Liberalizmin Babası: Kim Bu John Locke? – Alexander Standjofski

/
230 Okunma
Okunma süresi: 12 Dakika

John Locke, nihayetinde, klasik liberal düşünür olarak bilinir ve kabul edilir. O, Aristotelesçi ampirizmin daha ileriye taşınmasındaki katkısıyla meşhur olmuş; 18. yüzyıl ve sonrasındaki devrimci hareketler üzerinde büyük bir yaratmıştır.

John Locke, Aydınlanma Çağı’nın en etkili düşünürlerinden biriydi. Voltaire, Aydınlanma düşüncesiyle Avrupa’da devasa bir etki yaratıp itibarını arttırırken Fransız felsefesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olan John Locke idi. Peki ama kimdi bu John Locke?

İngiliz düşünürün geçmişi ve büyüme biçimi, sahip olduğu felsefesini büyük ölçüde şekillendirmişti. Aslında Locke’un içinde doğduğu dönem, yalnızca onun fikirlerini değil aynı zamanda 18. yüzyılın sonlarında meydana gelecek olan Amerikan Devrimi’nin fikirlerini etkilemişti.

John Locke’un Erken Dönemi

John Locke, 29 Ağustos 1632’de Wrington/Somerset, İngiltere’de dünyaya geldi. Yaşamının büyük bir bölümünde İngiliz tahtı (İskoç ve İrlanda tahtının yanı sıra – Birleşik Krallık’ın selefi tahtı) Kral II. Charles’a (yönetim dönemi 1649-1685) aitti. Charles’ın iktidarı öncesi, iktidar dönemi ve sonrasındaki siyasi iklim, Locke’un felsefesi üzerinde son derece etkili olacaktır. Locke, Püriten olarak vaftiz edildi ve Oxford’da eğitim aldı. Okulda genellikle metafizik, doğa felsefesi ve tıp alanlarına ilgi duymuştu ve iki yüksek lisans derecesinin yanı sıra bir lisans derecesi almıştı. Tıp fakültesinde eğitim alırken,1667’de meşhur bir Londra politikacısının kişisel doktoru olarak işe alındı.

John Locke’un yanında çalıştığı politikacı olan Anthony Ashley Cooper (Lord Ashley) İngiliz Whig (Liberal) Partisi’nin kurucu üyelerinden biriydi. Locke’un bu politikacının yanında geçirdiği zaman, onun siyasi ve ekonomik anlayışı için epey önemliydi. 1679 yılına gelindiğinde, döneminin radikal fikirlerini destekleyen ünlü eseri Hükümet Üzerine İki İnceleme kitabının büyük bir kısmını kaleme almıştı bile.

Tarihsel Bağlamda Locke’un Felsefesi

John Locke, radikal bir dönüşüm süreci geçiren Avrupa siyasi ikliminde doğdu.Otuz Yıl Savaşları (1618-48) orta Avrupa’yı kasıp kavurmuştu; İngiliz krallığı doğrudan dahil olmasa bile bu çatışma tüm kıtadaki Katolikler ile Protestanlar arasındaki dini gerilimi körüklemişti.

İngiltere, ülkedeki iç savaşla boğuşuyordu. İngiliz İç Savaşı (1642-51) Locke’un çocukluğunu biçimlendirdi ve İngiliz hükümdarı I. Charles’ın (1625-49 arası hüküm sürmüştür) parlamenter bir anayasal monarşi kurulmasını reddetmesinin ardından halka açık bir şekilde idam edilmesiyle sona erdi. İdam edilen kralın varisi II. Charles ise sürgüne gönderildi.

İngiltere, 1653 ve 1658 yılları arasında Lord Protector Oliver Cromwell’in fiilen kontrolü altına girmişti. Mevcut monarşi, ölçüsüz mutlakiyetçi tavırları ve İngiltere’deki Katoliklere karşı hoşgörülü tutumlarından ötürü pek popüler değildi. Kraliyet yönetiminin, Otuz Yıl Savaşları’nın yarattığı dini gerilimler tarafından körüklenen Katoliklere yönelik hoşgörülü tutumu; yönetimin zorla alaşağı edilmesi için yeterli olmuştu.

John Locke, bir Püriten olarak vaftiz edilmiş olmasına rağmen, yaşamının daha sonraki dönemlerinde Socinian Hristiyan anlayışına (Ç.N.: Sozzini kardeşler tarafından geliştirilmiş olan ve Üçlübirlik anlayışını benimsemeyen bir Hristiyan yaklaşımı) yöneldi. Püritenler Protestanlığın sadık savunucularıydı; Protestan bir dünya görüşünü savundular ve İngiltere Kilisesi’ni Katolikliğin nüfuzundan arındırmaya çalıştılar. Püritenler, 1640’lı yıllara gelindiğinde İngiltere’deki belirleyici bir siyasi güç haline gelmişlerdi.

Katolik-sempatizanı monarşiyi restore eden çalkantılı ve ölümcül iç savaşın ardından birçok Püriten İngiltere’den firar edip On Üç Kolonisine kaçtı. (Ç.N.: Thirteen Colonies; Britanya İmparatorluğu’na ait olan Kuzey Amerika’nın doğu kıyısında bulunan 13 koloni için kullanılan terimdir). Locke’un Puritanlıktan ilham alan metinleri, ilk Amerikalıların torunları üzerinde muazzam bir etki yaratacaktı.

Şanlı Devrim

İngiliz monarşisinin yeniden inşa edilmesi sonrasında, Kral II. Charles, İngiliz krallığı altındaki Protestan azınlıklara ve Roma Katoliklerine resmi olarak yasal özgürlükler vermeye girişti. Dönemin alimleri iktidarın yumuşak başlı ve Katoliklere karşı fazlaca hoşgörülü olmasını, Kralın, Fransız Kralı XIV.Louis (iktidar dönemi: 1643-1517) ile olan ilişkisine bağlayarak onu suçluyordu: Çünkü onlar birinci dereceden kuzendi.

Popülerliğine rağmen, II. Charles meşhur bir hedonistti ve hiçbiri kanunlara uygunluk sergilemeyen pek çok gayri meşru çocuğun babasıydı. Nihayetinde 1685 yılında, ardında olası bir varis bırakmadan yaşama veda ettiği için yerine kardeşi James geçti: James, 1685-1688 yılları arasında İngiltere, İskoçya ve İrlanda’yı yöneten dindar bir Katolik idi.

Halk arasında kendini gösteren hayal kırıklığı, ağırlıklı olarak Püritenler ve diğer Protestanların oluşturduğu On Üç Koloniye doğru kitlesel bir göçe yol açtı. Kral James’ın 1688’de bir erkek çocuğu doğduğundan dolayı, bu durumun James’in Protestan kızı Mary’yi veraset çizgisinden dışlayan bir Katolik hanedanının kurulmasının başlangıcı olduğuna dair mevcut kaygılar körüklendi. 1688 yılında Kral James tahttan indirildi; kızı Mary ve kocası III. William (Hollanda Cumhuriyeti’nin lideri) İngiliz tahtını teslim alamaya davet edildi. Bu çift, İngiltere’yi 1688’den 1702’ye kadar ortak hükümdarlar olarak yönetti. Kral James, İngiltere’nin son Katolik hükümdarı olarak kabul edilir. Onun tahttan inmesinin ardından, İngilizler (İrlanda olmaksızın 1707 itibariyle “İngiliz” veya İrlanda ile beraber 1801 itibariyle) devlet tamamen Protestan bir anayasal monarşi olarak hareket etti.

John Locke’un Yaşamının Geç Dönemindeki Felsefesi

Bu politik manzara, John Locke’un felsefi düşünüşü kökünden şekillendirdi. Bir ampirist olarak Locke’un felsefesinin temel bileşenlerinden biri “tabula rasa” veya “boş levha” idi. Locke, insan zihninin ve durumunun, doğuştan gelen herhangi bir özü olmadığını ileri sürdü: Bireyin karakterinin her parçası veya varlığının her yönü dışarıya dönük gözlemler, öğrenilenler ve algılar ile şekilleniyordu. Locke’a göre biz, şekillenmesi için boş bir zihin levhası ile dünyaya geliriz. Locke’un düşünüşü, yaşamı boyunca, İngiltere’nin siyasi iklimi tarafından büyük ölçüde etkilenmişti.

John Locke, Rye House Plot’ta Kral II. Charles’a suikast planı yaptığı suçlanmasının ardından 1683 yılında Hollanda’ya kaçtı: Liberal bir düşünür ve yasal hoşgörünün (üzerine epey kalem oynattığı bir konudur) savunucusu olmasına rağmen, Locke, mutlakiyetçi monarşik hükümet anlayışına büyük ölçüde karşı çıktı ve genellikle çağdaşı olan Thomas Hobbes’un düşüncesiyle kıyaslandı.

Bağımsızlık, özgürlük ve hoşgörü kavramlarıyla birleşen Lock’un yorumu, 18. yüzyılın sonlarında Amerikan düşünürleri üzerine epey etki yaratmıştı. Belki de zamanının ötesinde biri olan Locke’un felsefi yaklaşımı, ilerici Whig’ler (hem İngiltere’de hem de Amerika Birleşik Devletleri’nde etkili olmuşlardır) ve Sons of Liberty üzerinde oldukça etkili olmuştu.

John Locke, 28 Ekim 1704 yılında 72 yaşındayken, hiç evlenmemiş veya çocuk babası olmadan öldü. Monarşik iktidarın denetlenmesi ve dengeleri savunmasına rağmen anayasal monarşinin veya parlamenter demokrasinin yükselişini görecek kadar yaşamamıştı.


Alexander Standjofski – “The Father of Liberalism: Who is John Locke?“, (Erişim Tarihi: 12.02.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Erdem Etiği – David Merry

Sonraki Gönderi

Yanlış Anlaşılan ve Taraflı Yorumlanan Bir Sima: Gazzâlî – Ömer Erce Beyaz

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Video Oyunları ve Felsefe – Alex Fisher

Video oyunları, insanların spor hayallerini gerçekleştirmelerine, diğer dünyaları keşfetmelerine, oyunlardaki gizemlerin cevaplarını bulmak için saatlerce uğraşmalarına

Ahlaki Hata Teorisi – Ian Tully

Eylemlerimizden hangisinin ahlaken yanlış olduğunu konusunda çoğunlukla bir uzlaşıya varamasak dahi en azından birçoğumuz kimi eylemlerin