Antik Yunanlar Günümüz Demokrasisini Oligarşi Olarak Görürdü – Paul Cartledge

/
496 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Antik Yunanlara çok şey borçluyuz. Onlarsız günümüzde kullandığımız çoğu siyasi kelime ve Anarşi ve demokrasiden siyasetin kendisine kadar birçok şey olmazdı. Buna rağmen onların siyaseti ile bizim siyasetimiz birbirinden çok farklı. Eski bir Yunan (herhangi bir sınıftan) demokratına göre, tüm modern demokratik sistemlerimiz “oligarşi” olarak sayılacaktı. Bununla kastettiğim şey, halkın veya çoğunluğun (demo-kratia) iktidarı veya denetimine karşı, azınlığın egemenliği ve denetimidir. Bu öyle olsa bile (ve gerçekten de) birkaç kişi devlete hizmet etmek için tüm insanlar tarafından seçilse bile durum değişmezdi çünkü Antik Yunan’da seçimler kendi içinde oligarşik olarak kabul ediliyordu. Azınlığı, özellikle de son derece zengin az sayıdaki birkaç vatandaşı (bu kişiler Boris Berezhovsky ve onun gibilerin sayesinde “plütokrat” ya da “para babası” olarak da bilinir) ve oligarkları kayırdıkları görülüyor.

Ancak eski ve modern politik düşünme biçimleri arasında bazı önemli ortak noktalar vardır. Örneğin, hem eski hem de modern demokratlar için özgürlük ve eşitlik esastır – bunlar temel politik değerlerdir. Bununla birlikte, eski bir Yunan demokratı için özgürlük, sadece siyasi sürece katılma serbestliği değil, aynı zamanda hizmetkârlıktan ve gerçek kölelikten bağımsız olma anlamına da geliyordu.

Ayrıca siyasete katılma özgürlüğü çoğumuzun demokrasinin temeli olarak kabul ettiği antik Yunan’da nadiren düzenlenen ve bir pagan festivali olan satürnalya’da siyasi efendiler ve köleler arasında geçici bir rol değişimi, genel veya yerel seçim (veya referandum) zamanı anlamına gelmiyordu. Bundan daha ziyade özgürlük derken siyasi iktidarı paylaşma, neredeyse günlük bazda yönetme özgürlüğünden bahsediyoruz.

M.Ö. 4. yüzyılda 6.000’den fazla yetişkin erkek vatandaştan oluşan Atina demokratik meclisi, ortalama her dokuz günde bir toplanırlardı. Kitlesel toplantıdan oluşan bir hükümet biçimleri vardı ve aynı zamanda her iki haftada bir önemli konularda referandum yapılırdı.

Günümüzde ve Antik Yunanda Eşitlik

Bugün eşitlik, dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’inin, kalan servetin neredeyse yüzde 99’un toplamına sahip olduğu bir zamanda, en azından sosyoekonomik açıdan, en iyi ihtimalle boş bir hayaldir. Bu dengesizlik Antik Yunan’da ve özellikle Antik Atina demokrasisinde çok daha iyi idare edildi.

Elimizdeki istatistiksel veriler eksik fakat eskiler bürokratik olmamalarıyla biliniyorlardı ve doğrudan kişisel vergilendirmeyi sivil bir hakaret olarak görüyorlardı. Ancak, M.Ö. 5.-4. yüzyıllarında Yunanistan’ın ve özellikle Klasik Atina’nın daha kalabalık ve kentleşmiş toplumlar olduğu, nüfuslarının daha yüksek bir oranının salt geçim seviyesinin üzerinde yaşadığı ve Yunanistan’da o zamandan beri hemen hemen diğer tüm modern öncesi toplumlarda olduğundan daha çok mülkiyet ediniminin daha eşit bir dağılıma sahip olduğu makul bir şekilde tartışıla gelmiştir. Bu durum yine de antik Yunan’ın bize demokratiklik için doğrudan bir örnek olabileceği anlamına gelmez.

Cinsiyetten bağımsız yetişkin seçmenler olarak her halükârda tüm vatandaşların mutlak eşitliğine resmi olarak inanma ve insanların mal olarak köleleştirilmesinin geçerliliğine veya faydasına inanmama eğilimindeyiz.

Son derece çekici görünen bir dizi eski demokratik kavram ve teknik vardır: örneğin  devlet memurlarının rastgele kura yöntemi ile seçildiği seçim sisteminin kullanımı; seçilmiş yetkililerin temsili bir örneğini üretmeyi amaçlayan piyangoya benzer bir örnektir. Başka bir örnek, halkın 10 yıl sürgüne gitmesi gereken bir politikacıyı aday göstermesine izin veren ve böylece siyasi kariyerlerine son veren dışlanma pratiği.

Bu örneklerle demokrasilerimizin antik Yunan’ınkilerle karşılaştırılması ya da daha doğrusu karşıtlığı, kendi (doğrudan değil, temsili) demokratik sistemlerimizde sürünen kripto-oligarşi denilen şeyi vurgulamaya yarıyor.

Tüm Olası Sistemlerin En Kötüsü

Artık hepimiz demokratız, değil mi? Yoksa değil miyiz? Tüm çağdaş sistemlerde farklı şekilde gömülü olan aşağıdaki beş kusuru göz önüne alırsak demokrat sayılmayız.

Ne ABD Başkanı George W. Bush ne de İngiltere başbakanı Tony Blair bu kararın onayını hiçbir noktada kendi vatandaşlarının çoğunluğundan almamış olsalar da, uygun bir zemin hazırlayarak, ABD ve ingiltere’nin 2003’te  Irak’ta savaşa girmesi mümkün kıldılar.

“Demokrasilerimizdeki” vatandaşlar hayatlarının beşte birini, kendilerinin son seçimde oy verdiği parti/aday yerine, çoğunluğun oy kullandığı parti/aday tarafından yönetilerek geçirirler. Dahası, seçimler aslında “özgür ve adil” değildir: neredeyse her zaman en çok para harcayan taraf tarafından kazanılır ve bu nedenle az ya da çok yozlaşırlar.

Seçimleri kazanmaya gelince, hiçbir parti şu ya da bu şekilde (açıkça çıkarı olan) şirket desteği olmadan iktidara gelemezdi. Ve belki de en kötüsü, insanların büyük çoğunluğu oy çarpıtma, kampanya finansmanı ve seçilmiş temsilcilerin (yerel veya genel) seçimler arasında meydana gelen her şeyi cezasız bir şekilde görmezden gelme hakkı sayesinde sistematik olarak kamuda karar alma sürecinin dışında tutuluyor.

Kısacası demokrasi, antik Yunan’ın “halkın gücü” anlamından çıkmış ve görünüşe göre, bırakın halk iradesinin gerçekleşmesini bir yansıması olarak bile amacını kaybetmiştir.

Winston Churchill’in neden bir zamanlar demokrasiyi  tüm hükümet sistemlerinin en kötüsü  olarak tanımlamaya yöneldiğini buradan gayet iyi anlayabiliriz. Ancak bu, yaygın olarak kabul edilen demokrasinin açığını görmezden gelmeye devam etmemiz için bir neden olmamalıdır.

Antik Yunan demokratları ile dünden bugüne!


Paul Cartledge – “Ancient Greeks would not recognise our ‘democracy’ – they’d see an ‘oligarchy’”

Çevirmen: Yiğit Bozankaya

Çeviri Editörü: Alparslan Bayrak

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Felsefe ve Irk: Irk Felsefesine Giriş – Thomas Metcalf

Sonraki Gönderi

Olasılık Hesabı – Thomas Metcalf

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Koltuktan Bilim – Dan Falk

Galileo’nun İki Başlıca Dünya Sistemine İlişkin Diyalog (1632) metninde biri filozof, diğer ikisi filozof olmayan üç