Tüm Fodor’lar Nerede? Veya Felsefi Natüralizmin Altın Çağı – Eric Schwitzgebel

/
332 Okunma
Okunma süresi: 20 Dakika

1990’larda, ben henüz bir yüksek lisans öğrencisiyken, yeryüzünde devler dolaşıyordu! Şimdilerde dünya, normal insan boyutundaki insanlarla dolu, ya da bana öyle geliyor. Elbette akademik felsefe dünyasından bahsediyorum. Bugünlerde merak ettiğim şey, söz konusu bu farkın bir yanılsama olup olmadığı veya bahsettiğimiz dönem ile günümüz felsefeleri arasındaki bazı mühim ve hakiki farklara işaret edip etmediği. İllüzyon olasılığını düşündüğümde; bunun yalnızca bir illüzyon olmadığını tahmin ediyorum. Tarihçilerin geriye doğru şöyle baktığında, 1960’lar ile 1990’lar arasını Anglofon felsefesinin büyük altın çağlardan biri olarak göreceğini tahmin ediyorum.

O Zaman ki ve Şimdi ki Seçkin Bölümler

1990’larda felsefenin en seçkin bölümlerinden üçünü düşünün.

Princeton: Sarah Broadie, John Cooper, Harry Frankfurt, Gilbert Harman ve Bas Van Fraassen gibi birçok etkili filozofun yanı sıra, 20. yüzyıl sonu felsefesinin en önemli isimlerinden ikisi olan David Lewis ve Saul Kripke’yi gururla bünyesinde barındırıyordu. Yüksek lisans okuluna gittiğim Berkeley’de; Donald Davidson, Hubert Dreyfus, John Searle ve Bernard Williams (yarı zamanlı) gibi oldukça meşhur isimler yer alıyordu. Harvard‘da ise Hilary Putnam, John Rawls ve Robert Nozick vardı.

Çalışmamı biraz daha sistematik hale getirmek için, 1996-1997 dolaylarında bu üç kurumdaki profesörlerin bir listesini derledim ve ardından 2021’de ilk üç bölümden tam profesörlerin bir karşılaştırma listesini oluşturdum ve 2021’de ilk üçte yer alan bölümlerdeki profesörler ile bir karşılaştırma listesini oluşturdum.

Quine

Ana gönderiyi dağıtmamak için, birazdan incelemeniz gereken bir ek olarak bulmanız mümkün olacak.

2021 listesinde de gerçekten muhteşem filozoflar var! Örneğin Ned Block, David Chalmers, Frances Kamm, Philip Pettit, Jonathan Schaffer, Ted Sider ve Ernest Sosa. Bu filozoflardan bazıları, sanırım, tarihsel açıdan epey etkili olan kişiler olarak hafızlarda yer alacaklar ve 100 yıl sonra da isimleri bolca telaffuz edilecek. Amacım gölge yapmak değil. Ama… diğer profesyonel felsefecilerin de bu konuda benimle aynı fikirde olma eğiliminde olacağını düşünerek söylüyorum (eğer böyle olmazsa onların yorumlarını da duymak isterim)…. 2021 listesi, 1996 listesi kadar parlak ve saygın bir liste değil. Ted Sider ve Frances Kamm, son derece hayran olduğum gerçekten muhteşem filozoflardır, fakat özür dileyerek söylemem gerekir ki, muhtemelen tarihsel açıdan David Lewis ve John Rawls kadar etkili ve mühim isimler değiller. Veya bana öyle geliyor

İlüzyon Hipotezleri

Fakat kim bilir belki de ben yanılıyorumdur. Yanılmış olabileceğim bazı noktaları ele alalım.

Mezun Olunan Okul Etkisi: Şunların gerçek bir fenomen olduğundan şüpheleniyorum; Lisans ve lisansüstü eğitiminizde önemli olarak sunulan filozoflar, sonradan meşhur olanlarla karşılaştırılamayacak derecede çok ön plana çıkarılıyor. Lewis, Kripke, Davidson, Kuhn, Fodor, Dennett, Rawls, Williams, vb.’den önce var olan felsefi bir dönemi hatırlayamıyorum. Söz konusu bu filozoflar felsefeyi kavramamda kalıcı etki yaratan simalar oldular ve yaptıkları çalışmalarla en başından beri felsefe ile olan ilişkimi şekillendirdiler. Muhtemelen, bu sezgisel saygı düzeyimde sonraki filozoflara göre onlara daha büyük bir avantaj sağlıyor. Bunu destekleyen bir durum olarak şunu düşünün: O neslin felsefecilerinin kimi zaman Quine, Austin ve Ryle’dan, akranlarının asla sahip olmadıkları bir saygıyla söz ettiklerini hatırlıyorum. Fakat Quine’a karşı Lewis’e veya Ryle’a karşı Dennett’e karşı içten/içgüdüsel saygım arasında pek bir fark hissetmiyorum.

Kariyer Ortası İllüzyonu: 2021 listesinde yer alan bazı filozoflar hala oldukça genç. Örnek olarak; şimdi ki Ted Sider’ı 1996 yılındaki David Lewis ile karşılaştırmak pek adil olmazdı. Lewis, 1996 yılında, ses getiren çalışmalarının neredeyse tamamını yazmıştı. Sider’in hala daha yapılacak oldukça mühim işleri olabilir. Ayrıca, daha önceki incelememde, filozofların en etkili eserlerini ortalama olarak 44 yaşında kaleme alma eğiliminde olduklarını, fakat çalışmalarının yüksek sesle tartışılmaya onlar 55-70 yaşlarındayken ulaşma eğiliminde olduğunu buldum. Felsefe yavaş ilerler. Elbette günümüzün orta-yaşlı filozoflarından bazıları, en etkili çalışmalarını hâlâ tam olarak kaleme almış değil. Şu, okumakta olduğunu zihin egzersiziyle ilgili oldukça yerinde bir endişedir. Ama, yalnızca her iki listedeki süper kıdemlileri dikkate alarak söz konusu endişeyi giderebiliriz. Bana öyle geliyor ki; etkisi veya çekiciliğinin çoğu 1996’dan sonra gelen herhangi birini 1996 listesinden çıkarırsanız, bir fark bırakır.

Yeteneklilerin Dağılımı: Bir diğer ihtimal ise şöyle; belki de 1990’larda, en etkili filozoflar birkaç önde gelen üniversitede toplanma eğilimindeyken, 2020’lerde yetenekliler farklı dağıldı. Eğer öyleyse, 1996’daki üç üniversite ile 2021’deki üç üniversiteyi karşılaştırmak biraz haksızlık olur.

Belki de durum böyledir. Fakat bence dengeli bir değerlendirme, bunun 1996 ile 2021 arasındaki görünür farkın tam açıklaması olamayacağını gösteriyor; bu farkı değerlendirirken çok sistematik davranmasak dahi. 1996 yılında, sahayı şekillendiren birçok filozof başladıkları yer olarak; MIT’de Kuhn, Tufts’ta Dennett, Oxford’da Foot ve Parfit, New York Üniversitesi’nde Nagel, Stanford’da Dretske ve Rutgers’da Fodor dahil olmak üzere; Princeton, Harvard veya Berkeley’de değildi.

Baby Boom Felsefe Alemi ve Natüralizmin Altın Çağı

Her ne kadar illüzyon hipotezlerinde bir miktar doğruluk payı olduğunu kabul etsem dahi, ben iki gerçekçi hipotezi daha çok destekleme eğilimindeyim.

Boomer’ları Eğitmek için Tutulan Nesil: İlk hipotez demografiktir. 1960’larda ve 1970’lerin başında felsefenin iş piyasası muhteşemdi! Bu dönemde ABD’deki üniversitelerde büyük bir işe alım dalgası vardı. İş görüşmeleri ve istihdamlar, genellikle, yalnızca bir telefon görüşmesi ile gerçekleşiyordu. Baby boomer’lar koleje gitmeye başladıkça üniversite eğitimi almak bir üst orta sınıfa giden standart yol olarak görülmeye başlandı: Bundan ötürü felsefe profesörleri de dahil olmak üzere profesörlere büyük bir talep vardı. Üniversite sayıları giderek arttı ve üniversiteler büyüdü.

1920’ler ve 1940’ların başlarında doğmuş olan 1960’larda ve 1970’lerde az veya çok akademiyi devralan ve 20. yüzyılın geri kalanı boyunca ana akım Analitik felsefesinin gündemini belirleyen bir filozof kuşağı vardı. Bu isimler, baby boomer’ların yardımcı doçent olarak piyasaya girdiği 1980’lerde ve 1990’larda hala aktiflerdi. 1980’lerden itibaren akademik iş piyasası epey kötü bir hale geldi. Baby boomer’ları eğitmek için işe alınan nesil; kariyerin ortasındaydı, sahaya hükmediyordu, gündemi belirlemeye devam ederek imrenilen akademik pozisyonlarda oturmaya devam ediyordu. Baby boomer’lar bir miktar onların gölgesinde kaldı. Bahsettiğimiz bu filozof kuşağının önemsediği konu başlıkları ve problemlerin (veya her şeyin) 1960’ların sonundan 1990’lara kadar felsefe alanına hakim olması demografik olarak neredeyse kaçınılmazdı. “Sessiz Nesil”in, felsefede sessiz olmaktan başka bir işlevi yoktu.

Daha önceki bir gönderide, bu duruma Baby Boom Felsefe Alemi adını vermiştim. Öne sürdüğüm bu hipotez hem demografik rakamlar hem de Stanford Felsefe Ansiklopedisi’ne yönelik yaptığım bazı analizlerle destekleniyor. Eğer baby boomer’lar sahiden de gölgede bırakıldıysa, o halde şimdilerde felsefenin kendisini toparlanmasını beklememeliyiz: Çünkü hâlâ yüksek felsefi etki çağını, yani 55-70 yaşlarını işgal edenler çoğunlukla baby boomer’lardır.

David Kellogg Lewis

Natüralizmin Altın Çağı

Tüm bunların yanı sıra, epey mühim olan bir tarihsel akımın da mevcut manzaranın şekillenmesine katkıda bulunduğundan şüpheleniyorum. Felsefe, nihayet natüralizm konusunda ciddileşti. 16. ve 17. yüzyıllarda yaşanan Bilimsel Devrim döneminden beri; insanları diğer biyolojik organizmalardan tür olarak kökten farklı olmayan ve tamamen biyolojik organizmalar olarak gören, dini, ruhani veya maddi olmayan her şeye şüpheyle yaklaşıp bilimsel akıl yürütme yoluyla tüm insan deneyimini açıklamak isteyen natüralist eğilimli filozoflar her zaman var olagelmiştir. Fakat yine de 20. yüzyılın ikinci yarısına dek tümüyle natüralist olan bir yaklaşım felsefede baskın görüş haline hiç gelmemişti. Bu durum, muhtemelen en az üç bilimsel gelişmeyle bağlantılıydı:

  • (1) evrim teorisinin genetik teori ile bütünleştirildiği biyolojideki “modern sentez”,
  • (2) bilgisayar bilimlerinin yükselişi, hesaplama teorisi (computational theory) ve bilgi teorisi (information theory) ve,
  • (3) Görelilik Kuramı’nın, parçacık fiziğinin, atom bombası ile nükleer silahlanma yarışının ve uzay yarışının yükselişiyle fiziğe gösterilen muazzam derecedeki toplumsal itibar ve prestij.

Her türden büyük teknolojik gelişmeyi bu manzaraya dahil etme riski var ama modern tıbbın ve otomobil teknolojilerinin yükselişinden de söz edebilirim.

Natüralizm bir azınlık görüş haline geldiğinde, natüralizmin felsefi savunucuları onu diğer yaklaşımlara karşı savunmaya odaklanmak zorunda kaldı. Natüralizm varsayılan arka plan yaklaşımı olarak kabul edildiğinde, natüralistler kendi aralarında tartışmaya çok daha fazla enerji harcayabilir ve yaklaşımın birbirine rakip olan versiyonlarını ayrıntılı olarak geliştirebilirler. 1960’lardaki büyük filozof dalgası, belki de en önemlisi zihin felsefesinde olmak üzere, biliş ve bilince yönelik materyalist yaklaşımların büyük ölçüde gelişmesini sağlayan yayınlarıyla, gerçekten böylesi bir eğilim sergiledi. Başka bir deyişle 1960’lı ve 1990’lı yıllar, filozofların sırtına tarihsel açıdan muazzam öneme sahip bir sorumluluk yüklemişti: Tamamen natüralist bir evren anlayışının yeni hakim olduğu akademik bir dünyada insan(lık) durumuna yönelik sağlam bir natüralist kavrayış. Demografik örtüşmeden dolayı; bu sorumluluğu yerine getirmek, temelleri atmak ve asli hamleleri planlamak için doğru zamanda işe alınan birçok filozof vardı. Bu anlamda; bahsettiğimiz dönemin olağanüstü tarihsel öneme sahip bir altın çağ olarak hatırlanacağını düşünüyorum.

19 Kasım’da Yapılan Ek:

Sosyal medyada gerçekleşen kimi tartışmalarda, birkaç kişi Quine’in bilimsel natüralizminden ve mantıksal ampiristlerden bahis açtı. İşte 20. yüzyıldaki natüralizm tarihinin geriye dönüp bakıldığında nasıl görüleceğine dair geniş kapsamlı tahminim. 1930’lar ve 1950’lerin bilimsel natüralizmi, savunma pozisyonunda olan bir azınlık görüşüydü. (J. J. C. Smart ve Ullin Place’in 1950’lerdeki materyalist varsayımlarının böylesine bir sıçrama yapmasının bir nedeni de budur.) Ve bu savunma halindeki azınlığın natüralist pozisyonları arasında davranışçılık, metafiziğin tümüyle reddi ve ahlak felsefesinde biçimsiz bir gayrı-bilişselcilik gibi radikal uç noktalara yöneldi. 1960’lar ile1990’larda natüralizm olgunlaşarak arka planda baskın konuma geldi ve filozoflar (kirli) banyo suyuyla birlikte bir kenara atılan farklı türdeki kıymetli bebekleri (yani şeyleri) kurtarabildiler.

  • Bu dönemde Princeton Üniversitesi: Paul Benacerraf, Sarah Broadie, John Burgess, John Cooper, Harry Frankfurt, Gilbert Harman, Richard Jeffrey, Mark Johnston, Saul Kripke, David Lewis, Alexander Nehamas, Scott Soames, Bas van Fraassen ve Margaret Wilson.
  • Bu dönemde Harvard Üniversitesi: Anthony Appiah, Stanley Cavell, Warren Goldfarb, Christine Korsgaard, Robert Nozick, Charles Parsons, Hilary Putnam, John Rawls, Thomas Scanlon, Amartya Sen, Gisela Striker.
  • Bu dönemde Berkeley Üniversitesi: Janet Broughton, Charles Chihara, Alan Code, Donald Davidson, Hubert Dreyfus, Samuel Scheffler, John R. Searle, Kwong-loi Shun, Hans Sluga, Barry Stroud, Bruce Vermazen, Bernard Williams (yarı-zamanlı), Richard Wollheim.

Kıyaslamak gerekirse, 2021’de en yüksek puan alan 3 felsefe bölümündeki tam-zamanlı profesörler (PGR fakülte listelerinden, asistan ve doçentleri çıkararak verilmiştir):

  • Günümüzde Princeton Üniversitesi: Lara Buchak, John P. Burgess, Andrew Chignell, Adam Elga, Daniel Garber, Hans Halvorson, Elizabeth Harman, Mark Johnston, Thomas Kelly, Sarah-Jane Leslie, Hendrik Lorenz, Sarah McGrath, Benjamin Morison, Gideon Rosen, Michael Smith. Part-Time: Philip Pettit.
  • Günümüzde New York Üniversitesi: K. Anthony Appiah, Ned Block, Paul A. Boghossian, David J. Chalmers, Cian Dorr, Hartry H. Field, Kit Fine, Don Garrett, Robert Hopkins, Paul Horwich, Marko Malink, Tim Maudlin, Jessica Moss, John Richardson, Samuel Scheffler, Sharon Street, Michael Strevens, Peter Unger, Crispin Wright.
  • Günümüzde Rutgers Üniversitesi: Karen Bennett, Martha Bolton, Robert Bolton, Elisabeth Camp, Derrick Darby, Andy Egan, Frances Egan, Michael Glanzberg, Alexander Guerrero, Frances Myrna Kamm, Jeffrey C. King, Brian Leftow, Ernest LePore, Martin Lin, Barry Loewer, Brian McLaughlin, Jill North, Michael Otsuka, Paul Pietroski, Jonathan Schaffer, Susanna Schellenberg, Ted Sider, Ernest Sosa, Stephen P. Stich, Larry Temkin, Dean Zimmerman.

Eric Schwitzgebel – “Where Have All the Fodors Gone? Or: The Golden Age of Philosophical Naturalism

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Evrimsel Epistemoloji – Michael Bradie & William Harms (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

Sonraki Gönderi

Kurtuluş Teolojisi’nin Meydan Okuması – Sam Haselby

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü