Neden Okullarda Siyaset Felsefesi Öğretmeliyiz? – Jonathan Floyd

/
424 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Bugün Avrupa’ya musallat olan hayalet sizce nedir? Bunun basit bir cevabı var. Bizi gerçekten rezil eden, bize ayak bağı olan konu cehalettir; siyasetin kalbindeki temel fikirlerin bilgisizliğidir. Siyasi argümanların temel terimlerinin (özgürlük, eşitlik, güç, adalet vb.) bilgisizliğidir. Söz konusu siyaset felsefesinin bilinmemesidir.

Bu cehalete tam olarak bir hayalet diyebiliriz çünkü bizim için görünmezdir. Örneğin, bir mikrodalganın nasıl çalıştığını bilmiyor olabilirsiniz ama bunu bilmediğinizi biliyorsunuzdur. Şimdi ayın diğer tarafında sarı mantarlar yetiştiren mor uzaylılar olduğunu hayal edin. Bu durumda, onlardan habersiz olduğunuzdan habersizsinizdir.

Aydaki mantarlar için durum neyse siyaset felsefesi için de öyledir. Bu konudaki cehaletimizin yanı sıra bu cehaletin bize neye mal olduğu konusunda da bilgisiziz. Donald Rumsfeld’den alıntı yapacak olursak, bu bizim için bilinmeyen bir bilinmeyendir (unknown unknown). Ancak başka bir şey olma; vatandaşlarımızın zihnini özgürleştiren şey veya bir kitle kesinti silahı olma potansiyeli de vardır.

Peki, böyle bir cehalet neden problem oluşturur? Siz hiç sicim teorisini ya da nanoteknolojiyi duymadınız diye toplum gerçekten zarar görüyor olabilir mi? Büyük olasılıkla hayır ama siyaset felsefesinde durum farklıdır. Okuryazarlık ya da orta öğretim toplum için ne kadar önemliyse siyaset felsefesi de o kadar önemlidir.

Okuryazar bir toplum, okuryazar olmayan bir toplumdan daha verimli tartışır, daha akıllıca oy kullanır ve politikacılarından daha kolay hesap sorar. 18 yaşına kadar eğitim veren bir toplum, 12 yaşına kadar eğitim veren bir toplumdan daha iyi bir politika yürütür ve daha iyi politikacılar üretir. Dikkat edin: bu karşılaştırmalarda siyasi sistemin kendisini değiştirmedik. Demokrasiyi sabit kalan bir şey olarak hayal ettik fakat bir şeyi değiştirdik; bu koşulun önemli bir bölümünü, demoları veya insanları değiştirdik ve geliştirdik. Siyaset felsefesiyle onları yine değiştirebiliriz.

Nasıl mı? Gençleri, mevcut “vatandaşlık” müfredatlarının bir parçası olarak siyaset felsefesinin temel kaygıları konusunda eğiterek. Bu, temel olarak, onlara siyasi tartışmanın temel unsurlarını incelemeyi ve değerlendirmeyi öğretmek anlamına geliyor. Böylece her kilit siyasi pozisyonun artılarını ve eksilerini görebilir hale geleceklerdir.

İngiltere’deki son asistan doktor grevini ve her iki taraftaki “adil bir çözüm” konuşmasını ele alalım. Burada “adil” tam olarak hangi anlama geliyor?

Bir siyaset felsefesi öğrencisi bu durumda en az üç farklı olasılığı göz önünde bulundurur: hak etme, ihtiyaç duyma ve yetkisi olma. Adil çözüm, doktorların yaptıkları değerli işler ve bu işlerin nasıl yapılacağını öğrenmek için harcadıkları yıllar nedeniyle hak ettikleri ücreti ve koşulları alabilecekleri bir anlaşma mıdır? Doktorların daha fazla hafta sonu çalışması ya da belki de daha az ama daha güvenli saatlerde çalışmasıyla hastaların ihtiyaç duydukları bakımı aldığı bir anlaşma mıdır? Yoksa belirli taahhütleri temelinde demokratik bir seçim kazanan hükümetin hak ettiği üzere kendi politikasını uyguladığı bir anlaşma mıdır?

Başka bir örnek olarak mahallenizdeki en güzel evi düşünün. Kim o evi almalıdır? Yine, hak eden, ihtiyaç duyan veya buna yetkisi olan kişi olmak üzere üç koşul düşünebiliriz. Sizce eve en ihtiyaç duyan bir Suriyeli mülteci mi, engelli bir emekli mi, yoksa bekar bir anne midir? Yine en çok hak eden kişi bir hemşire, öğretmen veya sosyal hizmet uzmanı mıdır? Ya da bu eve sahip olma yetkisi olan kişi bir İngiliz vatandaşı mı, bekleme listesinde yaş geçirmiş biri mi, yoksa sadece bunun için en çok para ödemeye hazır olan kişi midir?

Öğrencilere Güç!

Siyaset felsefesi bu şekilde siyasi tartışmalardaki temel fikirleri birbirinden ayırır. Bütçeler, manifestolar ve referandumlar hakkında duyduğumuz çeşitli iddiaları açığa kavuşturur. Aynı zamanda siyaset felsefesi, “meşruiyet” ve “adalet” gibi terimlerin yanı sıra “sosyal adalet” ve “yapılacak doğru şey” gibi ifadeleri de aydınlatır. Bu bizi sadece daha iyi seçmenler değil, aynı zamanda daha iyi birer vatandaş yapar ve daha önce anlamlandıramadığımız tartışmalarda yer almamızı sağlar. Hepimizin, birçok politikacının ürettiği argümanların aslını gördüğümüz ve sonucunu reddettiğimiz bir dünya hayal edin. Artık bu tür argümanlarını bizlere sunabilecekleri bir dünyamız olmazdı.

Öyleyse neden böyle bir öğretinin keyfini sürmüyoruz? Belki de bunun beyin yıkama anlamına geleceğinden korktuğumuz içindir. Ancak bu korku ironik olmasının yanında yersizdir. Yersizdir çünkü okullarda siyaset felsefesi öğretmek, argümanları konunun iki tarafından da ele aldığımız ve öğrencilerin tartışıp kendileri için karar vermelerine izin verdiğimiz üniversite öğretimine benzer. İroniktir çünkü görüşün her iki tarafını da duymadan okullarda din eğitimine zaten izin veriyoruz.

İngiltere’de müfredatın öğrencilerin zaten “eleştirel düşünebilmelerini ve siyasi soruları tartışabilmelerini” istediğini biliyor muydunuz? Burada anlatmaya çalıştığım şey, bu beceriyi sadece siyaset felsefesinin sağladığıdır. Siyaset felsefesi, siyasi kültürümüzü açacağı ve zenginleştireceği gibi gençlerimizin zihnini de açacak ve zenginleştirecektir. Siyaset felsefesi öğretmek yarının seçmenlerini, politikacılarını ve siyasetini değiştirecektir.


Jonathan Floyd – “Why we need to teach political philosophy in schools“, (Erişim Tarihi: 09.01.2022)

Çevirmen: Yiğit Bozankaya

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Phyrron ve Şüpheci Yaşam Tarzı: Cehalet Mutluluktur – Jonny Thomson

Sonraki Gönderi

Marge İle Homer’ın Dondurma Tartışması veya Metaetik Niçin Mühimdir? – Rachel Handley

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Video Oyunları ve Felsefe – Alex Fisher

Video oyunları, insanların spor hayallerini gerçekleştirmelerine, diğer dünyaları keşfetmelerine, oyunlardaki gizemlerin cevaplarını bulmak için saatlerce uğraşmalarına

Ahlaki Hata Teorisi – Ian Tully

Eylemlerimizden hangisinin ahlaken yanlış olduğunu konusunda çoğunlukla bir uzlaşıya varamasak dahi en azından birçoğumuz kimi eylemlerin