Feminizmin Biyoloji Problemi – Ellen Pasternack

//
599 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Biyoloji derslerindeki cinsiyetler arasındaki farklar hakkında bir şeyler hatırlıyorsanız, muhtemelen şöyledir: erkekler olabildiğince çok dişiyle çiftleşmeye çalışır. Rakiplerini defetmek için boynuz, dişileri kazanmak için güzel süsler geliştirmişlerdir. Buna karşın, dişiler enerjilerini olabilecek en iyi tek erkeği seçmeye odaklarlar. Erkekler için önemli olan niceliktir; dişiler içinse nitelik.

Charles Darwin’in de dediği gibi, dişi, “en nadir istisnalar dışında, erkekten daha az isteklidir”. Erkekler “kur yapılması gereken dişi karşısında cazibelerini göstermek adına gayret etmeye” çalışır. İffetli dişiler ve ayırt etmeksizin azgın erkekler arasındaki bu ayrım, 20. yüzyılın büyük bir bölümünün evrimsel teorisinin merkezi prensibi haline gelmiştir.

Büyük gametlerin üretimiyle ve çoğu hayvan türünde ya yumurta bırakan ya da yavruları doğuran cinsiyet olarak tanımlanan dişiler, ne kadar hızda yavrulayabileceğine dair fiziksel bir sınıra sahiptir. Eğer hamileysen, seks yaparak daha fazla hamile kalamazsın. Öte yandan, erkekler aynı şekilde sınırlandırılmamıştır: eğer bir yerine iki seks partneri bulabilirlerse, sahip olabilecekleri maksimum yavru sayısı ikiye katlanır.

Bu ikilik temiz, sezgisel cazibesi var ve geniş kamu hayal gücünde etkili oldu. Muhtemelen özellikle günümüzde erkeklerin “Chad”ların hipergamik kadınların ilgisi içinde yüzdüğü ama düz adamların takılmadığından dem vurduğu “erkekosfer”de popülaritesini korumaktadır.

Tabii çoğu açık ikilikler gibi, bunun da aşırı basitleştirme olduğu görülüyor. Zoolog Lucy Cooke’un son kitabı Bitch’te Lucy Cooke hayvanlar aleminde dişilerin rolleri hakkındaki yanlış anlaşılmalara dikkat çekiyor. Ana fikirlerden birisi bir güncellemeden dolayı dişilerin doğal olarak fahişeyi andırmadığını söylüyor: bugünkü jaguarlar “kendisinin ve ailesinin çıkarları için utanç olmadan cinsel olarak özgürleştirilmiş yaşamlar sürüyor”.

Ama neden bunu yapıyorlar? Bir tane biyolojik babadan fazlası gerekenin üstünde değil mi? O kadar bariz olmasa da dişilerde de erkekler gibi gönül eğlendirmenin evrimsel avantajları var. Birden fazla babaya sahip olmak dişinin çocuklarının genetik çeşitliliğini arttırıyor ve örneğin, bir tanesi kısırsa garanti sağlıyor. Eşlerini değiştirmeni de sağlıyor: eğer “efendi adam”dan sıkıldıysan, daha iyi genler için “komşun piç adama” uğrayabilirsin.

Cooke bize antropolog Sarah Blaffer Hrdy’nin ta 1970’lerde dişilerin birden fazla erkekle çiftleşmesinin bambaşka bir amaca hizmet edebileceğini söylüyor: yavruları korumak. Hayatın pek iç açıcı olmayan gerçeklerinden biri çocuk katilliğinin kuzen primatlar ve genel olarak hayvanlar alemi arasında oldukça yaygın bir davranış olduğudur, çünkü planlanandan aylar veya yıllar öncesinden “sevdiği yeni ölmüş annenin kızışma dönemine girmesine zorlar ve rahatlıkla döllenmeye hazırlar”. Hrdy’nin Hint langur maymunlarından yaptığı gözlemlerden ilham aldığı fikri, annelerin korumayı garantilemesi ya da en azından bebeğin kendisine ait olduğunu düşünen erkeklere karşı müşfik hoşgörüyü sağlaması için “ataerkilliği afallattığıydı”.

Dişilerde tek eşliliğin yaygın olduğu varsayımı o kadar yaygındı ki uzun bir süre boyunca aksini iddia eden gözlemler anomali denilerek kenara atılıyordu. Örneğin dişi ötücü kuşların – evliliğin mutluluğunun sembolleri olan – kendine metres bulmak için kaçtığı fikri gülünç bulunuyordu. Görünüşe göre bu zavallı kuşlar tecavüze uğruyordu, aksi halde bir çeşit hormonsal bozukluk olması gerekirdi.

Nihayet, 1990’ların sonunda, kısmen biyologların DNA üzerinden babalığı tespit edebilmeleri gerçeğine dayanılarak, bu varsayımlar çürütüldü. Ulaştıkları sonuç şuydu: poliandri (bir dişinin birden fazla erkekle çiftleşmesi) hayvanlar alemi içinde önceden düşündüğümüzden çok daha yaygındı. Tek eşli olduğu düşünülen birçok türün “kaçamakları” vardı — ve sıklıkla bu yasak aşklara başvuranlar dişilerdi.

Evrimsel teorinin dişilerde hafifmeşrepliğin dahil edilmesiyle yeniden yazılması elbette herhangi bir feminizme eğilimli popüler bilim yazarı için çok çekici oldu. Bitch’le birlikte, bu hikâye Angela Saini’nin Inferior’u ve Cordelia Fine’ın Testosterone Rex kitaplarında da – ki bu kitaplar bilimsel fikir birliğinin özellikle feministçe yeniden değerlendirilmesi olarak satılmıştır – belirgin bir şekilde ön plana çıkar. Kadın orgazmının biliminden eşlerini öldürüp yiyerek yatak odasına hükmeden dişi örümceklere (buna cevaben erkeklerin karşı adaptasyonları “Christian Grey’in yüzünü kızartır” – oral seks, kölelik ve üçlü grup) Cooke’un işlediği diğer konular aynı kitleye hitap eder.

Ama sıklıkla bu beyanlardan eksik olan şey bağlam oluyor. Çünkü her ne kadar Cooke dişilerin sadece tek eşlilik istediğine dair ataerkil yanılgıyı yalanlamakla haklı olsa da bu dişilerin olabildiğince çok eş aradığına dair aksi sonuca zıplamamız gerektiği veya dişilerle erkekler arasında cinsel yatkınlıklarda sistematik farklar olduğu anlamına gelmiyor. Gerçi Bitch’i üstünkörü okuyanlar iki izlenime de kapılabilirler.

Dişilerde poliandrinin faydaları aslında kısıtlı: 35 canlı türüne ait bir meta-analize göre toplamda ortaya çıkan yavru sayısında sadece az bir miktar etkisi vardır ve yavruların ne kadarlık oranının sağ kaldığı bilinmemektedir. Bu sefer böceklere odaklanan başka bir meta-analize göre, azının karar fazlasının zarar olduğunu gösteriyor: çok eşe sahip olmak dişilerin üreme performansını arttırması ama ömürlerini kısaltması, yazarlarda optimum eş sayısının muhtemelen “ortalama” olduğunun kanaatini oluşturmuştur.

Katıca gereğinden fazla basitleştirmek gibi olsa da genel bir pratik olarak Darwin haklıydı: dişiler sıklıkla “erkeklerden daha az isteklidir”, ve bu farklılık her cinsiyette gerekli olan farklı üreme yatırımlarıyla açıklanabilir. Bitch’i okuyup bu teorinin tamamen çürütüldüğünü düşündüğünüz için affedebilirim ama aslında bu gerekçe akla yatkın, artık istisnalar ve sınırlamalar hakkında daha çok bilgi sahibi olsak bile.

Eğer kadınlarla erkeklerin eşit olması gerektiğine inanıyorsanız, bu durumun “doğal” olduğunu savunmak cezbedici gelebilir. Ama biyolojideki kilit derslerden birisi eğer herhangi bir mutlu görünen birlikteliğe yakından bakarsanız, her zümrenin kendi çıkarlarına ve ortak hedeflere göre hareket ettiği kusurlu bir ittifak bulursunuz. Ne zaman birleşileceği konusunda, her birinin ne kadar hafifmeşrep olacağına ve paylaştıkları yavrularına ne kadar fedakârlık yapacağına dair cinsel partnerler arasında çatışma çıkar. Örneğin yeni doğmuş farelerin büyüklüğü genler arasında bir orta yol bulmanın sonucudur: babalar annelerden enerji çalarak gelişmekte olan fetüsün büyümesini teşvik ederken, anneler de onları diğer yöne doğru iter.

Kabaca söylemek gerekirse, cinsiyetler arasındaki çatışmanın bir sonucu da zorla ve baskıyla yapılan birleşmeler hayvanlar aleminde yaygındır; böceklerden tavuklara kadar çalıştığım son dört yılda, bir araştırmacının çiftleşmelerin neredeyse yüzde 90’ının zorla olduğunu gözlemlediği kuzenlerimiz olan orangutanlara kadar. Bu cinsiyetler arasında “seçiciliğin” farklı olmasından kaynaklı bir sonuç: eğer ortalama dişi ortalama erkekten daha seçici ise, o zaman kendilerinin çiftleşmek istemediği ama erkeğin istediği durumlar olacaktır.

Sanırım feminist hareket için bariz çıkarımları olmasına rağmen feminist bilim yazarlarının cinsiyetler arası çatışmaları çalışmaktan kaçınmalarının sebebi bu: bu alanda, bazı rahatsız edici gerçekler var. Cinsel çatışma ve insan toplumu hakkındaki potansiyel çıkarımlar üzerine popüler tartışmalar neredeyse tamamen daha yaşlı erkek biyologlardan, ki tahmin edilebileceği üzere (ve her zaman adaletsizce olmasa da) duyarsızlıkla veya bir çıkarı olmakla suçlanıyorlar; esas örneklerinden birisi göz alıcı bir biçimde tartışmalı olan Randy Thornhill ve Craig Palmer’in yazdığı A Natural History of Rape’tir.

Bitch’te, cinsel seçilimin kirli ve istismarcı yanını duyuyoruz, fakat kısaca. Cooke’ın anlatımı, Hrdy’nin bebek katili langur maymunlarıyla ilgili bilgileri, tüm dişi cinselliğinin “kadın gücü” anlatısını takip etmediğini gösteriyor — çok daha karanlık bir şeyin sonucu olabilir. Üreme organlarının evrimi hakkındaki bölümünde, dişi ördeklerin acayip vajinalarının — “sarmal boruları”, “birbirine zıt spiralleri ve garip çıkmaz sokakları” olan — bu kuşlarda yüksek oranda zorla çiftleşme olmasına karşı tepki olarak gelişmiş olabileceğini görüyoruz: kıvrık yolları, böyle ilişkilerde döllenme şansını azaltıyor gibi görünüyor ve çocuklara kimin babalık edeceğini kontrol etmelerine olanak tanıyor.

Ama kitabın kalanı açık veya kapalı olarak – muhtemelen bu öncül alınarak – insana benzetmelerle doldurulmuş olmasına rağmen, bu durumdaki herhangi bir spekülasyon insanlarda ve hayvanlarda tecavüzün bağlantılı bir fenomen oluşunu sormak “tehlikeli bir biçimde” “tüm insan erkeklerinde bir tecavüzcü yaşıyor” fikrini çağrıştırdığına dair dipnotla hemen engelleniyor. İnsanlar ve hayvanlar bu durumda tamamen farklı varlıklardır. “Bu yapılması gereken çok önemli bir ayrımdır”. Bu tür popüler bilim kitaplarında, hikayelerini dinlemek isteyen kitlelere yönelik duymak istemedikleri doğal dünya özellikleri için her yönden bir ilgi eksikliği var gibi hissettiriyor.

Feminist biyologların doğa hakkında olumsuz potansiyel taşıyan mesajlara karşı tahammülünün çok az olması şaşırtıcı değildir. Başlangıçta, aşağı yukarı “seks yanlısı” kavramının zıt kutbu gibi. Ayrıca feminizmdeki cinsiyetler arasındaki farkları vurgulamaktansa önemsizleştirme trendiyle de çelişmekte.

Ve sonra, tabii ki iç karartıcı. Çoğumuz dünya hakkındaki kaderci görüşleri kabul etmekten çekiniriz, türümüz hakkında rahatsız etme potansiyeli olan çıkarımları olduğundan konforumuzun dışına fazla kayar. Feminizm hakkındaki popüler kitapların okuyucuları ortalamada yüksek oranda uyumlu insanlar olmaya meyillidir, memnuniyete önem verirler ve herkesin en iyi yanlarını görürler. Belki de “olanla olması gerekeni ayırmayı” etik açıdan rahatsız edici bulan “az ayrıştırıcılar[MK1] ” olabilirler. Cooke’a göre cinsel şiddetin insan eliyle olan bir sapkınlıktan fazlası olduğunu iddia etmek “tehlikelidir” — belki de üzerine düşünmek için ahlaken itici olabilir.

Feministler genel olarak herhangi bir yönden cinsiyetçiliğin “doğal” olabileceği veya erkeklerin çıkarlarını korumak için var olduğu fikrine dirençlidir. Hepsinin büyük bir yanlış anlaşılma olduğunu iddia etmek daha kolay. Ama bilimin maksadı dünyayı olduğu gibi anlamaktır, belli bir açıyı yansıtmak için parçaları seçip almak değildir. Bağnazca bir hayal gücü eksikliği on yıllar boyunca erkek biyologların rahatsız edici kanıtları görmezden gelmesine ve dişilerin pasif olarak tek eşli olduğunu varsaydı. Bu dengesizliği düzeltmek kanıtlara rağmen çelişkili bir anlatı yaratmak anlamına gelmemeli.


Ellen Pasternack – “Feminism has a biology problem

Çevirmen: Hakkı Kılıç

Not: Bu içerik, entelektüel bir ortaklık içinde olduğumuz sevgili Mürekkep ekibi ile işbirliğimizin ürünüdür. İçeriklerinden haber olmak ve takip etmek için tıklayınız.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Pruss’un Eleştirisi: Teizm ve Qualia – Mehmet Mirioğlu

Sonraki Gönderi

Ahlaki Realizm – Thomas Metcalf

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü