Ötanazi veya İyi Ölüm – Nathan Nobis

/
122 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

Üzücü bir şekilde, epey kötü sağlık koşulları altında olup ölmek isteyen insanlar var. Acı çekiyorlar, ıstırap içindeler ve artık yaşam kalitelerini makbul ve kabul edilebilir bir düzeyde bulmuyorlar.

Bu insanlar tıbbi cihazlar veya diğer tıbbi tedavilerle hayata tutunurken, ölmelerine izin vermek ahlaki açıdan makul olabilir mi?

“Pasif ötanazi” savunucuları izin vermenin makul olabileceğini savunuyor (Ç.N.: Hastayı ölmeye bırakmak veya tıbbi tedavi uygulamaya son verme pasif ötanazi olarak bilinir). Onların gerekçeleri, kimi hastaları bazen aktif olarak öldürmenin (Ç.N. Bizzat öldürme eylemi içinde olmak, örneğin doktorun yaptığı iğne ile ölmek, aktif ötanazi olarak biliniyor) yanlış olmayabileceğini, yani “aktif ötanaziye” izin vermenin de makul olabileceğine işaret etmektedir. Bu makale tam olarak da bu tartışmaları incelemektedir.

1.Pasif Ötanazi

Pasif ötanazinin ahlaki olarak her zaman için makul ve izin verilebilir olduğunu reddetmek; kişilerin acınacak halde olsalar ve ölmek istediğini söyleseler veya söylemeseler dahi hayatta tutmak için elimizden gelen her şeyi her zaman için yapmamız gerektiğine işaret eder. Fakat çoğu kişi için bu epey acımasızdır.

Pasif ötanazi, hem Sonuçcu etik (consequentialist) (veya Faydacı etik) hem de Kantçı etik tarafından doğrudan doğruya desteklenebilir. [3]

Bir Sonuçsalcı için, hastanın korkunç acılardan kurtulması hem onlar için ve hem de genel olarak hayatta kalmaktan daha iyi bir sonuçtur: bu, dünyadaki toplam mutsuzluk ve acı miktarını azaltır ve başka hiçbir seçenek, genel olarak veya bizzat onlar için daha fazla iyilik/fayda sağlamaz.

Bir Kantçı için onların ölmelerine izin vermek, yine bizzat o insanların özerkliklerine veya kendi yaşamlarını derinden etkileyen şeyler hakkındaki kararlarına saygı duymaktır: bu, o insanlara “kendinde amaç” olarak saygı duymaktır, zira bu insanları yaşamaya zorlamak onlara kendi amaçları değil, bizzat bizim amaçlarımız için “sadece bir araç” olarak davranmaktır. (Ç.N.: Kantçı amaç-araç formülasyonuna göre insanlar, araç değil kendinde amaçtır, yani diğer insanları kendi amaçlarımız doğrultusunda kullanmamız veya bu doğrultuda onlara yaklaşmamız ahlaken yanlıştır. İnsanlar kendi özerklikleri ve iradeleri ile hareket eden, kendinde amaç olan ve içsel değeri olan varlıklardır.)

Pasif ötanazi, birisinin ölmesine izin vermenin makul olduğu bazı durumlara işaret edilerek de desteklenebilir. Bir “eğer” şartı ile başlayarak ahlaki bir ilke geliştiririz:

  • Eğer …
  • (a) birisi ölmek üzereyse,
  • (b) korkunç acı ve ıstıraplar çekiyorsa,
  • (c) bu acı ve ıstıraplara son verilemiyorsa,
  • (d) bu kişi ölmek istiyor ve bunu beyan ediyorsa,
  • (e) uzman, dikkatli, ve yardımsever insanlar, bu kişinin artık yaşamamasının daha iyi olacağı konusunda hemfikirlerse … ,
  • o halde bu kişinin ölmesine izin verilebilir. [4]

Öyleyse, Pasif ötanazi farklı şekillerde gerekçelendirilebilir.

2. Aktif Ötanazi

Aktif ötanazinin niçin kabul edilebilir olduğunu görmek için, Pasif ötanazinin niçin uygun ve makul olabileceğinden yola çıkarız: Pasif ötanazi insanları acılardan kurtarır ve kendi yaşamları hakkındaki kararlarına saygı gösterir.

Diğer yandan, bu amaç ve kararları, yani ötanazi kararını, çoğu zaman, hastalara aşırı dozda ağrı kesici ilaç vererek daha hızlı ve doğrudan gerçekleştirebileceğimizi de biliyoruz. İnsanların ölmesine izin vermek (Ç.N.: yani Pasif ötanazi), uzun zaman alabilir ve bu süre istenmeyen ıstıraplarla dolu olabilir. İnsanları öldürmek, onlar ölmek istediklerinde, bizzat onların bu amaç ve isteğine bizi doğrudan ve hızlıca ulaştırır.

O halde görünen o ki, Pasif ötanaziye izin verilebilirse, Aktif ötanaziye de izin verilebilir.

3. İtirazlar

Bu akıl yürütmeye karşı bir çok karşı eleştiri mevcut. Bunlardan bazıları doğrudan ötanazi ile ilişkilidir:

  • 3.1. Kimileri, çekilen acının her zaman kontrol altına alınabileceğini ve bundan dolayı da asla kimseye ötanazi yapılmaması gerektiğini ileri sürer. Diğer yandan, çekilen acının her zaman için katlanılabilir hale getirilebileceği konusundaki bu ısrar, ne yazık ki doğru değil.
  • 3. 2. Kimileri, “mucizelerin” mümkün olduğunu, yani kişinin iyileşme ihtimalinin her zaman için var olduğunu, bu nedenle de ötanazinin doğru olmadığını savunur. Fakat gerçekleşme ihtimali düşük olan şeylere dayanarak önemli kararlar vermek, çoğu zaman akıllıca değildir. En ilginç olanı ise, ötenazi bir mucizeyi, özellikle de ilahi kökenli bir mucizenin gerçekleşmesini asla engellemeyecektir. Başka itirazlar, aktif ve pasif ötanazi arasından pasif ötanazinin izin verilebilir olduğunu ancak aktif ötanazinin olmadığını iddia ediyor.
  • 3.3. Kimileri, birini öldürmenin her zaman için yanlış olduğunu savunur, bu sebeple onlara göre aktif ötanazi de yanlıştır. Bu iddianın cevabı, en azından, “neredeyse her zaman” için insanları öldürmek yanlış olsa bile, bunun tartışmaya açık olmasının bir sebebi, insanların genellikle yaşamak istemeleri ve yaşamlarının acı dolu olmamasıdır. Eğer durum böyle değilse, o halde belki de “öldürmek” makul olabilir.
  • 3.4. Kimileri, aktif ötanaziye izin vermenin, bizi yaşamak isteyen insanları öldürmeye götürebilecek “kaygan bir zemine” ittiğini iddia ediyor. (Ç.N.: Bu argümanı savunanların verdiği en ünlü örnek Nazilerdir. Naziler, 1933 yılında ötanazi yasasını çıkararak, ötanazi hakkını suiistimal etmiş ve çocuk, engelli veya diğer etnik gruplardan binlerce insanı katletmiştir.) Fakat aktif ötanaziye izin verilen yerlerde bu yaşanmadı (Ç.N.: Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da), çünkü bu olasılığın gerçekleşme ihtimalini azaltacak önlemlerimiz var, suiistimal edildiğinde kötü sonuçlara yol açabilecek diğer şeylerde olduğu gibi. (Ç.N.: Genel olarak ötanazi hakkını savunan biri olarak yazara katılıyorum. Örneğin oy hakkı, oyların çalınması sonucunda suiistimal edilmiş olabilir, fakat bu oy hakkını engellememiz gerektiği anlamına gelmez. Yapmamız gereken şey, oy hakkını yasaklamak değil, oy hakkının suiistimal edilmesini engellemektir. Aynı şeyi ötanazi hakkı için düşünün. Daha fazlası için şu yazıya ve şu sunuma bakabilirsiniz.)
  • 3.5. Kimileri, bir şeyin olmasına izin vermek ile bir şeyi bizzat yapmak arasında veya birini öldürmek ile birinin ölmesine izin vermek arasında epey büyük bir farklılık bulunduğundan dolayı kritik ahlaki farklılıkların söz konusu olduğunu ve bu sebeple de aktif ötanazi ile pasif ötanazinin farklı biçimlerde ele alınması gerektiğini iddia eder. (Ç.N.: bu konuya dair Rachels’in Argümanı yazımıza ve bu yazıya dair kaleme aldığımız eleştiriye bakabilirsiniz.) Fakat şöyle bir şey düşünelim:

Beş yaşındaki yeğeni öldüğü takdirde yüklü bir miras kalacak bir teyze olsun. Bu kişi, mirasa konmak için yeğenini küvette boğarak öldürmeyi ve olaya kaza süsü vermeyi planlamaktadır. Küçük kız banyo yapmaya yeni başladığı anda, onu boğarak öldürmek için içeri girer. Banyo kapısını açar ve küçük kızın ayağının küvette kaydığını bu yüzden de boğulduğunu gördüğü için mutlu olur. Bu olay olurken yalnızca izler ve hiçbir şey yapmaz; eğer küçük kız kurtulursa boğulması için onu tekrar itmek adına hazır bir şekilde izlemeye devam eder. Fakat şanslıdır ki (!) küçük kız kendi kendine boğulur; bu olay olurken asla kıza dokunmaz. Ve sonunda da mirasa konar. [6]

  • Bu şahıs “hiçbir şey yapmadığını” iddia edebilir, ama “yapmıştır”; orada öylece durup yalnızca izlemek ve hiçbir şey yapmamak da “birşey yapmaktır”. Birinin ölmesine müsaade etmek yanlış veya yanlışa yakın bir şey olabilir, hatta, bazen birini bizzat öldürmekten daha da yanlış olabilir [7]: Sahiden de birini öldürmenin bir yolu da, o kişinin ölmesine müsaade etmektir. O halde bu ayrımlar en azından o kadar da net ve açık değildir.
  • 3.6. Konuyla ilgili son bir kaygı da, özellikle aktif ötanaziye izin verildiği takdirde bazı insanların haksız yere öldürülebileceğidir. Bu mümkün: Bazı insanlar hatalı bir şekilde (potansiyel olarak iyi) kuralları çiğneyebilir. Fakat ötanaziye izin verilmediği takdirde, bazı insanları, hatalı bir şekilde hayatta tutmaya devam edebileceğimizi de görmezden gelemeyiz. Bunlardan hangisi daha olasıdır? Hangisi daha yanlıştır?

4. Sonuç

Ölüm, muhtemelen, ölen kişi için genellikle kötü bir şey olsa dahi, ötanazinin amacı bunu daha az kötü bir şey haline getirmektir: Ötanazi kelimesi, “iyi ölüm” anlamına gelir. Bu meseleler epey mühimdir ve yalnızca şu an ölüme dair zor seçimlerle karşı karşıya olan insanları ilgilendiriyor değildir. Hiçbirimiz başımıza ne geleceğini bilemeyiz: Herhangi bir zaman, bir kaza veya hastalık bizi bu zorlu problemlerle yüz yüze getirebilir ve bu nedenle de şimdiden bu konuları daha derinlemesine ele almalıyız. [8]


Dipnotlar

  • [1] Bu konudaki tartışma ve argümanlar büyük ölçüde James Rachels’ın (1941-2003) ünlü ve genişletilmiş makalesi “Active and Passive Euthanasia”, New England Journal of Medicine 1975; 292: 78-80’e dayanır.
  • [2] Buradaki tartışma, bir kişinin ölmek isteyip bunu söylediği, “gönüllü ötanazi” denen şeyle ilgilidir. Ama farklı ötanazi türleri de mevcuttur. “Gönüllü olmayan ötanazi” (Ç.N.: literatürde İstem-dışı ötanazi de denir), ne ölmek ne de yaşamak isteyen bir kişiyle ilgilidir. Örneğin; uzun süredir bilinci yerinde olmayan komadaki birinin, bilincinin bir daha asla geri geri gelmeyeceğine inanmak için makul sebeplerimiz vardır: Böyle bir durumdaki biri, şu an için kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey isteyemez ve genellikle de bu insanların ne isteyeceklerini bilmediğimiz için; diğer kişiler bu insanların (ne isteyip ne istemeyeceği) bu konu üzerine tartışmazlar. İrade veya istem-dışı “ötanazi” denen şey ise, yaşamak isteyen ve bunu dile getiren kişiyle ilgilidir. Böyle bir kişinin ölmesine veya öldürülmesine izin verilirse, bu ötanazi olmaz (Ç.N.: bu intihar da değildir, çünkü intihar edenler yaşamak istemezler: Her zaman veya neredeyse tüm durumlarda, bu cinayet veya gereksiz/haksız yere öldürmek olur ve bu sebeple burada bu konu üzerinde daha fazla durulmayacaktır.
    Bu tanımların çoğu aktüel ötanazi vakalarını kapsar, fakat kusursuz tanımlar değillerdir. İlk olarak, birisi, kalıcı bir komaya girdiği takdirde bedeninin olabildiğince uzun bir süre hayatta kalmasını isteyeceğini söylemiş olabilirdi; fakat kimse onun istediğinin tam olarak da bu olduğunu bilmiyor olabilir: Bu durumda bu kişiye ötanazi yapılırsa bu; Gönüllü ötanazi mi olur yoksa İrade-dışı ötanazi mi?
    Birinin ölmek istediği, fakat onunla iletişim kurmanın hiçbir yolu olmadığı durumlar da olabilir, (varsayalım ki, göz felci de dahil ekstrem bir “felç sendromu” formu mevcut, bundan dolayı bu kişiler mesajları için gözlerini bile kırpamıyorlar): Bu durumda bu kişiye ötanazi yapılırsa bu; Gönüllü ötanazi mi olur yoksa İrade-dışı ötanazi mi?
    Yukarıdaki durumlar göz önüne alındığında, bu vakalar, ölmek isteyen ancak bunu kimsenin bilmediği ve yaşamak isteyen ancak bunu kimseye söyleyemeyen birinin mümkün olduğu durumlar gibi belirsizdir.
    Ciddi sağlık sorunları sebebiyle düşük bir yaşam kalitesine sahip olduğuna karar verilen diğer (insan olmayan) hayvanlara genellikle (aktif) ötanazi yapılır: Bu, en iyimser şekilde bir İrade-dışı ötanazi şekli olarak mı, yoksa potansiyel olarak farklı olan bir gönüllü ötanazi türü olarak mı kabul edilmelidir? Söz konusu bu hayvanların, komadaki bir hastadan farklı olarak bazı aktüel istekleri veya arzuları vardır, fakat onların, tipik gönüllü ötanazi vakalarının aksine muhtemelen belirli bir ölme isteği veya arzuları bulunmaz.
  • [3] Sonuçcu ve Kantçı etik anlayışı ötanaziyi desteklemek için kullanılabilir (Her ne kadar Kant’ın kendisi ötanaziye karşı çıkmış olsa da: Kant’ın birçok ahlaki meseleye dair bizzat kendi yargısı ve teorilerinin tartışmalı bir şekilde desteklediği ahlaki meseleler hakkındaki duruşu bazen epey farklı olur; birbirleriyle uyuşmaz). Fakat söz konusu bu etik teoriler, bizimki de dahil olmak üzere “bir kişinin ölümüne sebep olma” konusunda oldukça titiz ve dikkatli olmamız gerektiğini söyler. Sonuçsalcılar, özellikle, zorlayıcı bir tıbbi durumu söz konusu olmayan, fakat ölmek isteyen herkesi, mutluluk ve tatmin bulmalarına yardımcı olmak için danışmanlık ve yardım aramaya teşvik eder ve etmelidir: Çoğu durumda, bu, hem o kişi hem de o kişinin genel mutluluğunu teşvik ettiği için ölümden daha iyidir. “Daha iyidir” demek: Birini ötanazi yapması (aktif veya pasif olsun) ya da intihar etmesi mümkündür; birisi kendine ötanazi yaparsa bu bir tür intihardır, ötanazi için başkalarından yardım alıyorsa bu bir tür yardımlı intihardır. Bizzat ölmesinin, kendi çıkarına hizmet etmeyen veya genel olarak büyük bir iyiliğe katkıda bulunmayan birinin, ötenazi yapması veya intihar etmesi mümkündür. Nitekim bazı insanlar ölmek istemiş ama hayatlarına son vermeleri engellenmiş; daha sonra kendi hayatlarından memnun olmaya başlayarak intihar etmek istediklerinde hayatlarını daha önce sonlandırmadıkları için mutlu olmuşlardır. (Diğer yandan, insanların, bazen, ölmek istedikleri de doğru, yaşama devam ederler ve nihayetinde tatmin edici şeyler olarak bildirdikleri şeyleri deneyimlerler; fakat yine de ölmüş olmayı dilerler. Buna dair en bilinen örnek vaka, Dax Cowart‘tır).
    Kantçılar özerlikliğin sınırsız veya sonsuz olduğunu düşünmezler, yani yalnızca kendimiz için bir şeyi istememizden dolayı onu yapma/veya alma hakkımız olduğunu anlamına gelmez bu. Kançılar, kendimize (ve gelecekteki benliklerimize) saygı gösterme zorunluluğumuz olduğundan dolayı, “Bu senin hayatın, öyleyse onunla ne istiyorsan onu yap” tavrını kesin bir şekilde reddederler. “Birey” olarak değerimiz göz önüne alındığında ve kendimize yönelik söz konusu bu saygı, bazı ötanazi ve intihar vakalarına izin vermeyebilir.
  • [4] Bu türden bir (ahlaki) ilkenin ayrıntıları, bizi ötanazi hakkında, çoğu zaman ortaya çıkan daha zor sorulara götürür: Örneğin, ya birisi şu an ölmek istiyorsa fakat korkunç bir acı ve ıstırap içinde değilse veya yıllardır devam eden yavaş bir süre içinde ölmeyi bekliyorsa? Başka birinin sizin hayatınız hakkında “bir karar vermesi” veya makul bir şekilde ölme hakkınız için biraz acı ve ıstırap çekmenizin “yeterince korkunç” olup olmadığına karar vermesi gerekir mi? Eğer gerekiyorsa, bu kişi kim olmalı? Biri, ölmek üzere değilse ve ciddi bir sağlık sorunu söz konusu değilse, ama yine de yaşama devam etmeye değer bir şey olmadığını fark ederse ve bu sebeple de ölmek istiyorsa ne olacak? (mesela kendilerini açlık orucu veya ölümle sonuçlanacak başka bir şey ile öldürmeyi planlıyorlarsa?) Bu ve benzeri daha zor soruların ve diğer soruların; bahsettiğimiz ilkenin, bu ilkeye benzer ilkelerin ve ilgili herhangi bir argümanın tam bir savunusu için incelenmesi gerekir.
  • [5] Kimileri, herhangi bir ötanazide asıl niyetin kimseyi öldürmek olmadığını ileri sürebilir: Öldürme, hastayı rahat ettirmek gibi asıl niyetlerin, istenmeyen bir sonucudur. Eğer bu mantıklı ise, bu insanların kasıtlı öldürmeyle ilgili bir şey yapmadıklarını iddia edebilirler, bu sebeple de kasıtlı öldürmeye ilişkin herhangi bir ahlaki ilkeyi çiğnememiş olurlar. Bu türden bir akıl yürütme, “Çifte Etki Doktrini” olarak adlandırılan şeyle bağlantılıdır.
  • [6] Bu örnek vaka James Rachels tarafından öne sürülmüştür. İşte bir şeyi bizzat yapmak ile (bir şeyin gerçekleşmesine) hiçbir şey yapmayarak müsaade etmek arasındaki ayrımı konu edinen başka bir örnek: “Geniş bir ormanlık alanda yalnız başına yürüyüş yapan Adam, derin bir çukura düşmüş insanlara rastlar. Çukurdaki kişilerin oradan çıkmak için uzun bir ip atılmasını istediğini düşünelim. Adam bunu yapmaz ve çukurdaki kişiler açlıktan ölür. Adam, bu kişilerin öldüğünü haberlerden öğrenir, fakat bunu öğrendiğinden hiç vicdan azabı çekmemektir, çünkü (şöyle düşünür): “Ben hiçbir şey yapmadım ki! Yanlış bir şey yapmadım!” Çoğu kişi için Adam, açıkça görülebileceği gibi “bir şey yapmıştır”: “Bir şeyin olmasına izin vermemiştir” ve bu açıkça (ahlaki bir) yanlıştır. Orada öylece durup ip atmaması açıkça ahlaki bir yanlıştı. (yani orada durup ipi atmadan yaptığı şey her ne ise bu ahlaki bir yanlıştır; hiçbir şey yapmamak da bir şey yapmaktır.)
  • [7] (Hiçbir şey yapmadan) Birinin ölmesine izin vermenin, bu kişileri bizzat öldürmekten daha kötü olabileceğine dair trajik örnekler ve düşünceler için bkz. Gary Comstock, “You Should Not Have Let Your Baby Die,” The New York Times, July 12, 2017.
  • [8] Bu yazıya dair yorumları ve görüşleri için Zach Blaesi, Taylor Cyr, Chelsea Haramia, Dan Lowe, Travis Rodgers ve Dan Peterson’a teşekkür ederim.

Referanslar


İleri Okuma:


İlgili Diğer Yazılar

  1. Uygulamalı Etik
  2. The Badness of Death
  3. Sonuçculuk
  4. Ahlak Felsefesine Giriş: Neye Göre, Kime Göre?
  5. Gönüllü Ötanazi Savunulabilir Bir Pozisyon mu?
  6. Etik ve Ötanazi Hakkı
  7. Ötanazi Hakkı
  8. Gönüllü Ötanazi Hakkı
  9. Birileri Başkalarından Daha Uzun Yaşıyorsa Ölüm Adaletli Değildir 
  10. Ölümsüzlük İyi Bir Şey Midir? 
  11. Ölüm Kötü Müdür? Ölüm Korkusu Üzerine Epikür ve Lukretius 
  12. Rachels’ın Argümanı ve Etik Olarak Ötanazi
  13. Sonuççuluk’u Anlamak: Rachels’ı Eleştirmek 
  14. Deontoloji: Kantçı Etik 

Nathan Nobis– “Euthanasia, or Mercy Killing“, (Erişim Tarihi: 08.02.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

John Rawls’ın Adalet Teorisi - Ben Davies

Sonraki Gönderi

Teizmin Aksiyolojisi - Kirk Lougheed (Internet Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe