Toplumdan Ulus-Devlete Atlamak – Jason Brennan

7 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

Çoğu siyaset felsefecisi bir noktada “toplum” diye bir şeye gönderme yapar.

  • “Topluma borcumuz var.”
  • “Bir toplumun temel yapısı o toplumdaki tüm insanların makul biçimde kabul edebileceği şartlar üzerinden meşrulaştırılmalıdır.”
  • “Toplumumuzdaki tüm insanlar için bir evrensel temel gelir sağlamamız gerekir.”
  • “Bir toplum sadece dün akşam uydurduğum şu belirli örüntüye denk düşecek şekilde bir ‘yeniden dağıtım’ yaptığında adildir.”

Bu türden şeyler.

Felsefeciler neredeyse her zaman “toplumun” şu veya bu ulus-devletle eş olduğunu varsayarlar.

İlk bakışta bu açıkça yanlış gibidir. 

Örneğin, sosyal yardım ödemelerinde ulusdaşları önceleyen ya da dağıtıcı adalet ilkelerinin ulus devletler arasında değil içinde geçerli olduğunu söyleyen Rawlsçu türden argümanları düşünün: Rawls aynı toplumda yer aldığımız insanlara karşı özel bir yükümlülüklerimiz olduğunu çünkü bizim bireyler olarak çok büyük fayda elde ettiğimiz bir işbirliği ağının parçası olduğumuzu söylerdi.

Burada argüman kendi şahsi refahınızın büyük oranda üye olduğunuz ve içinde bulunduğunuz belirli bir topluma bağlı olduğu şeklindedir. Arkaplandaki çeşitli kurumlara, geçmişteki birikmiş sermaye oranlarına vb. bağlısınızdır. Bu türden faydaları elde ettiğiniz için, sizin daha iyi durumda olmanızı sağlayan toplumsal koşulları yaratmaya ve devam ettirmeye yardım eden diğer katılımcılara borcunuz vardır.

Fakat burada bahsedilen “toplum”un nasıl olup da modern ulus-devletlere tamamen tesadüfen cuk diye oturduğunu anlamak kolay değil. Her birimiz diğer milyarlarca kişiyle kompleks işbirliği ağlarıyla ilişki halindeyiz. Bu ağlardaki insanların bazıları yakın bazılarıysa uzakta, ağların hepsi birçok noktada kesişen resmi ve resmi olmayan kurumlar tarafından düzenleniyor. Ağlarımızın her biri farklı ve bizim tekil ağlarımızın farklı kısımları farklı kurumlar tarafından yönetiliyor. Sizin ağınız ulus-devletinizin sınırlarıyla eşleşmiyor, ve hatta sınırınızın dışındaki insanlarla içeridekilerden daha yüksek seviyede ilişkide bulunuyorsunuz ve onlarla bağınız daha yüksek. 

Benzer bir şekilde, varsayalım Rawls şunu diyor,

Biz ulusdaşlarımıza daha fazla borçluyuz çünkü oyunun kurallarını meşrulaştıracağımız kişiler onlar. Toplumumuzun kurumları, her bir üye bu kurallarda yeterli çıkara sahip olmadığı ve onlardan yeterince faydalanamadığı, yani bu kurallara uymalarını talep etmemiz makul olmadığı sürece meşru olmayacaktır.

Fakat yine “toplum” kelimesinin modern ulus-devlete nasıl denk düştüğünün makul bir yorumu yok. Siz, farklı kısımlarını farklı kurumların düzenlediği ve etkilediği bir işbirliği ile etki ağının parçasısınız. Sizi doğrudan düzenleyen kurumlar bile sizin ulus-devletinizle eş değil. Hem yerel hem uluslararası yasalar, kurallar, gelenekler ve normları içeriyor. Sizin işbirliği ağınız benimkiyle kesişiyor ama benimkinden farklı.

Rawls’un bu itiraza vereceği bir cevap yok, çünkü bu sorunu böyle bir sorun olmayacağını hayal ederek ortadan kaldırıyor. Rawls, Bir Adalet Kuramında, teorisini kurarken kendisine kolaylık olması için bize insanların sadece doğumla girebildiği ve ölümle ayrılabildiği, tüm normların, geleneklerin ve yasaların tüm bölge boyunca birlik olduğu yalıtılmış bir özerk bir ulus-devlet hayal etmemizi istiyor. Rawls’un hayali örneğinde, toplum bir devletin tüm üyelerine denk ve hepimiz aynı temel yapıya tabiyiz. Fakat bunun gerçek hayatla dünyayla alakası yok. Gerçek dünyada ulus-devletler temel bir yapı etrafında bütünleşmiyor ve ulus-devletle eş olan bir “toplum” yok.

John Rawls (1921-2002)

Buradaki mesele gerçek dünyanın Rawls’un düşünce deneyinden ya da modelinden daha karmaşık olması da değil. Bundan ziyade, Rawls’un da düşünce deneyinin gerçek hayattaki toplumsal etkileşimlerin mühim noktalarını yakalamayı veya modellemeyi başaramaması. Gerçeklik şudur ki —ki her ciddi siyaset felsefesinin kabul etmesi gerekir bu gerçekliği—, her birimiz birbirinden biraz farklı, bazıları daha kalın bazıları daha ince olan ve modern ulus-devletlerimizin sınırlarıyla örtüşmeyen karmaşık etkileşim ve etki ağlarının içindeyiz.  

Eğer siyaset veya toplum felsefesi yapan bir kitap veya makale okuyorsanız ve orada bu hata yapılıyorsa onu çöpe atmalısınız. Zira o, sahte bir problemi analiz etmeye ya da çözmeye çalışırken gerçek problemi görmezden gelmektedir. 

Toplum ≠ belirli bir ulusal hükümete tabi halk. 

Jason Brennan- “The Society to Nation-State Slide”, (Erişim Tarihi: 21.06.2020), Erişim Kaynağı: https://200proofliberals.blogspot.com/2020/06/the-society-to-nation-state-slide.html

Çevirmen: Talha Gülmez

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde İngilizce Öğretmenliği okuyor. Yoğunlaştığı alanlar ahlak ve siyaset felsefesi olmakla birlikte politik iktisat ve evrimsel ve bilişsel psikoloji de ilgisi kapsamına girmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Cambridge Üniversitesi’nin Jacques Derrida’ya Fahri Ünvan Vermesine Karşı Ortak Bildiri – Taner Beyter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe