Ateizmi Kanıtlamanın İki Yolu – Quentin Smith

/
811 Okunma
Okunma süresi: 10 Dakika

[Bu konuşma Minneapolis, Minnesota'da yapılan 6 Nisan 1996 tarihli Ateist Birliği toplantısından önce yapılmıştır.]. Konuşma ayrıca Infidels.org adresinde de yayımlanmıştır.

Bugün ateizmi kanıtlamanın iki yoluna değineceğim: İlki bilimsel kozmolojinin ateizmi kanıtlayabileceği, ikincisi ise nedensiz kötülüğün varlığının ateizmi kanıtladığı olacak. Bilimsel kozmoloji ile başlayacağım.

Bilimsel Kozmoloji

1960’ların ikinci yarısından beri, bilimsel altyapısı olan teistler, Büyük Patlama (Big Bang) kozmolojisi sebebiyle durumlarından oldukça mutluydular. Teistler, evrenin yaklaşık on beş milyar yıl önce bir patlamayla var olmaya başlamasının Tanrı’nın var olduğuna dair en iyi bilimsel kanıt olduğuna inanıyorlar. Evrenin Büyük Patlama adı verilen bir patlamayla başladığını biliyoruz. Teistler, evrenin nedensizce var olmaya başlayamayacağının ortada olduğunu düşünüyorlar. En mantıklı hipotez olarak evrenin nedeninin Tanrı olduğu hipotezini savunuyorlar. Bu teori, var olmaya başlayan şeyin bir nedeni olduğu önermesinin açıkça doğru olduğu varsayımına dayanıyor. Bu teist teori ışığında öne sürülen son argüman, William Lane Craig’in 1994 tarihli Reasonable Faith kitabında yer almaktadır.[1] Bu kitaptan size uzun uzadıya okuyacağım çok ilginç bir alıntı var; çünkü bu alıntının sonunda William Lane Craig benden teistik ilkenin açıklığını reddeden sapkın ateistlerden biri olarak bahsediyor. Şimdi size Craig’in bu argümanını doğrudan alıntılayacağım:[2]

Argüman üç temel adımda formüle edilebilir:

1. Var olmaya başlayan herhangi şeyin bir nedeni vardır.

2. Evren, geçmişte var olmaya başlamıştır.

3. Dolayısıyla, evrenin bir nedeni vardır.

diyor, ve devam ediyor:

İlk adım, sezgisel olarak öylesine açık ki neredeyse kimsenin bu önermenin yanlış olduğuna içtenlikle inanabileceğini düşünmüyorum. Bu nedenle, ilkenin herhangi bir kanıtı, muhtemelen ilkenin kendisinden daha az açık olacağı için onun lehine tartışmanın çok mantıklı olacağını düşünmüyorum. Ve Aristo’nun da söylediği gibi, kişi açık olanı daha az açık olanla kanıtlamaya çalışmamalıdır. “Hiçbir şey yoktan var olmaz” olarak ifade edilen eski aksiyom, bugün de her zaman olduğu gibi açıktır. Kelam Kozmoloji Argümanı’nı ilk yazdığımda, bu argümanın karşı konulmaz bir niteliği olarak ateist olmayı bir kaçış yolu olarak takdir ettiğine dikkat çekmiştim. Çünkü bir ateist, her zaman ilk öncülü inkar edebilir ve evrenin herhangi bir neden olmaksızın var olmaya başladığını savunabilir. Sayıca azının bu yönde ilerleyeceğini düşündüm; çünkü bu şekilde kendilerini evren hakkındaki gerçeği keşfetmekle değil, salt argümanın akademik açıdan çürütülmesiyle ilgilenen kişiler olarak belli edeceklerine dair inancım vardı. Fakat şaşırtıcı bir şekilde, ateistler giderek bu rotayı izliyor gibi görünüyor. Örneğin Quentin Smith, filozofların Heidegger’in “hiçlik” korkusundan sıklıkla olumsuz etkilendiğini ifade ederek “inancın en mantıklısının hiçbir şeyden, hiçbir şeyle ve hiçbir şey için geldiğimiz yönünde olduğu” sonucuna varır ki bu, ateizmin bir çeşit Gettysburg yorumuna getirilecek güzel bir sondur.[3]

Bilimsel altyapısı olan teistlerin ve filozofların bugünlerde Tanrı’nın var olduğunu savunmak için kullandıkları en popüler argüman olan bu bilimsel kozmoloji argümanını eleştireceğim.

Önce argümanın öncülünü ele alalım. Argümanın öncülü, varlığının başlangıcı olan herhangi şeyin bir nedeni olması gerektiğidir. Bu nedensel ilkenin doğru olduğuna inanmak için bir sebep var mıdır? İlke açık değildir; çünkü bir şey ancak ve ancak onu anlayan herkes otomatik olarak ona inanırsa açıktır. Fakat aralarında Richard Swinburne’ün de bulunduğu önde gelen teistler dahil pek çok kişi bu ilkeyi oldukça iyi anlıyor, gelgelelim yanlış olduğunu düşünüyor. Pek çok filozof, bilim insanı ve hatta ders verdiğim lisans ve yüksek lisans öğrencilerimin çoğu bu ilkenin yanlış olduğu kanaatindeler. Bu ilke, açık olmadığı gibi herhangi bir açık önermeden de çıkarılamaz. Bu nedenle doğru olduğunu düşünmek için bir sebep yoktur. Ya yanlıştır, ya da doğru veya yanlış olduğunu bilmediğimiz bir ifadedir. En azından doğru olduğunu bilmiyoruz, bu ortada.

Teistin bu ilkenin daha zayıf bir versiyonuyla sınırlı kaldığını ve bu versiyonun “Varlığının başlangıcı olan herhangi şeyin bir nedeni vardır.” olduğunu söylediğini varsayalım. Bu önerme, “varlığının başlangıcı olan herhangi şeyin bir nedeni olması gerekir” ile aynı önerme değildir; öyle ki bazı şeylerin bir neden olmaksızın var olmaya başlayabileceği anlamını verir. Dolayısıyla önermeyi açık yahut mantıksal doğru olarak değerlendirmemize gerek yoktur. Bunun yerine, teistlere göre gözleme dayalı empirik bir genelleme olarak değerlendirebiliriz. Ancak bu düşünce zinciriyle ilgili kesin bir sorunumuz vardır: Doğru olduğuna yönelik tek bir kanıt yoktur. Elimizdeki tüm gözlemler, şeylerdeki değişimlerle, bir durumdan diğerine değişen bir şeyle ilgilidir. Şeyler hareket eder, durur, büyür, küçülür, diğer şeylerle birleşir, ikiye bölünür vb. Fakat şeylerin var olmaya başlaması konusunda herhangi bir gözlemimiz yoktur. Örneğin insanların var olmaya başlaması konusunda bir gözlemimiz yoktur. Burada da, yalnızca şeylerin değişimiyle karşılaşırız. Yumurta ile sperm hücreleri, birleşerek durumlarını değiştirirler. Bu birleşim bölünür, genişler ve en sonunda yetişkin bir insana evrilir. Bu nedenle, Craig’in “Var olmaya başlayan herhangi şeyin bir nedeni vardır” ifadesinin empirik versiyonunun doğru olduğuna dair bir kanıtımız olmadığı sonucuna vardım. Bildiğimiz tüm nedenler, önceden var olan malzemelerdeki değişikliklerdir. Craig’in ve diğer teistin nedensel ilkesinde “neden” tamamen farklı bir şey demektir: Maddenin hiçlikten var olması. Günlük yaşamlarımızdaki gözlemlerimizle desteklenmesi şöyle dursun, bu kadar garip bir nedenselliğin mümkün olması bile tamamen spekülasyondur.

Fakat bundan daha önemli olan nokta, teistin argümanının lehine kanıt olmamasının yanı sıra onun aleyhine kanıt bulunmasıdır. Evrenin başlangıcının bir nedeni olduğu iddiası, mevcut bilimsel teori ile çelişmektedir. Söz konusu bilimsel teori, Evrenin Dalga Fonksiyonu olarak adlandırılmakta olup Stephen Hawking, Andre Vilenkin, Alex Linde ve başka birçok bilim insanı tarafından son on yılda geliştirilmiştir. Bu bilim insanlarının teorileri, bizim karakteristik özelliklerimizle tanımladığımız bir evrenin herhangi neden olmaksızın var olmaya başlamasının yüksek ihtimal dahilinde olduğunu öngören Evrenin Dalga Fonksiyonu adlı bilimsel bir doğa yasası olduğu yönündedir. Hawking’in teorisi, tüm olası evrenlere sayı atamaya dayanmaktadır. Evrenimizin sahip olduğu özelliklere sahip bir evren dışında tüm sayılar birbirini götürür. Örneğin, bu evrende insanlar gibi zeki organizmalar vardır. Bunun gibi bir evrenin herhangi neden olmaksızın var olmaya başlama olasılığı yüzde yüze yakındır, yani oldukça yüksektir.

Stephen Hawking (1942-2018)

Hawking’in teorisi gözlemsel kanıtlar ışığında doğrulanmıştır. Bu teori, evrenimizin çok büyük ölçeklerdeki (galaksiler, süper kümeler büyüklüğündeki) maddeyi eşit şekilde dağıttığını öngörmektedir. Yine bu öngörüye göre, evrenin genişlemesi sürekli olarak neredeyse belli bir hız aralığında olmaktadır ki bu hızda evren genişlemekte ve sonra çöküşe geçmektedir. Ayrıca, enflasyon adı verilen, evrenin var olmaya başlamasına yakın bir zamandaki hızlı genişlemenin erken uzay bölgesini de öngörmektedir. Hawking’in teorisi, COBE uydusunun evrendeki arkaplan ışımasının düzensizlikleri hakkında keşfettiklerini tam olarak öngörmüştür. Dolayısıyla, gözlemsel kanıtlarla doğrulanan bilimsel bir teori, bize evrenin bir neden olmaksızın var olmaya başladığını gösteriyor. Öyleyse, rasyonel bir kişi olmak istiyorsanız ve doğaya ilişkin rasyonel araştırmanın sonuçlarını kabul ediyorsanız, o zaman Tanrı’nın evrenin var olmasına neden olmadığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Evren, Dalga Fonksiyonu Yasası nedeniyle var olmuştur.

Stephen Hawking’in teorisi, evrenin bir neden olmaksızın var olmaya başlayabileceğine dair tüm endişeleri ortadan kaldırıyor. Hawking, evrenin var olmaya başlamadan hemen önce, zamansız bir uzayın[1]-dört boyutlu bir hiperkürenin- olduğunu öne sürmektedir. Bu uzay, bir atomun çekirdeğinden daha küçüktür. Yarıçapı 10-33 santimetreden daha küçüktür ve zamansız olduğundan, varlığının bir nedeni olarak teizmin ebedî tanrısına ihtiyacı yoktur. Bu zamansız hiperküre, genişleyen evrenimizle bağlantılıdır. Başlangıçta bir hiperküre formunda olan evren, bir atomdan daha küçük olup sonraları Büyük Patlama ile genişlemeye başlamıştır. Sonuç: Bugün evren hala genişlemesini sürdürmektedir. Yine de, bu evrene Tanrı neden olmuş olabilir mi? Cevap: Hayır. Çünkü evrenin dalga fonksiyon teorisi, evrenin bir neden olmaksızın var olmaya başlama olasılığının %95 olduğunu gösterir. Eğer evreni Tanrı yaratmış olsaydı, bilimsel kanunla iki şekilde çelişirdi. Birincisi, bilimsel yasa, evrenin herhangi bir doğaüstü güç nedeniyle değil; doğal, matematiksel özelliklerinden dolayı var olacağını gösteriyor. İkincisi, bilimsel yasa, evrenin bir neden olmaksızın var olmaya başlaması olasılığının yalnızca %95 olduğunu söylüyor. Tanrı aşkın bir güç olduğu için, evreni yaratmış olması durumunda evrenin var olmaya başlaması olasılığı %100 olurdu. Tanrı evrenin var olmaya başlamasını isterse, isteğinin %100 olasılıkla gerçekleşeceği kesindir.

Nihayetinde, çağdaş bilimsel kozmoloji herhangi bir teistik teori tarafından desteklenmemesinin yanı sıra, teizm ile mantıksal olarak tutarsızdır da. Dolayısıyla, kanaatimce teizme karşı var olan en güçlü bilimsel argüman budur. Aslına bakarsanız Darwin’in evrim teorisinden bile daha güçlüdür.

Sebepsiz Kötülük

Bundan bağımsız olarak ikinci bir argüman var ki bunun, günlük hayatımızda kullandığımız sıradan tümevarım mantığıyla teizmi kesin olarak çürüttüğünü düşünüyorum. Ünlü İngiliz filozof John Mackie, dünyada bir mucize varsa onun bu kadar insanın Tanrı’nın varlığına inanması olduğunu söylemişti. Mackie’nin böyle düşünmesinin nedenlerinden biri, eğer dünyada kötülük varsa onu aşkın ve tamamen iyi bir gücün yaratmış olamayacağıdır. Örneğin İspanyol gribini düşünün. Birinci Dünya Savaşı’nda 1914 ile 1918 yılları arasında bu gripten on milyon insan ölmüştür. Fakat üç ay içinde, Eylül 1919’dan Kasım’a kadar tıpkı on dördüncü yüzyılda insanların vebadan öldüğü gibi 20 milyon insan İspanyol gribinden öldü. Sonra bu virüs aniden ortadan kayboldu ve o zamandan beri herhangi bir vaka görülmedi. Böylesine bir durum sözde Tanrı’nın varlığında nasıl olabildi? Tanrı bu virüsü ortadan kaldıracak ya da yayılmasına engel olacak kadar güçlü değil mi? Eğer öyleyse Tanrı, aşkın bir güç olmamakla beraber Yahudi-Hristiyan geleneğinin tanrısı da değildir. Onun hakkında yalnızca bu dünyadan olmayan bir akıldır diyebiliriz. Biz nasıl karıncalardan katbekat güçlüysek, o da bizden katbekat güçlüdür. Fakat bu varlığa Tanrı diyemeyiz; çünkü bir sonu vardır. Tıpkı E.T.’ye tapmayacağınız gibi, bu varlığa da tapmazsınız.

Tanrı’nın aşkın bir güç olduğunu ve onun yirmi milyon insan ölmeden önce virüsü ortadan kaldırabileceğini varsayalım. Virüsü ortadan kaldırabilecek gücü varken neden bunu yapmadı? Mükemmel derecede iyi olmadığından mı? İnsanları yeterince önemsemediği için mi? Böyle bir tanrı olamaz. Buradan bakınca evreni daha çok kötü bir varlık yönetiyor gibi görünüyor. Bu verdiğim örnek, evrendeki birçok sebepsiz kötülükten yalnızca biri.

Peki teistler bunun gibi argümanlara nasıl cevap veriyor? Kötülüğün bir nedeni olduğunu söylüyorlar; fakat bu da bir muamma. Örneğin, size şöyle diyorum: “1.80 boyunda gözüküyor olabilirim; fakat aslında 30 metreyim.” Benden buna dair bir kanıt istediğinizde cevap çok basit: “Orası muamma.” diyorum, “Sadece öyle inandığımdan sözüme güvenin.” İşte bu, teistlerin kötülük üzerine olan tartışmalarda kullandıkları yegâne mantıktır.

Aslında, günlük yaşamımızda kullandığımız sıradan tümevarım mantığını kullanarak teizmi kesinkes çürütmek mümkündür. Bir şeyin var olduğuna dair kanıtımız varsa, o şeyin muhtemelen var olduğunu söyleriz. Örneğin kara bulutların yaklaştığını görünce muhtemelen yağmur yağacak deriz. Ama bir şeye dair kanıt yoksa, o şey muhtemelen var olmasa dahi, onun var olmasının yalnızca mümkün olduğunu söyleriz.

Aşkın bir güç ve mükemmel derecede iyi bir varlık olarak Tanrı gerçekten varsa, o zaman bu varlık bir şekilde dünyamızın mükemmel olmasını sağlamalıdır. Bunu yapabilmesinin tek yolu, bizim dünyada görüp geçirdiğimiz tüm kötülükleri, daha büyük çaptaki iyiliklere hizmet edecek aracılara dönüştürmesidir. Örneğin, aşı olurken hissedilen acı kötüdür; fakat daha büyük çaptaki bir iyiliği elde etmede aracıdır. Bu yüzden, eğer Tanrı varsa, gördüğümüz tüm kötülüklerin daha büyük iyilikler için aracı olduğuna dair kanıtımız da olmalıdır. Fakat teistler bile kanıt olmadığını kabul ediyor. Bundan dolayı Tanrı anlayışının nasıl işlediğini açıklayan birtakım muammalı yollara başvurma ihtiyacını hissediyorlar. Örneğin, İspanyol gribinden yirmi milyon insanın ölmesinin daha büyük bir iyilik için olduğuna dair kanıt yoktur. Buradan Tanrı’nın muhtemelen var olmadığı sonucuna varıyoruz.

Bunun üzerine teist, bizim bilmediğimiz daha büyük bir iyilik olabileceği iddiasında bulunabilir. Fakat dikkat edin, “bizim bilmediğimiz daha büyük bir iyilik olabileceği” der. Eminim ki bizim bilmediğimiz daha büyük bir iyilik olabilir. Her şey mümkün. Örneğin şu an evimde bir fil dolaşıyor olması mümkündür. Elvis Presley’in hayatta olup ayın karanlık tarafında Twist dansı yapıyor olması da mümkündür. Fakat bir şeyin mümkün olduğu gerçeği, onun çok az da olsa olasılık dahilinde olduğunu göstermez. Öyleyse, Tanrı’nın var olmasının mümkün olduğu gerçeği, varlığından emin olunamayan bu daha büyük iyilikleri yaratan bir Tanrı’nın var olmasının az da olsa olasılık dahilinde olduğunu göstermez. Bu nedenle, birisi benden dünyadaki tüm kötülükleri açıklayan daha büyük iyilikler olduğunu ve dolayısıyla Tanrı’nın da var olduğunu gözüm kapalı kabul etmemi isterse, ben de ona Elvis Presley’in ayda Twist dansı yaptığını kabul etmesi şartıyla bunu yapacağımı söyleyeceğim.

Sonuç

Sonuç olarak, bilimin Tanrı’nın varlığını düpedüz çürüttüğünü söyleyebilirim. İkincisi, günlük yaşamda kullandığımız sıradan tümevarım mantığı, gördüğümüz tüm kötülüklere uygulandığında Tanrı’nın varlığını çürütmede kendi başına yeterli olacaktır. Böylece teizmi haklı çıkaran ve ayrıca insanları ateizme zorlayan hiçbir durum olmadığını düşünüyorum.


  • [1] William Lane Craig, Reasonable Faith (Wheaton, IL: Crossway, 1994).
  • [2] A.g.e., p. 92.
  • [3] A.g.e.

[1]-) Ç.N.: Buradaki zamansız uzay tabiri, uzay-zaman birlikteliğinin olmadığı salt uzay boyutunu ifade etmektedir.


Quentin Smith- “Two Ways to Prove Atheism”, (Erişim Tarihi: 19.10.2020), Erişim Kaynağı: http://web.archive.org/web/20051212020521/http://qsmithwmu.com/two_ways_to_prove_atheism_(1996).htm

Çevirmen: Güvenç Arı

Çeviri Editörü: Can Kalender

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

1 Yorum

  1. “Hawking’in teorisi, tüm olası evrenlere sayı atamaya dayanmaktadır. Evrenimizin sahip olduğu özelliklere sahip bir evren dışında tüm sayılar birbirini götürür.” Yazar en can alıcı olması gereken yeri çok hızlı geçiştirmiş. Başlangıcı olan her şeyin bir sebebi vardır önermesini veya evrenin bir başlangıcı vardır önermesini çürüten nokta nedir burada? Hala şu soru ortada duruyor: Tüm olası evrenlerin var olma sebebi ne? “Tüm sayılar birbirini götürüyor geriye bizim evren kalıyor.” gibi bir şey denmiş. Evrenin başlamakta olduğuyla çelişen şey ne?

    Çeviri için teşekkürler bu arada, elinize sağlık.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Din veya İlahi Buyruk Teorisi - Steve McCartney & Rick Parent

Sonraki Gönderi

Felsefe - Thomas Metcalf

En Güncel Haberler Analitik Felsefe