Anlaşmazlığın Epistemolojisi – Jonathan Matheson

/
19 Okunma
Okunma süresi: 8 Dakika

İnsanlar sahip oldukları politik, dini, ahlaki veya felsefi inançlarına önem verme eğilimindedir. Fakat bu inançlar konusunda hem fikir olmadığınız, hemen hemen sizin kadar bilgili, zeki ve açık görüşlü olan pek çok kişi tanıyorsunuzdur.

Peki ama bu gerçeği gördüğünüz ne tür bir tepki vermeniz doğru olurdu? Sahip olduğunuz inançlara dair duyduğunuz güven azalmalı mı yoksa artmalı mı; veyahut sahip olduğunuz inançlarınızı bir kenara bırakmalı, başkalarının inançlarını mı benimsemelisiniz? Belki de ilgili konuya dair mevcut yargılarınızı askıya almalı veya başka türden bir tutum geliştirmelisiniz?

Sözünü ettiğimiz bu türden bir duruma, anlaşmazlık halinin epistemolojik problemi denir.

1. (Epistemik) Akran Anlaşmazlığı

Filozoflar anlaşmazlığın epistemik anlamını, öncelikle, idealize ettikleri “akran anlaşmazlığı” (peer disagreement) vakalarına yakından bakarak kavramaya çalışırlar. İnsanlar, bir tartışma başlığında haklı olma ihtimallerinin eşit olması halinde, o konuda “epistemik akran” (epistemic peers) olurlar. Bunun anlamı şudur: Taraflar, doğru inançlara sahip olmalarını sağlayan faktörler olan bilgi, zeka ve entelektüel erdemler açısından kabaca birbirlerine denk ve eşittirler. (Mevcut birçok anlaşmazlık ve ihtilafta genellikle bu anlamda gerçek epistemik akranlar bulunmaz, birazdan bundan söz edeceğiz).

Ancak buradaki problem şu ki, epistemik akranlar bir konuda fikir ayrılığına düştüklerinde en az birinin yanılıyor olması olması gerekir. Yani taraflardan en az birinin konuyla ilgili yanlış bir inancı mevcut demektir bu. Epistemik akranların ilgili konu hakkında haklı olma olasılıkları eşit olduğundan ötürü aralarındaki anlaşmazlıklar tedirginlik vericidir, çünkü bir epistemik akranın hata yapma olasılığı en az diğerininki kadar yüksektir (veya düşüktür).

Diyelim ki bir epistemik akranınızın sizinle aynı fikirde olmadığını öğrendiniz, bunu öğrendikten sonra nasıl bir tavır takınmak mantıklıdır? İlgili konuya dair daha fazla kanıt aramanız ve akıl yürütme biçiminizi tekrar gözden geçirmeniz gerekiyor olsa dahi, buradaki temel epistemolojik soru neye inanmanız gerektiğiyle ilgilidir.

Bu meseleye dair iki ana yaklaşım bulunmaktadır.

Anlaşmazlığa dair Uzlaşmacı yaklaşımlar, bir epistemik akranınızla ihtilaf veya anlaşmazlık içinde olduğunu fark ettiğinizde, mevcut inancınızdan tümüyle vazgeçmeseniz dahi, rasyonel olarak, inancınıza yönelik güveninizi azaltmanız gerektiğini savunur.

Anlaşmazlığa dair Kararlı (veya Israrcı) yaklaşımlar ise anlaşmazlığı fark ettikten sonra, daha önce olduğu gibi inanmaya devam etmenin rasyonel olabileceğini savunur.

2. Uzlaşmacı Yaklaşımlar

Uzlaşmacı yaklaşımlar, ilgili bir konu veya iddia söz konusuyken bir epistemik akranınızın sizinle aynı fikirde olmadığını öğrendiğinizde mevcut fikrinizi değiştirmeniz gerektiğini savunur.

Uzlaşmacı yaklaşımlar, rasyonel olarak ne kadar fikir değişikliğinin gerekli olduğunu iddia ettiklerine göre geniş bir yelpazeye sahiptir. En çok tartışılan Uzlaşmacı yaklaşım türü, Eşit Ağırlık görüşüdür. Bu görüşe göre sizin inancınız ile epistemik akranınızın inancına eşit derecede güvenilirlik ağırlığı (veya kanıt ağırlığı) verilmelidir: Her iki inanç da eşit derecede makul görülmelidir: Bu görüş, epistemik akranların her ikisinin de eşit ağırlığı “yarı yarıya kırışması” ve ortada buluşmasını gerektirdiği anlamına gelir. Yani, şayet epistemik akranlardan biri Tanrı’nın var olduğuna inanırken diğeri inanmıyorsa, Eşit Ağırlık görüşü her iki epistemik akranın da Tanrı’nın var olup olmadığına dair yargılarını askıya almalarını gerektirir: Bunun aksi bir pozisyon almak mantıksız olacaktır.

Diğer şeylerin yanı sıra iki örnek vaka Eşit Ağırlık yaklaşımını desteklemektedir. Birincisi, Termometre Vakası olarak bilinir:

Diyelim sizinle aynı odadayız. Her ikimizin de yanında eşit derecede güvenilir olduğuna inandığımız termometreleri var. Benim termometremin ’72’, sizinkinin ise ’74’ gösterdiğini fark ediyoruz.

Soru şu; odanın sıcaklığı hakkında tam olarak neye inanmalıyız? Sırf termometrem öyle gösteriyor diye sıcaklığın 72 olduğuna inanmam, gelişigüzel olarak peşin hükümlü (veya keyfi olarak önyargılı) olmak anlamına gelir. Sizin termometrenizin benimki ile aynı sayıyı göstermediği (yani aynı fikirde olmadığı) için sıcaklığın 72 olduğuna inanmamak ise aşırı ve ölçüsüz derecede itaatkar/saygılı olmak anlamına gelir. Görünüşe bakılırsa burada takınmamız gereken mantıklı tavır, sıcaklığın 72 veya 74 olup olmadığına dair yargılarımızı askıya almaktır: Sıcaklığın kaç derece olduğuna dair hiçbir kesin inancımız olmamalıdır.

İkincisi, Restoran Hesabı Vakası’dır:

Beş arkadaş akşam yemeği için dışarı çıkar. Bu arkadaşların her biri kimin ne sipariş edip yediğini mevzubahis etmeksizin hesabı eşit olarak bölüşmeyi kabul eder. Eva, aklından hesap yapar ve her bir kişinin payına 43 dolar düştüğünden emin olur. Bu arada, Eva’nın epistemik akranı Ava da kafasından hesap yapmış ve her bir kişinin payının 45’er dolar olduğundan emin olmuştur [1].

Beklenildiği üzere Eva, Ava’nın kendisiyle aynı fikirde olmadığını öğrendiğinde herkesin payına düşenin 43 dolar olduğuna dair inancından vazgeçmelidir. Anlaşmazlık göz önüne alındığında, hem Eva hem de masadaki diğerleri, hesabı ödemek için her bir kişinin payına düşen miktar hakkında farklı bir inanca sahip olmamalıdır.

3. Kararlı (Israrcı) Görüşler

Herkes buradaki ifade ettiğimiz görüşlere katılıyor değil, veya en azından sözünü ettiğimiz bu örneklerin sezgisel sonuçlarının diğer epistemik akran anlaşmazlığı durumlarına dek genelleştirilebileceğini düşünmüyor. Kararlı yaklaşımlara göre, epistemik akranınız ile aynı fikirde olmadığınızı öğrenmeden evvel ki gibi; mevcut inancının korumaya devam etmeniz rasyonel olabilir.

Kararlı yaklaşımlar lehine çeşitli gerekçeler öne sürülmüştür. Bazıları, taraflardan birinin doğru akıl yürüttüğünün mühim bir fark yarattığını düşünmektedir. Demin ki örnek vakamıza geri dönecek olursak, Eva gerçekten de doğru bir matematiksel hesap yaptıysa bu göz ardı edilemez bir fark yaratır. Şayet o elindeki kanıtlarını doğru bir biçimde değerlendirdiyse, o halde mevcut inancına bağlı kalmaya devam etmelidir. Bir başkasının mevcut kanıtlarla ilgili yaptığını fark etmesi, inancından vazgeçmesine sebep olmamalıdır. Böylesi bir görüş lehine argümanlar, daha ekstrem anlaşmazlıklara bakılabilir elde edilebilir. Örneğin, Ava herkesin payına düşen hesabın kişi başına 4.500 dolar olduğuna inansaydı ne olurdu? Eva yine de mevcut kendi inancına dair güvenini azaltmalı mı yoksa Eva’nın bu hesaplamasını tamamen ret mi etmeli [3].

Kararlı yaklaşımlar için ikinci bir motivasyon kaynağı, kendine güvenmekte düşüncesinden doğar. Buradaki ana fikir, sizin aynı fikirde olmayan taraflardan biri olmanızın bir fark yaratacağıdır. Sizin (termometreye güvenmenin aksine) kendinize ve kendi becerilerinize duyduğunuz güven her şeyden daha temel ve öncelikli gelmelidir, dolayısıyla böylesi bir durum, anlaşmazlık içinde olan tarafların simetrik (denk) bir pozisyonda olmasını engelleyebilir.

4. Sonuç

İdealize edilmiş “epistemik akran anlaşmazlıkları” üzerine dönen tartışmalar epey zorlayıcıdır. Her ne kadar epistemik akran anlaşmazlıkları üzerine düşünmek gündelik anlaşmazlıklarla nasıl başa çıkacağımızı anlamamıza yardımcı olsa da, içinde yaşadığımız aktüel dünyadaki anlaşmazlıklar söz konusu olduğunda işler çok daha karmaşıktır. [4] Politik, dini, ahlaki ve felsefi inançlar söz konusu olduğunda, çevrede, sizinle aynı fikirde olmayan (ve aynı fikirde olan) birçok insan olduğunu bilirsiniz. Sözünü ettiğimiz bu insanların hepsi olmasa da çoğu epistemik akranlarımız değildir, çünkü bu kişilerin bazıları epistemik açıdan bizden üstündürler: Yani ilgili bir konuda size nazaran daha haklı olma olasılıkları daha yüksektir. Peki ama böyle durumdaki insanların, yani epistemik açıdan bizden daha üstün olanların görüşlerini ve diğer tüm görüşleri nasıl değerlendireceğiz? [5] Peki ama günün sonunda mevcut inançlarımızın hali ne olacak? Aktüel ve gerçek anlaşmazlıklarla temas edip bu anlaşmazlıklar arasında gezinmek, karmaşık idealize edilmiş anlaşmazlıklardan daha da zor ve komplikedir; fakat inançlarımızın önemini düşündüğümüzde bu göze almamız ve yapmamız gereken önemli bir iştir.


Dipnotlar

  • [1] Bu örnek vakanın devamı ve ayrıntılı incelemesi Christensen (2007) s. 193’tedir.
  • [2] Bu yaklaşımın daha ayrıntılı bir savunması için Kelly (2005)’e bakınız.
  • [3] Ekstrem anlaşmazlıklara dair daha fazla bilgi için Lackey (2010) ve Christensen’e (2009) bakınız.
  • [4] King (2011)’e bkz.
  • [5] Bununla birlikte söz konusu bu görüşler her zaman için her şeyden bağımsız bir şekilde kabul edilmezler. Dolayısıyla, bu kalabalığın ne kadar önemli olduğunu belirlemek kolay bir şey değildir. Bkz: Lackey (2013).

Referanslar


İlişkili Yazılar


Jonathan Matheson – “The Epistemology of Disagreement“, (Erişim Tarihi: 24.01.2023)

Çevirmen: Taner Beyter

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

“Berbat, Acımasız ve Kısa”: Hobbes’un Doğa Durumunda Yaşama Dair Görüşleri – Daniel Weltman

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü