Frege’nin Platonizm Argümanı – Alex Malpass

14 Okunma
Okunma süresi: 6 Dakika

0. Giriş

Çağdaş platonizm’in (küçük bir ‘p’ ile) kökleri Frege’e, özellikle de 1918 tarihli “Düşünce” adlı makalesine kadar takip edilebilir. Erken analitik geleneğin en büyüleyici örneklerinden biri olan bu makalede, birçok etkileyici argüman ve önerme yer alır. Özellikle bu metnin 298 ve 302 nolu sayfalarında geniş bir şekilde yer alan bir argümana bakmak istiyorum. Bu argümana göre eğer platonizm doğru olmasaydı iletişim (ve ekseriyetle de bilim) imkânsız olurdu, ancak iletişim mümkündür; bu nedenle de platonizm doğrudur. Savunulması gerekilen ilk öncül, platonizm ile iletişimin mümkünlülüğünü birbirine bağlar. Frege’nin, odaklanmak istediğim bölümde açıkladığı şey tam olarak budur.

1. Düşünceler ve Önermeler

Frege, önerme kavramının ne olduğuna ışık tutarak bize açıklayan 20. yüzyıl dil felsefesinin kurucularındandır. Frege bu kelimeyi kullanmaz halbuki, bunun yerine “düşünce” terimini kullanır. O, bu terimi şu şekilde tanımlamaktadır:

“Bir tanımlamaya girişmeksizin, doğruluk sorusunun ortaya çıktığı şeye düşünce diyorum.” Bu nedenle bir düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu, doğruluğuna bakarak karar veriyorum.

Doyısıyla düşünce, doğru veya yanlış olan şeydir (doğruluğun ortaya çıktığı şeydir.) ve cümleler ile ifade edilir. O, 293. sayfada yargı bildiren cümlelerin “düşünceleri” ifade ettiği oldukça açıkça söyler. (Bu cümleler yalnızca iletişim kurduğumuz veya benzer durumları ifade ettiğimiz cümlelerdir.) O, aynı “düşünce”nin birden çok eş anlamlı cümle ile nasıl ifade edilebileceğini 298’e kadar olan sayfalarda açıklar açıklar, (At, beygir ya da kısrak gibi kelimeleri kullanıp kullanmamam düşüncemde bir farklılık yaratmaz.) ve dizinsel cümleler aynı “düşünceleri” ifade edebilir. Frege’nin ikinci örneği Dr. Gustav Lauben’in “Ben yaralandım.” derken ifade ettiği düşünceler ve Leo Peter’in bunu duyup birkaç gün sonra “Dr. Gustav Lauben yaralandı.” demesidir. Her iki durumda da farklı cümleler yanı “düşünceleri” ifade eder.

Dolayısıyla, “düşünceler” ile Frege, çağdaş analitik filozofların “önermeler” dediği şeyi anlar, ve yazımın bundan sonraki kısmında bundan bahsedeceğim.

O halde soru, bu önermelerin ne tür şeyler olduğudur. Frege ikisini de reddetmeden ve üçüncü bir tür olduğunu ileri sürmeden önce önermeler için iki muhtemel aday türü olduğunu iddia eder.

2. Dış Dünya

İlk olarak, önermelerin bir tür alışılagelmiş maddi nesneler olduğu düşünülebilir:

Henüz felsefenin temas etmediği bir kişi, ilk önce görebileceği ve dokunabileceği her şeyi bilir, yani ağaçlar, taşlar, evler gibi şeyleri duyularla algılayabilir ve başka bir kişinin de aynı ağaç ve kendisinin görüp dokunduğu taşı eşit derecede görüp dokunabileceğine inanır. Açıktır ki düşünceler bu şeylere ait değildir. (p. 298-299)

“Donald Trump başkandır.” gibi önermeler genellikle maddi nesneleri (Donald Trump adındaki insan gibi) kapsar, ancak önermelerin bizzat kendileri nesne değildir. Trump’ın başkan olduğu önermesi, Donald Trump’la birlikte dünyada bulunan şeylerden biri değildir. Dolayısıyla, önermeler alışılagelmiş maddi nesnelerden farklı türdeki şeylerdir.

3. İç Dünya

O, maddi nesnelerin dış dünyanın bir parçası olduğu önermeleri reddettikten sonra ikinci bir hususu göz önüne alır: “iç dünya”. Söz konusu bu ikinci husus Frege tarafından bize şöyle sunulur:

Felsefeyle ilişkisi olmayan bir kişi bile kısa bir süre sonra dış dünyadan farklı bir iç dünyayı; duyu-izlenim dünyasından, onun hayal gücünün yaratımlarından, duyumlarından, duygu ve ruh hallerinden, eğilimlerden, isteklerden ve kararlardan oluşan bir dünyayı tanımayı gerekli görür. Kısacası, yargılar hariç tüm bunları, “fikir/düşünce” (idea) kelimesi altında toplamak istiyorum.  (s. 299).

Dolayısıyla“fikir”; duyumlar, duygular, arzular gibi deneyimin tüm çeşitli yönlerini ifade eden teknik bir terimdir. Frege daha sonra önermelerin fikir olup olmayacağı sorusunu ele alır. O bunu yapmak için, fikirlerin kendine özgü bazı belirgin özelliklerini ortaya koyar.

Öncelikle, maddi nesnelerin aksine, fikirler taşıyıcılar tarafından taşınır. Kek yeme isteği gibi tecrübi iç yaşamın bir yönünü ele alın. Bu keki yeme arzum gibi, bu arzuya sahip olan kişi dışında arzunun bizzat kendisinin bir anlamı olduğunu varsaymak anlamlı değil. “Tek başına, bizatihi arzunun kendisi” yani arzuya sahip olan ve onu taşıyan kişi olmaksızın bir kek yeme arzunun dünyada süregitmesi metafiziksel bir imkansızlıktır; tüm düşünceler gibi arzuları da bizzat taşıyıcıları taşır. Aksine, kek gibi maddi bir nesne, herhangi bir taşıyıcı olmaksızın kolayca düşünülebilir. Gerçekten de, kekin var olan tek şey olduğunu hayal etmede hiçbir çelişki yoktur; taşıyıcısı olmayan bir kek metafiziksel olarak mümkündür.

Diğer yandan fikirler metafiziksel olarak şahsidir. Hiçbir insan bir diğer insanla tam anlamıyla birebir aynı deneyime sahip olamaz. İkimiz de aynı ıhlamur ağacına bakabiliriz, ancak her birimizin ıhlamur ağacıyla ilgili deneyimimizi bir başkasıyla paylaşamayız. Öyle ki Frege, iki kişinin aynı yeşil yaprağa baktıklarında aynı şeyi görüp görmedikleri sorusunun anlamlı olmadığını söyleyecek kadar ileri gider:

Şimdi yanımdaki kişi yeşil yaprağı kırmızı mı görüyor yoksa kırmızı meyveyi yeşil mi görüyor yoksa ikisini de hiç bilmediğim bir renk olarak mı görüyor? Bunlar çözümü olmayan, cevaplanamaz ve gerçekten saçma olan sorulardır. (s. 299)

Frege için bu sorular cevaplanamaz, çünkü “yeşil” veya “kırmızı” terimleri maddi şeylerin dış dünyadaki nesnelerin bir özelliğini belirtmek için değil, “bilincime ait duyu verilerini karakterize etmek” için kullanılır ve bu haliyle, “yalnızca bilinç alanım içerisinde uygun, yerinde konumdadırlar.” (s.299) Kırmızı dediğimde, içsel duyu deneyimimin bir parçasından söz ediyorum, dünyadaki nesnel bir özellik/nitelikten değil. Bu metafiziksel olarak şahsidir.

O halde fikirler;

  • i) taşıyıcılar tarafından taşınır ve
  • ii) metafiziksel olarak şahsidir.

Ancak Frege bu iki niteliğin önermelerle paylaşılmadığını iddia ediyor. Önermelerin kendisi bizatihi fikir olsaydı, o zaman taşıyıcılar tarafından taşınır ve metafiziksel olarak şahsi olurlardı. Pisagor teoremleri tarafından ifade edilen önermeyi düşünün. Eğer bu bir fikir olsaydı, Frege’nin dediği gibi şöyle olurdu:

Kişi gerçekten de “Pisagor Teorimi” demek yerine “benim Pisagor Teoremim” (ve) “onun Pisagor teorimi” demeli, bunlar farklıdırlar. (s.301)

Önermeler de fikirler gibi taşıyıcılar tarafından taşınmalıydı. Ayrıca onlar metafiziksel olarak şahsi olacaklardı, ve bu onların doğru mu yanlış mu oldukları hakkındaki soruların da metafiziksel olarak şahsi olacağı anlamına gelir. Renklerin Frege için nasıl şahsi olduğuna dair örneğe dönersek, bunun nedeni “yeşil” veya “kırmızı” gibi bir rengin maddi nesnelerin niteliği olmasından değil, bunun yerine içsel olarak zihinsel bir deneyimin niteliği olmaları gerekiyordu. Yeşil bir otlak gördüğümde, içsel bir şahsi deneyim olan “yeşillik” hissine sahibimdir. Bu nedenle, yeşillik deneyiminizin benimkiyle aynı olup olmadığını sormak mantıklı değildir. Aynı şekilde, Pisagor teoremi yalnızca benim için doğruysa, bunun sizin için yanlış olup olmadığını merak etmek bile mantıklı değildir:  

O halde gerçek, zihnimin içeriğiyle sınırlı olacaktır, ve o başkalarının zihninde yer alanlarla kıyaslanabilir bir şey olup olmadığı şüpheli olacaktır. (s. 301).

Ve:

Eğer biri fikirleri [önermeler olarak] kabul ederse, o zaman doğru olduğunu kabul ettiği şey, onun bakış açısına göre, zihnin bizzat içeriğidir ve bu diğer insanlarla hiçbir şekilde alakalı değildir. Eğer bu kişi benden bir önermenin fikir olmadığı görüşünü duyacak olsaydı, o buna itiraz edemezdi, çünkü aslında bu onu alakadar etmezdi. (s. 302)

Tüm bunlar Frege’nin şu sonuca varmasına yol açar:

Eğer her önerme zihnin sahip olduğu içerik için bir taşıyan gerektiriyorsa, o zaman bu yalnızca taşıyıcının önermesi olurdu ve çoğunun üzerinde meşgul olabileceği pek çok ortak bilim olmazdı. (s.301)

Eğer önermeler fikirler olsaydı, o zaman taşıyıcılar tarafından taşınır ve metafiziksel olarak şahsi olurdu. Eğer önermeler bu niteliklere sahip olsaydı, o halde birçok kişinin birlikte meşgul olabileceği ortak bir bilim yapma işlevine sahip olma olasılığı olamazdı. Kısacası eğer önermeler fikir olsaydı, bilim yapmak imkânsız olurdu.

4. Üçüncü Diyar

Frege bir önermenin ne olduğuna dair pozitif görüşler için şöyle söylüyor:

Sonuç söyle görünüyor: düşünceler ne dış dünyaya dair şeylerdir ne de fikirlerdir.

Üçüncü bir diyarın varlığı kabul edilmelidir. Bu diyara ait olan şey fikirlere karşılık gelir, duyular tarafından algılanamaz fakat şeylerle algılanabilir, içeriğinin ait olduğu bir bilincin taşıyıcısına ihtiyaç duymaz.  Böylece, örneğin Pisagor teoreminde ifade ettiğimiz düşünce, herhangi birinin bunu doğru olarak kabul edip etmediğinden bağımsız olarak, zamansız bir biçimde doğrudur. Onun taşıyıcıya ihtiyacı yoktur. O, yalnızca ilk keşfedildiğinde doğru değildir; daha önce kimse görmemişken de diğer gezegenlerle etkileşime giren bir gezegen gibidir.

5. Sonuç

Bu yazı açıkçası yalnızca bu fikrin yüzeyini belirginleştirmeye başlangıcıdır, ancak argümanın ana hatları umarız biraz daha belirgin olmuştur. Frege metafiziksel olarak şahsi olan ve var olan taşıyanların eşlik etmesi gereken fikirlerin aksine; maddi nesnelerin alenen ve diğerlerinden bağımsız olarak var olabilme özelliklerine sahip olduğunu savunur. Önermelerin onları taşıyanlardan bağımsız olmakla birlikte, maddi dünyadaki sıradan nesneler gibi olmama yönleri vardır.

Alex Malpass- “Frege’s argument for platonism”, (Erişim Tarihi:24.06.2020), Erişim Kaynağı: https://useofreason.wordpress.com/2017/10/10/freges-argument-for-platonism/

Çevirmen: Taner Beyter

Çeviri Editörü: Talha Gülmez

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İyi Felsefe, Doğası Gereği Zor ve Anlaşılmaz mıdır? - Keith Frankish

En Güncel Haberler Analitik Felsefe