İnsanların Uzayda Kolonileşmesine İzin Verilmeli Mi? – Peter Singer ve Agata Sagan

İnsanlara fayda sağlayacağı için mi uzayı korumalıyız yoksa gezegenimizin ötesinde bir yerleri korumanın herhangi bir içsel değeri mi var?

445 Okunma

İki şey var ki, ruhumu hep yeni, hep artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla dolduruyor: Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve vicdanımdaki ahlak yasası.

Immanuel Kant

Filozoflar, Kant’ın içimizde, üzerine düşündüğümüzde bir hayranlık ya da saygı duygusuna yol açan ahlaki bir yasa olduğu inancını tartışan birçok kitap yazmışlardır. Üzerimizdeki yıldızlar hakkında düşünmenin de böyle duyguları doğurduğuna olan inanç hakkında söyleyecek çok az şeyleri vardır. Nisan ayında yayınlanan bir kara deliğin ilk görüntüsü de Kant’ın ünlü sözünün bu yönünü akla getirdi.

Çağdaş bilimin ulaştığı evren anlayışı üzerine ne kadar çok düşünürsek hayranlık ve dehşetimiz o kadar artar. Kara deliğin bu görüntüsü, bizlere Einstein’ın yüzyıl önce bu tür nesnelerin varlığını ima eden çalışmalarını hatırlatıyor. Bununla birlikte, şu an evrenin enginliği hakkında bildiğimiz şeyler kavrayışımıza meydan okumaya devam ediyor.

İlk kara delik fotoğrafı
eventhorizontelescope.org

10 Nisan’da sınırlı bir fizik bilgisine sahip olanlar bile Dünya’nın 3 milyon katı büyüklüğünde ve bizden 53 milyon ışık yılı (500 milyon trilyon km) uzaklıktaki kara delik görseli tarafından şaşkına çevrildiler. Kant’ın yıldızlı gökyüzüne bakarken oluşan dehşeti gibi, karadeliğin resmi bizleri evrendeki yerimizi sorgulamaya zorladı. Kara deliğin görüntüsü, 1968 Apollo 8 görevi sırasında William Anders tarafından çekilen ünlü “Dünya’nın Doğuşu” fotoğrafına benziyordu. Dünya’nın Ay’ın yüzeyinde yükseldiği bu fotoğraf “bugüne kadar çekilmiş en etkileyici çevresel fotoğraf” olarak adlandırıldı ve gezegenimizi hiçlikle çevrili uzaydaki bir küre olarak görmemizi sağladı.

“Earthrise” (Dünya’nın Doğuşu)
William Anders, NASA
1968

1990’da, karadelikten önce ve “Dünya’nın Doğuşu” fotoğrafından sonra, Voyager 1 uzay aracı, Dünya’yı gökbilimci Carl Sagan’ın sözleriyle “soluk mavi bir nokta” olarak göründüğü kadar uzaktan fotoğrafladı. Sagan bunu “O nokta burası, yuvamız. Biziz. Üzerinde sevdiğimiz herkes, tanıdığımız herkes, gelmiş geçmiş bütün insanlar kendi hayatlarını yaşadı.” şeklinde açıkladı. Peki, bu önemli olan her şeyin Dünya üzerinde var olduğu anlamına mı geliyor?

“Pale Blue Dot”
Voyager 1- 1990

Kara deliğin resmine hayran olduğumuz aynı hafta, özel bir İsrail ay sondası olan Beresheet (Yaratılış), teknik bir aksaklık yaşadı ve ayın yüzeyine çarptı. Aracın uzaydaki bu girişimi bizi Kant’ın ünlü alıntısındaki ahlaki yasaya geri döndürüyor ve insanların kendi gezegenlerinin ötesinde evrenin keşfi ve kullanımı ile ilgili etik konuları gündeme getiriyor. Şimdi yıldızlı cennetler gerekli araçları olan herkesin kolonileşmesi ve istedikleri her şeyi yapmaları için açık mı? Peki ya yörüngeye gönderdiğimiz tüm nesnelere ne olacak?

Gezegeni çevreleyen çok sayıda enkaz zaten var. Uzay gözetim ağları 22.300 cismi takip ediyor ve Avrupa Uzay Ajansı, boyu 1 cm’den büyük olan 900.000 nesne ve 1mm’den büyük olan 129 milyon cisim olduğunu tahmin ediyor. 2007’de, tek bir olay – Çin’in bir anti-uydu roketi test etmek için kendi uydularından birini kasıtlı olarak imha etmesi – 3.400 yeni izlenebilir cisim ekledi ve iki yıl sonra iki uydunun kazara çarpışması 2.300 cisim daha oluşturuldu.

Bu uzay çöplüğünün büyük bir kısmının bulunduğu düşük yörünge seviyelerinde ne kadar çok cisim varsa o kadar fazla çarpışma olacağını ve ne kadar fazla çarpışma olursa o kadar fazla kalıntı oluşacağını ve bunun sık kullanılan yörüngeleri işgal ederek tehlikeli yerler haline getiren kısır bir döngüye gireceğini kolaylıkla tahmin edebiliriz. Çöplük, ayrıca Dünya ve Ay veya Dünya ve Mars arasındaki trafik için de bir tehlike olabilir.

Avrupa Uzay Ajansı, uzay çöplüğünden endişe duyuyor çünkü “Modern yaşam, enkazlar tarafından yok edilen uzay altyapılarının kesintisiz kullanılabilirliğine bağlı”. Ayrıca yeryüzündeki insanların tekrardan uzay varlıkları arasına girme riski de var. Bu kaygılar, daha fazla uzay enkazının oluşmasını önlemek için yeterli bir nedendir ve ayrıca, yörüngede olan çöplerin bir kısmını kolay olmasa bile kaldırmanın ahlaki bir zorunluluk olduğunu öne sürmektedir.

Uzay çöplüğünün ortaya çıkardığı riskler, atmosferi altüst etmekte yanlış bir şeyler olduğunu ortaya çıkarıyor. Çevre etiği ile ilgili tartışmalarda çevreyi korumanın sadece insanlara sağladığı faydalar nedeniyle önemli olduğunu düşünen kişiler ve vahşi yaşamın korunmasının doğa için önemli olduğunu düşünenler arasında ayrım yapmak yaygındır. Benzer bir ayrımı uzay için de yapabiliriz. Uzayı insanlara fayda sağlayacağı için mi korumalıyız? Yoksa insan teması olmamış gibi korumamızın içsel bir değeri var mı?

Yakın tarihli bir makalede André Galli ve Andreas Losch, sürdürülebilir kalkınma fikrinin uzaya genişletilmesinin sonuçlarını tartışıyorlar. Bunu yapmanın insan-merkezci bir etik çerçevesine uyan bir yolu, insanlığın sadece Dünya’nın ötesine genişlediği için hayatta kalabildiği bir zamanın gelebileceğini kabul etmek. Bu düşünce hem Mars’ı kolonize etmeyi amaçlayan Elon Musk’ın SpaceX girişiminin hem de Dünya kaynaklarının insanlığı sürdürmek için yetersiz olacağı bir günün geleceğini ve bundan kaynaklı Ay’a veya uzaydaki diğer nesnelere gitmemiz gerekeceğini öngören Jeff Bezos’un Blue Origin projesinin arkasında yatıyor.

SpaceX
BFR’ın Mars’a inişini örnekleyen çizim

Peki ya uzaya kaçışımız yörüngemiz dışındaki yaşam için –hatta belki duyarlı yaşam formları için- bir tehdit oluşturuyorsa? Dünya dışı ortamların biyolojik kirlenmesi, metal veya plastik çöplerden daha büyük endişe kaynağı olabilir.

Ne de olsa Avrupalılar kolonize ettikleri bölgeleri kirletmekle sadece hastalıkları değil, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi daha önceden izole kalmış bölgelerin ekolojisini sonsuza dek değiştirecek bitki ve hayvanları da tanıtmakla oldukça kötü bir sicile sahip. Uzayı keşfederken de aynı hataları tekrarlamak üzere miyiz?

Sanayi Devrimi ve onu takip eden her şey, büyüyen nüfusumuz da dâhil olmak üzere, şüphesiz dünyadaki ekosistemlere zarar verdi ve atmosferi kirletti. Hatta bu kelimeleri yazmak için kullandığımız elektrik, geceleri daha az karanlık hale getirdi ve yıldızları kararttı. Kant’a göre, üstümüzdeki yıldızlı cennet daha da etkileyici görünmeliydi.

Buna rağmen, teknolojik gelişmeler hayatımızı çok daha konforlu hale getirdi. Nihayetinde, evrenin yoğunluğu ile karşı karşıya kaldığımızda duyduğumuz korku, kendi başına izlerimizi uzayın ulaşabildiğimiz parçalarına bırakmaya karşı, zorlayıcı bir etik argüman değildir.

Bununla birlikte, yıldızların kendilerine değer atfetmeden bile; uzaydaki köşemize taş ocağı, çöplük veya kanunsuz bir sınırmış gibi davranmaktan kaçınmak için çok iyi nedenlerimiz var.  Burada sürdürülebilir kalkınma fikri kilit öneme sahiptir.

Kendi güvenliğimiz ve çevremizin sürdürülebilirliği için endişelenmekle başlayabiliriz. En azından yakın gezegenlerimize seyahat edecek gibi görünen gelecek nesillerin ilgisini azaltmamamız gerektiğini fark ederek bu farkındalığımızı genişletebiliriz. Yörüngemiz dışında başka bir duyarlı ya da akıllı yaşam formu olduğu olasılığını da unutmamalıyız. Ve içinde yaşadığımız olağanüstü ve hala gizemli evrene saygı duymazsak, belki de bir gün torunlarımız veya bu diğer yaşam biçimleri, şimdi Dünya’ya yaptığımız zarardan pişman olduğumuz gibi bu başarısızlığımdan pişman olurlar.


Agata Sagan; astronomi, insan ekolojisi ve biyoetik üzerine çalıştı. Şimdi Varşova’da yaşayan bağımsız bir araştırmacı ve bildiği kadarıyla Carl Sagan ile kan bağı yok.

Peter Singer, Princeton Üniversitesi’nde biyoetik profesörü ve Melbourne Üniversitesi’nde ödüllü profesördür.  

Bu makale, New Statesman ve Aaron James Wendland arasındaki işbirliği Agora serisinin bir parçasıdır. Aaron, Ekonomi Yüksek Okulu’nda Felsefe Yardımcı Doçentidir. @ajwendland.


Kaynak:  Peter Singer ve Agata Sagan , “Should humans be allowed to colonise outer space?”, Agora series, , 20 Mayıs 2019, https://www.newstatesman.com/science-tech/space/2019/05/should-humans-be-allowed-colonise-outer-space (erişim: 29Aralık 2019), çev. Berkay Topuk

Öncül Analitik Felsefe’nin teknoloji yöneticisi. Hacettepe İngiliz Dilbilimi öğrencisi. Jazz ve Blues müzisyeni. Küçük yaşlarından bu yana grafik programları kullanıcısı. Web tasarım ve SEO uzmanı. Modern bilim, araştırma-tarih, bilim-kurgu üçgeninden ayrılamayan okur. Dil bilimi ve evrimsel psikoloji başlıca ilgi alanları.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Natüralizm ve Doğallaştırılmış Epistemoloji – Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Hasan Yücel Başdemir - Çağdaş Epistemolojide Bilginin Tanımı Sorunu

En Güncel Haberler Analitik Felsefe