Zamanın A Teorisi’nin Fenomenolojisi – Quentin Smith

32 Okunma
Okunma süresi: 13 Dakika

1. B-İlişkileri ve A-Özellikleri

Güncel analitik zaman felsefesindeki merkezi tartışmalardan biri de, zamanın yalnızca eşzamanlılık, öncelik ve sonralık ilişkilerden mi (B-ilişkileri) yoksa aynı zamanda gelecek, şimdi ve geçmişin (A-özellikleri) özelliklerinden mi oluştuğudur. Eğer zaman sadece B-ilişkilerinden oluşuyorsa, tüm zamansal ifadeler sabittir; herhangi bir zamanda doğum Homer’in doğumundan daha sonraysa, o halde Dante’nin doğumu da Homer’in doğumundan her zaman daha sonradır. Dante’nin doğumunun zamansal konumu, Homer’inkiyle devamlı olarak aynıdır. Dahası, eğer B-ilişkileri olayların sahip olduğu tek zamansal ifadelerse, o halde her olay, ne zaman meydana geldiğinden bağımsız olarak, diğer olay ile eşit derecede gerçektir. Her olay, diğer olaylarla B-ilişkilerini sürdürür, ve dolayısıyla zamansal ifadeleri bakımından diğer olaylardan ontolojik olarak farksızdır. Niçin Dante’nin doğumu, yalnızca Homer’dan daha sonra olduğu için “daha gerçek” olsun ki? Fakat eğer zaman eğer aynı zamanda A-özelliklerinden oluşuyorsa; o halde bazı olaylar zamansal ifadeleri sayesinde ontolojik olarak ayırt edilir; olan olaylar veya kipli anlamda var oluş (çev. not: kipli oluş; geçmiş, şimdi ve gelecek), varlığın A-özelliğine sahip olan olaylar; diğer olayların sahip olmadığı bir gerçekliğe sahiptir. Diğer tüm olaylar artık yoktur (geçmiş) ya da henüz yoktur (gelecek) ve bu bakımdan onlar varoluştan, olan olayların sahip olduğu varlıktan mahrum kalır. Olayların sahip olduğu A-özellikleri, geçici zamansal ifadelerdir; bir etkinliğin bir kerede belirli bir A özelliğine sahip olması durumunda o halde, olayların bu A-özelliği yerine başka bazı A-özelliklerine sahip olacağı, başka bir zaman vardır. Olaylar önce gelecek, sonra şimdi ve en sonunda da geçmiş olur. Bu, B-teorisinin savunucuları ile A-teorisinin savunucuları arasındaki meselenin temelde ontolojik bir önemi olduğunu göstermektedir. Ancak analitik filozoflar bu meseleyi neredeyse tamamen, olayların zamansal ifadelerini tanımlamak için kullandığımız dil açısından ele alıyor. Filozoflar Quine’nin “anlamsal çıkış” (semantic ascent) dediği şeyle uğraşırlar, yani ilgilerini “şeylerin kendisi”nden, şeyleri tanımlamak için kullandığımız kelimelere yönlendirirler. A-teorisinin savunucuları, kipli cümleler ve onların işaretleri olan, “şu an olan”, “olmuş olan” ve “olacak olan” gibi bağlaçlar ile “şimdi” ve “şu anda” gibi zarfların B olay ilişkilerindeki kipsiz cümlelere çevrilemez veya analiz edilemez olduğunu; ve bu nedenle kipli bağlaçların ve zarfların, olayların A-özelliklerini ifade ettiğini savunuyor. B-teorisi savunucuları ise, kipli cümlelerin ve onların işaretlerinin B-olay ilişkilerine çevrilebilir veya analiz edilebilir olduğunu, ve bu nedenle de kipli cümleler veya işaretlerin yalnızca B-olay ilişkilerini ifade ettiğini savunuyor. Bu ‘anlamsal çıkışın’ pek avantajı olmasa da, bana öyle geliyor ki eğer dil-dışı fenomenolojik perspektiften konuya yaklaşılıyorsa, (bu konuya) daha fazla ışık tutabilmektedir. Zaman felsefesindeki bu özel husus Husserl, Scheler, Heidegger, Sartre ve Merleau-Ponty gibi “fenomenologlar” tarafından (geniş anlamda) açıkça ele alınmadığından, söz konusu bu yaklaşıma daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Gerçekten de, fenomenologlar A-teorisyenleri ve B-teorisyenleri arasındaki tartışmadan çoğunlukla habersiz görünmektedirler. Bu konu yalnızca analitik filozofların merak konusu olmuştur (belki 20. yüzyılın başlarında İngiliz İdealist John McTaggart’ı hariç tutarsak). [1]

Aşağıdaki bölümlerde, tartışmaya ilişkin bir takım fenomenolojik olguları ele alacağım. Bu unsurların hepsi A teorisini destekliyor. Ben, zamanla ilgili temel fenomenolojik gerçeklerin B-teorisi tarafından açıklanamayacağını söyleyeceğim.

2. A-Özellikleri ve B-Dilsel İfade İlişkileri

B-teorisinin üç versiyonu vardır, bunlardan biri bu bölümdeki eleştireceğim, A-özelliklerinin, olaylar ve dilsel ifadeler arasındaki B-ilişkilerine indirgenebileceğini belirten versiyondur. B-teorisinin bu versiyonu Hans Reichenbach, [2] J.J.C. Smart, [3] Bernard Mayo, [4] Milton Fisk, [5] Paul Fitzgerald [6] ve diğerleri tarafından savunulmuştur. Bu ilkeye göre, bir olayın varlığı indirgenemez bir A-özelliği değildir B ilişkilerine de sahiptir; bir olayın varlığı yalnızca onunla eşzamanlı olmanın dilsel bir ifadesiyle ilişkisidir. Bir olayın geçmişi, olayın ondan daha önce olduğu söylenen bir sözel ifadeyle ve bir olayın geleceği, onun kendisinden daha sonra olduğu söylenen bir sözel ifadeyle ilişkisidir. Bu yaklaşıma göre A- özellikleri, B-ilişkilerinden ayırt edilebilen zaman durumları/halleri değildir; bunlar belirli bir B-ilişkileri grubu, olaylar ve dilsel ifadeler arasında bulunan B-ilişkileri sınıfıdır.

Eğer bu teori zamanla ilgili fenomenolojik gerçeklerle uyumlu (ve tutarlı) olsaydı, bir olayın var olması için bir dilsel sözle eş zamanlı olması gerekirdi. Ancak durum böyle değil. Dilbilimsel tezin aksine, söz konusu olaylarla eşzamanlı ifadeler ortaya çıkmadan da olayların var olduğu gösteren birçok örnek vardır. Şu anda ağaçlık alanların üzerinden geçen bir bulut görüyorum ve bu algısal deneyim esnasında hiçbir konuşma eylemi yok: ne yüksek sesle ne de kendi kendime bir cümle duymuyorum, ve kimsenin cümle kurduğu da yok (başkasını da duymuyorum). Bu olayı, sözsüz (sözel ifadelerin olmadığı) bir sessizlikte seyrediyorum. Dahası, ne bir cümle okuyorum ne de yazıyorum.

Bu fenomenolojik doğruların linguistik indirgeyici teorinin yanlış değil sadece eksik olduğunu gösterdiği, dil-dışı deneyimlerimizle ilgili farkındalığı değil, ancak dilsel deneyimlerimizdeki zamansal farkındalığı açıkladığı şeklinde itiraz edilebilir.

B-teorisi savunucuları dilbilimsel tezi A-özellikleri hakkındaki farkındalığımızın kısmen yeterli bir indirgeyici açıklaması olarak değil, ancak bizzat bu indirgemenin kendisi için yeterli görmektedir. Örneğin, Smart öncelikle aşağıdaki gibi bazı dilsel yorumlar yapar:

“Teknenin ‘akıntıya karşı, su seviyesinde, akış aşağı olacağını’ söylediğimizde, teknenin akıntıya yukarı olduğu durumların bu ifadelerden daha önce olduğunu, su seviyesinin bu durumda bu ifadeyle eş zamanlı olduğunu ve akış aşağı yönde olduğunda da böylece bu ifadeden daha sonra olduğunu söylüyoruz. [7]”

Bu, olayların geçmişinin, şu andalığının ve geleceğinin ilişkisel özellikler olarak düşünmenin ne kadar yanıltıcı ve hatalı olduğunu göstermektedir.[8]

Dilbilimsel olmayan A-ifadeleri anlayışımız yalnızca böyle bir indirgeme yapabilmek için bu açıklamanın yetersiz olduğunu göstermekle kalmayıp tamamen yanlış olduğunu da ortaya koyar. A ifadelerine ilişkin dilbilimsel olmayan kavrayışımız, böyle bir indirgemenin yetersiz olduğunu kanıtlamakla kalmaz aynı zamanda bu türden bir indirgemenin tamamen yanlış olduğuna da işaret eder.

Fenomenolojik gerçekler şunu ortaya koyar: Eğer birkaç saniye boyunca sözel ifadeler olmaksızın algıladıktan sonra bulut hala ağaç alanların üzerinden geçiyorsa, (bulut ağaç alanların üzerinden geçmeye devam ederlerken) “Bulut ağaç tepelerinin üzerinden geçiyor” diyorum; şu anda var olmayı bu olayın bir özelliği olarak görmekten vazgeçmiyor ve bunu B-ilişkilerinin dilsel ifadesi olarak kavramaya başlamıyorum; bunun yerine söz konusu B-ilişkisini de sezerek olayı kavramaya devam ediyorum.

3. A-Özellikleri ve B-İlişkilerinin Psikolojik Hali

B-teorisinin ikinci bir versiyonu, A-özelliklerini olayların B-ilişkilerinin, duyumsama ve farkındalık eylemleri gibi psikolojik olaylara indirger. Bu versiyonun savunucuları arasında, birçok kişinin yanı sıra, Bertrand Russell, [9] Adolf Grunbaum, [10] ve bir dereceye kadar David Mellor (gibi filozoflar), [11], A-özelliklerini, olayların B-ilişkilerindeki sözel ifadeler, muhakeme eylemi veya düşünmeye indirgemektedir. B-teorisinin bu versiyonu, zaman deneyimimizin linguistik versiyonu ile daha uyumlu görünmektedir, çünkü bu A-özelliklerinin her zaman farkında olduğumuz gerçeğiyle de uyumludur. Her zaman sözel ifadeleri kavramasak da, sürekli psikolojik bir deneyim yaşamaktayız. (Burada “Her zaman”,  “uyanık yaşamımızın her anında” anlamına gelmektedir.) Ancak, iç gözleme dayalı (introspective) veya refleksif zihin durumları ile ekstrospektif veya refleksif olmayan zihin durumları arasındaki ayrım yapıldıktan sonra bu versiyon bazı zorluklarla karşılaşmaktadır. Bu tezin savunucuları için, bir A-ifadesini kavramak, dikkatimi tekrar kendime çevirdiğim ve psikolojik deneyimlerimin bazı diğer olaylarla B-ilişkisinde olduğunu fark ettiğim refleksif bir bilinç eylemi gerektirir. Örneğin Griinbaum, mevcut olan bir olayın farkında olmak için şimdiki zaman olmasını gerektiğini söyleyerek şöyle yazıyor;

“kavramsal olarak şu karmaşık gerçeğin farkındadır: kişinin olayın deneyimine sahip olması ile ona sahip olduğu gerçeğinin farkında olması geçici olarak çakışır. [12]”

Bu tür tanımlar, olayları şimdi, geçmiş ya da gelecek olarak algıladığımız refleksif olmayan algımızın çoğu ile bağdaşmaz; bulutun şu anda ağaçların üzerinden geçtiğini, aynı zamanda olayla ilgili kendi algısal deneyimimi refleks olarak kavramadan algılıyorum. Kendi algılamamla değil, algıladığım şeyle, yani ağaçların üstünden geçen bulut ile, ilgileniyorum. Biri bana “Şu anda ne deneyimliyorsun?” diye sorarsa algısal durumum üzerine düşünebilirim ancak o zamana kadar dikkatim başka tarafa yöneliktir.

Psikolojik tezi, kendi deneyimimle başka bir olayın arasındaki bir B-ilişkisinin dikkatlice farkında olmam gerekmez diyecek şekilde düzenlemek mümkündür. Ve hatta mevzubahis refleksif olmayan tartışmada bile benim algımın, ağaçların üstünden geçen bulutla eş zamanlı olduğunun dolaylı olarak farkındayım.

Bu kabul edilebilir ama yine de tatmin edici değildir. Çünkü bariz ve refleksif olmayan biçimde, bulutun ağaçların üstünden geçtiğinin farkındayım ve eğer bu olayla benim algım arasındaki bir B-ilişkisinin sadece dolaylı ve refleksif olarak farkındaysam, bu B-ilişkisi şimdiden fiilen farklıdır. Şu anda bariz ve refleksif olmayan farkındalığımın bir nesnesi olma ilişkisel özelliğine sahip olan şey, şu anda yalnızca dolaylı ve refleksif farkındalığımın bir nesnesi olma ilişkisel özelliğine sahip olanla özdeş değildir.

4. A-Özellikleri ve Tarihler

B-teorisinin üçüncü versiyonu A-özelliklerini tarihlere indirger, yani olayların B-ilişkilerini, İsa’nın doğumu gibi bir takvim sisteminin başlangıç ya da sıfır noktası görevini gören bazı tarihsel olaylara indirger. Bu versiyon, zaman üzerine olan erken yazılarında Russell tarafından [13], Nelson Goodman [14], W.V.O Quine [15], Clifford E. Williams [16], ve diğerleri tarafından da benimsenmiştir. Bu düşünceye göre eğer Doğu Zaman Dilimi’ne (DZD) göre 26 Ağustos 1985’te saat öğleden sonra 2’de bir olayın var olacağını düşünmüşsem, olayın DZD’ye göre 26 Ağustos 1985’te öğleden sonra saat 2’de olacağını bekliyorum demektir. Açıkça, refleksif ve dilbilgisel olmayarak bulutun ağaçların üstünden DZD’ye göre 26 Ağustos 1985’te öğleden sonra geçtiğinin farkında olabilirim.

Ancak A-özellikleriyle ilgili farkındalığımızın anlamı bu mu? Sanmıyorum çünkü saatin kaç olduğunu ya da Ağustos’un 25’i mi 26’sı mı olduğunu bilmeden de bulutun ağaçların üstünden geçtiğinin farkında olabilirim. Dahası, ağır hafıza kaybı yaşayan bir insan bile olayın hangi yüzyılda olduğunu bile bilmeden şu an o olayın olduğunun farkında olabilir. Hatta olayların A-özelliklerinin farkındalığının çoğunda, olayların tarihinin ya tarihi bilmediğimiz için ya da olayla alakamızın tarihle ilgisi olmadığı için farkında olmayız. Kaldı ki, olayların tarihleri hakkında yanlış fikirlerimiz olsa dahi A-özellikleri hakkında doğru inançlarımız olabilir; öğleden sonra 2’de bulutun şu anda ağaçların üzerinden geçtiğini doğru bir şekilde yargılayabilirim ve yanlışlıkla öğleden sonra 3’te ağaçların üzerinden geçtiğine inanabilirim.

5. A-Özellikleri, B-İlişkileri ve Duyguların Yaşanmış Sebepleri

Şimdi B-teorisinin üç versiyonu ile de uyumlu, duyguların yaşanmış sebepleri ile alakalı, bazı fenomenolojik gerçekler sunacağım [17]. En azından duygusal tepkilerimizin bazıları, duruma inandığımız şeyden kaynaklanıyor veya ortaya çıkıyor ve bu duyguları ortaya çıkaran inanç türleri, bir duygu türünden diğerine farklılık gösteriyor. Zamanın B-teorisi, bu gerçeklerle tutarsızdır, çünkü bu teorinin bir sonucu da farklı duygu türlerinin aynı inanç türlerinden doğmasıdır.

Nostalji ve heves farklı duygulardır ve farklı inançlardan kaynaklanır. Zamanın A-teorisine göre nostalji, geçmişte olan bir olayın güzel ya da keyifli olduğu inancından kaynaklanır (yani geçmiş olmanın azaltılamaz A-özelliğini taşımaktadır) ve heves ise böyle bir olayın gelecekte olacağıdır (yani gelecekte olmanın azaltılamaz A-özelliğini taşımaktadır). B-teorisinin savunan bir kişi bunu, nostaljinin, güzel olayın nostalji deneyiminden daha önce olduğu inancıyla ortaya çıktığını ve hevesin de güzel olayın heves deneyiminden daha sonra ortaya çıktığını söyleyerek açıklamaya çalışabilir. Ancak bu açıklama girişimi başarısızdır çünkü bu inançların ikisinin de aynı anda geçerli olduğunu varsaymakta bir zorluk yoktur. Nostalji hissettiğim zaman sadece nostaljinin güzel olaydan sonra olduğuna inanmam, aynı zamanda hevesi de bu olaydan önce hissettiğime inanırım ve hevesli hissettiğim zamanda sadece güzel olayın hevesten sonra olacağını değil, aynı zamanda da, makul bir şekilde sonradan nostaljik olacağımı varsayarsak, güzel olayın nostaljiden önce olduğuna inanıyorum.

Tarihlerden bahsetmek, B-teorisi savunucusunun bu duyguların sebeplerindeki farkları açıklamasına yardımcı olmayacaktır çünkü 4 Eylül 1984’te olacak güzel olay için 3 Eylül 1984 tarihinde hissedilen hevese olan inanç, 5 Eylül 1984 tarihinde hissedilen nostaljide de vardır.

Linguistik ifadelerden bahsetmek de sorunu çözmeyecektir çünkü eğer olaydan önce “Güzel olayın eli kulağında” derse ve güzel olayın benim “Güzel olayın eli kulağında” dememden sonra olacağına inanırsam, olaydan sonra makul olarak inanmamın söylenebileceğinden farklı bir şeye inanmayacağım.

Sorun şu ki, olaydan önce inanabileceğim olayın B-ilişkileri hakkındaki herhangi bir gerçeğe daha sonra da inanabilirdim ve bunun tersi de geçerlidir, yani B-gerçekleri tek türse, farklı heves ve nostalji duygularına neden olan inanç farkını açıklamak imkansızdır. Bu fark, ancak olaydan önce olayın gelecek olduğuna ve olaydan sonra geçmiş olduğuna inandığım varsayılırsa açıklanabilir.

6. Zamanın Fenomenolojik Açıklamasının Uygulanabilirliği

B-teorisi savunucusunun, teorisinin fenomenolojik gerçeklerle tutarsız olduğu fikrimi kabullenmesi ancak fenomenolojik gerçeklerin, olayın görünen hali ile ilgili olduğundan ve kendi teorisinin zamanın gerçekte olduğu hali ile ilgilendiğinden dolayı teorisine zarar vermediğini iddia etmesi makuldür. B-teorisi taraftarı, A-özellikleri ile renk-özellikleri arasında bir analoji kurabilir: Tıpkı fiziksel bedenlerin bize renkli göründüğü ama aslında öyle olmadıkları gibi, zaman da bize A-boyutsal görünüyor ama aslında öyle değil. Bedenler gerçekten yalnızca temel niteliklere sahip oldukları ve zaman da yalnızca B-ilişkilerinden oluştuğu için. Gelecekteki, şimdiki ve geçmişteki renkler ve farklar, “dünyadaki insanın aşikâr görüntüsü”ne aittir (W. Sellars) ama “dünyadaki insanın bilimsel görüntüsü”ne ait değildir. Zaman, gerçekte olduğu hali ile fenomenolojik olarak değil sadece bilimsel ya da bilim temelindeki felsefe ile bilinebilir.

Bir fenomenolog, bu itiraza en az iki şekilde cevap verebilir. İlk cevaba, aşağıda tanımlayacağım şekilde olan “fenomenolojik idealist”in cevabı diyeceğim.

Fenomenolojik idealist, bilimsel alemin de en az aşikar alemden (“yaşam dünyası”) insan tarafından yansıtıldığına veya esasen isnana bağımlı olduğuna inanır. Bilimsel varlıkların alemi kendi içinde gerçek değildir, sadece aşikar alemdeki malzemelerden şekillendirilmiş, dışa vurum aleminin bilimsel alemin temeli olacak şekilde, salt  “teorik yapılar”dır. Dolayısıyla bilimsel zaman, aşikar zaman kadar insana bağımlı ve insana izafi değil, aynı zamanda aşikar zamandan şekillendirilmiş soyut bir yapıdır. Bu göz önüne alındığında, “gerçekte olduğu gibi zaman” ifadesi, bilimlerden türeyen zamana göre fenomenolojik olan asıl zamana daha uygun şekilde uygulanır. Bunun sonucunda zaman, gerçekte olduğu gibi A-boyutsal olduğu kadar aşikar zaman da A-boyutsaldır ve buna bağlı olarak B-teorisi yanlış ya da en azından gerçek zamanın soyut ve bilimsel bir imgesi ile kısıtlıdır.

Bu tür bir cevabın temelindeki konum, elbette kendilerini tam olarak bu şekilde ifade etmeseler de ve kendi konumlarını belirtmek için “fenomenolojik idealizm” kavramını kullanmasalar da, Husserl, Heidegger, Sartre ve Merleau-Ponty gibi fenomenologların konumlarıyla aşağı yukarı uyumludur. Bu cevabın altında yatan asıl fikir ise, Heidegger’in deyimi ile, “zaman kendisini, insanın olduğu kadar üretir” [18] fikridir ve bu bilimsel zaman, dünyadaki varlığın bilim öncesi zamanından türemiş bir şekilde “üretilmiştir.”

İkinci ve oldukça farklı bir cevap da fenomenologlara açıktır. Bu ikinci cevap ise aşağıda anlatacağım gibi olan “fenomenolojik realist”in bir cevabıdır:

Fenomenolojik realist, zamanın ve fiziksel bedenlerin insan tarafından oluşturulmadan, tasarlanmadan veya üretilmeden bağımsız olarak var olduğunu savunur. Bu zaman, bilimler tarafından incelenir ve aynı zamanda bize bilim öncesi deneyimde de kendini gösterir. Ancak bilimsel olarak bilindiği şekliyle zaman ile fenomenolojik olarak dışa vurulan zaman arasında veya gerçekte olduğu gibi zaman ile fenomenolojik olarak görünen zaman arasında boyutsal bir farklılık yoktur. Zaman gerçekten A- ve B-boyutludur ve bilimlerde de böyle temsil edilir bilim öncesi deneyimlerde de böyle dışa vurulur. Fenomenoloğun görevi, sezgisel olarak göründüğü haliyle zamanın A-ve B-boyutluluğunu aydınlatmaktır ve bilim adamının görevi, sezgisel olmayan şekilde dışa vurulan özellikleri açısından bu boyutluluk hakkındaki hipotezleri formüle ve test etmektir. Her iki yaklaşım da B-zaman teorisinin fenomenolojik veya bilimsel veriler için yetersiz olduğu sonucunu desteklemektedir.

Bildiğim kadarıyla bu ikinci cevabın altında yatan fenomenolojik realist konum, herhangi bir ana akım fenomenolog tarafından savunulmadı ancak ben The Felt Meanings of the World’de (Dünyanın Hissedilen Anlamları) savundum [19]. Bilimlerin, zamanı hem A- hem de B-boyutsal olarak temsil ettiği spesifik iddiası “The Mind-Independence of Temporal Becoming”imde (“Zamansal Var Olmanın Zihinden Bağımsızlığı”) savunuldu [20]. Fakat 2-5. bölümlerde sunulan fenomenolojik zaman araştırmalarına ikna olmak için savunduğum realist konumu benimsemek gerekli değildir. Hem fenomenolojik idealist hem de realist konumlardan, zamanın A-boyutluluğunun fenomenolojik açıklamasının zamanı gerçekte olduğu gibi yansıttığı ve dolayısıyla A-zaman teorisinin tercih edileceği sonucu çıkar [21].

Bağlantılı İçerikler

Dipnotlar

  • [1] Kıyaslama için; M.E. McTaggart, The Nature of Existence, Vol. 2; Cambridge, 1927. 144
  • [2] Hans Reichenbach, The Elements of Symbolic Logic. New York, 1947.
  • [3] Smart, The River of Time, Mind, 58 (1949) 483-494.
  • [4] Bernard Mayo, “Events and Language”, in Philosophy and Analysis, ed. by M. Macdonald. Oxford. 1954.
  • [5] Milton Fisk, “A Pragmatic Account of Tenses”, American Philosophical Quarterly, 18 (1971) 93-98.
  • [6] Paul Fitzgerald, “Nowness and the Understanding of Time”, in PSA, ed. K. Schaffner and R. Cohen. Dordrecht, 1972.
  • [7] Smart, a.g.e., p. 492.
  • [8] a.g.e., p. 493.
  • [9] Bertrand Russell, “On the Experience of Time”, Monist 25 (1915) 212-233.
  • [10] Adolf GnJnbaum, Modern Science and Zeno’s Paradoxes. Connecticut. 1967.
  • [11] David MelIor, Real Time. Cambridge, 1981
  • [12] Grunbaum, a.g.e., p. 17.
  • [13] Bertrand Russell, “Critical Notice of Hugh Maccoll, Symbolic Logic and its Application”, Mind 15 (1906) 255-260.
  • [14] Nelson Goodman, The Structure of Appearance. Cambridge. 1965.
  • [15] W. V.O. Quine, Elementary Logic. Cambridge. 1980
  • [16] Clifford E. Williams, “Now”, Extensional Interchangeability and the Passage of Time”, The Philosophical Forum, 5 (1974) 405-423.
  • [17] The subsequent discussion is a development of some suggestions made by A.N. Prior in Thank Goodness that’s Over”, Philosophy, 34 (1959) 12-17 and George N. Schlesinger in Aspects of Time. Indianapolis. 1980 (see esp. pp. 34-36).
  • [18] Martin Heidegger, An Introduction to Metaphysics, tr. Ralph Manheim. New York. 1961. See p. 71.
  • [19] Quentin Smith, The Felt Meanings of the World: A Metaphysics of Feeling (West Lafayette: Purdue University Press, 1986). “Fenomenolog” derken, sezgi yöntemini uygulayan (illa ki Husserl’in sezgi yöntemi değil) veya genellikle sözde “fenomenolojik akım” ile ilişkili olan herkesi kastediyorum.
  • [20] Quentin Smith, “The Mind-Independence of Temporal Becoming”, Philosophical Studies, 47 (1985) 109-119.
  • [21] A-teorisi/B-teorisi çekişmesinde “anlamsal yükselme” analitik metodunu kullanan bazı tartışmalar için, bkz. Quentin Smith, “Sentences About Time”, The Philosophical Quarterly, 37 (1987) 37-53; “Problems with the New Tenseless Theory of Time”, Philosophical Studies, 52 (1987) 371-392; “The Impossibility of Token-Reflexive Analyses”, Dialogue, 25 (1986) 757-760; and “Temporal Indexicals”, Erkenntnis, forthcoming.

Quentin Smith- “The Phenomenology of A-Time”, (Erişim Tarihi:22.07.2020), Erişim Adresi: http://web.archive.org/web/20051212021617/http://qsmithwmu.com/phenomenology_of_a-time.htm

Çevirmen: Taner Beyter & Çağan Fırtına

TOBB Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi.18. yüzyıldan günümüze İngiliz edebiyatı en büyük tutkularından. Sosyoloji, psikoloji ve siyaset felsefi ile akademik olarak ilgili. Orta seviye Almanca bilgisine sahip.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Facebook Aldatmacası: Kim, Nasıl, Niye? - Talha Gülmez

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Kozmolojik Kanıt ve İki İtiraz – Zikri Yavuz

Giriş Herhangi bir kimse, Tanrı’nın varlığı hakkındaki delillerden en çok bilineninin ve hakkında en fazla fikir yürütülenin kozmolojik kanıt olduğunu iddia etmiş olsa, muhtemelen buna itiraz