Entelektüel Alçakgönüllülüğü Öğretmek – Brian Robinson

//
494 Okunma
Okunma süresi: 16 Dakika

Entelektüel alçakgönüllülük (veya entelektüel mütevazılık) erdemini başkalarına öğretmek ve onlara da aşılamayı istemek için elimizde iyi nedenlerimiz var. Sözünü ettiğimiz bu erdeme sahip olan kişiler işbirliğine daha yatkın, öğrenmenin daha çok peşinde, daha hoşgörülü, hatalarını kabul etmeye daha gönüllü ve hatta iyi liderler olmaya daha eğilimlidirler. Peki ama insanları entelektüel olarak alçakgönüllü olmaya nasıl teşvik edebiliriz?

Tipik olarak, bir bireydeki bir erdemi teşvik etmek için, bireyin dikkatini söz konusu erdemin faydalarına (motivasyon sağlamak için) ve bu erdemi kendi içlerinde geliştirme sürecine (özümsemelerini sağlamak için) çekmeye çalışırız.

Mesela; kişilere cesaret aşılamak için, onlara korkularının üstesinden gelme fırsatları sunar ve korkunun üstesinden gelmenin hedeflerine ulaşmalarına nasıl yardımcı olabileceğini ele alırız. Bunları yaparken de onların dikkatlerini cesarete çekeriz: Öncelikle ne kadar cesur olduklarını düşünmeli ve daha cesur olmak için çalıştıklarının farkında olmalılar. Fakat aynı strateji entelektüel alçakgönüllülüğü geliştirmek için işe yaramaz.

Entelektüel alçakgönüllülük erdemini kazandırma hedefi, entelektüel alçakgönüllülüğün doğası gereği iki problemle karşı karşıyadır. Öncelikle entelektüel alçakgönüllülük bir dikkat ve ilgi erdemidir. Entelektüel açıdan alçakgönüllü olmak; kendinize dair etkileyici veya övgüye değer olan şeylere (aşırı derecede) kulak kesilmemek ve başkalarına dair etkileyici veya övgüye değer olan şeylere dikkat kesilmektir. İşte kendi kendini övmenin alçakgönüllülüğe aykırı olmasının sebebi de tam olarak budur, çünkü kendi kendinizle övünmek için kendinize dair etkileyici olan şeylere dikkat kesilmeniz gereklidir. Bundan ötürü de, insanlardan kendi entelektüel alçakgönüllülüklerine dikkat kesilmelerini ve bunu onaylamalarını isteyerek onların entelektüel olarak daha alçakgönüllü olmalarını sağlayamayız. Aksi takdirde insanlar haklı olarak etrafta dolaşıp “Ben çok alçakgönüllü biriyim.” diyebilirlerdi. Fakat (genellikle) bunu yapamazlar. Bu kibir ve övünmedir; entelektüel olarak alçakgönüllü olan kişiler (genellikle) kendi alçakgönüllülükleri hakkında bile övünmezler. O halde karşılaştığımız ilk problem şudur: İnsanları, kendi alçakgönüllülüklerine zarar vermediğini düşündürmeden entelektüel olarak daha alçakgönüllü olmaya nasıl yönlendirebiliriz?

İkinci problem ise motivasyon yaratmakla ilgilidir. Entelektüel açıdan alçakgönüllü olmak yararlıdır. Dolayısıyla da, kişi, bu faydaları elde etmek için entelektüel olarak alçakgönüllü olma (veya en azından görünüşte böyle olmaya) eğiliminde olabilir. İşin püf noktası şu; eğer kişi, stratejik olarak faydalar için alçakgönüllü oluyorsa, o kişi aslında mütevazı değildir. Mütevazı insanlar (kendilerini kibirli olmaktan kaçınır ve övüldüklerinde buna itiraz ederler); kendilerine dair övgüye değer veya etkileyici olan şeylere katılmaz, bunu onaylamazlar; bu yüzden alçakgönüllü davranırlar. Başkaları tarafından bile onlara övgüye değer bir şey ima edildiğinde, alçakgönüllüler buna aldırış etmez. Diğer yandan, stratejik olarak motive edilmiş ve görünüşte mütevazı olan bir davranış (1), gerçekten mütevazı olan davranış ile aynı görünür fakat bu ikisi psikolojik olarak farklıdır; bu (1) gerçekten mütevazı olmayan sahte bir alçakgönüllülüktür. Bu türden insanlar, ne zaman ve nasıl tam olarak övgüye layık olduklarını bilmek için, kendilerine dair övgülere dikkat kesilmelidir. Dolayısıyla da, insanları entelektüel olarak alçakgönüllü olma konusunda eğitmedeki ikinci problem, gerçek alçakgönüllülüğün sahte bir alçakgönüllülüğe çok benzemesidir. O halde, insanların gerçek bir erdeme sahip olmalarını istiyorsak, sahtekârları nasıl vazgeçirebiliriz?

Sözünü ettiğimiz ilk problemden ötürü entelektüel alçakgönüllülük doğrudan öğretilebilecek (ve öğrenilebilecek) bir erdem değildir; yalnızca onunla ilgili nitelikler teşvik edilip ona zıt olan ahlaksızlıkların caydırılması yoluyla dolaylı olarak edinilebilir. Mesela, insanlara, kendileriyle övünmemeyi öğretmemiz gerek. Aynı şekilde, insanları, yüzünü sürekli başkalarının övgüsüne dönmeme (sürekli başkalarından övgü beklememe) konusunda teşvik etmek de yararlı olacaktır. İnsanlar övüldükleri zaman bu kibarca kabul etmeli, üzerinde uzun uzadıya durmamalı ve iade edilmelidir. Alçakgönüllülük yalnızca kişinin kendisinin övülmesini onaylamamak ile ilgili olmayıp aynı zamanda başkalarında neyin övgüye değer olduğu fark etmek de olduğu için; başkalarında övgüye değer olan şeyleri teşvik etmek ve ödüllendirmek epey uzun ve meşakkatli bir yoldur. Eğer kişi, başkalarında övgüye değer olan şey, fark etmeyi, onu takdir etmeyi ve saygı öğrenirse, kendi niteliklerinin veya başarılarının o kadar da etkileyici olmadığını öğrenebilir. Bu türden bir farkındalık kişinin kendi etkileyiciliğini daha az onaylaması ve kendisiyle böbürlenmemesine yol açabilir.

Tabi ki ikinci problem göz önüne alındığında, bahsettiğimiz tüm bu davranışlar sahte de olabilir. İnsanlar stratejik olarak başkalarını övmeyi ve kendileriyle övünmemeyi öğrenirken, bir taraftan aslında kendilerini daha da övgüye değer biri olarak görebilir. İnsanlar gerçekten öyle olmasa dahi açık fikirli görünebilir. Bu yüzden, entelektüel alçakgönüllülüğü aşılamak ve başkalarına kazandırmak için, insanları sahte alçakgönüllülükten vazgeçirmek ve sahtekarlar ortaya çıktığında bunu fark etmek için araçlara da ihtiyacımız var. Burada mühim olan şey, sahte alçakgönüllülüğü çok zor, çok maliyetli veya stratejik olarak buna değmeyecek derecede riskli kılmaktır.

Bu probleme yönelik ilk çözüm, entelektüel alçakgönüllülüğün faydalarını, en azından bu karakter niteliğinin (entelektüel alçakgönüllülük erdemi) oluşumunu teşvik etmek adına bir yöntem olarak övmek değildir. Bundan ziyade bunun, stratejik sahte alçakgönüllülüğü teşvik etme ihtimali daha yüksektir. Örneğin, Washington Post’ta yayınlanan yakın tarihli bir içerik, alçakgönüllülük ve rapor edilmiş faydalarla ilgili son zamanlarda yapılmış olan birçok empirik çalışmayı özetlemektedir. Burada açıkça ve verilmeye çalışılan mesaj; okurun bu faydalardan yararlanmak için alçakgönüllü olmasının iyi olacağı yönündedir. Bu yaklaşım üzücü bir şekilde ters teperek zarar verici etki yaratabilir.

Stratejik alçakgönüllülük sahtekarlığını teşvik etmektense, insanları sahtekarlık yapmaktan vazgeçirmek daha etkili bir yöntem olacaktır. Mümkün fakat çok da ideal olmayan bir yöntem; alçakgönüllülük sahibi olmak için karmaşık ritüeller veya davranış kalıpları geliştirmek olabilir. Örneğin kültürel normlar, gerçekten alçakgönüllü olan bir kişiye genel olarak (mesela zaman ve para açısından) büyük sorumluluklar yükleyecek bir davranış örüntüsü sergileyecek şekilde inşa edilirse, bu durumda diğer kişiler sahte alçakgönüllülük taklidi yapmaya daha az meyilli olacaktır. Bu, maliyet-fayda hesabı, alçakgönüllülüğü taklit etmeyi daha az değerli (taklit etme zahmetini daha az değerli) kılmak için değiştirilmiş olurdu. Bununla birlikte bu yaklaşım gerçekten erdemli olana bir sorumluluk yüklediği için ideal olmaktan daha uzaktır. Bu (ideallik), gerçekten alçakgönüllü olmayı fiilen engelleyebilir.

Daha makul bir yaklaşım, gerçekten alçakgönüllü olmak ile yalnızca sahte bir şekilde alçakgönüllü olma arasında gözlemlenebilir, davranışsal farklılıkları vurgulamak olacaktır. Örneğin, entelektüel alçakgönüllülüğe sahip olanlar genel olarak daha açık fikirli olup geri bildirimlere hoşgörülü yaklaşır. Alçakgönüllülük taklidi yapanlar da açık-fikirli ve anlayışlı, başkalarını dinliyor gibi görünecektirler, fakat genellikle geri bildirimleri daha az dikkate alırlar. Öyleyse, ne kadar çok geri bildirimde bulunur ve bu geri bildirimlerin (gerçekten) alınıp alınmadığını görmek için test edersek, gerçekten alçakgönüllü olmak ile sahte alçakgönüllülüğü ayırt etme becerimiz o kadar iyi olacaktır. Böylece ilkini ödüllendirebilir ve belki ikincisini de cezalandırabiliriz. Yine de daha açık olmak gerekirse, entelektüel olarak alçakgönüllü olmak, kişinin sürekli fikrini değiştirdiği veya geri bildirimleri kabul ettiği (veya onlara saygı duyduğu) anlamına gelmez; (entelektüel alçakgönüllülük) fikir değiştirmeye açık olmayı ve geri bildirimleri dikkate almayı gerektirir. İnsanların geri bildirimlere karşılık olarak kendi görüşlerini veya davranışlarını ne sıklıkla gözden geçirdiğini incelersek, alçakgönüllü ve sahtekarlar arasında bir fark görmeyi bekleriz. Mesela bir üniversite ortamında, yalnızca ödevler veya sınavlara geri bildirim de bulunmakla kalmayıp, aynı zamanda bu geri bildirime dayalı olarak revizyon ve not iyileştirme fırsatları sunarak da entelektüel alçakgönüllülüğü teşvik edebiliriz.

Entelektüel alçakgönüllülüğün gelişimini teşvik etmek kolay bir iş değil. Fakat onun tam olarak ne olduğu ve dolaylı olarak nasıl teşvik edileceğine bakarak insanların neyi onaylamamaları gerektiğine, yani kendi alçakgönüllülüklerine dikkat etmelerine yardımcı olabiliriz.


Brian Robinson– “Teaching Intellectual Humility“, (Erişim Tarihi: 19.05.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

1 Yorum

  1. entellektüel alçakgönüllü olmaya çalışırken kendimize güvenme konusunda problemler yaşadığımız bir durum gerçekleşebilir mi? Yanlışsam düzeltin, kendine güven problemi yaşayan, depresyondaki insanlar için “başkalarına odaklanma, kendindeki iyilikleri farket” derken alçakgönüllü olmak için “başkalarındaki iyileri gör, kendindeki iyileri unut” gibi bir yol izliyoruz. Depresyon örneği aşırı uç olabilir tabi ama günlük yaşamda alçakgönüllü olmaya çalışırken kendimizi yıpranmış bulma ihtimalimiz nedir acaba?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Søren Kierkegaard (Felsefe Sözlüğü)

Sonraki Gönderi

Evrim Ağacı’nı Konuk Ettik: Evrim Kuramı ve Bilim Anlatıcılığı – Çağrı Mert Bakırcı & Taner Beyter & İzzet C. Kalender

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Ahlaki Hata Teorisi – Ian Tully

Eylemlerimizden hangisinin ahlaken yanlış olduğunu konusunda çoğunlukla bir uzlaşıya varamasak dahi en azından birçoğumuz kimi eylemlerin