Enis Doko, Üçlübirlik Problemi ve Hristiyan Teizminin Eleştirisi Üzerine (1. Bölüm) – Yeşua Özçelik

/
994 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

Günümüzde Hristiyanlığa yapılan eleştirilerin önemli bir kısmını Üçlübirlik ve Enkarnasyon öğretilerine yapılan eleştiriler oluşturmaktadır. Dolayısıyla geçtiğimiz aylarda kıymetli bir felsefeci olan Enis Doko’nun yayınlamaya başladığı “Neden Hristiyan Değilim”[1] adlı video serisinde de bu öğretilerin eleştirildiğini görmek benim için pek şaşırtıcı olmadı. Sevgili Enis Doko’nun, çalışmalarını ve paylaşımlarını severek takip eden bir kişi olarak yayınladığı iki video oldukça dikkatimi çekti. Hem videoları izledim hem de daha önce “Dahi ve Dindar” adlı kitabının sonunda Üçlübirlik konusunda yaptığı açıklamaları okudum. Önceden söylediğim gibi Hristiyan inancı konusunda en çok eleştiride bulunulan iki öğretiye itiraz edilmesi beni çok şaşırtmadı. Fakat benim açımdan asıl dikkat çekici olan nokta Enis Hocanın beklemediğim türde zorlayıcı –ve hatta hatalı– akıl yürütmeler ile kendi iddiasını desteklemesiydi. Bu kısa yazıda (ve devam yazılarında) birkaç nokta üzerinde neden böyle düşündüğümü açıklamak ve Enis Hocanın açıklamalarının kısa bir değerlendirmesini yapmak istiyorum. Umuyorum bu yazı entelektüel anlamda güzel bir sohbete de vesile olur.

Öncelikle terminolojik olarak sorunlu bir ifadenin (üçleme) kullanıldığını söylemek gerekir.[2] Enis Doko, “Dahi ve Dindar” adlı kitabında da bu tür bir terminolojiyi kullanmayı tercih eder.[3] Buna karşın Hristiyan inancında teslis ya da üçleme diye bir öğreti yoktur. Kullanılan “üçleme” ifadesi üç tanrıcılığı ima etmektedir. Bunun yerine öğretinin doğru ifadesi Üçlübirlik ya da Tevhitte Teslis olmalıdır. Bu önemlidir, çünkü monoteist bir inanç olarak Hristiyan inancı tek Tanrı olduğunu ve bununla birlikte bu tek Tanrı’nın kendisini üç kişide açıkladığını bildirir. Dolayısıyla Üçlübirlik ifadesi hem Tanrı’nın tekliğini hem de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan oluşan üç kişisini doğru bir şekilde tanımlar. Bunu daha açık hale getirdikten sonra sevgili Enis Doko’nun açıklamalarına kısaca bir göz atalım.

Mantıksal Üçlübirlik Problemi ve Bir Çözüm Örneği

Enis Doko bir başka ifadesinde Üçlübirlik öğretisini formüle eden yedi önermeden bahseder -ki bir önceki yazımda bundan ve önermelerde kullanılan Tanrı ifadesine ilişkin iki kullanımın olduğundan söz etmiştim.[4] Ayrıca Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un Tanrı olduğunu söyleyen önermelerdeki ifadelerin predicate yani bildirimsel/yüklemsel olduğunu açıklamıştım. İlginç olan nokta bu kullanımın tutarsızlığı ortadan kaldırmadığının ileri sürülmesidir. Bunun nedeni olarak, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un tanrısal özelliğe sahip olmasının yedi numaralı önerme ile çelişki oluşturacağı ileri sürülmektedir. Enis Doko burada ‘İsa Tanrıdır’ derken İsa’nın tanrılık niteliğine sahip olduğunu fakat Üçlübirlik’teki diğer iki kişinin de bu şekilde nitelendirildiğinde üç Tanrı’nın ortaya çıkıyor olduğunu iddia etmektedir. Doğrudan onun sözlerinden alıntılayacak olursam şöyle der:

Ama burada şöyle ilginç bir şey çıkıyor.  Bunlar birbirine eşit değilse ve üçü de tanrılık özelliğine sahipse o zaman bunların üçünün bağımsız tanrı olması gerekiyor. Yani üç ayrı varlık olması gerekiyor. Üç ayrı tanrı olması gerekiyor. Ama burada ne diyorduk yedinci önermede, Tanrı tek bir varlıktır. Tek bir Tanrı vardır. Ancak bu iddiayla bu iddia çelişmiş oldu.[5]

Onun açıklamasında bir tür örtük varsayım bulunmaktadır. Bundan bahsedeceğim fakat öncesinde Üçlübirlik konusunda en azından üç tür çözüm kategorisinin bulunduğunu söylemek gerekir: (1) Grekçe konuşan Doğu Kilisesi ya da Sosyal Üçlübirlik Yaklaşımı; (2) Batı Kilisesi ya da Latin Üçlübirlik Yaklaşımı ve (3) Göreli Özdeşlik Yaklaşımı.[6] Tüm bu yaklaşımların kendine has artıları ve eksileri vardır. Örneğin, Grek ekolü Üçlübirlik’teki kişileri vurgularken onları gereğinden fazla ayrıştırma ve politeizme kayma tehlikesi ile karşı karşıya kalır.[7] Latin ekolü ise, Üçlübirlik’teki tekliğe odaklanır ve eğer gereğinden fazla bir vurgu söz konusu olursa bu durumda da modalizm (ya da Sabeliusçuluk) olarak adlandırılan sapkın görüşe kayma tehlikesi vardır. Göreli özdeşlik yaklaşımı ise, Peter Geach tarafından geliştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre, özdeşlik ilişkisi mutlak değil bir şeyin türüne göre görelidir. Örneğin, kanepenin sandalye ile aynı renk olduğunu söyleriz (kanepenin sandalye olduğunu değil).[8] Tüm bu yaklaşımların karşılaştığı çeşitli zorluklar olmakla birlikte bu zorluklar aşılamaz güçlükler değildir ve bu yaklaşımların geliştirilmiş birçok başarılı versiyonu vardır. Ben bu kısa yazıda bütün bu yaklaşımlar içerisinden sadece Grek ekolünden Sosyal Üçlübirlik yaklaşımdan bir örnek sunarak mantıksal problemin çözümüne dair bir açıklama sunmaya çalışacağım.

Tek Varlık’ta Üç Kişinin İmkanı

Bu noktada bizim toprağımızın insanı olan, Kapadokyalı kilise babalarından Nissa’lı Gregory’nin kullandığı bir örneği alıntılamak istiyorum. Burada Gregory tek bir varlıkta üç kişinin (hypostasis) bulunmasına dair şu örneği verir: Petrus, Yakup ve Yuhanna adlı kişileri düşünelim. Onların üçü de doğaları açısından insan doğasını taşımaktadırlar. Fakat onlar üç kişidirler.[9] Burada akla gelen soru aslında Enis Doko’nun ileri sürdüğü noktadır: Bu kişiler aynı insan doğasını paylaşsa da üç ayrı birey yani üç ayrı insandır. O zaman nasıl Üçlübirlik doktrini üç tanrıcı bir inançtan muaf olabilir? Buradaki ince ayrıntı örnekte verilen Petrus, Yakup ve Yuhanna’nın birbirinden bağımsız üç kişi olmasıdır. Enis Doko’nun açıklamasında “bir örtük varsayım bulunmaktadır” derken ifade etmek istediğim de tam olarak budur. Enis Doko, Tanrı’nın ontolojik olarak bizim gibi olduğu varsayımı ile hareket eder. Bu da doğal olarak onun bu tür bir açıklamayı önermeler arasında çelişki barındırıyor şeklinde algılamasına neden olur. Fakat analojiyi Üçlübirlik Tanrı’ya uyguladığımızda bu noktadaki farklılık ortaya çıkar. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh birbirinden bağımsız değildir. Bir başka deyişle Yakup olmadan da Yuhanna’nın varlığından söz edebilirken Baba’nın olmayıp Oğlun olduğu ya da Oğlun olup da Baba’nın olmadığı hiçbir zaman söz konusu değildir. Dolayısıyla Petrus, Yakup ve Yuhanna üç ayrı birey olmasına karşın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh için aynı şey söz konusu değildir. Dolayısıyla bildirimsel açıklama gayet tutarlı bir açıklama sunmaktadır.

Üçlübirlik ile ilgili önceki yazımda bu öğretinin tutarsız olduğunun gösterilmesi için tek bir varlıkta üç kişinin bulunmasının (metafizik) imkansızlığının gösterilmesi gerektiğini belirtmiştim.[10] Aslında gördüğümüz üzere yukarıdaki itiraz bu konuyu temel alan bir varsayımdan hareket etmektedir.

Varlık dünyasına baktığımızda farklı örnek durumlar ile karşı karşıya geliriz. Örneğin, bir masayı düşündüğümüzde varlık dünyasında bir cevherden (yani Descartesçı bir tabirle tikel bir şeyden[11]) bahsederiz fakat onun bir kişiliği yoktur. Masa tek bir varlık olmasına karşın kişiliksizdir. İnsanı düşündüğümüzde ise, bu kez yine tek bir örneğini ele aldığımızda tek bir varlık olmasına karşın aynı zamanda bir kişiliğinin de olduğunu görürüz. Dolayısıyla bu kıyas aracılığıyla bile varlık dünyasında varlık ve kişi sayısı arasında zorunlu bir ilişkinin olmadığı görülür. O zaman neden Tanrı gibi bizden çok daha farklı olan varlıkta tek bir varlıkta üç kişi bulunmasın?

Hatırlarsanız geçen yazımda C. S. Lewis’in kitabına referans vererek insanın Tanrı’yı anlamaya çalışmasının karenin küpü anlamaya çalışmasına benzediğini dile getirmiştim. Lewis alıntıladığım yazısının devamında şöyle der:

Daha ileri ve karmaşık düzeylere doğru yol aldıkça önceki basit düzeylere ait unsurları geride bırakmazsınız. Onlar hala sizinledir ama yeni bir biçimde. Yalnızca basit düzeylerde kalsaydınız neye dönüşebileceklerini hayal bile edemeyeceğiniz bir biçimde. Hristiyanlığın Tanrı açıklaması da aynı ilkeyi içerir. İnsan düzeyi basit ve oldukça boş bir düzeydir. İnsan düzeyinde bir kişi bir varlık, iki kişi ise iki varlıktır. İki boyutta bir karenin tek bir şekil, iki karenin iki ayrı şekil olması gibidir bu. İlahi düzeyde kişiler yine vardır ama onlar yine hayal edemeyeceğimiz yepyeni biçimlerde birleşmişlerdir. Tanrı’nın düzeyinde üç şahsın nasıl tek bir Varlık olduğunu görürüz. Bir küpün altı kareden oluştuğu halde tek bir küp olmasına benzer bu.[12]

Dolayısıyla tek bir varlıkta (Tanrı’da) üç şahsın bulunması bizler için epistemolojik olarak bir gizem barındırsa da ontolojik olarak imkansızlık barındırmamaktadır.

Sonuç olarak, mantıksal Üçlübirlik probleminin çözümü konusunda en azından bir yaklaşıma işaret etmiş olduk. Elbette Enis Doko’nun söz ettiği gibi bu konuda çeşitli açıklamalar söz konusudur. Peter van Inwagen yukarıda sözünü ettiğim yaklaşımlar arasında göreli özdeşlik yaklaşımı üzerinden bir çözüm sunmaya çalışmaktadır.[13] Diğer çözüm seçeneklerinden de derinlemesine konuşmak mümkündür, fakat kanımca bu kadar açıklama sözü edilen yedi önerme arasında herhangi bir çelişki olmadığını göstermede yeterlidir. 

Bu yazı dizisinin bir sonraki bölümünde Enis Doko’nun diğer iddialarını ele alıp değerlendirmeye devam edeceğim.


Dipnotlar:

  • [1] https://www.youtube.com/watch?v=sA9xwO5iQgo&t=391s
  • [2] Bu daha öncede başka bir yanıt videosunda dile getirilen bir eleştiriydi. Ben de Enis Hocanın videosunu izlediğimde bu ayrıntı gözüme çarptığı ve bunu vurgulamanın önemli olduğunu düşündüğüm için bu yazıda da dile getirmek istedim.
  • [3] Buna karşın belirtmem gerekir ki öğretinin içeriğini “geleneksel Hristiyanlık’ta tek Tanrı’nın üç kişiliği olduğu inancıdır” şeklinde doğru bir şekilde tanımlamıştır.
  • [4] https://onculanalitikfelsefe.com/uclubirlik-inanci-tutarsiz-mi-yesua-ozcelik/
  • [5] https://www.youtube.com/watch?v=sA9xwO5iQgo&t=69s&ab_channel=EnisDoko
  • [6] Thomas H. McCall, The Trinity, The Routledge Companion to Modern Christian Thought, Ed. Chad Meister ve James Beilby, New York, Routledge, 2013, s. 498.
  • [7] Ünlü İngilizce din felsefecisi Richard Swinburne’ün Üçlübirlik konusundaki açıklamaları bir tür politeizm olarak görülüp eleştirilmiştir, fakat bu yazıda konumuz bu olmadığı için Swinburne’ün yaklaşımının tutarlılığını bir başka yazıya bırakıyorum.
  • [8] Bu yaklaşımın bazı versiyonları oldukça teknik bir dil kullanmaktadır. Örnek olarak bkz. Peter van Inwagen, “Yet They Are Not Three Gods, But One God”, Philosophy and the Christian Faith, Ed. Thomas V. Morris, Notre Dame, University of Notre Dame Press, 1988, s.241-278.
  • [9] William L. Craig ve J. P. Moreland, Philosophical Foundaitons For a Christian Worldview, Illinois, InterVarsity Press, 2003, s. 582.
  • [10] https://onculanalitikfelsefe.com/uclubirlik-inanci-tutarsiz-mi-yesua-ozcelik/
  • [11] John Heil, Philosophy of Mind, New York, Routledge, 2013, s. 21.
  • [12] C. S. Lewis, Özde Hristiyanlık, İstanbul, Haberci Yayınları, 2014, s. 149-150.
  • [13] Peter van Inwagen, Yet There are not Three Gods, But One God, Philosophy and the Christian Faith, Ed. Thomas V. Morris, University of Notre Dame Press, 1988

Yeşua Özçelik, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Jeofizik Mühendisliği alanında lisansüstü eğitimini tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi’nde Din Felsefesi üzerine lisansüstü çalışmalarına devam etmektedir. Din felsefesi, zihin felsefesi, metafizik, Hristiyan ilahiyatı, tarihsel İsa başlıca ilgi alanlarıdır.

1 Yorum

  1. Makale oldukça ikna edici açıklamalar sunuyor. Güzel yazı için teşekkürler. Özgür kalemlere yer verilmesi ayrıca sevindirici.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İçsel Zaman ve Tanrı - Alexander Pruss

Sonraki Gönderi

Ateizm Dünya Hakkında Öngörülerde Bulunur mu? – Jonathan David Garner

En Güncel Haberler Analitik Felsefe