Nihilizm – Nolen Gertz

9 Okunma
Okunma süresi: 12 Dakika

Nihilizmin riski, bizi iyi ya da doğru olan her şeye yabancılaştırmasıdır. Yine de hiçbir şeye inanmanın olumlu bir potansiyeli var.

Nihilizm sürekli bir tehdittir. 20. yüzyıl filozofu Hannah Arendt’in fark ettiği gibi, nihilizm bir takım “tehlikeli düşünceler” olarak değil, düşünme eyleminin doğasında var olan bir risk olarak anlaşılır. İlk başta ne kadar güçlü göründüğü ya da ne kadar yaygın olarak kabul gördüğü fark etmeksizin herhangi belirli bir fikir üzerinde yeterince uzun süre düşünürsek, onun doğruluğundan şüphe etmeye başlarız. Ayrıca, fikri kabul edenlerin, fikrin doğru olup olmadığını kesin olarak bilip bilmediğinden (ya da önemseyip önemsemediğinden) şüphe etmeye başlayabiliriz. Bu, pek çok konu hakkında neden çok az fikir birliği var olduğunu ve herkesin şu an size çok belirsiz görünen şeyler hakkında neden bu kadar emin göründüğünü düşünmekten bir adım uzaktadır. Bu noktada, nihilizmin eşiğinde, bir seçim vardır: ya düşünmeye devam etmek ve kendinizi toplumdan yabancılaştırma riskini almak; ya da düşünmeyi bırakmak ve kendinizi gerçeklikten yabancılaştırma riskini almak.

Arendt’ten bir asır önce Friedrich Nietzsche not defterlerinde (ölümünden sonra Güç İstenci (The Will to Power) adıyla kız kardeşi tarafından yayınlanan) “aktif” ve “pasif” nihilizm arasında bir ayrım yaptı. Nihilizm üzerine birçok aforizmasından biri, nihilizmin kendilerini değersizleştiren en yüksek değerlerin sonucu olduğuydu. Hakikat ve adalet gibi değer yargıları, sadece fikir olarak değil, aynı zamanda, özellikle “hakikat sizi özgürleştirecek” veya “hak yerini bulacak” dediğimizde, bazı doğaüstü güçleri var gibi gelebilir. Bu değerlerin onlara atfedilen güce sahip olmadıkları ortaya çıktığında, hakikat özgürleştirici olmadığında, adalet sağlanmadığında gözümüz açılır. Ancak bu değer yargılarına çok fazla inandığımız için kendimizi suçlamak yerine, beklentilerimizi karşılayamadığı için değer yargılarını suçlarız.

Nietzsche’ye göre, işte o zaman aktif nihilistler olabiliriz ve kendi değerlerimizi inşa etmek için başkaları tarafından bize verilen değerleri reddedebiliriz. Ya da pasif nihilistler olabilir ve bu değerlerin gerçek değeri hakkında şüphelerimiz olmasına rağmen geleneksel değerlere inanmaya devam edebiliriz. Aktif nihilist, inanmaya değer bir şey bulmak veya yaratmak için yok eder. Yalnızca yıkımdan sağ çıkabilenler bizi daha güçlü kılabilir. Nietzsche ve kendisini nihilist olarak tanımlayan bir grup 19. yüzyıl Ruslar bu görüşü paylaştı. Ancak pasif nihilist, kendi kendini yok etme riskini almak istemez ve bu nedenle geleneksel inançların güvenliğine tutunur. Nietzsche, bu tür bir kendini korumanın gerçekte daha da tehlikeli bir kendini yok etme biçimi olduğunu savunur. Bir şeye inanmak uğruna inanmak; yüzeysel bir varoluşa ve inanmaya değer olmasa bile pasif nihilist bir şeye inanmayı, hiçbir şeye inanmama riskine – Nietzsche’nin yazılarında da nihilizm için kullanılan sık bir metafor olan – boşluğa bakma riskine tercih edeceğinden dolayı başkaları tarafından inanılan herhangi bir şeye inanmanın gönül rahatlığıyla kabul edilmesine yol açabilir.

Bugün nihilizm, dünyanın mevcut durumuna yönelik yaygın bir tavrı tanımlamanın giderek daha popüler bir yolu haline geldi. Hatta terim, sohbette, gazete başyazılarında veya sosyal medyada kullanıldığı zaman, sanki herkes nihilizmin ne anlama geldiğini ve kavramın aynı tanımının anlattığı şeyi çok iyi biliyormuş gibi, nadiren tanımlanıyor. Fakat gördüğümüz gibi nihilizm hem aktif hem de pasif olabilir. Çağdaş nihilizmi daha iyi anlamak istiyorsak; epistemoloji, etik ve metafizikte nasıl geliştiğini ve kendini inkâr, ölümü inkâr ve dünyayı inkâr gibi olan farklı yaşam biçimlerinde nasıl ifade bulduğunu belirlemeliyiz.

Epistemolojide (bilgi teorisi) Nihilizm genellikle, en değerli inançlarımızın güçlü bir temeli olmadığını, bilginin mümkün olduğunu reddetme olarak görülür. Epistemolojik nihilizm iddiası, bilginin sadece bir bilen ve bilinenden daha fazlasını gerektirdiği fikrine dayanır. Bilgiyi salt fikirden ayıran şey, kişinin kişisel, öznel deneyiminin dışındaki bir şeye atıfta bulunma yeteneği olduğundan, bu “daha fazlası” genellikle, bilgiyi nesnel kılan şey olarak görülür.

Ancak epistemolojik nihilizm için, kişinin bilgi iddiasında bulunulabileceği bir standart, temel, dayanak, herhangi bir iddianın doğru olduğuna dair inancımızı haklı çıkaracak hiçbir şey yoktur. Epistemolojik nihilizm perspektifinden bakıldığında objektifliğe yapılan tüm söylemler yanılsamadır. Gerçeklerin var olmadığı gerçeğini gizlemek için bilgi izlenimi yaratıyoruz. Örneğin, Thomas Kuhn’un Bilimsel Devrimlerin Yapısı’nda (1962) savunduğu gibi, bol miktarda yeni “gerçekler” keşfetmek için kullanabildiğimiz gerçekliği, tanımlamak için kesinlikle çok karmaşık ve çok başarılı modeller geliştirebiliriz fakat bunların, gerçekliğin kendisine karşılık geldiğini asla kanıtlayamayız – bunlar basit bir biçimde bizim özel gerçeklik modelimizden ortaya çıkarlar.

Geçmiş deneyime dayanarak bir şeyin doğru olduğu iddia edilirse, o zaman tümevarım sorunu ortaya çıkar: Sırf bir şey daha önce oldu diye tekrar olacağı anlamına gelmez. Eğer bilimsel kanıtlara dayanarak bir şeyin doğru olduğu iddia edilirse, otoriteden medet umma sorunu ortaya çıkar. Başkalarının iddiaları, hatta uzmanların iddiaları bile, gerçek için bir dayanak olarak görülmediğinden Mantıkta, buna benzer başvurular bir yanılgı olarak görülür. Başka bir deyişle, uzmanlar bile önyargılı olabilir ve hata yapabilir. Dahası, bilim insanları önceki bilim insanlarının çalışmalarına dayanarak iddialarda bulundukları için, onlar da otoriteden medet umuyor olarak görülebilir. Bu sonsuz gerileme problemi gibi bir başka probleme yol açar. Birkaç temele dayalı herhangi bir bilgi iddiası, kaçınılmaz olarak bu temelin temeli ve ardından bu temelin temelinin temeli şeklinde ilerleyerek temeller hakkındaki sorulara yol açar.

Pasif nihilist bilgi hakkındaki şüpheleri önemsizleştirirken, bilgi arayışını önemsizleştirir.

Bu noktada, benim burada “epistemolojik nihilizm” olarak adlandırdığım şeyin gerçekten şüphecilikten farklı olmadığı görünebilir. Zira şüpheci, bilgi iddialarının dayandığı temelleri sorgular ve bilginin kesin bir zemin bulma olasılığından şüphe eder. Burada Nietzsche’nin aktif ve pasif nihilizm ayrımına geri dönmek faydalı olacaktır. Aktif nihilist, radikal şüpheciye benzerken, pasif nihilist benzemez. Pasif nihilist, bilgi hakkında şüpheci soruların gündeme getirilebileceğinin farkındadır. Fakat bilgiden şüphe etmektense, pasif nihilist bilgiye inanmaya devam eder. Sonuç olarak, pasif nihilistler için bilgi vardır, ancak inanç temelinde vardır.

Dolayısıyla nihilizm, sadece şüphesiz bir temelden yoksun olduğu için bilgi iddialarını reddeden kişide bulunmaz. Daha ziyade, bilgi iddialarını çevreleyen şüphelerin farkında olan ve yine de bu şüpheler gerçekten önemli değilmiş gibi davranmaya devam eden bir kişi de aynı zamanda bir nihilisttir.

Bilimsel teoriler, herhangi biri hatalı olabilecek diğer teorilere başvurularak üretilen başka diğer teorilere dayanabilir. Ancak bilimsel teoriler – özellikle teknolojik gelişmeler şeklindeki – sonuçlar üretmeye devam ettikçe o zaman bu teorilerin nihai gerçeği hakkındaki şüpheler önemsiz olarak görülebilir. Ve bilgi hakkındaki şüpheleri önemsizleştirirken, pasif nihilist bilgi arayışını önemsizleştirir.

Diğer bir deyişle, pasif nihilistler için bilgi önemli değildir. Günlük yaşamda “bilgi” veya “kesinlik” gibi kelimelerin ne sıklıkla gelişigüzel kullanıldığını bir düşünün. Birisi trenin geldiğini bildiğini söylüyor ve ya biz onların bu bilgiyi nasıl bildiğini sormuyoruz ya da eğer sorarsak, modern yaşamda bilginin mutlak temeliyle sıklıkla karşılaşıyoruz: çünkü telefonları öyle diyor. Telefon haklı çıkabilir ve bu durumda telefonun yetki iddiası korunur. Ya da telefon haksız çıkabilir, bu durumda muhtemelen telefonu değil treni suçlarız. Telefon, bilgimizin birincil garantörü olmuş olduğu için telefonun hatalı olabileceğini kabul etmek, yalnızca telefona dayalı bilgi iddialarımızın değil, aynı zamanda tüm bilgi iddialarımızın temelsiz olabileceğini kabul etmek zorunda kalmaktır. Sonuçta, tıpkı telefonda olduğu gibi, bildiğimizi düşündüğümüz şeyleri, niçin bildiğimizi sandığımızı sorma eğiliminde değiliz. Bu şekilde, pasif nihilizm, radikal bir “postmodern” iddia değil, daha ziyade günlük yaşamın normal bir parçası haline gelir.

Ahlak felsefesinde nihilizm, ahlakın varlığını reddetme olarak görülür. Donald A Crosby’nin The Spectre of the Absurd’de (1988) iddia ettiği gibi, ahlaki nihilizm epistemolojik nihilizmin bir sonucu olarak görülebilir. Bilgi ve hakikat hakkında objektif iddialarda bulunmanın bir dayanağı yoksa doğru ve yanlış hakkında objektif iddialarda bulunmak için hiçbir neden yoktur. Başka bir deyişle, ahlak olarak kabul ettiğimiz şey, neyin doğru olduğu meselesinden ziyade, doğruluğuna inanılanın ne olduğu – bu inancın her tarihsel döneme, her kültüre veya her bireye göre olup olmadığı – meselesidir.

Bir şeyin doğru olduğunu iddia etmek, tarih boyunca Tanrı, mutluluk veya akıl gibi bir temele dayandırılarak yapılmıştır. Bu temeller evrensel olarak – her yerde, her zaman tüm insanlara uygulanabilir olarak – geçerli görüldüğü için ahlakın evrensel olarak uygulanması için gerekli görülüyorlar.

18. yüzyıl ahlak filozofu Immanuel Kant, ahlaki şüpheciliğe yol açtığı için ahlakı Tanrı ya da mutluluk üzerine temellendirmenin tehlikeli olduğunun farkına vardı. Tanrı’ya olan inanç insanları, ancak cehennemden ziyade sadece cennette gitme amacıyla yapılan bir yöntem olarak ahlaki davranmaya yöneltebilir. Mutluluk arayışı, insanları ahlaki davranmaya teşvik edebilir, ancak hangi eylemin insanları mutlu edeceğinden kesin olarak emin olamayız. Bu yüzden, yanıt olarak Kant, bunun yerine akla dayalı bir ahlakı savundu. Ona göre, ahlakın ihtiyacı olan evrensel bir temelse, o zaman evrenselleştirilebilirlik mantığına göre kararlar almalıyız. Herhangi bir eylemde neyi başarmaya çalıştığımızı belirleyerek ve bu niyeti tüm rasyonel varlıkların uyması gereken bir yasaya dönüştürerek, amaçlanan eylemin evrenselleştirilmesinin mantıksal olarak mümkün olup olmadığını belirlemek için mantığı kullanabiliriz. Tanrı veya arzudan ziyade mantık, bu nedenle bize amaçlanan herhangi bir eylemin doğru (evrenselleştirilebilir) veya yanlış (evrenselleştirilemez) olup olmadığını söyleyebilir.

Ancak bununla birlikte, ahlakı akla dayandırmaya çalışmanın birtakım sorunları vardır. Bu sorunlardan biri, Jacques Lacan’ın “Kant with Sade” yazısında (1989) ifade ettiği gibi, doğru ve yanlışın kriteri olarak evrenselleştirilebilirliği kullanmak, Marquis de Sade gibi zeki insanların görünüşte korkunç bazı eylemleri gerçekte Kant’ın mantık testini geçebildiğini göstermeyi başarırlarsa, bu eylemleri haklı göstermelerine izin verebileceğidir. John Stuart Mill’in Utilitarianism eserinde de (1861) ifade ettiği gibi bir diğer sorun ise, insanların rasyonel olması fakat rasyonelliğin sahip olduğumuz tek şey olmamasıdır ve bu nedenle Kantçı ahlakı takip etmek bizi insanlardan çok umursamaz robotlar gibi yaşamaya zorlar.

Yine Nietzsche’nin ifade ettiği gibi, bir başka sorun da aklın, Kant’ın iddia ettiği şey olmayabileceğidir, çünkü aklın Tanrı veya mutluluktan daha sağlam bir temel olmaması oldukça olasıdır. Ahlakın Soykütüğü Üzerine (On the Genealogy of Morals) (1887) eserinde Nietzsche, aklın mutlak ve evrensel bir şey olmadığını, daha çok zamanla insan yaşamının bir parçası haline gelen bir şey olduğunu savundu. Tıpkı bir laboratuvar deneyindeki farelere rasyonel olmaları öğretilebildiği gibi, insanları rasyonel olmaları için eğitme konusunda yüzyıllardır süren ahlaki, dini ve politik “deneyler” sayesinde rasyonel olmayı da öğrendik. Bu nedenle mantık, kendi temellerinin doğruluğu sorgulanabildiği için, ahlakın sağlam bir temeli olarak görülmemelidir.

Pasif nihilist, tamamen kaybolmuş hissetme riskini almaktansa bozuk bir pusula kullanarak dümen tutmayı tercih eder.

Burada yine aktif ve pasif nihilistin arasında bu tür ahlaki şüpheciliğe nasıl tepki verdikleri hakkında önemli bir ayrım bulabiliriz. Ahlak için olası herhangi bir temelin meşruiyetinden şüphe etme yeteneği, aktif nihilistin ahlakı yeniden tanımlamasına veya ahlakı reddetmesine yol açabilir. İlkinde, eylemler ahlaki ilkeler kullanılarak yargılanabilir, ancak aktif nihilist bu ilkeleri belirleyen kişidir. Ancak, nasıl yetiştirildiğimizi düşünmenin aksine kendi başımıza düşündüğümüzü fark etmek zor olduğundan, yaratıcı gibi görünen şey aslında türev olabilir.

Dolayısıyla, bu tür bir ahlaki egoizm yerine, aktif nihilizmin ahlakı tamamen reddetmesi daha olasıdır. Buna karşılık, eylemler, istenen bir sonuca ulaşmak için daha fazla veya daha az etkili olan gibi, yalnızca pratik terimlerle değerlendirilir. Bu nedenle, insan eylemleri, bir hayvanın veya makinenin eylemlerinden farklı görülmemektedir. Bir hayvanın, acıktığı zaman başka bir hayvanı yediği için kötü olduğunu söylemek yanlış gibi görünüyorsa, o zaman aktif nihilist, insanların aç olduklarında başka bir insandan bir şey çaldıkları için kötü olduklarını söylemenin de aynı şekilde yanlış olduğunu söyleyecektir.

Ahlak olmadan, hırsızlık, mülkiyet veya hak gibi kavramlar, sadece yasal durum olarak görülmektedir. Eylemler suç olarak görülebilir ancak ahlaksız görülmezler. Buna benzer bir aktif nihilizm örneği Antik Yunanda sofist Thrasymakos’ta görülebilir. Platon’un Devlet’inde Thrasymakos, “adalet” in sadece böyle bir baskıyı adil olarak kabul etmeleri için onları kandırarak güçlüler tarafından zayıfları ezmek için kullanılan bir propaganda olduğunu ileri sürer.

Bir diğer yandan pasif nihilist, geleneksel ahlakı sırf meşruiyeti sorgulanabilir diye reddetmez. Bunun yerine pasif nihilist, ahlakın meşruiyetinin gerçekten önemli olduğu fikrini reddeder. Pasif nihilist, ahlak uğruna değil, itaat uğruna ahlaka itaat eder. Başkalarının iyi ve kötü, doğru ve yanlış olduğuna inandıkları şeye uygun olarak yaşamak, pasif nihilistler tarafından karar verme sürecine rehberlik edecek bu tür ahlaki standart olmadan yaşamak zorunda kalmaya tercih edilebilir. Ahlaki standartlar bir pusula sağlar ve pasif nihilistler, hayatı tamamen kaybolmuş hissederek yaşama riskini almaktansa, bozuk bir pusula kullanarak hayatta dümen tutmayı tercih eder.

Ahlaki standartlar aynı zamanda bir topluluğa ait olma hissini de sağlar. Normları ve değerleri paylaşmak; bir yaşam tarzını paylaşmak, bir dili paylaşmak kadar önemlidir. Bu nedenle aktif nihilist, ahlakı reddederek ayrıca toplumu da reddetmiş olur. Ancak pasif nihilist, dünyada tamamen yalnız hissetme riskini almaya isteksizdir. Yani, pasif nihilist, ahlaki meşruiyeti reddederek toplumu kucaklar. O halde pasif nihilist için önemli olan ahlaki bir iddianın doğru olup olmadığı değil, ahlaki bir iddianın popüler olup olmadığıdır.

Bu, pasif nihilistler için ahlakın önemli olmadığı anlamına gelir. Pasif nihilist, ahlakı kendi başına bir amaç olarak değil, bir amaca ulaşmak için bir araç olarak değerlendirir. Ait olma ve yönetilme arzusu, ahlaki kesinliğe sahip olma arzusundan daha ağır bastığı için pasif nihilist, yalnızca ahlaki bir sistemi kabul etmekten gelebilecek yön ve topluluk duygusunu umursar. Pasif nihilist, bir spor karşılaşmasında sırf herkes yapıyor diye ev sahibi takımı destekleyen bir seyirci gibidir. Pasif nihilist ahlaki standartları, ait olmak istediği topluluk tarafından kabul edildiği için destekler.

Tıpkı epistemolojik nihilizmin ahlaki nihilizme yol açabileceği gibi, ahlaki nihilizm de siyasi nihilizme yol açabilir. Politik nihilizm tipik olarak otoritenin reddi olarak anlaşılır. Bu, en nihayetinde Çar’a suikast düzenlemeyi başaran, yukarıda da sözü geçen 19. yüzyıl Rusya’sının kendilerini nihilist olarak tanımlayanlarının durumuydu. Ancak aktif nihilizmle özdeşleştirebileceğimiz siyasal nihilizmin bu devrimci biçimi, siyasal nihilizmin pasif biçimini yakalayamaz.

Aktif nihilizmin tehlikesi, özgürlük uğruna toplumu yok etmeye yönelik anarşist istekliliğinden kaynaklanır. Pasif nihilizmin tehlikesi ise toplum uğruna özgürlüğü yok etmeye yönelik konformist istekliliğinden kaynaklanmaktadır. Daha önce gördüğümüz gibi, pasif nihilist, her ikisine de sadece rahatlık ve güvenlik amaçlarına hizmet ettikleri ölçüde önemli muamelesi yaparak bilgi ve ahlakı araçsallaştırır. Şüphenin rahatsız ediciliğinden ve istikrarsızlığın güvensizliğinden korunma ihtiyacı, pasif nihilistin nihayetinde aktif nihiliste göre daha yok edici olmasına yol açan şeydir.

Buradaki asıl tehlike, pasif nihilist için özgürlüğü ve bağımsızlığı teşvik eden ahlaki ve politik sistemlerin, geleneğin dogmatik kabulünü ve otoriteye körü körüne itaati teşvik eden ahlaki ve politik sistemlerden daha az arzu edilir olarak görülmesidir. Özgür ve bağımsız olmak istediğimizi söylesek de bu tür özgürleşme ağır bir sorumluluk gibi hissedilebilir. Bu, Søren Kierkegaard’ın The Concept of Anxiety’de (1844) kaygıyı, bize sonsuz olasılığın “uçurumu” olarak görünen şeye tepeden baktığımızda ortaya çıkan “özgürlüğün baş dönmesi” olarak tanımlaması ile ifade edilmiştir. Seçeneklerin çok olduğu bir menünün sunulduğu restorana gidenlerin, garsondan ne kadar sık tavsiye istediğini düşünün. Ya da Netflix’in geniş kütüphanesini tanıtmasından sizin için seçimler yaparak “rahatlamanızı” sağlayacak olan algoritmasını tanıtmasına geçişini düşünün.

Nihilizm, bu tür krizlerden faydalanan iktidardaki kişiler tarafından desteklenebilir.

Nietzsche; diğerkâmlığın, kendini fedanın ve kendini inkârın ahlaki idealler olarak giderek daha da kabul görmesi olarak gördüğü şeylerden endişeliydi. Nietzsche, bu tür kendini-olumsuzlama ideallerin kabulünü, pasif nihilizmin 19. yüzyıl Avrupa’sında bir hastalık gibi yayıldığının kanıtı olarak gördü. Erich Fromm 20. yüzyılda, benzer şekilde, Escape from Freedom (1941) eserinde Avrupa boyunca yayılan “özgürlük korkusu” olarak tanımladığı şey hakkında endişeliydi. Hem Almanya’daki eleştirel teorisyenlerin hem de Fransa’daki varoluşçuların çalışmalarını motive eden şey bu endişeydi.

Arendt, nihilizmi yalnızca kişisel bir belirsizlik krizi olarak düşünmememiz gerektiği konusunda uyardı. Aksine, nihilizmin siyasi bir kriz olduğunu kabul etmeliyiz. Nihilizm, bu tür krizlerden faydalanan iktidardakiler tarafından desteklenebilir. Dolayısıyla metafizik nihilizm bile politik ağırlık taşıyabilir. Evrenin anlamsız olduğunu kabul etmek; baskıya, savaşa, çevreye ilişkin endişelerin de anlamsız görülmesine yol açabilir. Bu nedenle nihilizmden yararlanabilecekler sadece siyasetçiler değildir.

The Ethics of Ambiguity eserinde (1948) Simone de Beauvoir’a göre, nihilizmin alabileceği biçimlerden biri nostalji, yani yetişkinler olarak özgürlüğün sorumluluk gerektirdiğini keşfetmeden önce çocukken ne kadar özgür hissettiğimize geri dönme arzusudur. Bu nedenle şirketler, bize nostalji satmak ve kendimizi gerçeklikten uzaklaştırmak için başka yollar kullanarak nihilizmden ayrıca reklam yaparak da faydalanabilirler. Bu yüzden sadece kendi içimizdeki nihilizmi değil, ayrıca nihilizmin etrafımızdaki dünyada da var olduğunu kabul etmeli ve kaynaklarını belirlemeliyiz. İlgilenmeyi bırakmış gibi görünen bir dünyada kendimizi güçsüz hissetmektense, dünyanın nihilist görüşlerinin nereden geldiğini ve dünyayı bu şekilde görmemizden kimin yararlandığını sormalıyız.


Nolen Gertz– “Nihilism“, (Erişim Tarihi: 01.04.2021)

Çevirmen: Sonay Temiz
Çeviri Editörü: Çağan Fırtına

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Modal Ontolojik Argümanlar – Musa Yanık

En Güncel Haberler Analitik Felsefe