Epistemik Gerekçelendirme: Rasyonel İnanç Nedir? – Todd R. Long

/
829 Okunma
Okunma süresi: 12 Dakika

Verdiğim partinin konukları arasında Rose, Josh ve Ann adında üç arkadaş var diyelim. Bu arkadaşların hepsi de buzdolabımda badem sütü olduğuna inanıyor. Buna inanıyorlar çünkü;

  • Rose’un canı badem sütü çekiyor ve yakında buna ulaşacağını düşünmek onu mutlu ediyor. Josh’unki yalnızca bir ön görü, dolapta badem sütü olabileceği birden bire aklına bir anda geldi. Fakat Ann az önce buzdolabımın kapağını açtı, badem sütü olduğunu düşündüğü şeyi çıkarıp baktı ve buzdolabına geri koydu.

Buzdolabımda badem sütü olduğunu bilen tek kişi Ann’dir. Üç misafirim de buzdolabımda badem sütü olduğuna dair doğru inanca sahip olabilir, fakat Ann’in durumu diğerlerinden farklı: çünkü o epistemik gerekçelendirme sahibidir; yani mevcut inancı epistemik olarak gerekçelendirilmiştir [1].

Bu makalede epistemik gerekçelendirme meselesini ele alacağız.

Buzdolabına göz gezdiren bir kadın buzdolabında badem sütü olduğuna inanmakta epistemik açıdan haklı mıdır?

1. Sokrates’in Mirası

“Epistemik gerekçelendirme” dediğimiz şey her ne kadar felsefecilerin başvurduğu bir terim olsa da, kimi zamanlar insanların “Güvenilir bilimsel kaynakların işaret ettiği şeylere inanmak mantıklıdır”, “Cinlere filan inanmak mantıksızdır” ve “Eldeki kanıtlar karanlık maddenin varlığını destekliyor” gibi şeyler söylediklerinde akıllarında olan şey de aslında bir tür epistemik gerekçelendirmedir.

Genellikle, insanlar bilgi sahibi olmak isterler. Ve geleneksel kabule göre epistemik gerekçelendirmenin, epistemik açıdan gerekçelendirilmiş doğru inancı da içerdiği düşünülen bilgiyi elde etmek için zorunlu olduğu yaygın şekilde kabul görür [2].

Sokrates uzun zaman evvel bilginin, doğru inanç ve doğru inancın nedenine ilişkin açıklamanın toplamı olduğunu söylemişti [3]. Epistemik gerekçelendirme dediğimiz şey, işte bu “neden”i elde etmeyi sağlayabilecek olan veya inançların bilgiye dönüşmelerine katkı sunarak onu rasyonel kılan şeydir [4].

2. Gerekçe Türleri

Epistemik gerekçelendirmenin ne olduğunu daha iyi kavramak için yazımızın başındaki örneğe tekrar dönelim.

Demin ki örnek senaryomuza göre Josh yalnızca tahmin yürütüyordu ve elinde buzdolabında badem sütü olduğuna inanmak için hiçbir neden yoktu. Yani inancı epistemik olarak gerekçelendirilmemişti [5].

Rose’un dolapta badem sütü olduğu şeklindeki inanca sahip olmak için nedeni vardı; çünkü bu inanç onu mutlu ediyordu. Bu hüsnü zan (veya pozitif düşünme), ona, dolapta badem sütü olduğuna inanması için pratik veya temkinli bir gerekçe sunmuş olsa dahi, bu durum mevcut inancının doğru olma ihtimalini dahi arttırmaz, çünkü ona epistemik gerekçe sunmuş olmaz. [6].

Fakat Ann’in durumu farklı, onun bir nedeni var. O, bir kutu badem sütü olduğunu düşündüğü şeyi görüp elin aldı ve buzdolabına geri koydu. Ann’in badem sütüne ilişkin geçmiş deneyimleri göz önüne alındığında, duyularına dayalı bu kanıt ona buzdolabında gerçekten de bir badem sütü olduğunu düşünmek için sağlam bir neden sunmaktaydı. Ve eğer gerçekten de bu şey badem sütü ise, o halde muhtemelen dolapta badem sütü olduğunu bildiğini de söyleyebiliriz.

Sözünü ettiğimiz bu durum, Ann’in niçin diğer kişilerden farklı olarak sahip olduğu inancı için epistemik bir gerekçeye sahip olduğunu açıklamaktadır: Ann bu iddiaya inanmak için öyle türden bir nedene sahip ki, eğer bu iddia doğruysa (ki doğruydu), Ann bu iddiayı bilebilecekti.

3. Epistemik Gerekçelendirmenin Ne Olduğunu Anlamak

Epistemologlar -yani bilgi ve bilgili ilgili konseptleri inceleyen filozoflar- epistemik gerekçelendirmenin daha sağlam bir açıklamasının veya bir teorisinin peşindedirler: Fakat bu tam olarak nedir?

Geleneksel bir yaklaşım Delilcilik, gerekçelendirmenin elinizdeki delillere bağlı olduğunu savunur: Yani bir iddiaya inanmanız için size sağlam bir gerekçe sunan deneyimlere [7]. Başka yaklaşımlar ise, gerekçelendirilmiş inançların;

  • güvenilir inanç oluşturma mekanizmaları tarafından (normalde bize doğru inançlar vermesi muhtemel olan algı gibi) (güvenilircilik),
  • erdeme dayalı inançlar oluşturma mekanizmaları tarafından (entelektüel dürüstlük veya titiz bir şekilde oluşturulan inançlar gibi) (erdem epistemolojisi) veya
  • uygun işlev sahibi (evrimin veya Tanrı’nın amaçladığı şekilde) biliş tarafından (uygun işlevselcilik) oluşturulduğunu söyler.

Her ne kadar aralarındaki birçok farklılık olsa da çoğu epistemolog, epistemik gerekçelendirmenin insanlara bir şeyin doğru olduğuna inanmaları için iyi bir gerekçe veya neden sunduğu ve inançlarının bir anlamda doğru olma olasılığını artırdığı konusunda hemfikirdir [9].

3.1. Gerekçelendirme Kaynakları

Verdiğimiz örneklerde de görüldüğü üzere, inançlarımızın farklı türden kaynakları vardır. Bu konudaki standr bir liste şunları içerir: duyu verisi ve algı, hafıza, tanıklık, [10] muhakeme, iç gözlem (kişinin kendi zihinsel durumlarına onaylaması) ve rasyonel içgörü (“tüm üçgenlerin üç kenarı vardır” örneğinde olduğu gibi gerçeği içsel olarak “görmek”) [11].

Bu listede pozitif düşünme, tarot kartları okuma veya astroloji yer almamaktadır. Çünkü bunlar bizi hakikate ulaştırma eğiliminde değildir fakat demin ki standart listede yer alan kaynaklar ulaştırma eğilimindedir [12].

3.2. Gerekçelendirmenin Göreliliği

Epistemik gerekçelendirme hem kişiden kişiye hem de aynı kişi için zamandan zamana değişebilir. Şayet çağdal fizik bilimine dair eğitim alan sizken ben böyle bir eğitim almadıysam; kuarklar hakkında bir şeye inanmak söz konusu olduğunda epistemik olarak haklı olanın ben değil siz olma ihtimali daha fazladır. İnsanlar yeni deneyimler edindiklerinde veyahut yeni şeyler öğrendiklerinde, daha önce kendileri için gerekçelendirilmemiş inançlar adına epistemik gerekçelendirmeler elde edebilirler [13].

3.3. Yanılabilir Gerekçelendirme

Standart gerekçelendirme kaynakları bizi her zaman için hakikate ulaştırmaz: örneğin, uzun zaman evvel insanlar Dünya’nın hareket etmediğine inanmakta epistemik olarak haklıydılar. Dolayısıyla da standart kaynaklardan elde ettiğimiz kanıtlar yanıltıcı veya eksik olabilir. Fakat bununla birlikte, kanıt, kişi için hakikatin bir göstergesidir. Bundan ötürü de diyebiliriz ki; elinizdeki kanıt bir iddianın doğruluğunu gösterdiğinde, işaret edilen şeye inanmak için epistemik olarak bir gerekçeniz var demektir.

Yanılabilirciliğe (fallibilism) göre, bir inanç, bizim bilmediğimiz bir şekilde yanlış olsa bile gerekçelendirilmiş ve makul görülebilir [14]. Yine de bizi yanlış yöne sapmadan hakikate ulaştıran kaynakları tercih ederiz, her ne kadar çoğu epistemolog yanılabilirliği kabul etse de. [15] Gerçekten de, şayet sağduyuya dayalı bilgi görüşümüz doğruysa, o halde yanılabilircilik doğrudur demek gerek. Zira, bilgi sahibi olmak dediğimiz şey (epistemik) kaynaklarımızın bizi şaşmaz bir şekilde hakikate ulaştırmasını gerektirseydi, bu durumda çok az şey biliyor olmamız gerekirdi. Epistemik gerekçelendirme başlığı altındaki bu yanılabilircilik, aynı zamanda geniş kapsamlı bir şüpheciliği de beraberinde getirecektir: buzdolabında badem sütü veya herhangi başka bir olduğunu asla kesinkes bilemeyiz! [16]

4. Bilgi Düzeyinde Gerekçelendirmeye Sahip Olma

Epistemik gerekçelendirmenin dereceleri vardır: kişi daha fazla veya daha az gerekçelendirmeye sahip olabilir. Ann’e buzdolabında badem sütü olduğunu söylersem, buradaki tanıklığım ona, badem sütü olduğuna inanması için benim tanıklığımdan öncesine göre daha fazla gerekçe sunar [17]. Peki bilgiye erişmek için ne kadar ve ne düzeyde epistemik gerekçelendirme gereklidir? Çoğu epistemolog bilgi düzeyi standardının yüksek olduğunu düşünür, fakat çok nadir bilgi sahibi olmamıza sebep olacak kadar da yüksek bir düzeyden söz etmiyoruz. Nihayetinde “bilgi” ve “bilmek” gündelik olarak da sıkça kullandığımız kelimelerdir; “bu bir köpek” (duyusal deneyim yoluyla bilmek), “2 + 3 = 5” (muhakeme yoluyla bilmek) veya “Bu sabah kahvaltıda yaban mersini yedim” (anlık hafıza deneyimi yoluyla bilmek) gibi şeyleri genellikle bildiğimizi düşünürüz.

5. Sonuç

Çoğu insan, yalnızca inançlarının onları memnun edip etmediğini değil aynı zamanda bu inançların doğru olma ihtimallerinin olup olmadığını ve güçlü kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini de önemser. İşte bundan ötürü de epistemik gerekçelendirmeye değer veririz.


Dipnotlar

  • [1] “Epistemik” terimi, “bilgi ile ilgili olan” anlamına gelmektedir.
  • [2] Fakat Edmund Gettier’in (1963) “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi midir?” başlıklı çalışmasını yayınlamasından bu yana, çoğu epistemolog artık epistemik açıdan gerekçelendirilmiş doğru inancın bilgi için gerekli ancak yeterli olmadığını düşünmektedir. Andrew Chapman’ın Gettier Problemi ve Bilginin Tanımı başlıklı makalesine bakınız.
  • [3] Platon’un meşhur öğretmeni Sokrates (MÖ 470-399) bunu, Platon’un (1980) Meno adlı eserinin 98a bölümünde söylemiştir.
  • [4] “Rasyonel” ifadesi, “akıl yürütme veya akla dayalı” anlamına gelmektedir (The Oxford English Dictionary, 1996, s. 1198).
  • [5] Kimi filozoflar epistemik olarak gerekçelendirilmemiş inançlara sahip olmanın her zaman olmasa da bazen ahlaki açıdan yanlış olduğunu savunmuştur. Spencer Case’in Yeterli Kanıt Olmaksızın İnanmak Yanlış mı? W.K. Clifford’un “İnanç Etiği” yazısına bakınız.
  • [6] Bazı konular söz konusu olduğunda, bizim için epistemik açıdan gerekçelendirilebilecek veya gerekçelendirilemeyecek bir inanca sahip olmayı pratik olma ya da temkinlilik olma açısından gerekçelendirilebiliriz. Tanrı’ya inanma hususunda pratik nedenlerle veya temkinliliğe dayalı nedenlerle ilgili iddialara başvuran bir Tanrı’nın varlığına inanma lehine argümana genel bir bakış için bkz: Pascal’ın Kumarı: Tanrı’ya İnanç İçin Pragmatik Bir Argüman – Liz Jackson
  • [7] Delilciliğin bir versiyonuna dair tartışmalar için bkz: Yeterli Kanıt Olmaksızın İnanmak Yanlış mı? W.K. Clifford’un “İnanç Etiği” – Spencer Case
  • [8] Epistemik gerekçelendirmeye yönelik bazı delilci ve delilci olmayan yaklaşımlara daha yakından bakmak için bkz: Long (2021). Bu konudaki bir diğer yol ise bilginin ne olduğunu anlamadan epistemik gerekçelendirmenin analiz edilemeyeceğini söylemektir; Silva’ya (n.d.) bakınız.
  • [9] Yaygın olarak paylaşılan varsayımlara yönelik daha fazla bilgi için Long’a (2021) ve Feldman’ın (2003) 1-2. bölümlerine bakınız. Bir şeyin “doğru olma olasılığının” ne olabileceğini daha iyi anlamak için Thomas Metcalf’ın “Olasılığın Yorumları” yazısına bakınız.
  • [10] Epistemologlar, tanıklığın -yani ilk elden deneyimle elde etmenin aksine diğer insanların iddia ettiklerinden elde edilen inançlar-, standart listedeki diğerleri kadar temel bir epistemik gerekçelendirme kaynağı olup olmadığını tartışmaktadır. Bu konudaki temel tartışmaları görmek için bkz: Take My Word for It: On Testimony – Spencer Case.
  • [11] Gerekçelendirme kaynaklarına dair daha fazla bilgi için Steup & Neta’ya (2022, bölüm 5) bakınız.
  • [12] Bu, standart kaynaklardan birine sahip olan her inancın epistemik olarak da gerekçelendirildiği anlamına gelmez. Örneğin, bir duyu algısı örneği olarak şöyle hızlıca atılmış hızlı bir bakı, bir tarlada 20 inek olduğuna dair inancımı epistemik olarak gerekçelendirmek için yetersiz olacaktır (Bununla birlikte hızlıca atılan bir bakış, söz konusu tarlada kahverengi bir şey olduğuna dair inancımı gerekçelendirmek için yeterli olabilir). Verdiğimiz bu örnek, niçin epistemologların, standart kaynakların neden ve ne zaman epistemik gerekçelendirme sağladığına dair tartışmalarda daha derin ve sağlam açıklamalar aradıklarını göstermektedir.
  • [13] Bu hususlar, bazı feminist epistemolojilerin benimsediği temel ilkelerinden birinin ana fikrini desteklemektedir: herkesin epistemik bir bakış açısı vardır ve bundan dolayı da tüm bilgi, konumlandırılmış yani pozisyonel bilgidir. Bkz: Poole (2021).
  • [14] Tipik delilci olmayan yaklaşımlar da yanılabilirciliği benimsemektedir. Buna göre, bilgi düzeyindeki bir gerekçelendirme, yüksek oranda (ancak %100 değil) güvenilir olan bir inanç oluşturma mekanizması veya kaynağı gerektirir. Yanılabilir olma dediğimiz şeyin, bir şeyin yanlış olduğu halde doğru olduğunun bilinebileceği anlamına gelmediğini, çünkü doğruluğun da bilgi için bir gereklilik olduğunu unutmayın.
  • [15] Epey meşhur bir istisna, bilgi dediğimiz şeyin (kesinlik ve) hatanın imkânsızlığını gerektirdiğini düşünen René Descartes (2001 [1641]) olmuştur. Marc Bobro’nun Descartes’ Meditations metnine bakınız. Günümüzdeki birkaç epistemolog da Yanılmazcılığı (infallibilism) benimsemektedir. Bu konuda bkz: “Düşünüyorum, O Halde Varım”: Descartes’ın Bilginin Temelleri Üzerine Yaklaşımı – Charles Miceli
  • [16] Örneğin duyusal inançlarımızı düşünelim. Duyu algısından elde ettiğimiz kanıtlar bizi yanlış yola sapmaksızın hakikate götürmez; dolayısıyla duyusal inançlarımız söz konusu olduğunda yanılmaz değilizdir. Bununla birlikte, lusid/canlı bir rüya veya halüsinasyon duyu algısını taklit edebilir; dolayısıyla duyu algısından elde ettiğimiz kanıt, işaret ettiği şeyin doğruluğunu her zaman için garanti etmez. Bazı filozofların bu olguları niçin şüpheciliği desteklemek için kullandığını görmek için bkz: Andrew Chapman’ın Dış Dünyanın Varlığı Hakkında Şüphecilik yazısına bakınız.
  • [17] Bu örnekte, başkasının beyanını alan (tanıklığına başvuran) kişinin, beyanda bulunan kişinin ilgili konuda güvenilir olduğunu düşünmek için bir gerekçeye sahip olduğu tipik bir tanıklık örneği varsayılmaktadır.

Referanslar


İlgili Yazılar


Todd R. Long – “Epistemic Justification: What is Rational Belief?“, (Erişim Tarihi: 09.05.2023)

Çevirmen: Taner Beyter

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Süper İş Birlikçiler – Gary Lupyan

Sonraki Gönderi

Kitap Analizi: “Aklın Üç Yüzü” – Musa Yanık

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü