Eğitim Neye Benzer? – Taner Beyter

32 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

M.Ö. 50.000 yıllarına ait bir mağara yerleşiminin duvarlarında yapılan bir çalışmada, ellerinde mızraklarla büyükbaş hayvanları kovalayan insanlar tasvir edilmektedir. Birçok antropolog ve etnograf uzun bir süre bu türden tasvirlerin insanların hayal gücünün evrimiyle ilişkili olduğunu düşünmüş, yazılı iletişimin ve sanatın kökenini için bu tasvirlerin oldukça önemli olduğunu iddia etmişti. Ancak çağdaş birçok antropolog artık böyle düşünmüyor! Bu tasvirler büyük ihtimalle ilk eğitim metinleri, mağara ise barınak olmanın yanı sıra ilk okul olarak görülebilir.

Büyük ihtimalle bu tasvirlerde, avcı babalar (anaerkil ise avcı anneler) çocuklarına hangi avları hangi aletler ile hangi yol üzerinde nasıl avlayacaklarını gösteriyordu. “Bu hayvanları avla!”, “Bu aletler ile avla!”, “Bu yol üzerinde bekle!” Aslında ilk eğitim çoğunlukla hayatta kalma başarısı ile alakalıydı gibi duruyor. Tabi ki bu fikri kanıtlamak epey zor, birçok antropolog ve arkeolog için geçmişte yaşayan insanların ardında bıraktığı somut nesneler ve izler üzerinden birçok çıkarımda bulunabiliyor; ancak söz konusu olan biraz da soyut bir miras ise konu çok daha tartışmalı bir hal alıyor. Haliyle, soyut olan şeyler ve fikirler ardında her zaman bir iz bırakmıyor. Somut olan miras ve izlerden soyut olana dair çıkarımlarda bulunmak dışında elimizde çok bir seçenek yok gibi duruyor. Ancak yine de elimizdeki en güçlü ve tutarlı açıklamalardan biri buymuş gibi duruyor; geçmişten günümüze dek eğitim, bilgi ve beceri paylaşımı ile ilişkilidir.

Altamira Mağarası

Eğitim, doğuşu itibariyle pratik ve pragmatiktir. Türkçeye çevrilirken farklı anlamlar kazananan kavramlardan biri de pragmatikliktir. Kimileri bu kavramdan “faydacılığı veya bencilliği” anlıyor olabilir. Ancak literatüre dikkatli bir şekilde baktığımız pragmatik, problem çözme, alternatif beceri kazanma ve pratik olma ile ilişkilidir. “Peki bu Matematik günlük hayatta ne işimize yarayacak?” diye soran öğrencileri gördüğünüzde, söz konusu öğrencinin bulunduğu eğitim kurumunda, eğitimin bu özelliğinin talihsiz bir şekilde ıskaladığını düşünmemiz mümkün. Çağdaş dünya matematik üzerine kurulu değil midir? Şehrin ışıklarının her gün aynı saatte otomatik ve aş zamanlı olarak açılıp kapanmasının mümkün kılan algoritma, YouTube’da ve Spotify’de daha önce izlediğiniz ve dinlediğiniz şeylere benzer içerikler öneren algoritma veya internete bağlanarak Google’da bir arama yaptığımızda bizi uygun içeriğe yönlendiren algoritma matematik sayesinde mümkün değil mi? Eğitim, bir anlamda uygulamalı matematik gibidir, soyut olan ile somut olan arasında bir ilişki kurmanızı ve anlamlı-pratik çıktılar elde etmenizi sağlar. Dewey gibi birçok düşünürün dikkat çekmek istediği şey çoğunlukla buymuş gibi geliyor bana.

Eğitim, yazının da evrimi ile nesiller arası bilgi ve beceri aktarımını sağlar. Tüm yıl boyunca Coğrafya dersine girmiş olan bir öğrenciye yıl sonunda şu cümleyi kurmayı anlamlı buluyorum: Öyle bir aşamaya geldik ki artık size eşlik etmeme eskisi kadar ihtiyacınız yok! Artık dünyadaki tüm Coğrafya öğretmenleri bir anda hayata gözlerini yumsa (umarım böyle bir şeyin olduğu mümkün bir dünya hiçbir zaman hayal edilemez!), siz kendi başınıza harita çizebilir ve okuyabilir, doğal afetleri sınıflandırabilir bu afetlere karşı ne tür önlemler alınacağını aranızda kararlaştırabilir veya Güneş ışınlarının Yengeç Dönence’sine ne zaman dik açıyla gelip ne zaman yaz mevsiminin başlayacağını tahmin edebilirsiniz! Eğitim içinde bulunduğumuz dünya ve toplumu anlamlı kılmaktan çok daha fazlasını yapar, onunla bir tür pratik ilişki içine girmemizi de mümkün kılar. Ve bunu yaparken de kişiler bazında tasarruf yaparak fikirler bazında daha hayatımıza ve zihnimize daha çok yer açmayı mümkün kılar. Kazanılan bilgi ve beceri birazdan bahsedeceğimiz gibi diğer nesle miras bırakılır.

Eğitim kurumsallaşmayı sağlar. Searle gibi birçok filozof, insanları diğer canlılardan ayıran şeylerden biri olarak “kurumsallaşma”ya işaret eder. Birçok hayvan ve canlı ile benzer eylemler de bulunabilir ve birçok ortak noktaya sahip olabiliriz. Ancak biz, sahip olduğumuz bilgi ve beceriyi, kurumsallaştırarak bir sonraki nesle miras olarak bırakma konusunda çok daha başarılıyızdır. Kurumsallaşma, bir topluluğun hayat pratikleri ve toplumsal ilişki ağlarını çok daha rasyonel ve verimli bir çerçeveye oturtması anlamına gelir. Eğitim bilim, askeriye, ekonomi, sağlık vb birçok alandaki toplumsal sermayemizi kişilerin tasarrufuna bırakmaksızın korur, geliştirir ve sonraki nesle armağan eder. Çoğu zaman öğrencilerim ile paylaşmayı çok önemli gördüğüm bir konu başlığıdır bu. Onlara şöyle söylemeyi tercih ederim: “Başınızı kaldırın ve camda dışarı bırakın, bu binalar, yollar, uçaklar, fabrikalar, enerji santralleri vb her şey sizi şaşırtmıyor mu? Dünyaya gözünüzü açtınız muazzam bir bilgi-beceri eseri olan ve hayatı kolaylaştıran, hatta kolaylaştırırken ona yeni anlamlar yüklememizi mümkün kılan pratikler, kolaylıklar ve gelişimlerin olduğu bir dünya hazır olarak sizi beklemektedir!”

Bir an olsun düşünün, 50.000 yıl önce, üst paleolitik çağda yaşayan bir insan günümüze ışınlanmış olsun. İlk şaşıracağı, ya da en azından kendimi o ışınlanan insanın yerine koysam benim epey şaşıracağım ilk üç şey şunlar olurdu, ki bunlar kurumlaşmış bilgi ve becerinin bir sonucudur:

  • Işık ve enerjinin kontrolü: Geçmişte yaşamış birçok insan büyük ihtimalle hayata dair pratik amaçları epey önemsiyordu. Gökyüzünde hareket eden bir nesne (hareket ediyorsa canlı olmalı!) göründüğünde çok güzel ve yararlı şeyler (yırtıcı hayvanları veya rakip kabileleri görmek, sıcak olması vb) oluyordu. O halde bu hareket eden canlı şey, benim iyiliğimi istiyor olabilir! (Tabi ki başka bir hareket eden canlı çıktığında da kötü şeyler oluyor; ay göründüğünde etraf karanlık ve rakip kabileler ile yırtıcı hayvanlar açısından tehlikeli bir hal alıyor, hava ise soğuyordu! Ay’a yüklenen mitolojik anlamları bu çerçevede düşünmek iyi olabilir.) Birçok farklı toplumda güneşe bir tür kutsallık veya tanrısallık atfedilmesi hiç de şans eseri olmasa gerek. Aynı insanlar ışığı ve enerjiyi çok iyi bir şekilde kontrol edemediklerinin de farkındaydı, güneşin doğmasını siz sağlayamazsınız, o kendi isterse doğar ve batar gibi duruyor. Ancak bir de günümüze bakın, duvarda asılı olan tek bir düğmeye basarak ışığı kontrol edebiliyorsunuz. Veya yine tek bir tuş ile evin ısınmasını sağlayabiliyorsunuz!
  • Az emekle ile çok sonuç: Günümüze ışınlanan hayali arkadaşımızın en çok şaşıracağı şeylerden biri dört tekerlek üzerinde hareket eden ve içinde bir insanın olduğu “canavarlar” olsa gerek. Çok büyük bir emek sarf etmeksizin istedikleri yerden istedikleri başka bir yere gidebiliyorlar bu canavar, yani arabalar ile. Hosbawn’ın söylediği gibi insanlar geçmişte çoğunlukla yaşadıkları yer de ölürlerdi, başka bir yerleşim yerine gitmek her açıdan çok maliyetli ve riskliydi. Kolektif birikimimizin olan uçaklar ile kıtalararası birkaç saatlik yolculuk yapan insanlar, ne kadar büyük bir nimete sahip olduklarının farkındadır umarım. Diğer yandan üzerinizdeki eşya ve elbiseleri; kol saati, ayakkabı, çorap, şapka, ruj, pantolon vb. düşünün. Her biri geçmişe kıyasla çok daha az emek gücü ile çalışan fabrikalar tarafından üretilmiş ve kullanıma sunulmuştur. Üretimi esnasında yalnızca emek değil, zamandan da tasarruf ediyoruz. Makinaların nasıl üretileceği, çalışacağı ve insnalar tarafından kontrol edileceği becerisi, tam olarak eğitim dediğimiz mefhumun konusudur.
  • Muazzam bir ürün çeşitliliği: Geçmişte insanlar çoğu zaman bir gıda veya besin ürününü bulmak için günümüze göre çok daha fazla emek sarf ediyor ve risk alıyordu. Bir sebzeyi elde etmek, değerli bir kumaşı bulmak veya bir baharat ürününü almak için yerleşim yerleri arasında gidip gelmek, bazen aradığı ürünü bulamamak ve bu esnada soyulup darp edilme, hayatını kaybetme riski ile karşı karşı kalmak zorundalardı. Ancak şimdi onlarca farklı yarım odanın olduğu bir yapıya giriyorsunuz ve binlerce farklı gıda, tekstil, temizlik ve eşya sizi bekliyor! Süpermarketlerden söz ediyorum. Aynı rafta 10 farklı baharat, yan rafta ise nohut, fasulye, mercimek, tuz, şeker vb binlerce farklı ürün bulabiliyorsunuz. 70.000 yıl önce yaşayan bir insan süpermarketleri dünyevi bir cennet sanabilirdi gibi geliyor bana.

Diğer yandan eklemekte fayda var ki, geçmişte büyük ihtimalle her icadı tekrar tekrar icat etmek zorunda kalmıştık. Tekerleği, iğneyi veya halatı yalnızca bir kez icat edip daha sonra bir sonraki nesle tekrar icat etmelerine gerek kalmaksızın gerekli bilgi ve beceriyi aktarmak, yazının keşfi ve eğitimin kurumsallaşması ile mümkündür. Bu yüzden 7 milyon yıllık tarihimizde en hızlı yenilik ve icat döngülerini ilk mağara tasvirlerini gördüğümüz son 50.000 yıl da görmemiz bir tesadüf değil. Kabaca 6 milyon yıl boyunca aynı icadı binlerce kez icat edip çoğu unuttuk ve bir sonraki nesle aktaramadık; bu yüzden yenilik ve icat döngüleri epey uzun süreye yayılmak zorunda kaldı gibi duruyor. Ancak günümüzde durum çok farklı, yeni bir bilgi veya beceri çok hızlı bir şekilde yenilik döngüleri zincirine eğitim sayesinde eklemlenebiliyor.

Eğitim, toplumsal yeniden-üretimin merkezlerinden biridir. Çoğu zaman ailemiz dışındaki ilk tanıştığımız insanlar ve toplum ile kurduğumuz ilk organik ilişki eğitim yoluyla olur. İlk arkadaşlarınızı düşünün, büyük bir kısmı aynı zamanda ilk okul arkadaşlarınızdır da. Toplumu ilk kez okulda, eğitim aracılığıyla pratik olarak tanır ve ailemiz dışındakilerle ilk kez eğitim yoluyla temas ederiz. Toplumsal kabuller, hedefler, ortak inançlar, ortak sermayeler ve kültürel kodlar eğitim yoluyla tüm bireyler ile temas eder. Birçok tarihçinin modern ulus-devletin doğuşunu anlatırken okulların ve eğitimin standart hale gelmesine özellikle dikkat çekmesi önemlidir. Okullarda “diğerleri” ile ilk ortaklıklarımızı görerek “biz” olmayı, problemler ve beceriler ile kez temas ederek kendimiz yani “birey” olmayı mümkün kılan, eğitimin bizzat kendisidir. Biz ve birey olmanın çıktıları toplumsal yeniden-üretime eşlik eden önemli şeylerden biridir.

Son Olarak

Yaklaşık yedi yıldır öğretmenlik yapıyorum, yaklaşık 2240’a yakın öğrencim oldu. Birçoğu ile bu yazıda yer alan fikirleri paylaştım ve tepkilerini gözledim. Öğrenciler onlara sürekli emirler veren ve doğruyu dayatan kişiler olmanızı değil, onlara eşlik etmenizi bekliyorlar.  Meslektaşlarımın çoğunun bir tür idealizm (Hegelci anlamda değil, entelektüel erdemler ve hedefler anlamında) ile hareket ettiğini biliyorum. Tolstoy’un Sibirya’nın uzak yerlerinde öğretmenlik yaptığı dönemde sık sık “Bu Puşkinleri kurtarmalıyım!” dediği söylenir. (İlk fırsatta bu alıntıyı yaptığım kaynağı Türkçeye çevireceğim.) Öğrencilerinizin arasında sizin eşlik etmeniz gereken Puşkin’ler, Chomsky’ler, Newton’lar olduğunu unutmamalıyız. Eğitim dediğimiz şey çoğunlukla ve bir anlamda da, bu Puşkin’lerin, Puşkin olduklarını fark etmelerini sağlamak ile ilişkilidir. Çünkü hiçbir sanatçı, bilim insanı veya düşünür toplumsal olandan veya diğer insanlardan bağımsız/yalıtık bir şekilde var olmaz.


Not: Bu içeriği ilerleyen zamanda daha da genişletmeyi planlıyorum, bu haliyle zihnimde planladığım haline göre bir tür taslak niteliğindedir. Öneri, katkı ve eleştirileriniz olursa içeriği genişletme planımda göz önüne almak isterim.

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İyilik Problemi Diye Bir Şey var mı? – Jonathan David Garner

Sonraki Gönderi

Hristiyan Dünyasının Bölünmesini Bir Skandal Olarak Mı Görmeliyiz? – Alexander Pruss

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler