Alvin Plantinga’nın Uygun İşlevselcilik Kuramı Üzerine – Zeynep Vuslat Yekdaneh

/
374 Okunma
Okunma süresi: 24 Dakika

Özet

Bu metinde öncelikle çağdaş epistemolojinin temelini oluşturan bilginin tanımı tartışmasına kısaca değinilecektir. Ardından, bu bilgiler çerçevesinde söz konusu tartışmada önemli bir konuma sahip olduğunu düşündüğümüz uygun işlevselcilik kuramı, Alvin Plantinga bağlamında açıklanacaktır. Daha sonra uygun işlevselcilik kuramının, aynı tartışma altındaki farklı bir kuram olan güvenilircilik ile bağıntısı incelenecektir. Son olarak ise uygun işlevselciliğe yöneltilen itirazlar ele alınarak bu kuramın, çağdaş epistemoloji içindeki konumuna dair bir değerlendirme yapılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Uygun işlevselcilik, güvence, güvenilircilik, Alvin Plantinga, Zeynep Vuslat Yekdaneh [1]


Giriş

Antik Yunan’dan Çağdaş Döneme dek uzanan felsefe tarihi göz önüne alındığında, epistemoloji disiplini için 1963 yılında Edmund L. Gettier’in yayınladığı makale son derece önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum, epistemolojinin hem yöntemine hem de içeriğine ilişkin bir soru işaretini daha belirgin hale getirirken aynı zamanda, geleneksel epistemolojide tartışılan sorunları yeniden gün yüzüne çıkartarak çok yönlü tartışmalara yol açmıştır. Bu tartışmaların merkezinde ise bilginin tanımı sorunu yer alır. Bu sorun bağlamında geleneksel epistemolojiden farklı olarak çağdaş epistemoloji, bilgi tanımının çözümlemesini ve bilginin kavramsal unsurlarının açıklamasını yapmıştır. Söz konusu çözümlemeler ve açıklamalar yalnızca epistemolojinin sınırları içinde kalmamış, beraberinde metafizik ve ontolojik tartışmaları da getirmiştir.

Bilginin neliğine ilişkin çözümleme ve tanım yapma girişiminde bulunan ilk filozof Platon Theaetetus adlı diyaloğunda bilginin doğasına dair bir araştırma yürütmüştür. Bu bakımdan Theaetetus’da yapılan araştırmanın, çağdaş dönemdeki bilgi tanımlarına ve kuramlarına da temel oluşturduğunu söyleyebiliriz. Daha sonra Gettier’in geleneksel bilgi tanımını üç-parçalı tanım haline getirerek çözümlemesi ve bu tanımın yetersizliğini özellikle gerekçelendirme kavramına odaklanarak göstermesiyle birlikte, çağdaş epistemolojinin yönü daha belirgin hale gelmiştir. Gettier’in itirazlarından sonra çağdaş epistemoloji, ‘gerekçelendirme’ unsurunu tartışmaların merkezine yerleştirmiştir. Bu çözümlemenin ardından dışsalcılık ve içselcilik yaklaşımları altında bilginin tanımı sorunundaki çeşitli unsurlara odaklanıp çözüm arayışlarına giren farklı bilgi kuramları ortaya atılmıştır. Bunlardan biri olan uygun işlevselcilik de, bilginin teminat koşuluna, yani güvenceye odaklanan bir çözüm önerisi sunmuştur. Bu doğrultuda, çağdaş felsefe sorunlarını farklı bağlamlarda ele alarak söz konusu sorunlara dair ilginin artırılması ve bu sorunların tartışılarak yeni boyutlara taşınması, bu metnin yazılış amacını oluşturmaktadır.

1. Bilginin Tanımı Sorunu Tartışmasının Ana Hatları

Yukarıda da belirtildiği gibi bilginin tanımı sorunu tartışması, Platon’un Theaetetus adlı diyaloğunda “Bilgi nedir?” sorusuna aradığı yanıtla birlikte başlamıştır. Bu diyaloğunda Platon, bilginin ne olduğunu söyleyebilmek için öncelikle onun unsurlarını ortaya koymuştur: İnanç, doğruluk ve gerekçelendirme.[2] Yani bilgiden bahsedebilmek için; öznenin, bilginin konusu olan önermeye inanıyor olması, bu söz konusu önermenin doğruluğa karşılık gelmesi veya nesnesine uygunluk sergilemesi ve gerekçelerinin olması gerekmektedir.[3]

Platon’un net bir tanıma ulaşamadan sonlandırdığı diyaloğundaki unsurlardan yola çıkan Gettier, 1963’te yayımlanan “Is Justified True Belief Knowledge?” (Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi Midir?) adlı makalesinde bilginin geleneksel tanımını ‘gerekçelendirilmiş doğru inanç’ (justified true belief) olarak düzenleyip onu formüle etmiştir:

     S, p’yi ancak ve ancak;

  •      i. p doğruysa
  •      ii. S, p’nin doğru olduğuna inanıyorsa ve
  •      iii. S, p’ye olan inancını gerekçelendirmişse bilir.[4]

Gettier’in Platon’a atıfla yaptığı bu bilgi tanımı, epistemolojide yeni bir kavramsal yapının ortaya çıkmasına neden olurken aynı zamanda çağdaş dönemde yapılacak olan tartışmalara da öncülük etmiştir. Geleneksel bilgi tanımını bu şekilde çözümledikten sonra Gettier, aynı makalesinde bu tanımın yetersizliğine işaret ederek ‘gerekçelendirme’ unsurunun şans faktörünü saf dışı bırakamadığına dikkat çekmiştir.[5] Gettier’in neden olduğu yoğun tartışmalar sonucunda çağdaş epistemoloji, söz konusu gerekçelendirme sorununu çözmeye odaklanmıştır. Bu soruna getirilen çözüm önerileri ise içselcilik-dışsalcılık[6] yaklaşımları altında konumlanan bilgi kuramları ekseninde tartışılmaya başlanmıştır.

2. Uygun İşlevselcilik

Gettier’in makalesi bağlamında, doğruluk ve inanç koşullarından sonra bilgi için gerekli görülen gerekçelendirme koşulunun, tam olarak ne olduğu veya neyi gerektirdiğine ilişkin sorular, üzerine yoğunlaşılması gereken asli sorular olarak görülmüştür. Bu nedenle uygun işlevselcilik kuramı, Alvin Plantinga tarafından gerekçelendirmenin neliğine ilişkin bir sorgulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

Plantinga, 1988’te yayımlanan “Positive Epistemic Status And Proper Function” (Olumlu Epistemik Statüler ve Uygun İşlevselcilik) adlı makalesinde, Gettier sonrası epistemolojide kullanılan gerekçelendirme kavramının nasıl ele alınması gerektiğine değinerek konuyu ele almaya başlamıştır. Kimi yaklaşımlar gerekçelendirmeyi ‘epistemik bir ödevin yerine getirilmesi’, ‘tutarlılık’ ya da ‘güvenilirlik’ vb. temelinde açıklamaya çalışmışlardır.[7] Tam bu noktada unutmamak gerekir ki özellikle Kartezyen felsefenin felsefenin içselci ve deontolojik yaklaşımının gerekçelendirme kavramına yönelik açıklamaları Plantinga tarafından yoğun eleştiriye tabi tutulmuştur.[8] Kabaca ifade etmek gerekirse bir inancı bilgiye dönüştüren unsurların öznenin erişime açık olması ve bunların öznenin kendi içinde aranması gerektiği görüşünü savunan içselciliğin, gerekçelendirmeyi bilinçli bir eylem olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Yani aslında, inanç ile gerekçelendirme arasında bir dolayım söz konusudur. Aynı şekilde, deontolojik yaklaşımlar da bu gibi bir açıklama yaparak gerekçelendirmeyi ‘epistemik ödev ve yükümlülük’ temelinde ele almışlardır.[9] Bu yaklaşımlarda önemli olan şey, inancın kanıtlarını ortaya koyarak söz konusu inanca dair gerekçelendirmeyi sağlamaktır. Örneğin epistemik ödev kavramı, bir öznenin p inancını bilgiye dönüştürmesi için gerekli olan koşulun, epistemik ödev ve sorumluluğun uygun bir şekilde yerine getirilmesi olduğunu varsaymaktadır.[10] Bu kanıtçı ve içselci yaklaşımlara itiraz eden Plantinga’ya göre, bir inancın doğruluğunu destekler nitelikle yeterli kanıtlar bulunsa bile o inancın yanlış olması mümkün olduğu gibi, yeterli kanıt bulunmayan bir inancın da doğru ve gerekçelendirilmiş olması mümkündür.[11] Bu doğrultuda söz konusu açıklamaları yetersiz ve yanıltıcı bulan Plantinga, doğru inancı bilgiye dönüştüren bu koşulun R. Chisholm’un deyimiyle ‘olumlu epistemik durum’ ya da ‘güvence’ (warrant) olarak adlandırılmasını daha uygun bulmuştur.[12] Dolayısıyla epistemik ödev ve sorumluluğun yerine getirilmesi koşulu, p inancının bilgiye dönüşmesi için gereken ‘olumlu epistemik durumu’ ya da ‘güvenceyi’ sağlamamaktadır.

Bu bağlamda güvence koşulunun, doğrudan inancın sahip olduğu bir özellik ya da niteliğe denk düştüğünü söyleyebiliriz. Yani Plantinga, inancın bilgiye dönüşme sürecinde, içselci yaklaşımların yaptığı gibi, öznenin rolünü ön plana çıkartmaktansa inancın oluşma sürecine, özneden bağımsız bir şekilde odaklanmıştır. Bu bakımdan Plantinga’nın bu türden bir tutum sergilemesinin, onun ‘dışsalcı’ yaklaşımının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde Plantinga “Warrant And Proper Function” (Güvence ve Uygun İşlevselcilik) adlı eserinde, çeşitli düşünürlerin kuramlarındaki yanlışlığın, inançların eksik güvence altına alınmış olmasından kaynaklandığını belirtmiştir.[13] Dolayısıyla ‘epistemik gerekçelendirme’ ile ‘güvence’ farklı anlamlar ifade etmektedir.

Plantinga, “Warrant: The Current Debate” (Güvence: Güncel Tartışmalar) adlı kitabının ilk kısmında çeşitli içselci ve dışsalcı kuramları değerlendirip yetersizliğini kanıtlarken kitabının ikinci kısmında kendi kuramını da temellendirme girişiminde bulunmuştur. Plantinga’ya göre, alternatif bir öğe olarak öne sürülen ‘uygun işlev’, aynı zamanda doğru inancı bilgiye dönüştürecek olan asıl koşuldur. Bu kurama göre güvence, yani teminat koşulu, öznenin bilişsel yetilerinin uygun bir şekilde çalışıyor olmasına dayanır. Şu halde bir inanç, ancak ve ancak şu üç niteliğe sahipse güvence altına alınmış demektir:

  • (i) Bir inanç, bilişsel yetilerimin uygun bir şekilde çalıştığı bilişsel bir çevrede, bu bilişsel yetilerime dayanarak oluşmuştur.
  • (ii) Bu inancın oluşmasını yönlendiren tasarım planı (design plan), doğru inanç oluşturmayı amaçlar.
  • (iii) Bu koşullar altında oluşturulan bir inancın doğru olmasında yüksek istatiksel bir ihtimal vardır.[14]

Öyleyse Plantinga, doğru inancın bilgiye dönüşmesini sağlayacak olan güvence koşulunda bu üç niteliğin aranması gerektiğini söylemektedir. Bu üç niteliğin gerçekleşmesi sonucunda bir inancın epistemik güven derecesi giderek artmaktadır. Söz konusu olan ilk koşulu Plantinga, ‘uygun işlevselcilik’ olarak kavramsallaştırmıştır.[15] Bu niteliğe göre bilişsel yetilerde herhangi bir bozukluk ve bu yetileri yanıltabilecek herhangi bir dışsal etken bulunmamalıdır. Yani öznenin, bir önermeye dair inancından yola çıkarak bilgi oluşturma sürecinin epistemik niteliğe sahip olabilmesi için, bilişsel yetilerin işlevini uygun bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir.[16]

Plantinga’ya göre, diğer kuramların yanlışlığı tam da bu nokta karşımıza çıkmaktadır. Bu yanlışlığı ‘bilişsel bozukluk’ olarak adlandıran düşünüre göre söz konusu kuramların başarısızlığı, ilgili bilişsel yetilerin olması gerektiği gibi işlev görmesi unsurunu gözden kaçırmalarıyla ilgilidir.[17] Bu durumda denebilir ki bir inancın bilgiye dönüşememesinin asıl nedeni, bilişsel bozukluktur. Bunu engellemenin yolu ise inanç oluşturma sürecindeki unsurların, bozukluktan kurtulmuş olması ya da uzak durmasıdır. Bu bağlamda Plantinga’ya göre bir inanç yalnızca, bilişsel yetiler uygun işlev görüyorsa güvence altına alınmış demektir.[18]

Plantinga, ‘uygun işlev’ kavramının özelliklerine dikkat çekerken ilk olarak içsel koşullara, ikinci olarak ise dışsal koşulların uygunluğuna birkaç örnekle atıf yapar. Örneğin, görme yetisinde problem olan bir kimsenin görme duyusunun uygun bir işlev görmediğini ya da alkol ve uyuşturucu gibi maddelerin, öznenin bilişsel yetilerine müdahale edip yetilerin uygun işlevselliğini engellediğine ve bu nedenle uygun işlev koşulunun öznenin içsel süreçleriyle de ilgili olduğuna vurgu yapar.[19]  Aynı şekilde öznenin içinde bulunduğu çevresel koşulların da özenin bilişsel yetilerinin uygunluğunu yanıltmayacak niteliğe sahip olması gerekir ki böylece normal koşullarda bilişsel yetileri uygun işleyen bir kimsenin, epistemik güvenceye sahip olmasını engellenmesin. Örneğin, karanlık bir ortamda karşısındaki nesneyi görmeye çalışan öznenin bilişsel yetileri doğru işlemesine rağmen, çevresel etkenlerden dolayı inancını epistemik güvence altına alamayabilir. “Dolayısıyla, bir inancın epistemik güvence niteliğine sahip olabilmesi için epistemik donanımın doğru bir şekilde işlemesine ek olarak, bu donanımın içinde bulunduğu ortama da uyarlanmış olması gerektiği koşulunu eklemek gerekir.”[20] Bu bağlamda Plantinga’nın bilme sürecindeki dışsal koşulların önemine de vurgu yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Plantinga’ya göre bütün inançlar aynı epistemik güvenceye sahip değildir. Bir kimsenin yirmi yaşında olduğuna dair inancı ile yedi yaşındayken gittiği okulun adının X olduğuna yönelik inancı arasında güvence açısından bir derece farkı vardır.[21] Bu inançlar, uygun bilişsel yetiler tarafından oluşturulmuş olsa bile, aralarında zamansal açıdan öncelik-sonralık ilişkisi olduğu için kesinlik dereceleri farklıdır. Dolayısıyla bilişsel yetilerin uygunluğunun yanında, bir inancın epistemik güvencesindeki kesinlik derecesi de göz önünde bulundurulmalıdır.[22]

Epistemik güvence koşulunun ikinci niteliği, bilme araçlarının amacını ifade etmektedir. Plantinga’ya göre insanoğlu bir tasarım planına göre düzenlenmiştir.[23] Aynı, insan organizmasındaki organların belli bir amaca yönelik işlemesi gibi, doğru inanç elde etmek için de öznenin belli bir amaca, yani tasarım planına, sahip olması gerekir. Bu bağlamda Plantinga’ya göre güvence koşulunun ilk niteliği ile ikinci niteliği beraber düşünülmelidir.[24] Yani, bilişsel yetilerin uygun işlevini yerine getirmesi, söz konusu yetilerin amaçlarına uygun bir şekilde çalışıyor olmasına bağlıdır.[25] Bu durumda öznedeki duyumsama, hafıza ve algı gibi bilme araçları, öznenin doğru inanç oluşturabileceği biçimde tasarlanmakla birlikte belli bir amaca göre düzenlenmiştir. Örneğin, nasıl kalbin işlevi ve amacı vücuda kan pompalamaksa bizim bilişsel yetilerimizin amacı da geçmişle, çevreyle, düşüncelerimizle ve hislerimizle ilgili güvenilir bilgi oluşturmaktır.[26] Bu doğrultuda Plantinga, inanç oluşturma sürecimizin güvenilir bilgi oluşturma amacının yanında, öznenin güvence oluşturmaya yönelik amacının da tasarım planıyla ilişkili olduğunu belirtmektedir.[27] Dolayısıyla bir inancın, öznenin bilme araçlarından hareketle, amacına uygun olmayan bir şekilde oluşturulması onun epistemik güvenceye sahip olmadığı anlamına gelmektedir. Güvence koşulunun üçüncü niteliği ise inancın doğruluğuna ilişkin bir güvenilirlikten bahsetmektedir.[28] Başka bir deyişle öznenin bilme araçları, işlevine uygun bir biçimde ve amacına uygun olarak kullanılıyorsa ortaya çıkan inanç güvenilirdir diyebiliriz.

Bu doğrultuda Plantinga’nın, doğru inancın bilgiye dönüştürülmesi için odaklandığı temel kavram olan güvencenin, onun üç niteliğinin işleyişiyle mümkün olduğunu ve bu bakımdan bilgiyi ‘güvence altına alınmış doğru inanç’ ya da ‘olumlu epistemik statü gösterilmiş doğru inanç’ olarak tanımladığını söyleyebiliriz.[29]

3. Uygun İşlevselcilik ile Güvenilircilik Bağıntısı

Gettier’in karşı örneklerinden sonra ortaya çıkan epistemik gerekçelendirme sorununa çözüm olarak sunulan çeşitli kuramlar olduğundan bahsetmiştik. Bu bağlamda güvenilircilik, gerekçelendirme sorununu çözmeyi amaçlayan ılımlı ve dışsalcı bir kuram olarak karşımıza çıkmaktadır. Temel iddialarından biri, bir inancı epistemik olarak gerekçelendiren şeyin o inancın oluşturulduğu nedensel sürecin bilişsel güvenilirliği olan güvenilirciliğe göre gerekçelendirme düzeyi, bir inancın güvenilirlik düzeyine paralel bir şekilde ilerler.[30] Bu nedenle çağdaş epistemolojideki kimi kuramcılar, güvenilirciliğin savunduğu görüş ile uygun işlevselcilik arasında bir benzerlik olduğunu iddia etmiştir. Örneğin W.P. Alston uygun işlevselciliğin, bir inancın bilgi niteliği kazanabilmesi için bilişsel bir süreç tarafından üretilmiş olmasını savunan güvenilircilik ile benzediğini ve dolayısıyla bu kuramın “güvenilircilik artı olarak görülebileceğini” savunmuştur.[31]

Plantinga’nın üçüncü koşulu, güvenilircilik ile uygun işlevselcilik arasındaki bağlantıyı açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü bu koşul, inancın güvenilir süreçlere dayalı olarak oluşturulması gerektiği ve bu inancın doğruluğuna ilişkin olasılığın arttığı görüşüne sahip olan güvenilirciliği destekler nitelikte görünmektedir. Ancak öyle görünüyor ki, Plantinga’nın uygun işlevselcilik kuramı ile güvenilircilik arasında epistemik güvenceyle ya da gerekçelendirmeyle ilgili farklılıklar vardır. Güvenilircilik, bir inancın epistemik güvenceye sahip olabilmesi için uygun işlev gören bilişsel yetileri gerekli görmemektedir.[32] Bu durumda Plantinga’nın bilişsel yetilerin uygun işlevlere sahip olması koşulunu gerekli görmesinin nedeni nedir?

Plantinga’ya göre, çoğunlukla doğru inançlar üreten güvenilir bilişsel süreçler/mekanizmalar, inancı güvence altına almak için tek başına yeterli değildir.[33] Dolayısıyla Plantinga bu süreçlerin, epistemik güvenceye sahip olmayan inançlar üretmesinin önüne geçemeyeceğini ileri sürmektedir. Örneğin, hayatta kalma mücadelesi veren bir kimsenin uçurumdan atlama kararı alarak bu mücadeleyi verdiği zor bir durum düşünelim.[34] Bu durumda oluşturulan ‘uçurumdan atlarsam hayatta kalırım’ inancının, çoğunlukla doğru inançlar üreten bir mekanizma tarafından yapılmış da olsa, epistemik güvenceye sahip olduğundan bahsedemeyiz. Çünkü epistemik güvenceden söz edebilmek için, öznenin bilişsel yetilerinin doğru inanç üretme amacını taşıması gerekmektedir. Dolayısıyla Plantinga’ya göre söz konusu bilişsel yeti, uygun işlev görmediği için güvence altına alınmamıştır.

Plantinga güvenilirciliğin, bir inancın güvenceye sahip olması için ilgili bilme araçlarının ve yetilerinin yanlış işlevlerinden kaynaklanan sorunları da göz ardı ettiği görüşündedir. Ona göre bu ve bu gibi sorunların çözümü, ‘uygun işlev’ kavramında ve bu kavramın tasarımsal amaçlılığındadır. Görüldüğü gibi Plantinga, güvenilirciliğin epistemik güvenceyi belli koşullarda sağlayamayacağını dile getirerek uygun işlevselciliğin bu boşluğu doldurabileceğini düşünmektedir.[35]

4. Uygun İşlevselciliğe Yöneltilen İtirazlar

Uygun işlevselciliğe yöneltilen itirazlardan ilki, BonJour’un “Frank” örneğidir. BonJour, uygun işlevselciliğin öne sürdüğü koşulların bilgi üretmek için gerekli olmadığını gösteren örnekler vermenin mümkün olduğu görüşündedir.[36] Örneğin, bilişsel yetileri tamamen rastlantı eseri, belki de bir dizi mutasyon sonucunda oluşmuş, ancak tüm yetileri sıradan bir insanınkiyle aynı olan Frank adında birini düşünelim. Bu durumda Frank’in bilişsel yetileri rastlantı sonucu oluştuğu için bilişsel bir tasarım planı yoktur. Yani Plantinga’nın birinci koşulu ile ikinci koşulunun gerektirdiği gibi uygun çalışmadığını çünkü rastlantı eseri oluşmuş olan bilişsel yetilerin doğru inanca dair bir amaçlılık taşımadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu durum, bilişsel yetilerden kaynaklanan herhangi bir inancın güvence altına alınmamış olduğu anlamına gelmektedir.

Uygun işlevselciliğe yöneltilen diğer itiraz ise yine, BonJour’un karşı örneklerinden biri olan “Boris” örneği ile yapılmıştır.[37] Tanrı tarafından tasarlanan ve zihninin derinliklerine önemli bir konu hakkında doğru inanca sahip olması için çok “özel bir parça” yerleştirilmiş, Boris adında birini düşünelim. Bu özel parça, Boris’in İsa Mesih’in ikinci gelişinin gerçekleşeceğine dair son derece sağlam bir inanç edinmesini sağlamaktadır. Söz konusu olayın gerçekleşeceği gün geldiği zaman Boris bu inanca, kendi adının Boris olduğuna dair inancı kadar sağlam bir inanç duyacaktır. Bu durumda Plantinga’nın güvence koşulları yerine gelmiş görünmektedir: Bilişsel yetiler uygun çalışmaktadır, çevrede bir sorun yoktur ve doğru inanç oluşturmaya yönelik bir amaç vardır. O halde Boris’in inancı ‘güvence altına alınmış’ bir bilgi midir? BonJour bunun böyle olamayacağını, çünkü bu iddianın hiçbir akılsal dayanağı olmadığını ve bu inançtan şüphe duymak için birçok neden varken güvenmek için pek bir neden olmadığını söylemektedir.

BonJour’un itirazlarının yanında, söz konusu kurama yöneltilen eleştirilerden biri de uygun işlevselciliğin, bilginin ne olduğunu söylemekten çok, koşullarını ortaya çıkarttığıdır.[38] Örneğin Alston’a göre Plantinga’nın kuramı, uygun işleve başvurmak açısından güvencenin mevcudiyetini açıklamak için uygunken onun doğasını ortaya çıkarmak için uygun değildir.[39]

5. Değerlendirme

Çağdaş epistemolojide bilginin tanımı sorunu çerçevesinde tartışılan gerekçelendirme kavramı, bilgi kuramları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda Plantinga’nın uygun işlevselcilik kuramında gerekçelendirmenin, özellikle içselci ve klasik deontolojik yaklaşımlarla birlikte, niteliğinin sorgulandığını görüyoruz. Plantinga’nın ‘gerekçelendirme’ kavramı yerine ‘güvence’ kavramını kullanmasının mahiyeti tartışmalıdır. Kimi felsefecilere göre gerekçelendirme, doğru inanca ilave bir açıklama getirmek ve inancımızın kanıtlarını sunmak demektir. Böylelikle inancımızın şans eseri ya da rastlantı sonucunda oluşmamış olduğunu göstermiş oluruz. Öyleyse gerekçelendirme, inançla doğruluk arasında rasyonel bir ilişki kurmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla bir inancı gerekçelendirdiğimiz zaman, söz konusu bilgi hakkında sorumluluk almış oluruz. Bu durum ise çoğu felsefecinin işaret ettiği, bilginin normatif içeriğini göstermektedir. Bu anlamda Plantinga’nın gerekçelendirmenin epistemik sorumluluk getiren niteliğini reddetmesi ne kadar doğrudur? Güvence kavramını, gerekçelendirme kavramı yerine kullanılan Plantinga, güvencenin sorumluluk getiren niteliğinden bahsetmemiştir fakat inancı bilgiye dönüştüren ilave unsura ister gerekçelendirme ister güvence diyelim, epistemik sorumluluk, bu ilave unsurun altında yatan bir öğe olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde güvence kavramı, gerekçelendirme yerine kullanılabilecek, hatta onun sağlayamadığı koşulları yerine getirebilecek nitelikte bir kavram mıdır?

Uygun işlevselciliğin diğer bir tartışmalı anlayışı ise, geçmişteki inançlarımız ile şu anki inançlarımız arasındaki zamansal öncelik-sonralık ilişkisinin, inancın kesinlik derecesini belirlemesidir. Geçmişte oluşturduğumuz bazı doğru inançlar, şu an oluşturduğumuz doğru inançlardan daha yüksek bir kesinlik derecesine sahip olabilir. İnançlarımızın kesinlik derecesini öncelik-sonralık ilişkisine dayanarak belirlemek ne kadar doğrudur?

‘Tasarım planı’ kavramındaki, doğru inanç oluşturma amacı taşımayan inançların bilgi oluşturamayacağı fikri tartışmalı gözükmektedir. Biz, oluşturduğumuz tüm inançları tamamen bilinçli bir şekilde oluşturmuyoruz. Oluşturduğumuz inançların bilgi oluşturma amacında olup olmadığını her an denetlemek pratik olarak ne kadar mümkündür? Bu durumda bilinçli bir amaçlılıkla oluşturmadığımız inançlarımızı güvence altına alınmamış ya da bilgi haline gelememiş inançlar olarak mı değerlendireceğiz?

Uygun işlevselciliğin çoğunlukla, algıya dayalı inançları ele alarak hareket ettiğini görüyoruz. Ancak inanç oluşturma sürecimizde yalnızca şu anki algılarımızdan hareket etmiyoruz. Aynı zamanda geçmiş deneyimlerimize atıfla yeni inançlarımızı oluşturuyoruz. Bu bakımdan uygun işlevselcilik, geçmiş deneyimlerimizi inanç oluşturma sürecine dahil etmek konusunu pek fazla göz önünde bulundurmamış gibi gözükmektedir.

Tüm bu tartışmalı konular haricinde uygun işlevselcilik, çağdaş epistemolojideki önemli kuramlardan biri olan güvenilircilikle bağlantısı incelendiği zaman, hem onun çözemediği sorunları çözme iddiası hem de aralarındaki benzerlik dolayısıyla bu tartışmada kalıcı bir yer edinmiştir. Özellikle bir inancı güvence altına alma koşullarını belirlenmesi konusunda söz konusu tartışmaya katkı sağlamıştır.

Sonuç

Platon’un Theaetetus diyaloğundan başlayıp Çağdaş Döneme kadar belli bir çizgide ilerlemiş olan geleneksel epistemoloji, Gettier’in geleneksel bilgi tanımı formüle etmesi ve karşı örnekler sunmasıyla birlikte yerini çağdaş tartışmalara bırakmıştır. Bu doğrultuda çağdaş epistemoloji, doğru inancın bilgiye dönüşmesindeki kilit nokta olan gerekçelendirme koşuluna odaklanmıştır. Gerekçelendirme koşulunun neliğine bağlı olarak yapılan bilgi kuramları, dışsalcılık ve içselcilik yaklaşımları altında şekillenmiştir. Bu kuramlardan biri de Alvin Plantinga’nın uygun işlevselcilik kuramıdır. Uygun işlevselciliğe göre bir inancın güvence altına alınmış olmasını sağlayan üç koşul vardır: bilişsel yetilerin uygun bir çevrede uygun bir şekilde çalışması, öznenin doğru inanç oluşturmayı amaçlaması ve bu koşullar altında oluşturulan inançların yüksek güvenilirliğinin olması. Temel olarak uygun işlevselcilik kuramı, öznenin bilişsel yetilerine dayanır ve epistemik güvenceyi bu doğrultuda açıklar.

Uygun işlevselcilik, kimi bilgi kuramcıları tarafından, farklı bir gerekçelendirme kuramı olan güvenilircilik ile bağdaştırılmıştır. Öznenin daha önce defalarca bilgi edinmesini sağlayan bilme araçlarının güvenilir süreçlere dayalı olmasını savunan güvenilircilik, bu bilme araçlarının doğruyu elde etme amacına uygun bir şekilde kullanılıyorsa güvenilir olduğunu öne süren uygun işlevselcilikle çeşitli bakımlardan birbirine benzemektedir. Fakat aralarındaki temel ayrım, güvenilirciliğin bilişsel yetilerin uygun işleve sahip olmasını gerekçelendirme için gerek görmemesi ve uygun işlevselciliğin bu temele dayanmasıdır. Bu bakımdan, Plantinga’nın uygun işlevselcilik kuramına yöneltilen itirazlar da güvenilirciliğe yöneltilen itirazlarla aynı çizgide ilerlemiştir. BonJour, söz konusu kurama dair itirazlarını Frank ve Boris karşı örneklerinden yola çıkarak aktarırken kimi kuramcılar işlevselciliği, güvencenin doğasına ilişkin açıklama yapmaması açısından eleştirmiştir. Kısacası Plantinga’nın uygun işlevselcilik kuramı, bilginin tanımı sorununu temele güvence koşulunu alarak tartışmış ve bir çözüm önerisi sunmayı amaçlamıştır.


Kaynakça

  • Baç, Murat,; “Epistemoloji”, Çağdaş Epistemolojiye Giriş, 1. Baskı, Haz. Nebi Mehdiyev, İstanbul: İnsan Yayınları, 2011
  • Başdemir, H. Yücel; Epistemoloji Temel Metinler,1. Baskı, Ed. Hasan Yücel Başdemir, Ankara: Hitit Kitap Yayınevi, 2011
  • Başdemir, H. Yücel; Çağdaş Epistemolojide Bilginin Tanımı Sorunu, 1. Baskı, Ed. Halil İbrahim Şimşek, Ankara: Hitit Kitap Yayınevi, 2011
  • BonJour, Laurence,; “İçselcilik ve Dışsalcılık”, Çev. Aydın Ekim Savran, Epistemoloji, 1. Baskı, Çev. Ed. H. Yücel Başdemir ve Nebi Mehdiyev, Ankara: Adres Yayınları, 2018  
  • Çüçen, A. Kadir; Bilgi Felsefesi, 2. Baskı, Bursa: Asa Kitabevi, 2005
  • Mehdiyev, Nebi; Çağdaş Epistemolojiye Giriş, 1. Baskı, Haz. Nebi Mehdiyev, İstanbul: İnsan Yayınları, 2011
  • Mehdiyev, Nebi; “Gettier Sonrası Epistemolojide Descartes Odaklı Bilgi Tanımı Tartışmaları”, Felsefe Dünyası, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi Sayı:59, Temmuz 2014.
  • Moser, Paul K.; Epistemoloji, 1. Baskı, Çev. Ed. H. Yücel Başdemir ve Nebi Mehdiyev, Ankara: Adres Yayınları, 2018
  • Platon; Theaitetos, 1. Baskı, Çev. Birdal Akar, Ankara: BilgeSu Yayıncılık, 2016
  • Plantinga, Alvin,; “Positive Epistemic Status And Proper Function”, Philosophical Perspectives, 2, Epistemology, der. J. Tomberlin, California: Ridgeview, 1988
  • Plantinga, Alvin,; Warrant: The Current Debate, New York: Oxford University Press, 1933
  • Plantinga, Alvin,; Warrant and Proper Function, New York: Oxford University Press, 1993
  • Reçber, Mehmet Sait,; “Plantinga, Bilgi Ve Doğru İşlevselcilik”, Çağdaş Epistemolojiye Giriş, 1.Baskı, Haz. Nebi Mehdiyev, İstanbul: İnsan Yayınları, 2011

Dipnotlar

  • [1] İstanbul Üniversitesi, Felsefe Bölümü, Lisans öğrencisi.
  • [2] Çüçen, A. Kadir, Bilgi Felsefesi, Asa Kitabevi, Bursa, 2001, s.39
  • [3] Baç, Murat, “Epistemoloji”, Çağdaş Epistemolojiye Giriş, haz. Nebi Mehdiyev, İnsan Yayınları, İstanbul, 2011, s.29
  • [4] Edmund L. Gettier, “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi Midir?”, çev. Hasan Yücel Başdemir,  Epistemoloji: Temel Metinler, ed. Hasan Yücel Başdemir, Hitit Kitap Yayınevi, Ankara, 2011, s.49.
  • [5] A.g.e., s.49-52. Metnin sınırları çerçevesinde bu makalenin içeriğine değinilmeyecektir.
  • [6] İçselcilik, bir inancın gerekçelendirilebilir olmasını sağlayan unsurların özenin bilişsel erişimine açık olduğunu savunurken dışsalcılık, gerekçelendirme koşullarının öznenin içsel süreçleriyle ilgili ve erişimine açık olması gerekmediğini ileri sürmektedir. Çağdaş epistemoloji kitaplarındaki bilgi tanımı kuramları, genellikle bu iki yaklaşımın altında incelenmiştir fakat bu ayrımların keskin ayrımlar olmadığını belirtmekte fayda vardır.
  • [7] Reçber, Mehmet Sait, “Plantinga, Bilgi ve Doğru İşlevselcilik”, Çağdaş Epistemolojiye Giriş, haz. Nebi Mehdiyev, İnsan Yayınları, İstanbul, 2011, s.175
  • [8] Mehdiyev, Nebi, “Gettier Sonrası Epistemolojide Descartes Odaklı Bilgi Tanımı Tartışmaları”, Felsefe Dünyası, sayı:59, Temmuz 2014, s.44-46.
  • [9] Reçber, a.g.e., s.177.
  • [10] Plantinga, Alvin, Warrant: The Current Debate, Oxford University Press, New York, 1933, s.45-46
  • [11] Başdemir, Hasan Yücel, Çağdaş Epistemolojide Bilginin Tanımı Sorunu, Hititkitap Yayınevi, Ankara, 2011, s.238. Plantinga’nın böylesi eleştirel bir konumda olması onun kanıtçılığa karşı Kalvinist tutumuyla da ilişkilidir. Böyle bir tutum dini epistemolojinin sınırları içerisinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır.
  • [12]  Plantinga, Alvin, “Positive Epistemic Status and Proper Function”, Philosophical Perspectives, 2, Epistemology, der. J. Tomberlin, Ridgeview, California, 1988, s.1
  • [13] Plantinga, Alvin, Warrant and Proper Function, Oxford University Press, New York, 1993, s.4
  • [14]Başdemir, a.g.e., s.238.
  • [15] Başdemir, a.g.e., s.239.
  • [16] A.g.e., s.238-239.
  • [17] Warrant and Proper Function, s.4.
  • [18] A.g.e., s.4.
  • [19] Reçber, a.g.e., s.179.
  • [20] Reçber, a.g.e., s.180.
  • [21] A.g.e., s.180.
  • [22] A.g.e., s.180.
  • [23] Warrant and Proper Function, s.13.
  • [24] Başdemir, a.g.e., s.239.
  • [25] A.g.e., s.239.
  • [26] Warrant and Proper Function, s.14.
  • [27] A.g.e., s.14.
  • [28] A.g.e., s.240.
  • [29] A.g.e., s.237.
  • [30]   Laurence BonJour, “İçselcilik ve Dışsalcılık”, çev. Aydın Ekin Savran, Oxford Epistemoloji, ed. Hasan Yücel Başdemir ve Nebi Mehdiyev, Adres Yayınları, 2018, s.223.
  • [31] Reçber, a.g.e., s.186-187.
  • [32] A.g.e., s.187.
  • [33] A.g.e., s.187.
  • [34] A.g.e., s.188.
  • [35] A.g.e., s.180-190.
  • [36] BonJour, a.g.e., s.239. Bu paragrafta anlatılanlar BonJour’un kendi örnekleridir.
  • [37] BonJour, a.g.e., s.239-240. Bu paragrafta anlatılanlar BonJour’un kendi örnekleridir.
  • [38] Reçber, a.g.e., s.195.
  • [39] A.g.e., s.195.

Not: Bu içerik ilk kez 2020 yılında yayınlanan Öncül Analitik Felsefe Dergisi’nin (tükenen) 4. sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Modal Ontolojik Argüman ve İmkân Öncülü Argümanlarının Değerlendirilmesi – Utku Boyar

Sonraki Gönderi

Sınıf Ortamında Ustalıkla İşlenen ”Wittgenstein” Felsefesi – Calum Jacobs

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü