Bilim İnsanları Evrimin Din ile Bağdaştığına Nasıl İnanabilirler? – Nathan Aaron Kerrigan

//
2 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

Evrim ile din, nihayetinde bir savaşta olmayabilir. Evet; bu evrim ve din kimi zaman birbiriyle uyumsuz ve rakip dünya görüşleri gibi görünebilir: Evrim, dini inanca sahip olan seçkin kişiler tarafından sistematik olarak reddedilir ve dini eğitim veren okullarda öğretilmesi de genellikle epey tartışmalıdır. Bunlara rağmen, birçok insan din ile evrimi birbiriyle makul bir biçimde uzlaştırıyor gibi görünüyor. Her 10 kişiden 9’undan fazlasının Tanrı’ya inandığını belirttiğini ABD’de, halkın %50’si bir tür evrime de inanıyor.

Söz konusu bu insanların büyük bir kısmının, bilim tarafından ortaya konan evrimin doğasını tam olarak anlamamış olma ihtimali vardır. Fakat bu konuyu ele alan bilim insanlarının çoğu tartışmaya bu kadar kavgacı terimlerle yaklaşmıyor. Amerikan Ulusal Bilim Akademisi, hem dinin hem de evrimin samimi bir biçimde kucaklanması çağrısında bulunuyor. 2010 yılında evrimci bilim insanlarıyla yapılan bir ankette, katılımcıların %87’si din ve evrimi bir şekilde birbiriyle uzlaştırmanın bir yolunu bulduklarını ifade etmiştir.

PLOS One adlı bir bilim dergisinde, yakın zamanda yayınlanan (şu an geri çekilmiş olan) bir makale, tartışmalı bir şekilde insan elinden “Yaratıcının özel bir tasarımı” olarak söz etti. Peki ama bilim insanları, kökenimizi açıklamanın bu iki birbirine zıt yolunu uzlaştırmayı nasıl başarıyorlar?

Uyumsuz Yaradılışçılık

Evrime ve yaradılışçılığa aynı anda inanmanın bağdaşmadığına yönelik yaygın bir kabul vardır. Evrim; yaşamın, genetik yapıda yer alan rastlantısal mutasyonlar ve doğal seçilim süreci sonucunda geliştiğine dair bilimsel kanıtlara dayalı bir görüştür. Diğer yandan Yaradılışçılık ise, yaşamın doğaüstü bir yaratıcının müdahalesiyle başladığına dair soruşturma içermeyen bir inanca (imana) dayalıdır. İşte bu sebepten dolayı da, evrim ile Yaradılışçılık arasında bazılarının asla çözülemez dediği bir anlaşmazlık ve çatışma hali vardır.

Mesela Richard Dawkins de dahil olmak üzere kimi evrimci bilim insanları, yalnızca evrimin var olabileceği bir dünyayı ön görüyorlar. Bu türden evrimciler, dinin öncülünü hiçbir kanıt içermediği gerekçesiyle reddeder ve bunun yerine natüralist bir dünya görüşünü savunurlar. Natüralizm, yalnızca olgular dünyasındada gözlemlenebilen ve kanıtlar yoluyla varlığı doğrulanabilen şeylerin var olduğu inancıdır. (Ç.N.: Yanlış; natüralizmin farklı türleri mevcuttur; burada söz konusu olan natüralizm tanımına bir natüralist olarak katılmıyorum. Çünkü tüm natüralistler, epistemik olarak delilci olmak zorunda değildir. Diğer yandan genel resmi sunmak adına natüralizmin popüler bir yorumu olarak görülebilecek bir tanımlama olarak görülebilir bu ifade.) Bu yaklaşımı benimseyen bilim adamları için evrim, yaşamın kökenini açıklamanın yegane yoludur; çünkü bir Yaratıcı’ya inanmak inanç gerektirir ve inancın deneye tabi tutulabilecek olgusal bir yanı yoktur.

Diğerleri ise, bahsettiğimiz bu natüralist dünya görüşünün bizzat kendisinin bir tür modern din olarak görülebileceğini savunmuştur. Örneğin, Akıllı Tasarım savunucusu Philip Johnson, bilim insanlarının Darwin’in Evrim Teorisi kuramının içine genellikle büyük miktarda iman ve inanç yerleştirdiğini ileri sürüyor. Evrimin, geleneksel dini yaklaşımın yerini kolayca aldığını ve dinin sunduğu tüm faydaları onun da sunduğunu (mesela nereden geldiğimize dair bir açıklama sunmak gibi) belirtiyor. Diğer yandan bu natüralist bilim insanları, yaratıcı bir Tanrı’yı içeren din ile evrim kuramının uyumlu olduğu fikrini hala reddediyorlar.

Düalist Alternatif

Kimi evrimciler, dünyaya, hem dine hem de evrime yer bırakan “düalist” bir bakış açısıyla bakmayı savunurlar. Bu bilim insanları, dini; Tanrı’dan gelen bir şey olarak görmekten ziyade onun evrim sayesinde geliştiğini ve insanın yaşama adaptasyonun bir sonucu olduğunu düşünür.

Bu yaklaşıma göre din, yardımlaşma ve işbirliğini teşvik etmenin bir yolu olarak doğal bir biçimde evrimleşmiştir. İnsanların hayatta kalmak için işbirliği yapmaları gerekir ve din insanlara bunu yapmaları için bir dayanak sunar. Din aynı zamanda, grup üyeliğini (veya aidiyetini) reddetmeye çalışanları hizaya getirmek ve grubun hayatta kalma şansını en üst düzeye çıkarmak için; grup üyeliğini reddetmeye çalışanları utandırmaya da katkı sağlamış olabilir.

Bu noktada gözden kaçmaması gereken şey; bu dünya görüşünün geleneksel teoloji ile pek de uyuşmadığıdır. Çünkü bu yaklaşım, dini; tanrılara, maddesel ruha veya ölümden sonraki yaşama inanmaksızın özünde ateist bir karakterde tanımlar. Bundan dolayı da düalist inançlara sahip olan evrimci bilim insanları, din ile evrim arasında bir çatışma olduğunu düşünmezler. Onlar, geleneksel anlamda, dini inançlara sahip değillerdir. Yaptıkları şey dinin varlığını açıklamak adına evrime başvurmaktır.

Sonuç olarak, bilim insanlarının (hatta herkesin), evrimi bilimsel bir gerçek olarak kabul etmek için dinin ilkelerini terk etmesi ve insan var oluşunun en derin/anlamlı konu başlıklarında yüce bir otoritenin bulunmadığını kabul etmesi gerekir. Çoğu dindar insanı rahatsız eden de tam olarak budur.


Nathan Aaron Kerrigan– “How can scientists believe evolution is compatible with religion?“, (Erişim Tarihi: 15.08.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Varoluşçuluk – Addison Ellis

En Güncel Haberler Analitik Felsefe (Tümü)