Din veya İlahi Buyruk Teorisi – Steve McCartney & Rick Parent

2 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Din etik kararlarda bulunmak ve ahlaki muhakeme yapmak için kullanılan en yaygın sistemlerden biri olarak kabul edilir. (Pollock, 2007) İnsanlar, dünyanın her yerinde, yapılacak eylemlerin en ahlakisinin belirlenmesine yardımcı olması için çeşitli dinlere güveniyorlar. İlahi buyruk teorisi dünya çapında yaygın olarak kullanılırken teorinin uygulanması dinden dine ve her bir dinin içinde farklılıklar gösterebilir.

İlahi buyruk teorisinin en temel ilkelerinden birisi de Tanrı’yı tüm ilkelerin kaynağı olarak kullanmaktır. Bu şekilde, ilahi buyruk teorisine güvenmek için, kişi etik bir sonuca doğru yön veren rasyonel, eylemlerinde kasıtlı bir tanrı olduğuna inanmalıdır. Neyin doğru neyin yanlış olduğu Tanrı’nın buyruklarıyla belirlenir ve bu sayede ilahi buyruk teorisi neyin etik veya ahlaki olduğuna dair nesnel bir değerlendirme sağlar. Halbuki, bazı kutsal kitapların yorumlanma biçiminde belirsizlikler vardır.

Pollock’a göre (2007) ilahi buyruk teorisine ait dört varsayım vardır:

  • Tanrı vardır.
  • Tanrı belirli eylemleri emreder ve yasaklar.
  • Eğer Tanrı bir eylemi emrediyorsa o eylem doğrudur.
  • İnsanlar Tanrı’nın neyi emrettiğini veya neyi yasakladığını saptarlar.

Ayrıca, ilahi buyruk teorisi, etik ve ahlakın neden bu kadar önemli olduğuna dair bir açıklamada bulunur. Dinlerde, iyi eylemler sonraki hayatta ödüllendirilirken kötü eylemlerde bulunmak ise faili sonsuz bir cezaya mahkum eder. Dini bu kadar güçlü bir etik sistem haline getiren şeyse öbür dünyadaki potansiyel ebedi cezalandırılmadır. (Pollock, 2007) Bu ebedi ceza kavramı, inananlarında Tanrılarının emirlerine dayalı etik kararlar alma gerekliliğini pekiştirir.

Barry (1985, Pollock’ta alıntı yapıldığı gibi, 2007) Tanrı’nın iradesini anlamanın üç şekilde açıklar:

  • Bireysel vicdan sayesinde
  • Dini otoriteler tarafından
  • Kutsal kitaplardan

Q. İlahi Buyruk teorisi ahlaki ikilemlerde kanun yaptırımlarına nasıl yardımcı olabilir?

Dindar olmayan kolluk kuvvetlerinin, inananlarının yanında dinin öneminin farkında olması önemlidir. Dinler dünyada kullanılan en yaygın etik sistemlerini sağladıklarından dolayı, kolluk kuvvetleri, kendi inançları gözetilmeksizin, yalnızca bazı memurların değil aynı zamanda halkın da kutsal kitaplara atıfta bulunacağının farkında olmalıdırlar. Zaman zaman inançsız memurların dinin gücünü ve inananlar için dinin önemini anlaması zordur. İnançsızlar, ilahi buyruk teorisine dayalı kararlar kendilerine tuhaf veya etik dışı gözükürken inançlılar için etik olabileceği durumların farkında olmalıdırlar. Bu yasanın geçerli olmadığı anlamına değil ancak bu gibi durumlarla uğraşan kolluk kuvvetlerinin empati ile hareket edebilmek adına özen göstermeleri gerektiği anlamına gelir.

Genel olarak, Tanrı’ya inanan memurlar için, ölümle veya diğer travmatik olaylarla karşılaştıklarında inanmayanların deneyimleyemeyeceği bir teselli kaynağı mevcut olabilir. Ölümle uğraşan memurlar, ölenlerin daha iyi bir yerde olabileceği, ruhlarının ölümsüz olup cennete gittiği düşüncesiyle teselli bulabilirler. Ölümün bir son değil aksine yeni bir başlangıç olduğuna inanmak dindar memurların acı ve ıstırapla başa çıkmasına yardımcı olabilir.

Kolluk kuvvetleri, rutin olarak koşulların adil olmadığı ve masumların trajik sonuçlarla mağdur edildiği durumlara dahil olurlar. Tanrı’ya inanan memurlar ayrıca böyle durumlara seyirci olup haksız yere mağdur edilenler dahil herkes için Tanrı’nın bir planı olduğu inancında teselli bulabilirler. Bu memurlar, rastgele kurbanlaştırmanın o kadar da rastgele olmadığı ve Tanrı’nın açıklaması zor da olsa herkes için bir planı olduğu ve sadece Tanrı tarafından bilinen planlanmış bir şekilde hareket ettiğine dair inançlarından güç alabilirler.

Özellikle, ilahi buyruk teorisi, memurlara ahlak konusunda yazılı veya önceden belirlenmiş bir yön önerebilir. Değerlerinin toplumla çatıştığı bir durumla karşı karşıya kalan memurlar, gri alanlarda yön bulmak için ilahi buyruk teorisine sığınabilir. Diğer memurlar, ceza adaleti çalışanları ve sokaktaki insanlar tarafından etik olmayan davranışlarla çevrelenmiş memurlar, Tanrı’nın herkese karşı ahlaki davranışı buyurduğu ve yolsuzluk yoluyla hırsızlık gibi şeyleri yasakladığı inancıyla ahlaksız uygulamaya katılma yönündeki baskıya direnebilir.

Kolluk kuvvetleri ayrıca, Ceza Kanunu veya belirli bir konunun net olmadığında bile neyin doğru olduğunu kendi zihinlerinde yeniden teyit etmek için ilahi buyruk teorisini kullanabilir. Memurlar kendilerine Tanrı’nın neyi emredeceğini veya yasaklayacağını sorarak haklı gösterebilecekleri bir karar alabilirler.

Son olarak, Tanrı’nın her zaman için iyi olduğuna inanan memurlar bunun sonucunda Tanrı’nın verdiği emirlerin ve yasakların her zaman doğru olduğuna inanır. Kutsal kitapları okuyarak, dini otoritelerin talimatlarını takip ederek veya bireysel olarak Tanrı’nın emir ve yasaklarını yorumlayarak iyi şeyler yapabilir ve yerine getirdikleri emirlerin Tanrı’nın emirleri olduğunu bu nedenle de eylemlerinin iyi olduğunu anlayabilirler.

İlahi Buyruk Teorisinin Eleştirileri

Din, kullanılan en yaygın ahlaki sistem olsa da kolluk kuvvetleri tarafından ahlaki bir kılavuz olarak kullanıldığında ortaya birçok sorun çıkabilir. Çoğulcu bir toplumda, dini doktrine yerleşmiş ve bu dini doktrine dayalı olarak etik kararlar alan kolluk kuvvetlerinin etik kararları, eşit muamele etmeye yemin ettikleri toplumun birçok kesimi tarafından kabul edilebilir bulunmayacaktır. Dini doktrine dayalı kararlar, bir kolluk kuvveti çalışanının şahsi yaşamında kendisini tatmin edebilecek olsa bile iş yerinde zorluklara sebep olabilir. Kürtajı protesto eden bir grup Hristiyan’ı dağıtma konusunda mahkeme emrini yerine getirmeyen bir kolluk kuvveti memuru bunun bir örneğidir. Mahkemenin kararına ve toplumun kürtajı genel olarak kabul etmesine rağmen Hristiyan memur böyle bir emre karşı olmaktan dolayı suçlanabilir.

Spesifik olarak, ceza adaleti bağlamında Rawls (2005) sosyal hayatta dini yersiz bulmuştur ve özel olması gereken bir mesele olarak görmüştür. Halkın işini yaparken dini ve kişisel ahlakımız bir kenara bırakılmalıdır. Rawls’a göre, devlet kurumlarındaki işçilerin dini bağlılıklarını göstermemeleri önemlidir, çünkü hepimiz çoğulcu bir toplumda yaşamaktan fayda görüyoruz ve sonuç olarak, eşitliği sağlamak için dini ve kişisel ahlakımızı geri planda tutmalıyız.

İlahi buyruk teorisine yönelik diğer eleştiriler şunları içerir:

  • Dini yazıtlar genellikle eskidir ve bugünün toplumunun yapısıyla kıyaslandığında yorumlaması zordur. Sonuç olarak, bir etik sistem olarak din, belirli etik ikilemlere özel olacak şekilde ahlaki rehberlik sağlamaz. Dini yazıtlar belirsizdir ve genel olarak doğaları gereği konuları geniştir.
  • Dünyada her biri farklı ahlaki reçetelere sahip olan birbirinden farklı dinler mevcuttur. Dinlerin her birinde tapınılan farklı tanrılar vardır. Bir kişinin seçtiği Tanrı fark yaratır mı? “Yanlış” Tanrı’ya dua edebilir misin? Yoksa Tanrı yok mu?
  • Bilim Tanrı’nın varlığına dair hiçbir kanıta sahip değildir. Tanrının varlığına dair bir inanç olmaksızın, ilahi buyruk teorisi, yaşamlarını bilim ve deneyciliğe dayandıran nüfusun büyük bir kısmı arasında otoritesini kaybeder.
  • Tanrı’ya inanırsak, emirlerin ne olduğunu “kimin” belirleyeceği kesin olarak bilinemez veya üzerinde anlaşmaya varılamaz. Dini mezhepler içinde, emirleri kimin yorumladığına dair argümanlar genellikle hizipleşmeleri ayıran bir bölünmedir.
  • Tanrı’ya inanlar emirleri kendi düşünce biçimlerine göre yorumlayabilirler, bu nedenle etik ikilemlere aranan çözümlere farklı yorumlamalar ortaya çıkabilir; sonuç olarak, Tanrı’nın iradesinin ne olduğu konusunda karışıklıklar olabilir.
  • Kutsal yazılardaki çelişkiler kafa karıştırıcıdır. Bir tarafta yaşam için kutsallık bahsedilirken, Bir tarafta yaşamın kutsallığından bahsedilir, ancak dini köktenciler tarafından öne sürülen ve diğer insanların ölümüne neden olmaya izin veren farklı yorumlamalar mevcuttur. Bunun en yaygın kullanılan örneği, bir ayette kafirlerin yakalanması ve öldürülmesi gerektiğini okurken, diğerinde Allah’ın günahkarları sevdiğini vaaz ettiği Kuran’da bulunmaktadır. İlginçtir ki, Müslümanlara göre ilk ayet bağlamından koparılmıştır ve aslında Müslümanların öz savunmasından bahsetmektedir. Neyin öz savunma oluşturduğuna dair yorumlar, bu ayetin hangi durumlar için kullanılması gerektiği meselesini daha da karmaşık hale getirir. Bir kökten dincinin gözünde kafir olan biri o kökten dincinin hakaret ve dolayısıyla saldırı olarak gördüğü şey yüzünden öldürülmeli midir?
  • Tanrı’nın kudretinin veya gücünün etik kararlarımızın temeli olması gerektiği fikri, kararın ahlakiliğinin Tanrı’nın kudretinden ve gücünden korkmaya dayandığını gösterir. Eğer öyleyse, karar gerçekten ahlaki bir karar mıdır yoksa bir zorlama mıdır?
  • Tanrı her şeye kadir ve aynı zamanda ahlakın da temeli ise:
  1. Gelişmekte olan ülkelerde masum çocukların çektiği acılara nasıl açıklama getirebiliriz?
  2. Bunun olmasına izin vermek Tanrı’nın planı mıdır? Eğer öyleyse, buna nasıl ahlaki diyebiliriz?

Steve McCartney & Rick Parent- “Religion or Divine Command Theory”, (Erişim Tarihi: 17.10.2020), Erişim Kaynağı: https://opentextbc.ca/ethicsinlawenforcement/chapter/2-7-religion-or-divine-command-theory/

Çevirmen: Kaan Sungur
Çeviri Editörü: Yiğit Aras Tarım

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Zamanın A Teorisi'nin Fenomenolojisi - Quentin Smith

En Güncel Haberler Analitik Felsefe