Epistokrasi – Talha Gülmez

/
584 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

“Bilgilerin yönetimi” olarak çevrilebilecek “epistokrasi”ye ilginin giderek arttığı söylenebilir, son yıllarda siyaset felsefecileri ve siyaset bilimciler arasında demokrasiye ciddi bir alternatif olarak olarak tartışılmaya başlanıyor, bunda seçmen davranışına ve demokrasiye dair elde edilen bilgilerin de etkisi yüksek. Bu yazıda da epistokrasiye hızlıca göz atacağız.

Epistokrasiyle ilgili bilinmesi gereken ilk şey, tek tip bir epistokrasi modelinin olmadığı. Şimdiye kadar literatürde dile getirilen olası epistokrasi modelleri şöyle sıralanabilir [1]:

Kısıtlı Oy Sistemi: Epistokrasi deyince genelde akla gelen iki modelden biri olan kısıtlı oy sisteminde, vatandaşların seçme ve/veya seçilme hakkı siyasi beceri (competence) ve bilgilerini (bir sistem aracılığıyla) gösterebilmelerine bağlıdır. Örneğin sadece lise ve dengi bir okul mezunu olanların oy verebildiği ya da seçimlerde aday olabildiği bir model kısıtlı oy epistokrasisine örnektir. Veya oy hakkı, temel akıl yürütme, sosyal bilim, vatandaşlık bilgisi gibi siyaset ile ilişkili konularda yapılacak testlere bağlı olabilir.

Çoklu Oy Sistemi: J.S. Mill ve Aysun Kayacı gibi siyaset felsefecilerince savunulan bu epistokrasi modelinde herkes oy kullanma hakkına sahip olsa da kişiler bilgi ve beceri derecelerine göre daha yüksek oy sayısına sahip olabilmektedir. Yine basit bir örnek olarak, ilk ve ortaokul mezunlarının 1, lise veya dengi dereceye sahiplerin 5, üniversite ve dengi derece sahiplerinin 10 oy hakkının olduğu bir sistem “çoklu oy epistokrasisi”dir.

Oy Hakkı İkramiyesi: Claudio Lopez-Guerra’nın önerdiği bu modelde başlangıçta hiç kimsenin oy hakkı yoktur; fakat seçimlerden önce binlerce vatandaş rastgele bir şekilde “oy ikramiyesi” için seçilir. Bunların içinden beceriklilik ve bilgiyi artırmayı amaçlayan programlara (vatandaşlık bilgisi, sosyal bilimler, genel akıl yürütme, eleştirel düşünme kursları vb.) katılmayı kabul edenler ve tamamlayanlar oy verme hakkına sahip olur. Bu her seçim döneminde tekrarlanır, yani aynı kişilerin sürekli olarak oy verme hakkına sahip olması imkansıza yakındır. Bu model ile diğer epistokrasi önerilerinin farkı, bilgili ve becerikli olanları seçmeyi değil, onları doğurmayı amaçlaması.[2]

Epistokratik Veto: Seçmenler değil yasa yapıcılık üzerine yoğunlaşan bu sistemde tüm yasalar demokratik yollarla geçirilir fakat kısıtlı üyeliğe sahip epistokratik bir organın bunları veto etme hakkı vardır. Örneğin uyuşturucuların yasallaşıp yasallaşmayacağına dair bir referandum yapılırsa ve sonucunda uyuşturucuları yasallaştıran bir yasa çıkarılmaya karar verilirse bu epistokratik organ tarafından reddedilebilir.

Dengelenmiş Oy/Kahin Hükümet Sistemi: Bu modelde herkes oy kullanabilir fakat seçmenler oy kullanmadan önce basit bir siyasi bilgi testinden ve demografik anketten geçerler. Demografi ve siyasi bilgi testi alınır, siyaset bilimcilerin “aydınlanmış tercih metodu” adını verdikleri yöntemle simüle edilir ve “halk tamamen bilgili ve rasyonel olsaydı nasıl tercih yapardı?” Sorusuna yanıt bulmaya çalışılır.[3]

Bunu biraz açmak gerekebilir bir örnekle. Diyelim, aydınlanmış tercih yöntemi ile Türkiye’de asgari ücretin yükseltilip yükseltilmemesine dair bir referandum yapılacak. Bu şöyle ilerler: herkes oyunu sıradan bir biçimde kullanır ve bu esnada (gizli kalacak biçimde) demografik özellikleri –cinsiyet, gelir, etnik aidiyet vb- de toplanır, bunun yanında temel siyasi bilgi, sosyal bilim, tarih bilgisi ölçen bir test de yapılır. Sonra politika merkezleri, haber kaynakları vb.’nin analiz etmesi için bu bilgiler kamuya sunulur. İsteyen her sosyal bilimcinin kontrol edebileceği bu veriler üzerinden “eğer halk tamamen bilgili olsaydı hangi politikayı tercih ederdi” sorusunun yanıtı bulunur ve bu “aydınlanmış halk”ın istediği olur.

Görülebileceği üzere, epistokrasi ile farklı şeyler ifade edilebiliyor ve bir ölçüde esnekliğe sahipler. Bilgi ve beceriye nasıl karar verilebileceğine dair farklı ölçütler (diploma, test, yaş, meslek vb.) sunulabilir veya bir sistem aynı anda farklı epistokratik modelleri içerebilir. Hatta günümüzdeki demokrasilerin bile zayıf biçimde epistokrasi olduğu söylenebilir zira oy kullanma için yaş, zihinsel engel ve suçluluk durumu gibi kriterler mevcuttur. Burada biz epistokrasi deyince orta ya da yüksek seviye epistokrasileri kast ediyoruz. Peki epistokrasi için ve epistokrasiye karşı argümanlar neler?

Becerikli Seçmen Hakkı: Epistokrasi için öne sürülen en güçlü argümanın beceriklilik ilkesine dayanan “Becerikli Seçmen Hakkı Argümanı” olduğu söylenebilir. Beceriklilik ilkesini şu şekilde ifade edebiliriz:

Bİ: “Vatandaşları, beceriksizce ve ahlaken namakul bir şekilde yapılan seçimlerin sonucu veya beceriksiz veya ahlaken namakul müzakere organları tarafından yapılan seçimlerin sonucunda cebir ve cebir tehdidiyle hayat, hürriyet ve mülkiyet haklarından mahrum bırakmak ya da hayat şartlarını önemli biçimde değiştirmek gayrıadildir.” [4]

Beceriklilik ilkesince, ahlaken tarafsız olmayan ve/veya konuyla alakalı yeterli bilgiden yoksun kişiler, kurumlar, oluşumlarca yapılan seçimler adil ve dolayısıyla ahlaken meşru değildir. Bu ilke sezgisel olarak kuvvetli görünmektedir. Özellikle başkalarının hayatlarını derinden etkileyecek, sonuçların önemli olduğu kararlar alınırken bu ilkeye riayet edilmesinin bir yükümlülük olduğu söylenebilir. Buradan becerikli seçmen argümanının nasıl kurulacağını görmek zor değildir:

  • (1) Siyaset, yüksek öneme sahip konuları içeren bir alandır.
  • (2) Yüksek öneme sahip konularda yapılacak seçimlerde, seçimi yapacak taraflar bilgili, rasyonel ve ahlaken tarafsız [kısaca, becerikli] olmalıdır. (Beceriklilik ilkesi’nden)
  • (3) O halde siyaset alanında yapılacak seçimlerde karar vericiler becerikli olmalıdır.
  • (4) Evrensel oy hakkının olduğu demokrasilerde seçmenler genellikle bilgisiz, irrasyonel ve taraflıdır.
  • (5) O halde karar vericilerin kısıtlanması gerekir.

(1)’in doğru olduğu tartışmaya açık değil gibi durmaktadır. Siyaset bizim yaşantımızı hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkiler. Bizim haklarımızın korunup korunmayacağı, refahımız, özgürlüklerimiz ve daha birçok şey devlet aygıtına doğrudan bağlıdır.

(2)’nin doğruluğu da apaçık görünmektedir. Bu bizim sadece yüksek öneme sahip konularda değil, önemsiz konularda bile uyulmasını beklediğimiz bir ilke. Eğer arkadaşlarınızla yemek yiyecekseniz ve nerede yemek yiyeceğinize seçimle karar verecekseniz, gruptakilerin yiyecek tercihlerini, finansal durumunu vb. göz önüne almanız gerekir. Bunları bilmeden veya bunlar görmezden gelinerek verilecek bir kararın (çoğunluk ne söylerse söylesin) doğru biçimde verilmediği ve adaletsiz olduğu aşikardır. Bireylerin yaşam biçimlerini, geleceklerini vb. Etkileyecek konularda karar verirken bu ilkenin daha titizlikle uygulanması gerektiği de bir o kadar açık gibi görünmektedir.

(3), 1 ve 2’yi mantıken takip etmektedir. Neticede seçimlerin sonucu herkesi birden etkilemektedir ve herkesi etkileyen önemli kararları alırken beceriklilik çok önemli bir kıstastır. Yani, siyasetin dışsallığı yüksektir ve buna göre hareket etmemiz gerekir.

(4), doğruluğu verilerle ispatlanmış bir önermedir. Siyaset bilimdeki en istikrarlı sonuçlardan biri seçmenlerin ekseriyetle bilgisiz, irrasyonel, taraflı olduğudur.[4] bu konuda daha önce [şurada -Sosyal Bilimler ve Demokrasi yazım] uzun uzadıya yazmıştım.

(5) Diğer öncülleri mantıken takip etmektedir. Bu kısıtlamanın biçiminin ne olacağı, hangi epistokratik modelin seçileceği bir tartışma konusu olabilse de, bu argüman sağlam ise seçmenler konusundaki tavrımızı değiştirmemiz gerekmektedir.

Sonuçsalcı Argüman: Bu argüman yine ampirik birtakım değerlendirmelere dayanan bir argüman. Kısaca, bilgi ile iyi politikalar arasında doğrudan bağlantı olduğu, bu yüzden de bilgi ve becerikliliğin ön planda olduğu epistokratik modellerin demokrasilere tercih edilmesi gerektiğini iddia ediyor.

Burada dikkat etmemiz gereken şey, bu argümanın demokrasi ile epistokrasinin ürettiği somut sonuçlar açısından karşılaştırıldığı. Burada karşımıza çıkan sorun, epistokrasi için kullanabileceğimiz bir örnek olmaması ve bu karşılaştırmada spekülasyon yapmaya itilmiş olmamız. [5] Elimizde demokrasilerde seçmen davranışı, politikalar ve ortaya çıkan sonuçlara dair birtakım veriler var ve biz bunlar üzerinden akıl yürütmede bulunuyoruz. Her ne kadar sonuçsalcı argüman makul dursa da doğruluğu kanıtlanmış değil.

Epistokrasiye Karşı Demografik Argüman: Epistokrasiye karşı en sık öne sürülen argümanlardan biri, epistokrasinin belirli imtiyazlı grupların orantısız olarak temsil edilmesiyle sonuçlanacak olması. Daha imtiyazlı arka plana sahip gruplar siyasete daha çok yön verebilecekken, imtiyazsız gruplar sesini duyuramayacak olduğu için epistokrasinin adaletsiz olacağı.

Burada söylenebilecek birkaç şey var. Bunlardan ilki, bu epistokrasinin her biçimi için geçerli bir itiraz değildir. Örneğin Lopez-Guerra tarzında seçmenlerin tamamen rastgele belirlendiği epistokrasi türleri bu eleştiriden muaftır.

Dahası, demokrasi halihazırda bu türden adaletsizlik içeriyor. Sürekli Azınlık Problemi olarak geçen bu problem, demokrasiye yöneltilen felsefi eleştirilerden biridir.[6] hemen her ülke farklı gruplara (etnik, dini, sınıfsal vb.) Sahip ve bu gruplardan bazıları sayıca diğerinden daha fazla. Demokrasilerde bazı azınlıklar hiçbir zaman kendini temsil etme şansı bulamıyor. Eğer temsiliyet epistokrasilerde bir sorunsa ve adaletsizse, aynısı demokrasiler için de geçerli. Bunun epistokrasilerde daha büyük bir sorun olacağı söylenebilse de bu a) apriorik değil ampirik bir iddiadır ve bu bakımdan incelenmesi gerekir ve b) bazı epistokrasi türleri için bir sorun değildir.

Semiyotik Argümanlar: Felsefede semiyotik argümanlar, bir şeyin neyi sinyallediği ya da ima ettiğiyle alakalı argümanlardır. Demokrasi için ve epistokrasiye karşı semiyotik argümanlara göre oy verme demokrasi şunlardan (biri, bazıları ya da hepsi birden) ötürü içsel değere sahiptir:

  • Demokrasi, tüm vatandaşların eşit olduğunu ifade etmek için gereklidir,
  • Demokrasi, bir kişinin failliğini tanıdığımızı göstermek için gereklidir,
  • Demokrasi, öz-saygı için toplumsal bir temel olarak gereklidir,
  • Demokrasi, bireylerin onuruna saygı duyulduğunu göstermek ve gururunu incitmemek için gereklidir vb.

Kısacası, demokrasi içsel olarak değerlidir çünkü bir şeyler ifade eder. Semiyotik görüşe göre oy verebilmek metafiziksel bir eşitlik nişanesidir ve pratikteki faydalarından bağımsız olarak değerlidir ve bu yüzden herkes oy hakkına sahip olmalıdır.

Bu görüşün başlangıçta sezgisel olarak kulağa makul geldiğini düşünebiliriz. Nitekim demokrasinin gerçekten semiyotik bir yanı yok değildir. Fakat eşitliği ifade etmek için tek yolun oy vermek olmadığını, dahası bizim reel hayattaki iş bölümlerimizin, farklılıkların farkında olmamızdan kaynaklandığını göz önüne aldığımızda argüman baştaki gücünü kaybediyor gibi görünmektedir. Biz insanların eşit olduğunu farklı şekillerde de ifade edebiliriz. Örneğin bir haftayı toplumsal eşitlik haftası ilan edebilir ya da vatandaşların kendilerini seçim dışında da ifade edebileceği mekanizmalar üretebiliriz. Eğer insanlar arasındaki eşitliği gösteren tek şey oylar olsaydı semiyotik argümanların gücü gerçekten yüksek olurdu ve demokrasi eleştirmenlerinin fikrini değiştirebilirdi.

İkinci noktayla ilgili olarak, bazı insanların bazı konularda diğerlerinden daha bilgili olduğunu iddia etmek mantıksız değildir. Örneğin bir tesisat ustasının tesisat bilgisinin ortalama bir vatandaştan yukarıda olduğunu herkes kabul eder ve tesisat konusunda ustaların fikrini öncelemekte bir beis görmez. Aynı şekilde siyaset konusunda bazılarının daha bilgili olduğunu söylemek ve onların sözlerinin siyasetle ilgili konularda daha çok önem arz ettiğini ileri sürmek de mantıksız değildir.

Dahası semiyotik argümanlar doğru olsa bile bu, bu tartışmada nihai olarak semiyotik argümanların karar verici olduğu anlamına gelmez. Diyelim, epistokrasi gerçekten de kötücül semiyotik anlamlara sahip olsun; fakat siyasetin yüksek önem arz eden konuları içerdiğini hatırlayalım. Eğer siyaset son derece yüksek bir öneme sahipse, bu bizim oy vermeye dair değerlendirmelerimizde semiyotizmin ötesinde şeyleri de dikkate almamız gerektiği anlamına gelir ve son tahlilde becerikli seçmen hakkı semiyotik argümanlara baskın çıkabilir.[7]

Burada değerlendirme dışı bıraktığım birkaç argüman var. Bilhassa David Estlund’un “kamusal akıl” temelli argümanı önemli olabilecek bir argüman olsa da çağdaş siyaset felsefesindeki güncel tartışmalara dair bir arka plan gerektirdiği için burada yer veremiyorum. Fakat merak edenler “kamusal akıl” ile epistokrasi çatışmak zorunda değildir. “Kamusal akıl ile epistokrasi çatışmak zorunda değildir.” (8)

Son tahlilde demokrasiye karşı kesin olarak üstündür demek şimdilik mümkün değil somut veri eksikliğinden dolayı; fakat felsefi olarak çok zayıf bir vaka da değil. Farklı modeller farklı koşullar altında (yüksek yolsuzluğa sahip ülkelerde vs. Düşük yolsuzluk ülkelerinde, yüksek demografik farklılığa sahip ülkelerde vs. Yüksek homojeniteye sahip ülkelerde vb.) Hafif hafif denenebilir. Sonuçta bundan 150 yıl önce de temsili demokrasi aşırı radikal bir düşünceydi bugün hepimiz bunu verili kabul etsek, kanıksamış olsak bile.


Kaynakça

  • 1. Brennan, J. (2017). Against Democracy. Princeton: Princeton Univestiy Press, 15.
  • 2. López-Guerra, C. (2011). The enfranchisement lottery. Politics, Philosophy & Economics, 10(2), 211-233. doi:10.1177/1470594×09372206
  • 3. Bu metodolojinin sade bir özeti için bkz: Caplan, B. (2018, Nisan 05). Extending the Enlightened Preference Approach: Proceed With Caution. [https://www.econlib.org/archives/2008/05/extending_the_e.html]
  • 4. Brennan, J. (2011). The Right To A Competent Electorate. The Philosophical Quarterly, 61(245), 704-724.
  • 5. Lee, S. (2001). A Paradox of Democracy. Public Affairs Quarterly, 15(3), 261-269.
  • 6. Garrett Jones, %10 Less Democracy’de Singapur’u başarılı bir yarı-epistokrasi deneyi olarak görmektedir. Aynı zamanda kitapta ülke düzeyinde değil ama kurum düzeyinde epistokrasinin nasıl sonuçlar doğurduğuna dair ampirik tartışmalar dönmektedir. Bu yüzden “hiç” kanıtımız yok demek abartılı olabilir.  Jones, G. (2020). %10 Less Democracy: Why you should trust elites a little more and the masses a little less. S.l.: STANFORD UNIVERSITY PRESS.
  • 7. Brennan, J. (2017). Against Democracy. Princeton: Princeton Univestiy Press, 112-140.
  • 8. Brennan, J. (2016). Epistocracy Within Public Reason, içinde E. Cudd (2016) Philosophical perspectives on democracy in the 21st century. Springer International Pu.

Epistemoloji Hakkındaki Diğer İçeriklerimiz

  1. Epistemoloji, ya da Bilgi Kuramı – Thomas Metcalf
  2. Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi midir? – Edmund L. Gettier
  3. Epistemoloji (Bilgi Felsefesi): Neyi, Ne Kadar, Nasıl Bilebiliriz? – Taner Beyter & Alican Başdemir
  4. Gettier Problemi ve Bilginin Tanımı – Andrew Chapman
  5. Türkçede Çağdaş Epistemoloji Kitapları – Taner Beyter
  6. Türkçe Çağdaş Epistemoloji Sözlüğü – Taner Beyter & Zeynep Vuslat Yekdaneh
  7. Bilgi İlkeldir – David Papineau
  8. Kripke’ye Göre A Posteriori Zorunlu Bilgi Nasıl Olanaklıdır? – Zeynep Vuslat Yekdaneh
  9. Feminist Epistemoloji: Bir Şeyi Bilip Bilemeyeceğimiz, Cinsiyet ile Sınırlandırılmış Olabilir mi? – Taner Beyter
  10. Feminist Epistemoloji – Marianne Janack (Internet Encyclopedia of Philosophy)
  11. Kavanozdaki Beyinler (BIV) Argümanı: Hepimiz Kavanozdaki Beyinler Olabilir miyiz? – Taner Beyter
  12. Epistemik Gerekçelendirmeye Yönelik İki Çözüm ve Mehdiyev’in Önerisi – Taner Beyter
  13. Gettier Problemi’ne Giriş: Gerekçelendirme Sorunu – Taner Beyter
  14. Erdem Epistemolojisi: Bilgiye Erdem ile Ulaşmak- Taner Beyter
  15. Erdem Epistemolojisi “Bilgiye Erdem Yoluyla Ulaşmak Mümkün mü?” – Taner Beyter
  16. Natüralizm ve Doğallaştırılmış Epistemoloji – Taner Beyter
  17. Reformcu Epistemoloji ve Tanrı İnancı – Taner Beyter
  18. Reformcu Epistemoloji ve Temel İnançlar – Taner Beyter
  19. Epistemoloji ve Gerekçelendirme Sorunu – Taner Beyter
  20. Bilgi ve Doğruluk – Fatih S.M.Öztürk
  21. Quine, Doğallaştırılmış Epistemoloji ve Epistemolojinin Normatif Yönü – Fatih S.M.Öztürk
  22. Carnap, Quine ve Metafizik – Fatih S.M.Öztürk
  23. G.E. Moore’un Elleri Karşısında Radikal Şüphecilik – Jonathan Birch
  24. Dış Dünyanın Varlığı Hakkında Şüphecilik – Andrew Chapman
  25. Şüphecilik, Yanılabilircilik, Anti-şüphecilik – Alex Malpass
  26. Bilgi Felsefesinde Mutlak Septik Düşünce – Mehmet Mirioğlu
  27. Güvenilircilik Gettier Problemine Çözüm Bulabilmiş midir? – Zeynep Vuslat Yekdaneh
  28. Nozick’in “Doğruluk Takibi” Teorisi Gettier Problemi’ni Çözebilir Mi? – Berk Celayir
  29. Kipsel/Modal Epistemoloji: Zorunlu & Mümkün Bilgi – Bob Fischer
  30. Plantinga’nın Dini Dışlayıcılık Savunusunun Eleştirisi – Nebi Mehdiyev
  31. Bilim ve Din: Epistemik Bir Bakış – Nebi Mehdiyev
  32. Otopoyeziz Teorisi ve Gerçeklik Sorunu – Nebi Mehdiyev
  33. Bilgi Bağlamsal Değildir – Nebi Mehdiyev
  34. Schellenberg’in İlahi Gizlilik Problemi’ne Plantinga’nın Dışsalcı Epistemolojisi Bir Yanıt Verebilir mi? – Musa Yanık
  35. Dini Epistemoloji: Alvin Plantinga Örneği – Musa Yanık
  36. Dini Epistemoloji (Internet Encyclopedia of Philosophy) – Kelly James Clark
  37. Vahiy Epistemolojisi İçin Sonsuz Gerileme – Alex Malpass
  38. Gettier Durumlarında İçselci ve Dışsalcı Gerekçelendirmenin Yeterliliğinin Değerlendirilmesi – Vedat Çelebi
  39. Çağdaş Epistemolojide Bilginin Tanımı Sorunu – Hasan Yücel Başdemir
  40. Doğru İnanç Ne Zaman Bilgi Olur? – Richard Foley
  41. Rasyonelleştirme, İnanç ve Çıkarım – Susanna Siegel
  42. Neden Felsefeciler Birbirini İkna Edemiyor? – Talha Gülmez
  43. Carneades – Felsefi Ayrımlardan Şüphe Etmek 1
  44. Carneades – Felsefi Ayrımlardan Şüphe Etmek 2
  45. Carneades – Felsefi Ayrımlardan Şüphe Etmek 3
  46. Carneades – Felsefi Ayrımlardan Şüphe Etmek 4
  47. Descartes Neden ‘Hissediyorum Öyleyse Varım!’ Demedi? – Recep Sefa Kaya
  48. Yoksunluk, Yanlış İnanç ve Zaman – Alexander Pruss
  49. İnsanlar Neden Sanıldığı Kadar Saf Değiller? – Talha Gülmez
  50. Herkes O Kadar da Cahil Değil: Metabilgi Bilgiden Çok Daha Elzemdir – Neil Levy
  51. Uzmanlık – Jamie Carlin Watson
  52. Erdem Epistemolojisi – Nebi Mehdiyev
  53. Oy Kullanma Hakkı Bilgililerle Sınırlandırılmalı – Jason Brennan
  54. Demokrasi Halka Karşı: Sosyal Bilim Gözünden Seçmenler ve Siyasetçiler – Talha Gülmez
  55. Şüphecilik, Kabilecilik ve Mütevazı Israr – Jason Baehr
  56. Bilgi İçin Başkalarına Güvenmek – Emily Sullivan

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde İngilizce Öğretmenliği okuyor. Yoğunlaştığı alanlar ahlak ve siyaset felsefesi olmakla birlikte politik iktisat ve evrimsel ve bilişsel psikoloji de ilgisi kapsamına girmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Bilgi İçin Başkalarına Güvenmek - Emily Sullivan

Sonraki Gönderi

Olanaklılık ve Zorunluluk: Modaliteye Giriş - Andre Leo Rusavuk

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Alanlı Nesne – Arda Denkel

Önce bir iki küçük noktaya değinmek istiyorum. Alanların seyreklik ve yoğunluğundan söz ederken, Sayın Kuntman’ın kendisi