Şimdi Hepimiz “Zararsız İşkenceciler” Miyiz? – Paul Bloom ve Matthew Jordan

Çevrimiçi utanç çağında, eylemlerimizin toplu sonuçlarını göz önünde bulundurmalıyız.

1 Okunma
Okunma süresi: 6 Dakika

Önünüzde bir kadran var ve eğer çevirirseniz, şok sebebiyle hafif derecede acı çeken bir yabancı, şok miktarında küçük bir artış yaşayacak, fark edemeyeceği kadar küçük bir artış. Çevirip, bırakıyorsunuz. Ardından yüzlerce insan kadrana geliyor ve her biri kadranı çeviriyor, böylece sonunda kurban acı içinde çığlık atıyor. Yanlış bir şey mi yaptınız?

Ocak 2017’de ölen saygı değer İngiliz filozof Derek Parfit, bunu ‘Zararsız İşkenceci’ vakası olarak adlandırdı. Parfit ilk olarak bin işkencecinin kendi kurbanlarının kadranını bin kez çevirdiği daha basit bir senaryo düşünmüştü. Bu açıkça korkunçtu. Ancak sonrasında işkencecilerin her birinin bir kadranı bin kez çevirdiği – her çevirinin bin kurbandan farklı birini şok ettiği zıt bir durumu araştırdı. Sonuç aynıdır, acı içinde bin kişi. Yine de ahlaki olarak farklı hissettirir, çünkü hiç kimse şahsi olarak herhangi bir bireye gerçek zarar vermemiştir.

Bu, filozofların sevdiği, gerçek dünyayla alakası olmayan zekice teknik bir örnek -diğer şeylerin yanı sıra, bir eylemin yanlışlığının sonuçlarına indirgendiği faydacı bir görüş için bir meydan okuma- gibi gözüküyor. Ancak, Parfit’in 1986’da senaryosunu yayınlamasından bu yana dünya değişti. Bugün, 2018’de bu makalenin iki yazarı Zararsız İşkenceciler’dir ve muhtemelen siz de -belirli bir sorunun hangi tarafında olduğunuzdan bağımsız olarak- öylesiniz.

Parfit’in senaryosu sosyal medyada her zaman ortaya çıkıyor. Birisi Facebook’ta hakkınızda çirkin bir şeyler yazıyor; o kişiyle olan ilişkinize dayanarak kişisel olarak incitici bir şey olabiliyor veya olmayabiliyor, ancak kimse bunu fark etmiyor ve bu yüzden önemli bir şey gibi gelmiyor. Oysa bir gün sonra bahsedilen yazı binlerce beğenme ve yüzlerce alaycı yoruma sahipse, kahrolabiliyorsunuz. Belirli bir yorum kendi başına çok az acıtsa veya hiç acıtmasa da, kitlesel etki bundan çok daha şiddetli olabiliyor.

2015 çıkışlı ‘So You’ve Been Publicly Shamedadlı kitabında Jon Ronson, beyaz ayrıcalığı ile ilgili ironik tweet’i korkunç bir şekilde yanlış gidip on binlerce kızgın tweet zinciri oluşturan, işini kaybedip saklanmasına sebep olan bir kadının hikayesini içeren internet tacizciliğinin etkilerini anlattı. O zamandan beri internet mafyası meşguldü. Odakları bir aslanı öldüren dişçiye, belirli bir sebep olmaksızın siyah insanları polise ihbar eden beyaz kadınlara, gazeteci arkadaşının protestodan atılmasını isteyen sol görüşlü bir profesöre ve daha birçoğuna kaydı.

Sosyal medyanın vahşiliğini düşündüğümüzde, genellikle çok kötü bireysel davranışlar aklımıza gelir – ölüm tehditleri ve tecavüz tehditleri; ev adresleri ve mağdurun çocuklarının konumları dahil kişisel bilgilerin piyasaya sunulması; korkunç yalanlar ve benzerleri. Zararsız İşkenceciler hiçbir zaman bu kadar ileri gitmezler; biz yalnızca retweeti ve zaman zaman akıllıca görüşler eklemeyi severiz. Fakat bizden milyonlarca var, ve hepimiz kadranı çeviriyoruz.

Parfit, bize işkencecileri düşünce deneyinde neyin motive ettiğini asla söylemez, ancak günlük yaşamda dikkate alınacak birçok husus vardır. Laboratuvar çalışmalarında ve gerçek hayatta ahlaksız faillerin hak ettikleri cezayı almalarını görmek istediğimize dair bol miktarda kanıt bulunur ve bu durum sağlam bir evrimsel mantığa dayandırılmıştır; eğer kötü aktörleri cezalandırma veya dışarıda tutma eğiliminde olmasaydık, kötü bir aktör olmanın hiçbir maliyeti olmayacaktı, ve kooperatif toplumlar baş göstermeyecekti.

Ayrıca, ahlaki bir cezalandırıcı olarak görülmekle birlikte gelen bir sosyal kazanç var; erdemimize işaret etmek için iyiliğimizi başkalarına göstermek istiyoruz. Başkaları seyrederken cezalandırmaya daha da yatkınız ve üçüncü şahısların arkasına yaslanıp hiçbir şey yapmayanlara karşın kötü kişileri cezalandıranlar hakkında daha olumlu düşündüklerine – ve güvenmeye daha yatkın olduklarına – dair kanıtlar var.

Ahlaki ve sosyal motivasyonların gerçek dünyada çözülmesi güçtür. Bir filozof – Bryan W. Van Norden, The Stone için yazarken“Çoğu Amerikan gibi, ben de beyaz milliyetçisi Richard Spencer’ın röportaj sırasında yüzüne yumruk atıldığını görünce kendiliğinden neşelendim.” dediğinde bunun ne kadarının bir ırkçının hak ettiğini almasının gerçek zevkinin bir bildirimi olduğunu ve ne kadarının onaylayıcı bir kitleye ırkçı karşıtı olarak görünme arzusu olduğunu söylemek zordur.

Çevrimiçi aşağılanma içinde yerleşik bir ödül sistemi de vardır. Quilette’deki ‘Çete Benim için Gelene Kadar Ben de Çeteydim’ isimli makalede kendisini Barrett Wilson takma adı altında tanımlayan eski bir sosyal adalet savaşçısı internet tacizciliği günlerinde hissettiği heyecanı anlatır:

Ne zaman birine ırkçı ya da cinsiyetçi diyecek olsam aceleye kapılırdım. Bu acele daha sonra sosyal medyanın önemsiz onayını oluşturan yıldızlar, kalpler ve baş parmaklar tarafından yeniden onaylanacak ve sürdürülecekti.

Barrett Wilson – I Was the Mob Until the Mob Came for Me (14 Temmuz 2018)

Ama bu binlerce kesik aracılığıyla gelen ölüm iyi bir şey değil mi? Söz konusu Hitler olsaydı, onun bu kesikleri almasına izin vermekte haklı olmaz mıydınız? Evet – ancak sorun şu ki, ahlaki öfkeyle aşılandığımızda, bir kalabalığın parçası olarak hareket ettiğimiz ve sabit bir değerlendirme sistemi, hukuk ya da adalet olmadan sanal bir dünyada faaliyet gösterdiğimiz zaman tüm düşmanlarımız Hitler’dir. Ronson’un belirttiği gibi “suçun ciddiyeti ile cezanın sinsi vahşeti arasındaki kopukluk” kolayca ortaya çıkabilir.

Kuşkusuz, halk tarafından aşağılanmanın olumlu etkileri de olabilir; bazen kızgın topluluk doğruyu yapar – yumruk atarak ve tam hedefi vurarak. Ancak Zararsız İşkenceciler, zayıfları kolayca yutabilir; saldırılar yalanlara ve kafa karışıklıklarına dayanabilir ya da mevcut başkanlar da dahil olmak üzere güçlü ünlüler ve politikacılar tarafından cahilce teşvik edilebilirler.

Zararsız İşkenceci etkisi sosyal medya ile sınırlı değildir; daha etkili bireysel eylemler söz konusu olduğunda da bir arada toplanmanın etkilerini görebiliriz. Özellikle eğer kalabalık büyükse, beğeniler ve retweetler taşlayarak infaz etmeye yapısal bir benzerlik gösterir; mağduru görmek zordur ve hiç kimsenin nişanı iyi değildir. Sosyal dışlama (social shunning), eylemlerin aksine, ihmallerin biriktirilmesi yoluyla – belli bir kişiyle sosyal temastan kaçınan bireylerle – işkence başka bir husustur.

Özgürlükçü Cato Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olan yazar Julian Sanchez, Parfit örneğini sokaktaki kadınlara ıslık çalmak ya da şakayla karışık saldırgan bir dil kullanmak gibi davranışların tartışmasında kullandı. Bu tür davranışların eleştirilmesine verilen tipik bir cevabın inkar olduğunu belirtti – çoğu kişi bu eylemlerde kötü bir niyetin bulunmadığını ve kimsenin zarar görmediğini düşünüyor.

Sanchez’in tartıştığı davranış türlerini değiştirmek zordur, ki muhtemelen hakkımız olduğunu düşündüğümüzde çok iyi hissettirebilen internet tacizciliğini insanlara yeniden düşündürmek daha da zordur. Zihnimiz bireysel eylemlerimizin etkileri hakkında düşünmek için evrimleşmiştir; kitlesel etkileri göz önüne almak güçtür. Ancak Parfit’in Zararsız İşkencecisi dersini, eğer iyi insanlar olmak istiyorsak, denemeliyiz.


Kaynak:  Paul Bloom ve Matthew Jordan , “Are We All ‘Harmless Torturers’ Now?” 9 Ağustos 2018, https://www.nytimes.com/2018/08/09/opinion/are-we-all-harmless-torturers-now.htmlçev. Gülsüm Esen

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Günümüzün Kısa Tarihi: Sanayi Devrimi ve Küreselleşme – Taner Beyter

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler