilde şöyle bir yanıt verebilir: Fizikalizmi neden suyun H2O olması gibi Kripkeci a posteriori zorunluluk olarak karakterize etmeyeyim de, Jackson’ın kabul ettiği şekliyle ele alayım? Bu karakterizeye göre, psikofizik koşulculuk metafiziksel olarak zorunludur, ancak a priori değildir.

Jackson, daha sonraki bir yazısında bu eleştiriye cevap veriyor. Verdiği argüman oldukça karmaşık, fakat argümanın temel fikri yeterince basit. 1995 yılındaki bir yazısının dipnotunda, şu şekilde akıl yürütüyor:

  • H2O gezegenin çoğunu kaplar.
  • Dolayısıyla su, gezegenin çoğunu kaplar.

Öncül (yani ilk iddia), sonucu gerektirir, ancak bu a priori anlamda zorunlu olan bir gerçek değildir. Burada neden a priori bir zorunluluk yoktur? Jackson’a göre, böyle bir zorunluluk yoktur çünkü argümanın öncülü bize fiziksel hikâyenin sadece bir kısmını verir. H2O’nun suyun sahip olduğu aynı özelliklere sahip olması, yani H2O’nun su rolünü oynaması da fiziksel hikâyenin diğer bir kısmıdır. Su rolünü oynamak, okyanusları ve gölleri kaplayan, bize berrak görünen, tadı çok az olan veya hiç olmayan, “su” olarak adlandırılan bir madde olmak gibi şeyleri içerir. Öyleyse, yukarıda gösterilen argümana aşağıdaki öncülü ekleyelim:

  • H2O, su rolünü oynar.

Bu nedenle, Jackson’a göre, öncüller sonucu a priori olarak gerektirir. Alınacak ders: “H2O“nun nasıl bir şey olduğu hakkındaki yeterince zengin bir hikâye, suya benzeyen şeylerin a priori olarak çıkarsanabilmesini sağlar” (Jackson 1995, s. 413). Benzer şekilde, fizikalizm “dünyamızın fiziksel doğası hakkında yeterince zengin bir hikâye bilmek, dünyamız hakkındaki psikolojik hikâyeyi bilmekle eşdeğer” olmasını gerektirir (Jackson 1995, s. 414). Yani, fizikalizm doğruysa, P tam da bu yeterince zengin olan hikâyeyi sağlamalıdır. Bu nedenle Jackson, fizikalizmin, psikofizik koşulculuğu apriori olarak gerektirdiği sonucuna varır.

Jackson’ın verdiği bu argüman, tartışmalı bir argümandır. Ancak onu geliştirirken bilgi argümanındaki önemli bir boşluğu doldurur ve böylece önceki versiyonları geliştirir. Elbette başkaları da bu boşluğu doldurmaya çalıştı. Bunlardan en dikkate değer olanlardan David Chalmers (1996, 2003, 2004 ve 2006a), kısmen Jackson’ın argümanından esinlenerek bu boşluğu doldurma amacına yönelik sofistike argümanlar sundu.

3. Konuyla İlgili Diğer Argümanlar

Bilgi argümanı, fenomenal bilincin fiziksel olmadığı şüphesini dile getirmenin birkaç yolundan biridir. Bu şüpheyi dile getirmenin bir başka yaygın yolu da tahayyül edilebilirlik argümanıdır. Bu argüman, René Descartes’ın zihin-beden töz ikiliği konusundaki ana argümanından ilham almaktadır. Descertes, zihnini bedeni olmadan ve bedenini zihni olmadan açık ve seçik olarak tahayyül edebildiğinden, bunların birbirleri olmadan var olabileceklerini ve bu nedenle beden ve zihnin birbirinden ayrı tözler olduklarını söylüyordu.

Tahayyül edilebilirlik argümanının çağdaş versiyonları genellikle qualia (öznellik/nitelik algısı) ile ilgili düşünce deneylerine dayanır. Qualia ile ilgili olan bu düşünce deneylerinden birisi, ters çevrilmiş spektrum örneğidir. Kırmızı ve yeşil renk algılarımızın birbirinin tam tersi olması (yani benim kırmızı olarak gördüğüm şeyi onun yeşil görmesi) dışında benimle tamamen aynı olan birisini düşünebilmek mümkün görünüyor. Diğer bir deyişle, fiziksel ve işlevsel olarak aynıyız, fakat olgunlaşmış bir domatesi (normal ışıkta, özel kontakt lensler olmadan vb.) görüntülerken yaşadığı renk deneyimleri, olgunlaşmış bir kabak görüntülerken yaşadığım renk deneyimlerine benziyor. Böyle birisi benim, renk spektrumumun tersine çevrildiği bir ikizim olurdu. Aynı şekilde, tüm fiziksel ve işlevsel açılardan bizimkine tıpatıp benzeyen, ancak fenomenal bilincin olmadığı bir dünyanın düşünülebilmesi de mümkün görünüyor. Bilinci olmayan ancak fiziksel ve işlevsel olarak biz insanlarla aynı olan yaratıklara zombi (felsefi zombi) denir. Renk spektrumumun tam tersi işlediği veya bir zombi olan ikizim gibi yaratıkları tahayyül edebilmek mümkünse, tahayyül edilebilirlik argümanı geçerlidir ve bu, bu tür yaratıkların metafiziksel olasılığını destekler.

Bizi ilgilendiren bir diğer argüman da açıklayıcı boşluk argümanıdır. Bu argüman, fizikalist açıklamaların yalnızca yapıyı (mekân-zamansal yapı gibi) ve işlevi (nedensel rol gibi) açıkladığı öncülüyle başlar. Daha sonra yapı ve işlevi açıklamanın bilinci açıklamak için yeterli olmadığı ve dolayısıyla fizikalist açıklamaların açıklayıcı gücünün yetersiz olduğunu savunan bir stratejidir.

Chalmers’ın (2003) belirttiği gibi, bilgi argümanı, tahayyül edilebilirlik argümanı ve açıklayıcı boşluk argümanı, genel, üç aşamalı bir argümanın örnekleri olarak görülebilir. İlk adım, fiziksel ve fenomenal alanlar arasındaki epistemik boşluğu belirlemektir. Bilgi argümanı durumunda, boşluk genellikle a priori çıkarsama açısından konur: fiziksel doğrulardan a priori olarak çıkarsanamayan fenomenal doğrular vardır. Tahayyül edilebilirlik argümanı durumunda, boşluk tahayyül edilebilirlik açısından konur: Renk spektrumu tersine çevrilmiş ikizimin veya tamamen benimle aynı olan fakat beyni olmayan zombilerin olması tasavvur edilebilir. Açıklayıcı boşluk argümanı durumundaysa, söz konusu durum ortada açıklanması gereken bir boşluk olması açısından ortaya konmaktadır. Epistemik boşluk belirlendikten sonra, bu argümanlar ikinci adıma geçerler ve bu epistemik boşluğa karşılık gelen bir metafiziksel boşluk belirlerler (dikkat edin, ikinci aşamada sadece dünyayla aramızda olan epistemik ilişkimizdeki bir boşluktan değil, dünyanın kendisinde oluşan bir metafiziksel boşluk kast edilir). Bilgi argümanı, gerçeğin türleri arasında fark olduğunu ima eder. Tahayyül edilebilirlik argümanı, nitelik algısı (renk spektrumu) tersine dönmüş ikizlerin veya felsefi zombilerin metafiziksel olasılığına işaret eder. Açıklayıcı boşluk argümanıysa, fiziksel olarak açıklanamayacak fenomenlerin olduğu sonucunu çıkarır. Üçüncü ve son adım olaraksa, bu argümanlardan çıkarılan her üç sonucun da fizikalizmle çeliştiği görülür. Argümanlar arasında önemli farklılıklar vardır ve bu argümanların birbirini destekleyip desteklemediği açık değildir. Yine de, bu üç argümanın da tek bir soyut örüntüyü takip ettiğini belirtmek önemlidir.

 4. Fizikalist Bazı Cevaplar

Bilgi argümanına getirilen diğer fizikalist cevapları üç farklı kategoriye ayırabiliriz: (i) fizikalizmin yanlışlığına ilişkin çıkarımı reddeden ve böylece metafizik boşluğu kabul etmeyenler; (ii) Mary’nin odadan çıktıktan sonra yeni bir gerçek öğrendiğine dair olan bilgi sezgisini reddeden ve böylece epistemik boşluğu reddedenler ve (iii) Jackson’ın akıl yürütmesinde hatalı bir şeylerin olduğunu söyleyenler.

Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni bir gerçek öğrendiğine dair olan bilgi sezgisinden fizikalizmin yanlışlığına ilişkin çıkarımı reddetmenin bir yolunu yukarıda daha önceden belirtmiştik ve o da şuydu: Psikofizik koşulculuğun zorunlu fakat a priori olmadığı bir fizikalizm versiyonunu savunabiliriz. Buna ek olarak, fizikalizmin yanlışlığına ilişkin çıkarımı reddetmenin başka yolları da vardır. Bunlardan biri, fenomenal bilginin önermesel bilgi (yani doğruluk veya yanlışlık değeri olan bir bilgi) olduğu varsayımını reddetmektir. Yani, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra gerçekten de yeni bir şey öğrendiği fakat bu öğrendiği bilgi türünün önermesel olmadığı ve böylece Mary’nin yeni bir gerçek öğrenmediği iddia edilebilir. Bu görüşün en popüler versiyonu David Lewis’in yetenek hipotezine dayanır; Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra kırmızıyı görmenin nasıl bir şey olduğuna dair edindiği şeyin önermesel bilgi olmadığı, hayal etme, tanıma ve deneyimleri hatırlama gibi belirli yeteneklere sahip olmak olduğu iddiasıdır. Bu görüşe göre, Mary’nin yeni bir şeyler öğrenmesi, yeni bir gerçek öğrenmekten ziyade yeni yetenekler edinmesinden (hayal etme, tanıma ve hatırlama) oluşur. Diğer bir deyişle, know-that bilgi (yeni bir gerçek) değil, know-how bilgi (teknik bilgi) kazanır. Yetenek hipotezinin başka versiyonları da vardır ve bu versiyonlardan birisi Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yalnızca önermesel olmayan tanışıklık bilgisi edindiği görüşüne dayanır (Conee 1994, Bigelow ve Pargetter 1990). Bu versiyonda, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra kırmızı görmekle beraber öğrenmesi, bilgi veya yetenekler edinmekten değil, bir şehri ziyaret ederek tanıyabileceğiniz şekilde, renk deneyimlerinin fenomenal karakteriyle doğrudan tanışmaktan ibarettir.

Bu farklı versiyonların bir artı yönü vardır. Bir fizikselcinin, Jackson, Chalmers ve başkalarının a posteriori fizikalizme karşı getirdikleri itirazlara bir cevap verme yükümlülüğü olmadan Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni bir bilgi öğreniyormuş gibi olan sezgiyi kabul etmesine olanak sağlar. Tabii, bu görüşlerin de yüzleşmesi gereken farklı problemler vardır. Yetenek hipoteziyle ilgili konuşacak olursak ilk, bazı felsefeciler Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra öğrendiği şeyin sadece yetenek öğrenmekten ibaret olduğundan şüphe duyarlar. Onun yeni bilgisi, önermesel bilginin karakteristik özelliklerine sahip gibi görünmektedir çünkü edindiği bilginin içeriğini şu şekilde ifade etmek mümkün gibi görünüyor: “eğer insanların kırmızıyı deneyimledikten sonra hissettiği şey bunun gibi bir şeyse, başka bir his olamaz” (Loar 1990/97). Bazı felsefecilerse, yetenek hipotezi stratejisinin dayandığı gerekçe olan know-how ve know-that bilgi arasındaki ayrımın önemini sorgular (Alter 2001, Stanley vee Williamson 2001).

Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra sadece tanışıklık bilgisi edindiği fikri de benzer zorluklarla yüzleşmektedir. Mary’nin odadan ayrılıp ilk defa kırmızıyı gördükten sonra edindiği şeylerin tanışıklık bilgisi olduğu veya tanışıklık bilgisi ile önermesel bilgi arasındaki gerekli olan ayrımın kabul edilebilir bir şey olduğu fikri açık değildir. Ayrıca, “tanışıklık” bazen bir bilgiye, bazen de deneyimin kendisine işaret ettiğinden dolayı, bir belirsizlik oluşturup sonrasında bundan yararlanma tehlikesini beraberinde getirir. Argüman uğruna Mary’nin edindiği şeyin “tanışıklık bilgisi” olduğunu kabul etsek bile, epistemik yorumlama söz konusu olduğunda, Mary’nin yeni “tanışıklık bilgisinin” hiçbir olgusal bileşen içermediğine de itiraz edilebilir. Deneyimsel yorumlama söz konusu olduğundaysa, tanışıklık hipotezi Mary’nin yeni bir şey öğrendiği iddiasını önemsizleştirir çünkü kimse, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni deneyimler yaşadığını reddetmez.

Fizikalizmin yanlışlığına ilişkin çıkarımı reddetmenin bir diğer yoluysa, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra öğrenmesinin, odadan ayrılmadan önce zaten bildiği gerçekleri ifade etmenin yeni yollarını edinmekten ibaret olduğunu iddia etmektir (yani, daha öncesinde fiziksel anlamda bildiği aynı gerçeğe, deneyim yoluyla gönderimde bulunmayı öğrenmiştir) (Loar 1990, 1997, Lycan 1996, Horgan 1984, McMullen 1985, Pereboom 1994, Tye 2002). Bu görüş çoğunlukla, yukarıda 2. bölümde de değindiğimiz a posteriori zorunlulukla birleştirilerek öne sürülür, fakat onsuz da savunulabilir. Örneğin, psikofizik koşulculuk, söz konusu fenomenal kavramlara sahip olanlar tarafından a priori olarak bilinebilirken, Mary’nin odadan çıkmadan önce bu kavramlardan yoksun olduğu iddia edilebilir. Bu görüşün önündeki temel zorluk, görüşün ortaya attığı yeni kavramların statüsüyle ilgilidir. Yani, Mary’nin yeni bir kavram kazandığını söylemek yeterli değildir, Mary’nin kazandığı bu yeni kavram aynı zamanda bilgideki kazanımı da açıklamalıdır. Buradaki endişe, Mary’nin durumunu yeterince iyi bir şekilde açıklayabilecek herhangi bir yeni kavram kazanımının (örneğin, bir deneyimi hissederek elde edilen fenomenal f kavramı gibi) fiziksel olmayan bir bileşeni içerebilmesidir (Chalmers 2006b).

Bazı felsefecilerse, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni bir bilgi öğreniyormuş gibi görünen sezgiye de karşı çıkmanın yollarını geliştirmişlerdir. Bazıları, varsayımsal vakalara dayanan sezgilere çok az ağırlık verilmesi veya hiç ağırlık verilmemesi gerektiğini söylemişlerdir. Ayrıca, yeni bir bilgi öğreniyormuş gibi görünen sezgiyi reddetmek için özel stratejiler geliştirmişlerdir. Bu stratejilerden biri, öğrenme iddiasını reddetmek, yani Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra hiçbir şey öğrenmediğini düşünmektir. Bazı felsefeciler, tüm/eksiksiz fiziksel bilgiye sahip olmanın gücünü hafife aldığımızı öne sürerek bu pozisyonu savunurlar. Mary odadan ayrıldığında onu selamlamaya gittiğimizi ve ona mavi renkte olan bir muz vererek onu kandırmaya çalıştığımızı düşünelim. Muzun aslında sarı renkte olduğunu bildiği için, ona verdiğimiz mavi renkteki muzdan gelen deneyim tarifini sarı renk görmek olarak düşünerek kanar mıydı? Kanması şart değilmiş gibi görünüyor. Örneğin, kendi beyin süreçlerini incelemek için bir beyin tarayıcısı (belki de günümüzde kullandığımız pozitron emisyon tomografisi [PET] cihazının gelişmiş bir versiyonu) kullanabilirdi. Mavi muzu gördükten sonra gerçekleşen beyin süreçlerinin mavi renk gören insanların yaşadığı deneyime karşılık geldiğini fark edecek ve böylece tuzağımızdan kurtulacaktı. Belki de Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra bir şeyler öğrendiğine dair sezgimiz bu türden bir değerlendirmeyi hesaba katmamaktadır (Dennett 1981, 2006).

Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni bir gerçek öğreniyormuş gibi göründüğüne dair olan sezgiyi reddetmenin bir başka yolu da tüm fiziksel gerçekleri bilme iddiasına meydan okumaktır. Yani, insanın renk algısıyla ilgili tüm fiziksel gerçeklerin siyah-beyaz televizyonu izleyerek öğrenilemeyeceğini iddia etmektir. Bu görüşe göre, bir gerçek fiziksel olabilir ancak sözlü yolla öğrenilemeyecek şeyler olabilir. Nasıl şeylerdir o zaman?

Bazı felsefeciler (örneğin, Horgan 1984) “fiziksel” kelimesini daha geniş bir anlamda kullanır ve böylece fiziksel gerçekler, mikrofiziksel gerçeklerin zorunlu olarak gerektirdiği daha üst düzey gerçekleri de kapsar. Bu görüşü savunan fizikalistler, fenomenal gerçeklerin bu üst düzey gerçekler arasında olduğunu ve Mary’nin tüm fiziksel gerçekleri sırf fizik, kimya vb. dersleri izleyerek edindiğini varsaymanın döngüsel bir akıl yürütme olduğunu (yani, varsayılan iddiayı ispatlanmış gibi kabul ederek çıkarımlarda bulunma – çev. notu) iddia ederler. Chalmers (2004, 2006a), bu karşı çıkışa doğal bir şekilde şöyle tepki verir: “fizikseli” dar bir anlamda kullanın, böylece fiziksel gerçekler yalnızca mikrofiziksel gerçekleri (ya da bu mikrofiziksel gerçekler ve bunlara ek olarak kimyadaki veya diğer belirli alanlardaki gerçekleri) içersin. Söz konusu olan bu tür gerçeklerin, odadan ayrılmadan önceki Mary tarafından erişilebilir olacağını (televizyondaki dersler veya kitaplar sayesinde) inkâr etmek daha zordur. Elbette bu, örneğin yüksek seviyeli biyolojik gerçeklerin fiziksel olmayan şeyler olarak sayılacağı ve dolayısıyla fiziksel olmayan gerçeklerin varlığının fizikalizmi çürütemeyeceği anlamına gelir. Ama eğer Jackson’ın verdiği argüman geçerli bir argümansa, dar anlamıyla fiziksel gerçekler tarafından metafiziksel olarak zorunlu kılınmayan fenomenal gerçeklerin olduğu sonucunu elde ederiz ve bu sonuç, fizikalizmi çürütür.

Tüm fiziksel gerçekleri bilme iddiasının yanlış olduğu görüşünün başka bir versiyonundaysa, Mary’nin temel bilim dersleri, fiziksel fenomenlerin yapısal-dinamik özelliklerini içeren gerçekleri çıkarsaması için yeterliyken, fiziksel fenomenlerin içsel özelliklerini çıkarsaması için yeterli olmadığı iddia edilir. Bilgi argümanı, bu görüşün aksine hiçbir şey vermemektedir. Bu görüş makul bir fizikalist pozisyon olarak görülürse, artık şunu söylemek için bir sebebimiz var: Bilgi argümanının bu anlamda bir şey ifade etmediği en az bir fizikalizm versiyonu vardır. Fakat bu eksikliğin, bilgi argümanı aleyhine önemli bir eksiklik olduğu bariz değildir. Söz konusu olan görüşe göre muhtemelen, bilinç (önbilinç / ikincil bilinç) evrenin temel bir özelliğidir (ya da en azından fizik, kimya, vb. dilinde tanımlanabilen özellikler kadar temel olan bir özelliktir). Dolayısıyla, bu görüş, bilgi argümanını tamamen çürütmek için değil, bilgi argümanının geliştirilmesi için kullanılması gereken bir görüşe benziyor. (Bu yorum, tarafsız bir monizmin örneğidir. Bir sonraki bölümde tekrardan değineceğim bu görüşe.)

5. Fizikalizme Karşı Çıkanların Cevapları

Bilgi argümanını kabul edersek, bilinç ile fiziksel dünya arasındaki ilişkiyi nasıl anlamalıyız? Jackson (1982), fenomenal özelliklerin veya qualia’nın fiziksel fenomenlerden kaynaklandığı ancak fiziksel fenomenlere neden olmadığı epifenomenalizm görüşünü savunur. Ancak epifenomenalizm, bilgi argümanının olasılığını açık bıraktığı fizikçi olmayan görüşlerden yalnızca biridir. Diğer görüşlerse, etkileşimcilik, paralelcilik ve idealizmdir. Bu görüşler, bilincin fiziksel olana indirgenemeyeceği konusunda hemfikirlerken, bu ikisinin nedensel olarak birbiriyle nasıl etkileşime girdiği konusunda birbirinden ayrılırlar. Etkileşimci düalizmde, bilinç fiziksel dünyayı ve fiziksel dünya da bilinci etkiler. Paralelcilikte, fiziksel olaylar ve bilinç olayları paralel olarak ilerler ve birbirlerini etkilemezler. İdealizmde ise, yalnızca bilinçli fenomenler vardır. Bilgi argümanı ayrıca, fenomenal özelliklerin (ya da ikincil fenomenal özelliklerin), temelde eğilimsel ve ilişkisel olan fiziksel özelliklerin kategorik, içsel temelleri olduğu görüşü olan nötr monizm görüşüne olanak sağlar. Bu görüş, fiziksel özelliklerin içsel doğasının fiziksel olarak kabul edilip edilmediğine bağlı olarak, fizikalizmin bir versiyonu olarak kabul edilebilir.

Bütün bu görüşlerin önemli faydaları ve maliyetleri vardır. Örneğin, etkileşimci düalizm sağduyumuza hitap eder, fakat fiziksel dünyanın nedensel olarak örtük olduğu şeklindeki popüler görüşle, yani her fiziksel olayın uygun bir fiziksel nedeni olduğu görüşüyle uzlaştırılması bir hayli zordur. Epifenomenalizmse, nedensel anlamda örtük olma durumu için uygundur, fakat bilincin doğal dünyanın bütünleşik bir parçası olduğu yolundaki yaygın natüralist varsayımla çelişiyor gibi görünmektedir. Bilgi argümanını kabul etmek, filozofları bu tür maliyet ve faydaları tartmaya ve yeni, fizikçi olmayan açıklamalar geliştirmeye zorlar.

Tarihsel olarak, epifenomenalizm Huxley (1874), etkileşimci dualizm Descartes (1641), paralelcilik Leibniz (1714), idealizm Berkeley (1713) ve nötr monizm Russell (1927) ile eşleştirilir. Daha yeni versiyonlar için epifenomenalizm için Jackson (1982) ve Robinson (1982b, 1988); etkileşimci düalizm için Popper ve Eccles (1977), Hart (1988), Foster (1991) ve Hodgson (1991), nötr monizm için Rosenberg (2004); ve idealizm için Adams’a (yakında) bakabilirsiniz.

6. Önemli Olan Bazı Diğer Cevaplar

Bazı felsfeciler, Jackson’ın pozisyonunun kendi içerisinde tutarsız olduğunu iddia eder (Watkins 1989, Campbell 2003). Bu iddiaların nasıl bir şey olduğuna yüzeysel anlamda bakalım. Bilgi argümanında, Mary yeni qualia durumları edindiği için odadan ayrıldıktan sonra yeni bir bilgiye sahip olur. Ancak, Jackson’ın (1982) öne sürdüğü gibi, epifenomenalizm doğruysa bu imkânsızdır çünkü epifenomenalizmde, qualia nedensel olarak etkisizdir. Öyleyse qualia, kişinin bilgisinde nasıl bir artış sağlayabilir? Bu nedenle Jackson, hem epifenomenalizmi hem de yeni bir gerçek öğrenme iddiasını aynı anda tutarlı bir şekilde sürdüremez.

Fakat, Jackson’ın savunduğu epifenomenalizm türü, fenomenal özelliklerin etkisiz olduğunu değil, sadece fiziksel fenomenler üzerinde hiçbir etkilerinin olmadığını ima eder. Bu nedenle, fenomenal bilginin fiziksel bir fenomen olmadığını ve dolayısıyla qualia’nın gerçekten de Mary’nin onu edinmesine neden olabileceği, şeklinde bu eleştiriye cevap verebilirdi. Bir başka şekildeyse, getirilen bu eleştirinin fenomenal bilgi için uygun olmayan nedensel bir bilgi teorisi varsaydığından dolayı da, bu eleştirinin iyi bir eleştiri olmadığını söyleyebilirdi.

Tutarsızlık olduğu fikrine dayanan bu tarz cevaplar olmasına rağmen, tutarsızlık iddialarının yüzleşmesi gereken önemli bir problem vardır. Qualia hakkındaki yargılarımızın fiziksel veya işlevsel olduğunu varsaymamız gerekir böyle bir eleştiride bulunabilmek için. Fakat bilgi argümanı sağlam bir argümansa, qualianin fiziksel veya işlevsel terimlerle açıklanamayacağı sonucunu elde ederiz. Bu durum, David Chalmers’in “fenomenal yargı paradoksu” dediği şeydir (Chalmers 1996, bölüm 5). Bu, herhangi bir fizikalist olmayan bilinç teorisi için ortaya çıkan gerçek bir problem gibi görünüyor.

Bilgi argümanına getirilen bir başka önemli cevaba bakalım şimdi de. Bu argüman, “fiziksel” kavramının bariz bir anlamı olduğu, fakat bu kavramı biz insanların yeterince iyi bir şekilde tanımlayıp tanımlayamayacağının bariz olmadığı fikrine dayanıyor. Bu argümanlardan biri “Hempel’in İkilemi” olarak adlandırılır (Hempel 1980, Montero 1999). Muhtemelen, fiziksel olanı mevcut fizik bilimi açısından tanımlamamalıyız çünkü mevcut fizik bilimi ve sahip olduğu bilgi genişletilecek ve muhtemelen önemli şekillerde revize edilecektir. Öyleyse, fiziksel kavramını ideal/tamamlanmış fizik açısından tanımlamamız gerekir. Fakat ideal fiziğin nasıl bir şeye benzeyeceğini nasıl bilebiliriz? Gelecekteki fizik, günümüzde hayal bile edemeyeceğimiz yeni kavramları içerebilir. “Fiziksel” bu tür bilinmeyen kavramlar açısından tanımlanıyorsa, Mary’nin tüm fiziksel gerçekleri siyah-beyaz derslerden öğrenip öğrenemeyeceği hakkında nasıl fikir yürütebiliriz? (mevcut veya ideal) fiziğe başvurmak dışında kavramı başka nasıl tanımlayabiliriz ki?

Bu sebepten dolayı bazı felsefeciler, bilincin fiziksel olup olmadığı konusundaki tartışmanın yanlış veya anlamsız olduğunu düşünür (Chomsky 1980, Crane ve Mellor 1990, Montero 1999). Fakat bu zorluk, çözülemeyecek bir şey olmayabilir. Bir görüşe göre, ideal fizik, günümüz fiziği gibi tamamen yapı ve dinamiklerle ilgili olacağı için, tanımlanamaz bir şey olmayacaktır. Ve herhangi bir yapısal/dinamik özelliğin siyah-beyaz derslerle aktarılabileceği prensipte iddia edilebilir.

David Chalmers (1966-….)

7. Jackson’ın Saf Değiştirmesi

Daha önce belirttiğimiz gibi, Jackson (1998, 2003, 2006) fizikalizmi benimsemeye başladı ve bilgi argümanını reddetti. Daha spesifik olarak, Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni gerçekler öğrendiği iddiasını reddeder. Bilgi argümanının, yanlış bir duyusal deneyim anlayışından kaynaklandığını ileri sürer. Bu yanlış deneyim anlayışının, temsilcilik anlayışındaki fenomenal durumların temsili durumlar olduğu görüşüyle değiştirilmesi gerektiğini söyler. İlginç bir şekilde, bu görüşü yetenek hipoteziyle birleştirir ve şöyle söyler:

Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni bir gerçek değil, yeni yetenekler kazandığını iddia eden görüşlere karşı çıkanlar “Mary yeni bir önermesel bilgi parçası edinir ve bu da, kırmızıyı görmenin nasıl bir şey olduğudur” demeye yatkındırlar. Fakat temsilcilik görüşünü savunan biri için, yeni bir gerçek öğrenimiyle ilgili yapılan bu yeni gönderme yolunun, söz konusu olan argümanın kendisine bir zararı yoktur.

Laurence Nemirow ve David Lewis [yetenek-hipotez stratejisinin yazarları] ile Mary’nin odadan ayrılmasından sonra ne olacağı konusunda hemfikir olduk. Fakat ben, onların görüşlerini temsilcilikle birleştirmeden, onların haklı olduklarını nasıl bilebileceğimizi anlayamıyorum (Jackson 2003, s. 439).

Jackson’ın temsilcilik görüşünün neden onu yetenek hipotezini benimsemeye yönlendirdiği açık değildir. Fizikalizme olan bağlılığına ve psikofizik koşulculuğun uygunluğuna rağmen, kabul edebileceği başka seçenekleri de var. Örneğin, Mary’nin epistemik ilerlemesini yeni edindiği yetenekler açısından açıklamak yerine, onun “ilerlemesinin” bir yanılsama olduğunu iddia edebilir; başka bir deyişle, öğrenme iddiasını reddedebilir. Ya da, gücünü bilgi argümanının orijinalinden alan, bilgi argümanının temsilciliğe uygun bir versiyonunu formüle etmek mümkün olabilir (Alter 2006).

8. Varsayımların ve Eleştirilerin Özeti

Gördüğümüz gibi, bilgi argümanı birkaç tartışmalı varsayıma dayanmaktadır. Bu varsayımlardan bazılarını ve bunlara yönelik bazı eleştirileri özetlemek faydalı olacaktır. Ayrıca ilgili argümanlar hakkında bazı kaynaklar da vereceğim.

Birinci Varsayım: Fiziksel kavramının içeriği: fizikalizm, önemli içeriğe sahip tözel bir doktrindir.

  • Birinci Varsayıma Eleştiri: Fiziksel kavramı iyi tanımlanmamıştır ve fizikalizmin doğru olup olmadığı konusunda ciddi bir şey söyleyemeyiz (Chomsky 1980, 1988, Crane ve Mellor 1990, Montero 1999). Bu eleştiriye getirilen cevaplar için Chalmers (1996, 2004) ve Stojlar (2000) bakabilirsiniz.

İkinci Varsayım: Tüm fiziksel bilgi iddiası: Mary odadan ayrılmadan önce, bütün fiziksel gerçekleri biliyordur.

  • İkinci Varsayıma İlk Eleştiri: Odadan ayrılmadan önceki Mary tüm fiziksel gerçekleri bilmez çünkü üst düzey fiziksel gerçekler genel olarak düşük seviyeli fiziksel gerçeklerden apriori olarak çıkarsanamaz (Horgan 1984, van Gulick 2004, Block ve Stalnaker 1999). Bu eleştiriye verilen cevaplar için Chalmers (2004, 2006a) ve Chalmers ve Jackson (2001) bakabilirsiniz.
  • İkinci Varsayıma İkinci Eleştiri: Odadan ayrılmadan önceki Mary tüm fiziksel gerçekleri bilmez çünkü fiziksel fenomenlerin içsel özellikleri hakkındaki gerçekler söylemsel olarak öğrenilemez (Alter 1998, Stoljar 2000). Bu eleştiriye getirilen cevaplar için Chalmers (1996, 2003, 2004, 2006a) bakabilirsiniz.

Üçüncü Varsayım: Öğrenme İddiası: Mary odadan ayrıldıktan sonra yeni bir şeyler öğrenmiştir.

  • Üçüncü Varsayıma İlk Eleştiri: Mary’nin bir şeyler öğrendiğini düşünüyoruz çünkü tüm fiziksel gerçekleri bilmenin aslında ne kadar güçlü bir anlamı olduğunu idrak edemiyoruz (Foss 1989, Stemmer 1989, Dennett 1991, 2004, 2006a). Bu eleştiriye getirilen cevaplar için Chalmers (1996), Alter (1998), Robinson (1993) ve Jacquette (1995) bakabilirsiniz.
  • Üçüncü Varsayıma İkinci Eleştiri: Mary’nin bir şeyler öğrendiğini düşünüyoruz çünkü fenomenal özelliklerin sadece temsili özellikler olduğunu göremiyoruz (Jackson 2003). Bu eleştiriye getirilen cevap için Alter (2006) ve Alter’in dediklerine getirilen karşı itiraz için Jackson (2006) bakabilirsiniz.
  • Üçüncü Varsayıma Üçüncü Eleştiri: Mary yalnızca gerekçelendirilmemiş inançlar kazanır (Beisecker 2000).

Dördüncü Varsayım: İndirgenemezlik İddiası: Mary odadan ayrıldıktan sonra yeni fenomenal gerçekler öğrenirse, bu gerçekler fiziksel gerçeklerin tamamından a priori olarak çıkarılamayacak gerçeklerdir.

  • Dördüncü Varsayıma Eleştiri: Mary, yalnızca fenomenal kırmızılık kavramı gibi ilgili kavramlardan yoksun olduğu için, belirli fenomenal gerçekleri tam fiziksel gerçeklerden çıkarsayamaz. Dolayısıyla, Mary Q’yu P’den çıkarsayamasa da, psikofizik koşulculuk bu kavramları içerir ve psikofizik koşulculuğun kendisi a prioridir. Bu eleştiriye getirilen cevaplar için Chalmers (2004, 2006a) ve Stoljar (yakında) bakabilirsiniz.

Beşinci Varsayım: Önermesel bilgi iddiası: Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra kazandığı bilgi türü önermesel veya olgusaldır, yani doğruluk ve yanlışlık değeri olan bilgileri içerir.

  • Beşinci Varsayıma İlk Eleştiri: Mary odadan ayrıldıktan sonra sadece yeni yetenekler kazanır (Lewis 1983, 1988, Nemirow 1990, Mellor 1993, Meyer 2001). Bu argümana getirilen eleştiriler için Jackson (1986), Bigelow ve Pargetter (1990), Loar (1990/97), Conee (1994), Nida-Rümelin (1995), Lycan (1996), Alter (1998, 2001), Gertler (1999), Tye (2002, bölüm 1), Raymont (1999) ve Papineau (2002) bakabilirsiniz. Karşı cevaplar için de Tye (2002, bölüm 1) ve Nemirow (2006) bakabilirsiniz.
  • Beşinci Varsayıma İkinci Eleştiri: Mary sadece tanışıklık bilgisi kazanır (Conee 1994, Bigelow ve Pargetter 1990). Bu eleştiriye getirilen cevaplar için Alter (1998), Gertler (1999) ve Papineau (2002) bakabilirsiniz.
  • Beşinci Varsayıma Üçüncü Eleştiri: Mary, mevcut psikoloji terimlerimizle açıklanamayacak ve hatta bunla uyuşmayan önermesel olmayan bilgiler edinir (deneyimlerle ilgili kullandığımız söylemler bir gün tamamen veya çoğunlukla ortadan kaybolacak/anlamını yitirecek ve nörobilimin getirdiği yeni tarifleri kullanacağız derler – çev. notu) (Churchland 1985, 1989).

Altıncı Varsayım: Yeni Bilgi İddiası: Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra öğrendiği şey, onun için yeni olan bir bilgidir.

  • Altıncı Varsayıma Eleştiri: Mary, daha öncesinde zaten bildiği fiziksel gerçekleri, fenomenal göndermeler altında deneyimlerin kendisini kullanarak daha farklı bir şekilde ifade etmeyi öğrenir. Bu görüşe bazen eski gerçek / yeni gönderme görüşü denir. Bu görüşün en az iki versiyonu vardır. Bunlardan birinde, görüngüsel/fenomenal bilgi, dizinsel bilgiye benzetilir. Mary’nin “öğrenmesi”, unutkan ABD tarihçisinin bugünün 4 Temmuz, Amerika’nın Bağımsızlık Günü olduğunu öğrenmesiyle karşılaştırılabilir (McMullen 1985). Bu görüşe getirilen cevaplar için Chalmers (1996, 2004, 2006a) bakabilirsiniz. İkinci versiyonsa, eski gerçek / yeni gönderme görüşünü a posteriori fizikalizme bağlar. Bu versiyonun savunucuları arasında Loar (1990/97), Lycan (1996), Horgan (1984) ve Pereboom (1994) bulunmaktadır. Bu pozisyona getirilen cevaplar için Alter (1995, 1998) Chalmers (1996, 2003, 2004, 2006a) ve Stoljar (2000) bakabilirsiniz.

Yedinci Varsayım: Mary’nin odadan ayrıldıktan sonra yeni bir gerçek öğreniyormuş gibi görünen sezgimizin zorunlu anlamda bize bir şey vermediği iddiası: Tüm fiziksel gerçeklerden a priori olarak çıkarsanamayan fenomenal gerçekler varsa, tüm fiziksel gerçek, bu fenomenal gerçekleri metafiziksel olarak zorunlu kılmaz.

  • Yedinci Varsayıma Eleştiri: Fizikalizm a posteriori anlamda bir zorunluluğu ima eder ve bu nedenle fenomenal gerçeklerin tam fiziksel gerçeklerden çıkarsanamayacağı iddiasıyla uyumludur. Bu eleştiriyle ilgili kaynak örnekleri için altıncı varsayıma getirilen eleştirinin sonundaki isimlere bakabilirsiniz.

Sekizinci Varsayım: Tutarlılık İddiası: Bilgi argümanı ve fiziksel olmama birbiriyle tutarlıdır.

  • Sekizinci Varsayıma Eleştiri: Mary’nin yeni bilgi edindiği varsayımı epifenomenalizm ile tutarsızdır (Watkins 1989, Campbell 2003). Bu eleştiriye yanıt için Nagasawa’nın dediklerine bakabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi, bilgi argümanı birçok varsayıma dayanır. Bunlardan ikisi şunlardır: (i) Eğer Mary yeni, fiziksel olmayan yeni bir bilgi öğrenirse, fiziksel olmayan özellikler vardır. (ii) Tüm fiziksel gerçeğin metafiziksel olarak zorunlu kılmadığı gerçekler varsa, fizikalizm yanlıştır. Ancak bu varsayımlar hakkındaki şüpheler, 1-8 varsayımları hakkındaki şüphelerin terminolojik varyantları olabilir.

Bazı eleştirmenlerse, birden fazla eleştiriyi birleştirerek daha güçlü bir eleştiri geliştirmeye çalışırlar. Örneğin, Michael Pelczar’ın (yaklaşan) eleştirisi, tanışıklık hipotezi ve eski gerçek / yeni gönderme görüşünün unsurlarını içeriyor gibi görünmektedir. Jackson hem öğrenme iddiasını reddeder hem de yetenek hipotezini onaylar (Jackson 2003) ve Robert van Gulick (2004) bilgi argümanına yönelik çeşitli fizikalist eleştirilerin tek ve tutarlı bir cevabın parçaları olarak görülebileceğini savunur. Bilgi argümanını onaylayanlar arasında (fikrini değiştirmeden önce Jackson’a ek olarak) Robinson (1982a), Nida-Rümelin (1995), Chalmers (1996, 2004, 2006a) ve Gertler (1999) sayılabilir.

“Bir gün Bilgi Argümanı hakkında daha fazla makale yazılmayacak… Bu su götürmez bir gerçek. Daha az kesin olsan ise, bunun evrenin tamamen donmuş ve ‘ısı ölümü’ denen yok oluşundan ne kadar erken olacağıdır” (Lycan 2003). Fakat şimdilik, bilgi argümanı, bilincin doğası ve onun doğal dünyayla ilişkisi üzerine verimli düşüncelere ilham vermeye devam edecektir.


Bibliyografya ve İleri Okuma

  • Adams, Robert. 2006. “Idealism Vindicated.” Forthcoming in D. Zimmerman and P. van Inwagen (eds) Persons: Human and Divine. Oxford: Oxford University Press.
  • Alter, Torin. 1998. “A Limited Defense of the Knowledge Argument”, Philosophical Studies, 90, 35-56
  • Alter, Torin. 2001. “Know-How, Ability, and the Ability Hypothesis”, Theoria, 67, 229-39.
  • Alter, Torin. 2006. “Does Representationalism Undermine the Knowledge Argument?” Forthcoming in T. Alter and S. Walter (Eds.) Phenomenal Concepts and Phenomenal Knowledge: New Essays on Consciousness and Physicalism. New York: Oxford University Press.
  • Beisecker, David. 2000. “There’s Something about Mary: Phenomenal Consciousness and Its Attributions”, Southwest Philosophy Review, 16, 143-52.
  • Berkeley, George. 1713. Three Dialogues between Hylas and Philonous.
  • Block, N. & Stalnaker, R. 1999. Conceptual Analysis, Dualism, and the Explanatory Gap. Philosophical Review 108: 1-46.
  • Brainspotting. 1994. U.K. television series.
  • Broad, C. D. 1925. The Mind and its Place in Nature, London: Routledge and Kegan Paul.
  • Bigelow, John, and Robert Pargetter. 1990. “Acquaintance with Qualia”, Theoria, 61, 129-47.
  • Campbell, Neil 2003. “An Inconsistency in the Knowledge Argument”, Erkenntnis, 58, 261-66.
  • Chalmers, David J. 1996. The Conscious Mind: In Search of a Fundamental Theory, New York: Oxford University Press.
  • Chalmers, David J. 2002. “Consciousness and it Place in Nature” in S. Stich and T. Warfield (eds.), The Blackwell Guide to the Philosophy of Mind, Oxford: Blackwell. Reprinted in D. Chalmers (ed.), The Philosophy of Mind: Classical and Contemporary Readings, (2002): 247–272, New York: Oxford University Press.
  • Chalmers, David J. 2004. “Phenomenal Concepts and the Knowledge Argument.” In Ludlow, et. al. (2004).
  • Chalmers, David J. 2006a. “The Two-Dimensional Argument against Materialism.” Forthcoming in his The Character of Consciousness. New York: Oxford University Press.
  • Chalmers, David J. 2006b. “Phenomenal Concepts and the Explanatory Gap”. Forthcoming in T. Alter and S. Walter Phenomenal Concepts and Phenomenal Knowledge: New Essays on Consciousness and Physicalism. New York: Oxford University Press.
  • Chalmers, D.J. and Jackson, F. (2001). Conceptual Analysis and Reductive Explanation. Philosophical Review 110: 315-61.
  • Chomsky, Noam. 1980. Rules and Representations, New York: Columbia University Press.
  • Chomsky, Noam. 1988. Language and Problems of Knowledge: The Managua Lectures, Cambridge, MA: MIT Press.
  • Churchland, Paul. 1985. “Reduction, Qualia, and the Direct Introspection of Brain States”, Journal of Philosophy, 82, 8-28.
  • Churchland, Paul. 1989. “Knowing Qualia: A Reply to Jackson”, in A Neurocomputational Perspective, Cambridge: MIT Press, 67-76.
  • Conee, Earl. 1994. “Phenomenal Knowledge”, Australasian Journal of Philosophy, 72, 136-50.
  • Crane, Tim and Hugh Mellor 1990. “There is no question of physicalism”, Mind, 99, 185-206.
  • Dennett, Daniel C. 1991. Consciousness Explained, Boston: Little Brown and Company.
  • Dennett Daniel C. 2005. Sweet Dreams: Philosophical Obstacles to a Science of Consciousness. Cambridge, MA: MIT Press.
  • Dennett, Daniel C. 2006. “What RoboMary Knows”. Forthcoming in T. Alter and S. Walter (Eds) Phenomenal Concepts and Phenomenal Knowledge: New Essays on Consciousness and Physicalism. New York: Oxford University Press.
  • Descartes, René. Meditations on First Philosophy. 1641.
  • Foster, J. 1991. The Immaterial Self: A Defense of the Cartesian Dualist Conception of Mind. Routledge.
  • Foss, Jeff. 1989. “On the Logic of What It Is Like to be a Conscious Subject”, Australasian Journal of Philosophy 67, pp. 305-20.
  • Gertler, Brie 1999. “A Defense of the Knowledge Argument”, Philosophical Studies, 93, 317-36.
  • Hart, W. D. 1988. Engines of the Soul. Cambridge: Cambridge University Press.
  • Hellie, Benj 2004. “Inexpressible Truths and the Allure of the Knowledge Argument.” In Ludlow, et. al. (2004), 333-64.
  • Hempel, Carl. 1980. “Comments on Goodman’s Ways of Worldmaking”, Synthese 45:193-9.
  • Hodgson, D. 1991. The Mind Matters: Consciousness and Choice in a Quantum World. New York: Oxford University Press.
  • Horgan, Terence 1984. “Jackson on Physical Information and Qualia”, Philosophical Quarterly, 34, 147-52.
  • Huxley, Thomas H. 1874. “On the Hypothesis that Animals are Automata, and its History”. In D. Chalmers (ed.) The Philosophy of Mind. New York: Oxford University Press, 2002, 24-30.
  • Jackson, Frank. 1982. “Epiphenomenal Qualia”, Philosophical Quarterly, 32, 127-36.
  • Jackson, Frank. 1986. “What Mary Didn’t Know”, Journal of Philosophy, 83, 291-5.
  • Jackson, Frank. 1995. “Postscript”, in Contemporary Materialism, ed. by Paul K. Moser and J. D. Trout, New York: Routledge, 184-9.
  • Jackson, Frank. 1998. “Postscript on Qualia.” In his Mind, Method, and Conditionals: Selected Essays: 76-79. London: Routledge.
  • Jackson, Frank. 2003. “Mind and Illusion”, in Minds and Persons: Royal Institute of Philosophy Supplement 53, ed. by Anthony O’Hear, Cambridge: Cambridge University Press, 251-271.
  • Jacquette, Dale. 1995. “The Blue Banana Trick: Dennett on Jackson’s Color Scientist,” Theoria 61, pp. 217-30.
  • Kripke, Saul. 1972. “Naming and Necessity”. In The Semantics of Natural Language. Ed. G. Harman and D. Davidson. Dordrecht: Reidel. Reprinted as Naming and Necessity. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1980.
  • Leibniz, G. 1714. The Monadology.
  • Lewis, David. 1983. “Postscript to ‘Mad Pain and Martian Pain.’” In his Philosophical Papers, vol. 1. New York: Oxford University Press, pp. 130-32.
  • Lewis, David. 1988. “What Experience Teaches”, Proceedings of Russellian Society (University of Sydney), Reprinted in Lycan (1999); Block, Flanagan and Güzeldere (1997)
  • Loar, Brian. 1990. “Phenomenal States”, in Philosophical Perspectives IV: Action Theory and the Philosophy of Mind, ed. by James Tomberlin, Atascadero: Ridgeview Publishing, 81-108.
  • Loar, Brian. 1997. “Phenomenal States (Revised Version)”, in The Nature of Consciousness, ed. by Ned Block, Flanagan Owen and Güzeldere Güven, Cambridge, MA: MIT Press, 597-616.
  • Locke, John. 1690. An Essay Concerning Human Understanding.
  • Lodge, David. 2001. Thinks… London: Secker and Warburg Random House.
  • Ludlow, P., Y. Stoljar, and D. Nagasawa, eds. (2004) There’s Something about Mary: Essays on Phenomenal Consciousness and Frank Jackson’s Knowledge Argument. Cambridge: MIT Press.
  • Lycan, William G. 1996. Consciousness and Experiences, Cambridge, MA: MIT Press.
  • Lycan, William G. “Perspectival Representation and the Knowledge Argument,” in Q. Smith and A. Jokic (eds.), Consciousness: New Philosophical Essays (Oxford: Oxford University Press, 2003).
  • McMullen, C. (1985), “’Knowing What It’s Like’ and the Essential Indexical”, Philosophical Studies 48, pp. 211-33.
  • Mellor, D. H. 1993. “Nothing Like Experience.” Proceedings of the Aristotelian Society 93, pp. 1-16.
  • Meyer, Uwe. 2001. “The Knowledge Argument, Abilities, and Metalinguistic Beliefs”, Erkenntnis, 55, 325-47.
  • Montero, Barbara. 1999. “The Body Problem,” Noûs, Vol. 33, No. 3 (1999) p. 183-20.
  • Nagasawa, Yujin, n.d. The “Most Powerful Reply” to the Knowledge Argument. ANU manuscript.
  • Nagel, Thomas. 1974. “What Is it Like to Be a Bat?”, Philosophical Review, 83, 435-50.
  • Nemirow, Lawrence. 1990. “Physicalism and the Cognitive Role of Acquaintance”, in Mind and Cognition: A Reader, ed. by William G. Lycan, Oxford: Blackwell, 490-9.
  • Nemirow, Lawrence. 2006. “So This is What it’s Like: a Defense of the Ability Hypothesis.” Forthcoming in T. Alter and S. Walter (eds) Phenomenal Concepts and Phenomenal Knowledge: New Essays on Consciousness and Physicalism. New York: Oxford University Press.
  • Nida-Rümelin, Martine 1995. “What Mary Couldn’t Know: Belief About Phenomenal States”, in Conscious Experience, ed. by Thomas Metzinger, Exeter: Imprint Academic, 219-41.
  • Papineau, David. 2002. Thinking about Consciousness. New York: Oxford University Press, 2002.
  • Pelczar, Michael. “Enlightening the Fully Informed.” Forthcoming in Philosophical Studies.
  • Pereboom, Derk 1994. “Bats, Brain Scientists, and the Limitations of Introspection”, Philosophy and Phenomenological Research, 54, 315-29.
  • Popper, K. and Eccles, J. 1977. The Self and its Brain: An Argument for Interactionism. Springer.
  • Raymont, Paul. 1999. “The Know-How response to Jackson’s Knowledge Argument”, Journal of Philosophical Research, 24, 113-26.
  • Robinson, Howard. 1982a. Matter and Sense. Cambridge: Cambridge University Press.
  • Robinson, Howard. 1993. “Dennett on the Knowledge Argument”, Analysis, 53, 174-7.
  • Robinson, W. S. (1982b) “Causation, Sensations and Knowledge”, Mind 91, 524-40.
  • Rosenberg, Gregg. 2004. A Place for Consciousness: Probing the Deep Structure of the Natural World. New York: Oxford University Press.
  • Russell, Bertrand. 1927. The Analysis of Matter. London: Kegan Paul.
  • Stemmer, Nathan (1989), “Physicalism and the Argument from Knowledge” Australasian Journal of Philosophy 67, pp. 84-91.
  • Stoljar, Daniel 2000. “Physicalism and the Necessary A Posteriori,” Journal of Philosophy, 97, 33-54.
  • Stoljar, Daniel 2000. “Physicalism and Phenomenal Concepts”, forthcoming in Mind and Language.
  • Stoljar, Daniel and Yujin Nagasawa. 2004. Introduction to Ludlow, et al. (2004).
  • Tye, Michael. 2000. Consciousness, Color, and Content, Cambridge, MA: MIT Press.
  • Van Gulick, Robert. 2004. “So Many Ways of Saying No to Mary”. In Ludlow, et. al. (2004).
  • Watkins, Michael 1989. “The Knowledge Argument against the Knowledge Argument,” Analysis, 49, 158-60.
  • Wilson, Edward O. Consilience: the Unity of Knowledge. New York: Alfred A. Knopf.

Torin Alter-The Knowledge Argument Against Physicalism”, (Erişim Tarihi: 09.06.2021)

Çevirmen: Alparslan Bayrak

Zihin Felsefesi’ne dair diğer içeriklerimiz için tıklayınız.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Liberteryen Salgın Politikası - Michael Huemer

Sonraki Gönderi

Yemek Kültürüne Dair Rawlsçu Bir Teori - C. Thi Nguyen

En Güncel Haberler Analitik Felsefe