Niçin Tüm Komplo Teorilerine Aynı Şekilde Yaklaşmamalıyız? – Jaron Harambam

/
362 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Pandemi ortaya çıkıp yayıldığından beri, aslında neler olup bittiğine dair şüpheler de arttı. Virüsün nerden geldiği, insanları nasıl hasta ettiği, alınan önlemler, askıya alınan sivil haklar, 5G ile ilişkisi, olası tedavi ve ilaçlar ile tüm bunlar üzerindeki Bill Gates’in rolüne dair sorular kendini gösterdi.

Bahsettiğimiz bu şeyler genellikle komplo teorileri olarak sınıflandırılır. Evet bunların hepsi ana akım söyleme güvenmeyip belirli türden ortak motifleri paylaşabilir; fakat türlerinin tek örneği de değiller. Komplo teorileri o kadar farklı biçimler alıyor ve o kadar farklı inandırıcılık derecelerine sahip olabiliyorlar ki; tümünü tek başlık altında toplamının ne kadar işe yarar olduğundan şüpheliyim. Farklı türdeki koronavirüse dair komplo teorilerini anlamak ve onlara karşı güçlü bir cevap vermek için daha derine inmemiz gerek!

Koronavirüse dair komplo teorilerin niçin popüler olduğuyla ilgili baskın açıklama da diğerlerine oldukça benzerdir: Karanlık ve rahatsız edici olan fikirler, insanların karmakarışık ve belirsiz dünyayı anlamalarına yardımcı olur. Trajik olayları izah etmek adına yeterince geniş çaplı açıklamalar sunup öznenin biz olduğu ve kontrolün biz de olduğu duygularını geri verirler.

İnsanlar çok farklı sebeplerden ötürü komplo teorilerine inanabilir.

Ateşe verilen 5G direklerinden koronavirüs önlemlerinin göz ardı edilmesine dek; bu fikirlerin bazen aktüel dünyada sonuçları olduğundan dolayı birçok yorumcu bu komplo teorilerine şiddetle köpürüyor. Yetkililerin artık yalnızca bir sağlık pandemisi ile değil aynı zamanda çarpıtma/kirli bilgi salgını ile de mücadele etmelerini gerekiyor.

Çeşitliliği ve Bağlamı Fark Etmek

Genelleme yapmak ile ilgili problemin üç boyutu vardır. Genelleme yapmak; ne komplo teorisyenlerinin bizzat kendilerine yönelik motivasyonlarını; ne farklı komplo teorilerinin çeşitli biçimleri ile inandırıcılıklarını; ne de çeşitli politik ve toplumsal meselelerle olan ilişkilerini hesaba katmaz. Komplo teorilerini açıklamaya yönelik tek tip açıklamalar sunmak, onların içeriklerini veya temelinde yatan kaygıları yeterince ciddi bir şekilde ele almamak demektir. Aynı şekilde, bunu yapmak kimi komplo teorilerinin çeşitli propaganda savaşlarında nasıl silah olarak kullanıldığını da ıskalar.

Söz konusu bu komplo teorilerine daha yakından bakmak veya aslında daha iyisi, onları dolaşıma sokup yayan insanlar ile fiili ilişki kurmak; komplo teorilerinin rahatsız edici dönemlerde standart ve tekdüze çözüm stratejisi olmaktan ziyade oldukça farklı içerimleri olan kültürel ifadeler olduğunu gösterir. Bahsettiğimiz bu içerimler şunlardır:

  • kitlesel aşılamaya yönelik planlı uygulamalara dair şüpheler,
  • virüsün kökenine dair soru işaretleri,
  • yönetici elitlere yönelik nefret,
  • jeolopolitik çıkarım ve imalar,
  • abartılı medya paniği,
  • Çinliler veya Yahudiler gibi belirli toplumsal grupların günah keçisi ilan edilmesi,
  • COVID-19 semptom ve ölümlerine dair yöntem ve ölçümlerin eleştirilmesi,
  • zengin ve güçlü hayırseverlere dair memnuniyetsizlikler,
  • otoriter hükümet politikalarının giderek yaygınlaşmasına ilişkin kaygılar,
  • veya etkili ilaç arayışında şirketlerin müdahale ve girişimlerine dair endişeler.

Yayınlanan son kitabımda da ele aldığım üzere bu manzara bize; farklı komplo teorilerinin anlamı, çeşitliliği ve bağlamı ile bunlara inanan insanlara daha çok odaklanmamız gerektiğini söylüyor.

Farklı Komplo Teorisi Alt-kültürleri

Çağdaş komplo kültürlerine yönelik etnografik araştırma çalışmalarım esnasında oldukça farklı insanlar, fikirler, uygulamalar ve topluluklar ile karşılaştım. Koronavirüs komplo teorileri henüz tam anlamıyla yerleşmediğinden dolayı çok daha uzun süredir var olan ve oldukça farklı olan bazı meşhur farklı komplo teorisi alt kültürlerine bakalım. Bunlar, komplo teorileri ve onlara inanan kişilerin ne kadar çeşitli olabileceğini göstermektedir. Aşı karşıtı hareket ile başlarsak; birçoğu için aşılar büyük bir endişe kaynağıdır. Batı dünyasındaki birçok aşı karşıtı kişi, yüksek eğitimli kentli hipsterlardan oluştuğu için bu insanları acınacak derecede cahiller diyerek elimizin tersiyle itmek zordur.

Big Pharma’nın eleştirinin yanı sıra aşı tereddütü; beden ve sağlığa dair bütüncül ve natüralistik fikirlerle kuşatılır; temeli alternatif tıp ve New Age spiritüalizmine dayalı düşüncelere yaslanır. Söz konusu bu alt kültür dünyalarında duygular, hisler, deneyimler, tanıklıklar ve sosyal ilişkiler çoğunlukla bilimsel bilgilerden çok daha önem verilen rehberlerdir.

11 Eylül Gerçeği Hareketi‘ne (9/11 Truth Movement) dahil olanlar ise oldukça farklıdır. Büyük ölçüde jeopolitik ve hükümetlerin örtbas etmesi gibi şeylerle ilgilenen bu insanlar, bilimsel kanıtlar ve alternatif gerçeklere dayanarak 11 Eylül’ün ana akım anlatısına meydan okuyorlar. İkiz kulelerin niçin uçakların çarpmasıyla yıkılmış olamayacağına dair görsel kanıtlar ve matematiksel hesaplar geliştirerek; kontrollü yıkımdan söz ediyorlar. Bu harekete mensup olan aktivistlerin fizik, inşaat ve patlayıcı bilgileri vardır; meşruiyetlerini de bu uzmanlıkla temellendirirler. Dikkatlerini “Resmi yalanları ifşa etmeye” çevirmiş durumdalar. Sanki birer gerçek aktivistlermiş gibi, “11 Eylül’den sorumlu olan rejim ve yasadışı iktidar yapılarına son vermek için” için devrimci bir değişim talep ediyorlar.

Gülünç mi Yoksa Tehlikeli mi?

Berligin derecede farklı olan komplo alt kültürlerinin listesine devam edilebilir. Farklı türden bilimsel metodolojiler uygulayan ve olgusal dünyada gerçek deneyler yaparak yeryüzünün bir küre değil de, Truman Show benzeri bir kubbe olduğunu kanıtlamak isteyen “Düz Dünyacıları” düşünün. Fakat rasyonel düşünceyi ve bilimsel yöntemleri tercih etmek, topluluğun bir parçası olmak için zorunlu olarak gerekli değildir. 11 Eylül Gerçeği hareketi üyeleri, genellikle, güvenilirliliklerini zarar verdiğini düşünerek bunlardan uzak dururlar.

Diğer yandan ise QAnon takipçileri, anonim liderleri Q’dan gelen gizli mesajları yorumlamak için farklı türden stratejiler uygular. Bunlara “kırıntılar” (crumbs) veya “damlalar” (drops) denir ve tümü de var olan hakikat ve kurtuluş arayışlarının bir parçasıdır. Milenyuma inanan (diğer) Yeni Dini Hareketleri‘yle birçok ortak özelliği paylaşan QAnon takipçileri, komplonun yerle bir olacağı ve kendi takipçilerinin aklanacağı şiddetli bir kıyamet beklemektedir.

Sonuna geldiğimiz bu kısacık genel bakış; çeşitli komplo teorisi alt kültürlerinin oldukça farklı temalarını, ideolojilerini, akla yatkınlılığını, kökenlerini, fertlerini ve potansiyel tehlikelerini zaten gözler önüne sermektedir. Komplo teorilerini tek tip bir kategori veya başlık altında toplamak; sözünü ettiğimiz tüm bu farklılıkları ve komplo teorilerinin rol oynadığı çeşitli toplumsal dinamikleri görmezden gelmek demektedir. Bu ise kaçınılmaz olarak basite indirgenmiş açıklamalara doğurmanın yanı sıra; belirli türden fikirleri ve belirli insanları topluca damgalama ve meşru siyasi tartışmalardan zamanı gelmeden dışlama gibi politik bir etkiye de sahiptir.

Komplo teorileri tek tip değildir; o halde onlarla kurduğumuz ilişkilerimiz de tek tip olmamalıdır.


Jaron Harambam– “Why we should not treat all conspiracy theories the same” (Erişim Tarihi: 13.10.2021)

Çeviri: Taner Beyter

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Eleştirel Düşünme: Eleştirel Düşünür Olmak Nasıl Bir Şeydir? – Carolina Flores

Sonraki Gönderi

Anarşizm Nedir ve Neyle İlgilidir? – Andreas Wittel

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü