Üstün Yararlanıcılar – Fırat Akova

//
5 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Gelecek üzerine düşünmek kışkırtıcı bir eylem. Neyin düş neyin gerçek olduğunu ayrımsayamadan yelken açtığımız bir yolculuk gibi, neyin ne zaman nasıl gerçekleşeceğini bilmeden indiğimiz bir mağara gibi. Bir teknolojik sıçrama sonucunda olağanüstü şeylerin gerçek olabileceği duygusu, ne kadar uçuk olursa olsun, zaman geçtikçe daha da kuşatıcı hâle geliyor.

Oxford Üniversitesi’ne bağlı Future of Humanity Institute (İnsanlığın Geleceği Enstitüsü) bünyesinde çalışan Carl Shulman ve Nick Bostrom’un “Sharing the World with Digital Minds” makalesini okurken de benzer bir duyguya kapılıyorum. Shulman ve Bostrom henüz son biçimini almamış olan makalelerinde üstün yararlanıcı (super-beneficiary) adını taktıkları ve ileride karşımıza çıkabilecek bir varlıktan söz açıyorlar. Üstün yararlanıcı, “kaynaklardan yarar sağlamada insanüstü derecede verimli bir varlık” (“a being that is superhumanly efficient at deriving well-being from resources”) olarak tanımlanıyor. Bir varlık düşünün ki herhangi bir kaynaktan bizim sağladığımız yararın çok üstünde bir yarar sağlayabilsin. Yeni bir tür, özel bir makine veya bir dijital bilinç olarak düşünebiliriz onu.

Biz bir litre su tükettiğimizde yaşamımızı birkaç gün daha uzatmış oluyoruz; başka bir ifadeyle, ölümün bizi yakalamasını birkaç gün daha geciktirmiş oluyoruz. Üstün yararlanıcılar ise bir litre su tükettiklerinde ömürlerini birkaç gün değil birkaç yüzyıl daha güvence altına alabilsinler örneğin. Başka bir örnek olarak elektriği düşünelim: Bir insanın donmamak için kullandığı elektrik tutarı yüz üstün yararlanıcıyı donmaktan kurtarabiliyor olsun. Gıda ve enerji gibi kaynaklar dışında bilgiden de benzer bir şekilde yarar sağlayabilirler belki; söz gelimi, üstün yararlanıcılar sahip oldukları bir bilgiyi kullanarak insanların bin yılda ulaşabileceği iyicil bir teknolojiyi bir günde üretebilsinler. Düşlemimizi genişleterek üstün yararlanıcıların onlara sunulan her bir kaynaktan -kaynak ne olursa olsun- insanlarla karşılaştırıldığında çok daha fazla mutluluk, haz ve tatmin sağladıklarını düşünelim hatta. Her bir örnekte üstün yararlanıcılarla aramızda açılan fark, onların birer yararlanıcı olarak sahip oldukları “üstün” konumu daha da perçinleyecektir. Üstün yararlanıcılar henüz aramızda değiller; ancak ileride olmamaları için bir neden yok Shulman ve Bostrom’a göre. Üstelik onları yaratmanın eşiğinde olabiliriz…

Shulman ve Bostrom, üstün yararlanıcıların varoluş ve evriliş biçimlerini belirleyebilecek birtakım varsayımsal ögelere dikkat çekiyorlar. Uygun donanım sağlandığında göz açıp kapayıncaya kadar çoğalabilirler (reproductive capacity), insanların olumsuz olarak etkilendiği fiziksel ve psikolojik koşullardan etkilenmeyebilirler ve söz konusu koşullardan etkilenmedikleri sürece de yaşam maliyetleri zaman içinde düşebilir (cost of living), oldukça hızlı bir şekilde eyleme geçme yetisine sahip olabilirler (subjective speed), haz alma yetileri inanılmaz derecede yüksek olabilir (hedonic skew), beklenmedik şeylerden haz alacak şekilde geniş bir haz yelpazesine sahip olabilirler (hedonic range) ve bilinç ölçekleri (mind scale) bambaşka olabilir. Üstün yararlanıcılar insanlara göre hem daha nitelikli yaşıyor olacaklar hem de evrendeki toplam yararı yaşayarak ve çoğalarak arttırıyor olacaklar.[1] Schulman ve Bostrom, böylesine bir senaryoda nasıl bir tutum içinde olmamız gerektiğini sorguluyorlar: Üstün yararlanıcıları yaratmalı mıyız yoksa yaratmamalı mıyız? Üstün yararlanıcılarla nasıl bir ilişki kurmalıyız? Üstün yararlanıcıların etik konumunu (moral status) neleri dikkate alarak belirleyebiliriz?

Schulman ve Bostrom sözü edilen sorulara karşı -karşılaştırmalı düşünerek ve de kimi zaman sakıngan kalarak- belirli yanıtlar veriyorlar. Verdikleri yanıtlara odaklanmayacağım ve uç uca ekleyip havada asılı bıraktıkları bir gerilime, yarar ve eşitlik arasında oluşabilecek bir çıkmaza işaret edeceğim. Biliyoruz ki üstün yararlanıcıların var olmaları durumunda kaçınılmaz olarak soracağımız sorulardan biri, kaynakların nasıl dağıtılması gerektiği olacak. İki yaklaşımı merkeze alalım: Kaynakları ya kaynaklardan “daha çok yararlananlara” dağıtacağız ya da kaynaklardan nasıl yararlanılacağından bağımsız olarak kaynakları “herkese eşit” olarak dağıtacağız. Gelgelelim, iki yaklaşım ister istemez çatışacak.

Birinci yaklaşımı düşünelim. Kaynakları kaynaklardan daha çok yararlananlara dağıtmak, kuşkusuz ki varlıklararası bir hiyerarşiyi beraberinde getirecek. Bir yanda sonsuza yakınsayan mutluluklarıyla, hazlarıyla ve tatminleriyle en ince kaynaklardan sıra dışı kalınlıkta yararlar çıkarabilen üstün yararlanıcılar, diğer yandan da aynı kaynaklardan üstün yararlanıcılara kıyasla kuş tüyü hafifliğinde, milim milim yararlar edinen insanlar… Üstün yararlanıcılara kaynakları aktarmak hem toplam refahı hem de ortalama refahı üssel bir biçimde yükseltirken neredeyse bir alt varlık hâline dönüşen insanlarla kim neden ilgilensin? İnsanlar, kaynakların kaynaklardan daha çok yararlanan üstün yararlanıcılara aktığı bir ortamda yok olmak dışında pek bir çaresi kalmayan yaratıklara dönüşecekler. Başta yararcılık, sonuççuluk ve hatta kimi senaryolarda öncelikçilik (prioritarianism) olmak üzere birçok akımın insanların yaşamı pahasına üstün yararlanıcıları yaşatmayı destekleyeceklerini tahmin ediyorum.[2]

İkinci yaklaşıma gelelim. Eşitliği merkeze koymak isteyenler için de geçilmesi gereken uçurumlar, atlanması gereken hendekler, bozulması gereken düğümler var. Üstün yararlanıcıların kaynak talepleriyle insanların kaynak taleplerinin karşı karşıya geldiği bazı durumlarda kaynakları eşit dağıtmak birçok dijital bilincin ölümüne, bazılarının yaralanmasına ve görkemli yarar kayıplarına (ve yarar kayıplarının zarar artışlarına denk veya simetrik olduğunu düşünüyorsak ciddi zarar artışlarına) neden olacak. Kaynakları eşit dağıtmamız üstün yararlanıcılar için çok daha yüksek mutluluk, haz ve tatmin duymalarını -sırf eşitlik sağlansın diye- engellemek demek olacak; çünkü onlara daha fazla kaynak aktarsaydık o kaynaklarla daha da yüksek yararlar elde edebilirlerdi. Eşitlikçiliğin ve erdem etiğinin karşı karşıya kalacağı en büyük sorun da kaynakların eşit dağılımı sırasında meydana gelen refah boşluklarını gerekçelendirmek olacak.

Yarar ile eşitlik arasındaki gerilim hararetli tartışmalara konu oluyor, gelecekte de olacak. Shulman ve Bostrom’un yarattığı üstün yararlanıcılar senaryosu da yarar ile eşitlik arasında kurmaya çabaladığımız dengenin varlıklararası farklılıklar üstünden okunabileceği bir alan. Girişini yapmakla yetindiğim ve olabildiğince basitleştirdiğim yarar-eşitlik yarığı Shulman ve Bostrom’un odağında olmasa da onların kaygısına, diğer bir deyişle, “İnsanlar üstün yararlanıcılarla çıkar çatışması yaşadıklarında kaynakların nasıl dağıtılması gerekir?” sorusuna bir değişken olarak sinsi sinsi eklemlenecektir hiç kuşkusuz.


Dipnotlar

  • [1] Şimdiye değin “yarar” kavramını iyiyi gerçekleştiren veya iyiye yönelen bir kavram olarak aldım. Ancak hedonizm, arzu tatmini kuramı (desire satisfaction theory) ve nesnel liste kuramı (objective list theory) gibi iyinin ne olduğunu inceleyen kuramlar iyi kavramını farklı şekilde yorumlayabilir. O durumda da bir kişinin iyisi, bir başkasının cehennemi olabilir. Tartışmayı karmaşıklaştırmamak için söz konusu çatışmayı dışarıda tuttum. Böyle bir çatışmanın olanaklılığına işaret ettiği için Kübra Arkalı’ya teşekkür ederim.
  • [2] Yararcılığın, sonuççuluğun ve öncelikçiliğin temellerinin sağlam olup olmadığını değerlendirmiyorum. İlgili akımların temellerinin sağlam olup olmadığı sorusu, herhangi tek bir senaryoda nasıl bir tutum aldıklarının veya alabileceklerinin ötesinde olan bir soru. Ayrıca insanların yaşamı pahasına üstün yararlanıcıları yaşatmanın doğru olup olmadığını da değerlendirmiyorum. Hızlıca verilen yanıtlar başka açmazlara yol açabilir. Örneğin senaryonun garipliği dolayısıyla dijital bilinçlere kaynak dağıtımında öncelik verilmemesi gerektiğini savunurken bambaşka bir senaryoda, örneğin bir salgın senaryosunda, aşıdan daha fazla yarar sağlayacak kesimlere öncelik verilmemesini de savunurken bulabiliriz kendimizi. Sıçrama mesafesini yanlış ölçmemek için gelişigüzel bir yargı koymaktan kaçınıyorum.

Kaynakça

  • Shulman, Carl ve Nick Bostrom, “Sharing the World with Digital Minds.” Rethinking Moral Status, hazırlayanlar Steve Clarke ve Julian Savulescu. Oxford University Press. (yakında)

İleri Okuma

  • Dworkin, Ronald. “What is Equality? Part 1: Equality of Welfare.” Philosophy and Public Affairs 10, no. 3 (1981): 185-246.
  • Dworkin, Ronald, “What is Equality? Part 2: Equality of Resources.” Philosophy and Public Affairs 10, no. 4 (1981): 283-345.
  • John, Tyler M., Joseph Millum ve David Wasserman. “How to Allocate Scarce Health Resources without Discriminating Against People with Disabilities.” Economics and Philosophy 33, no. 2 (2017): 1-26.
  • McKerlie, Dennis. “Equality and Time.” Ethics 99, no. 3 (1989): 475-491.
  • Moorhouse, Fin, Michael Plant ve Tom Houlden. “An Introduction to the Philosophy of Well-Being.” Happier Lives Institute. 11 Mart 2021 tarihinde erişildi. happierlivesinstitute.org/intro_philosophy_of_well-being.html.

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Karl Popper - Stephen Thornton (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe