Demokrasiler Yurttaşlarından Beklentileri Düştüğünde Başarısız Olurlar – Stephen Cave

“O da diğer politikacıların aynısı çıktı.” Solcu Başbakan Alexis Tsipras’ın daha evvel şiddetli bir şekilde karşı çıktığı türden bir ekonomik kurtarma paketini kabul etmesinin hemen ardından Atina’da sürekli duyduğum şikâyet buydu. Fakat işin özü onun diğer politikacılar gibi olması değildi, asıl mesele diğer Yunan politikacıların karşılaştığı aynı kısıtlamalarla yüzleşmesiydi: çökmekte olan bir ekonomi, nefes aldırmayan alacaklılar ve diğer yılmış liderler. Tsipras’ı seçim döneminde ağzından çıkan sözlerin tersi yönde hareket etmeye zorlayan işte bu türden dışsal kısıtlamalardı. Atinalıların bu durum karşısında şaşkınlığa düşmüş ve hayal kırıklığına uğramış olmaları çağdaş Batı demokrasisinde kök salan ciddi bir probleme işaret ediyor, ki aslında Atinalıların ataları bu problemin çözümünü biliyordu.

Modern devletler, “rasyonel cehalet” (rational ignorance) denilen bir problem ile boğuşmaktadır. Herhangi bir kişinin kullanacağı oyun seçim sonuçlarını değiştirme olasılığı o kadar ufak ki, haliyle seçmenlerin politik konular veya seçimlere girecek adaylar hakkında ciddi bir şekilde bilgi edinmek adına emek ve zaman harcaması rasyonel görünmez; yani buna zahmet etmeye değmez gibi durur. İşte bundan ötürü birçok kişi böyle davranır ve doğal olarak da politikacıların gerçek olmayan söylemlerine inanır. Böylece tüm demokrasi arenası, verdikleri vaatler göz önüne alınarak politikacılara oy vermekten ve akabinde de bu vaatleri yerine getiremediklerini oturdukları yerden izlemekten ibaret hale gelir.

İki bin beş yüzyıl önceki Atina’da durum böyle değildir. O zamanlar demokrasi (yani halkın yönetimi) yurttaşların devletin işleyişine aktif katılımı anlamına geliyordu; her ne kadar bu katılım sürekli olmasa da kişi yaşamı boyunca belirli aralıklarla katılım sağlardı. Aristoteles’in ifadesiyle bu; “Sırayla yönetmek ve yönetilmek”ti. Bu katılım yalnızca bir hak değil aynı zamanda sorumluluk olarak görülürdü. Amaç yalnızca daha iyi bir devlet yaratmak değil daha iyi yurttaşlar da yetiştirmekti. Siyasi sürece katılım, karar almanın ciddiyet uyandıran kafa açıcı derecede karmaşık gerçekleri konusunda insanları eğiten bir işleve de sahipti.

Antik Yunan’da erkek yurttaşlardan bugün bazı modern devletlerde olduğu gibi yalnızca orduya katılma veya jüri görevlerinde bulunmaları değil, ana karar alma meclisine de bizzat katılmaları bekleniyordu. Görev süresi bir gün olan en üst düzey yöneticilik de dahil olmak üzere, çoğu kura yoluyla ama bazı yönetici makamları da seçimle belirlenirdi. Her erkek yurttaş günün birinde kendisini topluluğun temsilcisi veya yabancı bir devlet görevlisinin muhatabı olarak bulabilirdi.

Buradan öğrenilecek ve çıkarılacak çok ders var. Elbette günümüzün modern devletleri antik Atina’ya kıyasla çok daha büyük ve şükür ki oy hakkı çok daha geniş ağa yayılmıştır. Yalnızca nüfus büyüklüğü bile göz önüne alındığında hepimizin bir günlüğüne başbakan olması mümkün değildir. Fakat yine de yönetimin her düzeyinin (yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası) çok daha katılımcı bir yapıya kavuşturulması adına imkanlar mevcut. Mesela yasama organlarını tümüyle veya kısmen kura yoluyla seçebiliriz. Bunun en bariz örnekleriden biri olarak Britanya Lordlar Kamarası gibi iki meclisli parlamentolardaki ikinci meclislere/ikinci senatolara (second chambers) işaret edilebilir.

Hatta daha iyi bir alternatif olarak, her bir yasa tasarısını veya hükümetin belirli bir faaliyet alanını incelemek üzere ayrı halk meclisleri oluşturmak da iyi bir çözüm olabilir. Bu, yasama sürecine katılım sağlayan insan sayısını epey arttıracaktır. Antik Atinalılar bunu gerçek anlamıyla başarmışlardı, bugün bunu dijital teknolojiler yoluyla kolay bir şekilde biz de yapabiliriz.

Bunun yanı sıra kamu kurumları staj programlarında ve kısa vadeli görevlendirmelerde daha açık hale getirilebilir. Tıpkı askerlik hizmetinde olduğu gibi, devlete bu şekilde (belirli bir düzeyde) hizmet etmek zorunlu bile kılınabilir.

İlgili ve belirli bir meseleye özel geçici yurttaş meclisleri, yurttaş insiyatif programları ve yasa tasarılarına dair daha geniş çaplı istişarelerin yürütülmesi, karar alma süreçlerine daha fazla insanı dahil etmenin yollarıdır.

Demokrasi dediğimiz şey nihayetinde hepsi birbirinin kopyası gibi olan politikacılara oy vermeye indirgenmek zorunda değil. Demokrasi, sokaktaki insanların da kendi kendilerini yönetme süreçlerine aktif olarak katılmaları anlamına gelebilir. Aristoteles’in de farkında olduğu gibi bunu başarmak, hem daha akılcı kararlar alabilmeyi hem de daha bilinçli yurttaşlar yetiştirebilmeyi mümkün kılar.


Demokrasi İle İlgili Bazı İçeriklerimiz


Stephen Cave – “Democracies fail when they ask too little of their citizens“, (Erişim Tarihi: 04.06.2026)

Çevirmen: Taner Beyter

Taner Beyter

Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Farklı sivil toplum kuruluşlarında eğitmenlik yaptı. Etik, epistemoloji, din felsefesi ve metafelsefe ile ilgilenmektedir. Öğretmenlik mesleğine ve yayınevlerindeki editörlük faaliyetlerine devam etmektedir.   

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Önceki Yazı

Tanrı’nın Sevgisi Üçlü Birlik’i Gerektirir mi? Swinburne’ün A Priori Argümanının Eleştirisi – Fevzi Ata Demirtaş

Sonraki Yazı

Yapay Zeka Sohbet Botlarını Sizi Daha Aptal Değil Daha Zeki Hale Getirecek Şekilde Nasıl Kullanabilirsiniz? – Nick Kabrél

Bu Yazıları Kaçırmayın

Açıklama Boşluğu Neden Nörobilimin Çözülemeyen Problemi Olarak Ele Alınmaktadır? – Magnus Wijkander

Öznel deneyimin mahrem dünyası -yani, hisleriniz,…

Altı Saniyelik Sarılma – Julian Baggini

On yıllardır Metro-Goldwyn-Mayer Stüdyoları’nın filmleri, çelenkle…