Hangi Filozof En Güçlü Argümanlara Sahipti? – Jonny Thomson

///
629 Okunma
Okunma süresi: 14 Dakika

Hangi filozof en güçlü argümanlara sahipti? Söz konusu bilim , etik ve din olduğunda, en iyi meydan okumalardan bazılarını David Hume gündeme getirmiştir.

Anahtar Düşünceler

David Hume, felsefesinin açık sözlülüğü ve hakkında çıkan dinsizlik dedikodularına rağmen, zamanının en güler yüzlü ve sevilen şahsiyetlerinden biridir. Hume’un Tanrı için geleneksel argümanları eleştirel çalışması, “tümevarım problemi” ve meta-etiği, halen felsefenin tüm zamanlarındaki bazı parlak ve yıkıcı parçalarından birini oluşturur. Ayrıca Hume’un eserleri, sadelik açısından güçlü ve okunabilirlik açısından da oldukça basittir.

Hiçbir filozof, hiçbir konu hakkında bütünüyle haklı değildir. Birilerinin fikirlerinin popüler olduğunu veya bilim tarafından arka çıkıldığını veya sonraki filozoflar tarafından ele alındığını söyleyebilsek bile bu, gerçekten onların söylediklerinin doğru olduğu anlamına gelmez. Aslında felsefede “doğru“nun ne anlama geldiğini görmek oldukça zordur. (Özellikle de “Doğru ne anlama gelir?” şeklindeki sorunun kendisi felsefi bir sorudur.) Nitekim bir filozofun kurabileceği her argüman için mutlaka aykırı bir ses de olacaktır.

Ve bu sebeple belki de “en güçlü filozof“ sorusuna değinmenin en iyi yolu, bunun yerine şunu düşünmekten ileri gelir : En az hatalı olan kimdir ? Bu soru, elbette kimin en fazla etkiye sahip olduğundan farklıdır. Çünkü Marx’ta gördüğümüz gibi, doğru ya da yanlış (ya da en azından yanlış) olmak, sizin etkinizi mutlak derecede azaltmaz.

Bu sebeple hangi filozofun en güçlü argümana sahip olduğunu düşünmek için, kimin argümanlarının henüz çürütülmediğini görmek iyi bir yol olabilir – yani, bizi aşılamaz sorularla baş başa bırakan, reddetmesi zor gözlemler yapan ve pek çok modern felsefenin içinde çalıştığı ortamı sağlayan filozofu. Eğer kriterler bunlarsa, o zaman  bir cevap geliyor: David Hume.

Hume-orous ve Güler Yüzlü Bir Adam

David Hume, genellikle 18. Yüzyıl Britanya’sının en nazik adamlarından biri olarak kabul edilir. Bejamin Franklin gibi yakışıklı, espritüel ve cömert olduğu düşünülür ve Fransa’da “le bon David” veya memleketi İskoçya’da  “Saint David” olarak bilinir. James Boswell ve Adam Smith ile yakın arkadaştır ve hatta Fransa’ya gidişinden sonra, Jean-Jacques Rousseau’yu da kabul etmiştir. (Rousseau, sonunda paranoyadan deliye dönmüş ve Hume’u kendisini karalamak için uluslararası bir komplo kurmakla suçlamıştır.) Hume, parasını, devasa “History of England” (bugünkü matbaalarda bile 3.000’den fazla sayfa basan) isimli eserinden kazanmıştır. Dinsizliğinden dolayı profesörlükten mahrum bırakılmış ve kilise tarafından dışlanmış olmasına rağmen, rahat bir yaşam sürmek için gerekli imkanlara ve paraya sahiptir. Hume, zamanının edebiyatçılarını ve entelektüellerini düzenli olarak misafir ettiği için, arkadaşları da onun kur yaptığı dedikodularına aldırış etmemiştir. Mümkün olan en acı verici ölümlerden biriyle hayatını kaybetmesine rağmen (bağırsak kanserinden), bunu bile neşe ve stoacılıkla ele almış ve 65 yaşında ölmenin o kadar da kötü olmadığını “sadece birkaç yıllık sakatlığı ortadan kaldırdığını” ifade ederek yazmıştır.

Büyük Kafir

Hume’un Dialogues Concerning Natural Religion isimli eserindeki, Tanrı’nın varlığına yönelik geleneksel argümanlara dair eleştirisi, yaygın bir şekilde yenilgi olarak kabul edilir. Hume, yaşamının büyük bir bölümünde  halk tarafından din karşıtı olarak bilinmesine rağmen (Boswell tarafından “Büyük Kafir” lakabıyla anılmıştır) bunu mistisizm ve üçüncü taraf diyalogların arka planında yapmıştır. Ayrıca Diyaloglar’da bulunan dine yönelik büyük itirazların yayınlanması, ölümünden sonrasına kadar ertelenmiştir (Arkadaşı Adam Smith’in önerisi üzerine).

Ancak bu içerikler, oldukça yıkıcıdır. Bundan da öte Richard Dawkins ve Sam Harris gibi kişiler, “Yeni Ateizm”lerinin çoğunu Hume’a borçludurlar ve zaman zaman onun argümanlarını neredeyse havaya uçururlar. Bu bakımdan Tanrı’nın varlığına dair kozmolojik ve teleolojik argümanların suya düştüğünü söylemek çok zor olsa da, Hume, kesinlikle önemli bir meydan okuma sunmuştur.

Güneş Yarın Doğacak!

İkinci olarak Hume’un  “ tümevarım problemi”,  hala bilim felsefesinde en parlak ve zorlu konulardan biridir. Bu problem, geleceğin geçmişe benzeyeceğini nasıl garanti edebileceğimizin üzerinde durur. Başka bir deyişle bu problem, herhangi bir önceki gözlemin gelecekte ne olacağını kesinlikle kanıtlayıp kanıtlayamayacağı üzerine kurulu bir husustur. Güneşin insanlık tarihinde her gün doğması, bunun yarın da doğacağı anlamına gelmez. Gelecekte neler olabileceğini bilmenin bir yolu yoktur.

Problem, hala bizimle  ve görünüşe göre tümevarımsal akıl yürütmenin –yani genelleştirilmiş sonuçlar çıkarmak için veri toplamanın– bir sınırlamasına işaret eder. Çünkü verinin gücü ve hacmi ne olursa olsun, asla kesinliğe yol açamaz. Hume’un problemini çözmenin en iyi yollarlından birisi, hiçbir şeyin kendi başına kanıtlanamayacağı, aksine yanlış olduğu gösterilemeyen (özellikle Karl Popper’dan) bir “yanlışlama” teorisini benimsemekten ileri gelir. Ayrıca tümevarım problemi, halen günümüzde de devam etmektedir.

Bana Ne Yapacağımı Söyleyemezsin

Son olarak Hume, etik üzerine kapsamlı şekilde yazılar yazmış ve filozofların sıklıkla kabahatli olduğu en büyük mantıksal hatalardan birini dile getirmiştir: Bazen “olan-olması gereken “ problemi diye de adlandırılan “natüralistik safsata.  Bu konu, “X haz üretir” gibi dünyayla ilgili bir gerçeğe dayanarak “X’i yapmalısın” gibi bir ahlaki emre asla ulaşamayacağımızı belirtir. Olgu (olan) ile ahlaki emir (olması gereken) arasında her zaman bir boşluk vardır ve bu boşluk “Haz üretmek neden onun doğru olduğu anlamına gelir ?” sorusunu soran bir boşluktur. Başka bir örnek: “Bomba bir çocuğu öldürecek”, aynı zamanda “Bombayı düşürmemelisin” anlamına da gelir cümlesinin, özünde hiçbir şey ifade etmemesidir. İkisi de en azından felsefi olarak birbiriyle bağlantılı değildir.

Hume, ayrıca etik (dini olduğu kadar) konulardaki yazılarından dolayı neredeyse aforoz edilmiştir. Çünkü sonunda bir tür “duygusalcılığı” benimsemiştir. Bu, onun doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün, kusur ve erdemin doğuştan olmadığına, Tanrı’nın verdiği şeyler olmadığına, yalnızca duyguların ifadeleri olduğuna inandığı anlamına gelen şeydir. “Bu yanlış” demek, gerçekten yalnızca değer yargılarınız hakkında bir ifadedir. Hume, etiğin ve daha genel olarak eylemlerin yalnızca mantık veya akılla çok az ilgisi olduğunu düşündüğünü alenen ilk söyleyenlerden biridir. Hume, eylemi harekete geçirme ve motive etmede duygu veya tutkunun büyük önemini göz önünde bulundurmamız konusunda ısrar etmiştir -akla düşkün Aydınlanma’nın kalbinde cesur bir konum.

Bu “metaetik” konumlar bugün oldukça popülerdir, özellikle de Hume onları zamanının çok ötesinde bir sağduyu psikolojisi ile tanıştırdığı için değil.

Kibar Bir Dahi

Ne de olsa bu bir felsefedir ve Hume’un herhangi bir konuda son söz olduğunu söylersem eleştirilebilirim. Ama onun fikirleri biraz kafa karıştırıcıdır. Bugün felsefenin en büyük sorularından en az üçünü – bilim, etik ve din için- ele almış ve birçok dergi makalesi onu çözmeye çalışmak için zaman harcamıştır.

Ancak kişisel bir bakış açısından hareketle, beni en çok etkileyen Hume’un yazılarının açıklığı ve basit amacıdır. Onun kavramlar uydurmaya ihtiyacı yoktur (Almanların sıklıkla yaptığı gibi), ezoterik ve erişilmez terminolojide yuvarlanmaya (Kristeva veya Deleuze gibi post-modernistlerin sıklıkla suçlu olduğu gibi) ve Tanrı’yı ​​kullanmaya veya davasını yürütmek için vahiy veya gizeme başvurmamıştır.

Hume, argümanlarının kendileri için konuşmasına izin veriyor ve bugün hala onları yüksek sesle ve net bir şekilde duymaya devam ediyoruz.


Jonny Thomson – “Which philosopher had the strongest arguments?“, (Erişim Tarihi: 14.12.2021)

Çevirmen: Çağrı Atalar

Çeviri Editörü: Musa Yanık

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Zaman Felsefesi – Nina Emery & Ned Markosian & Meghan Sullivan (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

Sonraki Gönderi

Kitap Analizi: “Makinedeki Hayalet”; Zihin Felsefesine Giriş

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Video Oyunları ve Felsefe – Alex Fisher

Video oyunları, insanların spor hayallerini gerçekleştirmelerine, diğer dünyaları keşfetmelerine, oyunlardaki gizemlerin cevaplarını bulmak için saatlerce uğraşmalarına