“Tanrı Öldü”: Nietzsche ve Tanrı’nın Ölümü – Justin Remhof

//
62 Okunma
Okunma süresi: 6 Dakika

Nietzsche, belki de en çok, Tanrı’nın öldüğüne dair dikkat çekici iddiasıyla tanınır. Şöyle diyordu Nietzsche;

Tanrı öldü! Tanrı’dan geriye bir ceset kaldı! Ve onu biz öldürdük! (GS 125).

Peki ama bu tam olarak ne demek? Doğruyu söylemek gerekirse, saçma görünüyor, çünkü Tanrı sonsuz olduğu için ölemez. Ama Nietzsche’nin iddiası, “Tanrı”nın insanlar tarafından yaratılmış bir kurgu olduğu. Eğer durum bu ise, Tanrı’nın var olduğuna inanmak için iyi bir sebep kalmadığında, Tanrı “ölür”.

Bu yazı; söz konusu bu iddiayı, Nietzsche’nin argümanlarını ve bu argümanların çağdaş dini ve ahlaki düşünce açısından olası sonuçlarını anlamamıza yardımcı olacaktır.

1. Nietzsche’ye Göre İnsanlar Tanrı’ya Niçin İnanır?

Nietzsche’nin, Tanrı’nın bir kurgu olduğu iddiasına yönelik elindeki gerekçesi nedir? Cevap, Tanrı fikrinin fonksiyonunda (veya amacında) yatmaktadır.

Nietzsche’ye göre, Tanrı fikri, insanların yeryüzünde yaygın görünen ve dışardan bakıldığın anlamsız olan acıların üstesinden gelmelerine yardımcı olmak için yaratılmıştır. Yahudi-Hristiyan Tanrı anlayışını ortaya çıkaran eski İsrailoğulları korkunç koşullarda yaşamışlardı: Nesiller boyunca öldürülmüşler, işkence görmüşler ve köleleştirilmişlerdi. Böylesine korkunç baskılara maruz kalmışken, çektikleri acıları açıklamak için bir neden bulmaları ve onlara bu acıları çektirenlerin cezalandırılacağını ummaları oldukça anlaşılır görünüyor.

İşte, Tanrı fikrinin de tam bu olarak bu amaca yönelik bir işlevi vardır. Tanrı fikri, karanlık bir dünyayı aydınlatmak için vardır. Antik çağlardan günümüze dek çoğu insan, sevdiklerinin tetikçiler tarafından vurulması, kasırgalarla yerle bir olan şehirlerde mahsur kalması veya kanser teşhisi konması gibi korkunç trajediler yaşadıkları zaman yüzlerini Tanrı’ya döner. Bu acıları yaşayan insanların çoğu için, Tanrı’ya yönelik inanç, bu acılara dayanma gücü verir. Ayrıca Tanrı’ya inanmak, sevdiklerimiz yaşama veda ettiğine (diğer dünyada) tekrar onlarla bir araya gelip sonsuza dek beraber olacağımız umududur.

Tanrı inancı; teselli edilemez hiçbir kaybın, karşılıksız kalmayan hiçbir adaletsizliğin olmadığını ve oraya ulaşmak için ne kadar acı çekersek çekelim nihayetinde sonsuz huzura kavuşabileceğimize yönelik bir inanç kaynağıdır. Nietzsche için, Tanrı’ya yönelik inancın doğal bir açıklaması da mevcuttur. Tanrı, stresi kontrol etmek, travma etkisini hafifletmek ve acı yolunda yoldaşlık için inşa edilen psikolojik bir kurgudur.

2. Nietzsche’nin Tanrı İnancına Yönelik Eleştirisi

Fakat diğer yandan Nietzsche, sözünü ettiğimiz tüm bu zorluklarla başa çıkabilmek için Tanrı’ya inanmak zorunda olmadığını söylüyor. Nietzsche, başka bir ruhani varlığa sarılarak acıdan kaçmaya çalışmak yerine; acıyı, kendimizi daha iyi hale getirmek için kullanmamız gerektiğini düşünür. Gerçekten anlamlı olan bir yaşam, kişisel mükemmelliğe ulaşmak ile mümkündür; böylesi bir mükemmellik ise mücadelenin üstesinden gelmeyi gerektirir. Tıpkı Nelson Mandela, Emma Goldman ve Ludwig van Beethoven gibi; bu insanlar zorluklarla yüzleşip mücadele eder büyüklüğe eriştiler. Bu dünyada gerçekten olağanüstü ve mükemmel olan hiçbir şey, uzlaşı ve memnuniyetten doğmaz. Nietzsche şöyle söylüyor;

Acı çekme eğitimi, büyük acılar çekme; bilmiyor musunuz, yalnızca bu eğitimin şimdiye dek insanın tüm yüceliklerini yarattığını? * (BGE 225).

Diğer yandan ona göre, Tanrı inancı, var olan zayıflığın devamlılığı anlamına gelir;

Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar. (Matta 5:5) **

Nietzsche’ye göre Tanrı ile yürümek, koltuk değneğiyle yürümektir. Eğer acı ile tek başımıza yüzleşirsek, daha güçlü ve mükemmelliğe erişmek için daha büyük potansiyele sahibiz demektir.

İlginç bir şekilde Nietzsche, birçok modern ateistin farkında olmasalar bile Tanrı’ya inanmaya devam ettiklerini ileri sürüyor;

Bu eylem [Tanrı’nın ölümü] onlar için hala en uzaktaki yıldızlardan bile daha uzaktır – oysa bunu yapan ta kendileridir! (GS 125).

Nietzsche’ye göre ateistler genellikle, ateizmin asıl anlamını kavrayamamakadır. Peki ama nasıl?Cevab basit: Ateistler, “insanlara saygı göstermeliyiz” veya “insanların çektikleri acıyı hafifletmeliyiz” gibi geleneksel ahlaki ilkeleri benimsemeye devam ediyor; bu ilkeler, tüm insanların ahlaki olarak eşit olduğuna işaret ediyor. Fakat Nietzsche için, ahlaki eşitliği sağlamanın tek yolu Tanrı’ya inanmaktır. [1]

Eğer Tanrı var olsaydı, hepimiz Tanrı’nın evlatları olarak eşit olabilirdik. Ama eğer Tanrı öldüyse bizi eşit kılan şey nedir? Nietzsche’ye göre: HİÇBİR ŞEY! Örneğin, niçin, Suriye’de özgürlük mücadelesi veren bir savaşçısının ahlaki açıdan Wisconsin’deki bir Ku Klux Klan üyesine eşit olduğunu düşünelim? Hepimizin; başkalarına saygı duyma, acıyı hissetme, empati kurma gibi kapasite ve yetileri, birbirinden son derece farklıdır. İşte bu nedenden dolayı, ahlaki eşitlik için gerekli olan evrensel paydaşlıklardan yoksunuz. Ateistler, hepimizin eşit olduğuna inandıkları sürece, Tanrı’ya inanmaya devam ediyorlar, demektir.

Nietzsche ayrıca Tanrı inancının mükemmelliğe engel olduğunu düşünür. Eşitlik toplumsal düzene katkı sağlar, vasatlığı (sürü olmayı) teşvik eder ve hakiki bireyselliği yok eder. Yahudi-Hristiyan geleneği diğerkamlık, alçakgönüllülük, ve zayıflığa değer verir; dünyadaki herkesin bu tür değerleri benimsemesini veya sonsuz acılara katlanmasını ister. Fakat öyle görülüyor ki Yahudi-Hristiyan değerlerini benimseyen tüm bireyler gelişmiyor. Kimileri son derece özgüvenli, gururlu ve kuvvetlidir. Örneğin Beethoven gibi biri, küçük yaşta Tanrı’nın emirlerine uygun olmadığından dolayı gurur hissinden kaçınması gerektiğini kabul ederse, ona ne olur? Peki ya potansiyel olarak üstün bireylere özgüvenli olmak, gururlu hissetmek ve kuvvetli olmak sonsuz bir düzen tarafından yasaklanmış olsaydı, onlara ne olurdu? Nietzsche’nin endişesi o ki bu durumda, bu kişiler mükemmel/üstün olmayabilirlerdi.

Potansiyel olarak mükemmel ve üstün olan kişiler, herkesin eşit olduğuna inandırılarak aldatılır; ihtiyaç ve çıkarlarına asla başkalarının ihtiyaç ve çıkarlarına göre öncelik tanımazlarsa, mükemmel ve üstün olmaya erişemeyebilirler. Tanrı’ya inanmak, mükemmelliğe ve üstünlüğe erişmeye engeldir. “Tanrı öldü diyor”, Nietzsche; “insanlığın ilerlemesi için geleneksel ahlak ve ahlaki eşitlik’in içinde mevcut olan Tanrı’nın izlerini silmek gerekir” diyor.

3. Nietzsche’nin Eleştirisine Yakından Bakmak

Nietzsche yalnızca ateist değil aynı zamanda anti-teisttir. Ona göre, Tanrı inancı gelişimi engeller. Nietzsche’ye göre, Tanrı’ya inanmayı bırakmalı ve kendi değerlerimizi geliştirmeye odaklanmalıyız. Kendi amaçlarımızı inşa etmeli ve kişisel mükemmelliğe erişmeliyiz. Fakat gözümüzden kaçırmamamız gereken mühim sorular var.

  • İlk olarak, hangisi daha akla yatkındır: Nietzsche’nin Tanrı fikrinin kökenine dair görüşü ve diğer argümanları mı yoksa gerçekten de Tanrı’nın var olduğu doğru ve insanların bu sebeple O’na inandığı mı?
  • İkinci olarak, Tanrı inancı gerçekten de zayıflığı ve özgüvenli olmamayı mı teşvik eder?
  • Üçüncü olarak, ahlak eşitliliği mi gerektirir? Ve eşitliğe inanmak için Tanrı’ya inanmak mı gerekir?
  • Son olarak ise, Tanrı inancı; gerçekten de mükemmelliğe doğru gelişimi engeller mi?

Nietzsche’nin kışkırtıcı iddialarının hakkıyla incelenmek için bu soruların cevaplanması gerekir.


Notlar

Nietzsche şöyle yazıyordu;

“Siz, daha yüce insanlar, bunu öğrenin benden: pazaryerinde hiç kimse inanmaz daha yüce insana. Orada konuşmak mı istiyorsunuz, pekâlâ! Ama ayaktakımı göz kırpar, “Hepimiz eşitiz,” diye.
“Siz daha yüce insanlar,” – böyle göz kırpar ayaktakımı – “daha yüce insan yoktur. Hepimiz eşitiz; insan insandır, tanrının önünde – hepimiz eşitiz!”
Tanrının önünde! – Oysa artık bu tanrı öldü. Ama biz ayaktakımının önünde eşit olmak istemiyoruz. Siz daha yüce insanlar, uzaklaşın pazaryerinden! Tanrının önünde! – Oysa artık bu tanrı öldü! Ey daha yüce insanlar, bu tanrı sizin için en büyük tehlikeydi.
Onun mezara girmesiyle siz ancak yeniden dirildiniz.” (Z IV: “On the Higher Men”). ***

Diğer yandan “Ahlaki yargı ve kınamaların; manevi olarak sınırlı olanların, daha az sınırlı olanlardan aldığı en gözde intikam” olduğunu tartışırken şöyle diyordu; ‘Tanrı’nın önünde tüm insanların eşitliği için savaşların’ neredeyse sırf bunun için Tanrı’ya iman etmeye ihtiyaçları olduğunu” söyler. (BGE 219).


* Bu alıntının çevirisinde şuradan faydalandım.
** İncil’den yapılan bu alıntı için şuradan faydalandım.
*** Bu alıntının çevirisinde şuradan faydalandım.


Referanslar


Justin Remhof– “God is dead”: Nietzsche and the Death of God“, (Erişim Tarihi: 03.05.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Romantizm (Felsefe Sözlüğü)

En Güncel Haberler Din Felsefesi

Thomizm (Felsefe Sözlüğü)

Thomizm, filozof ve teolog Thomas Aquinas’ın çalışmalarının ve düşüncelerinin mirası olarak ortaya çıkan bir Orta Çağ

Ortaçağ (Felsefe Sözlüğü)

Ortaçağ Felsefesi adlı dönem, Karanlık Çağların entelektüel kıtlığının ardından Batı felsefi düşüncesinin yeniden filizlenmesini ifade eder.