Fârâbî, İslam’da Sansürü Savunmak İçin Platon’dan Nasıl Yararlandı? – Rashmee Roshan Lall

/
3 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

10. yüzyılda yaşamış, Bağdatlı bir düşünür olan Fârâbî ismine pek aşina olmayabilirsiniz fakat çalışmalarını ya da en azından sonuçlarını az çok biliyorsunuzdur. Rivayetlere göre Fârâbî, sarsılmaz inanca sahip bir Sûfî ve pek değişmeyen basit zevkleri olan bir adamdı. Bağdat’a taşınmadan evvel Şam bağlarında tarım işçisi olan Fârâbî, kuzu yüreği ve tatlı fesleğenli sudan oluşan sade bir diyeti tercih ediyordu. Fârâbî; siyaset felsefesinde, bilhassa Platon ve Aristoteles’ten gelen çeşitli Helenik (Kadîm Yunan) fikirlerden etkilenerek onları zamanın akışına göre uyarladı ve genişletti.

Fârâbî’nin yaşadığı yıllarda güçlü Abbasi İmparatorluğundaki vaziyet, muhafazakârlık ile radikal adaptasyonun (bireye uymayan dünyayı değiştirme arzusu)[1] hassas bir şekilde dengelenmesini gerektiriyordu. Fârâbî; imparatorluğun, kendisinin daralmış bir versiyonu haline geldiği için artan işlevsizliğinin temeline karşı; sivil erdeme, adâlete, insanların sââdetine ve toplum düzenine yardımcı olan bir siyaset felsefesi teorisi ortaya attı.

Fakat Fârâbî’nin asıl mirası, Müslüman dünyadaki yaratıcı fikirleri kontrol etmek amacıyla önerdiği felsefi mantık olabilir. Yedinci yüzyılın sonlarında, İslam’ın ilk hânedanı olan Emevîlerin bir halifesi tarafından başlatılan “anikonizm”[2](tasvir yasağı) projesini tamamladı. Halife Abdülmelik b. Mervan, sikkelerde nonfigüratif (tasvirsiz) resimler kullandı ve yeni Müslüman inancının ilk yapısı olan Kubbetu’s-sahre’de kaligrafik yazılar (hat yazıları) kullandı. Bu, İslam Sanatının tipik Greko-Romen geleneğinden kopuşunun habercisiydi. Fârâbî, birkaç yüzyıl sonra kelime aracılığıyla temsil üzerindeki kısıtlamaları tartışarak yaratıcı kontrol kavramını yeni boyutlara taşıdı. Bunu Platon’un fikirlerini devam ettirir şekilde yaptı ve İslam’ın yaratıcı ifadeyi anlama ve cevaplandırmasının somutlaştırmasına yardımcı oldu.

İslam’ın ve Peygamberinin sözel tasvirleri, en az tasvir sanatlar kadar günah sayılırdı. Fârâbî’nin temsil yasağını rasyonelleştirmesinin sonuçları günümüzde bariz bir şekilde görülmektedir. 1989’da İranlı Ayetullah Humeyni, “Şeytan Ayetleri” (The Satanic Verses, 1988) adlı kitabı yazdığı için Salman Rüşdi’yi ölüme mahkûm eden bir fetva yayınladı. Bu kitap, Hz. Muhammed’in hayatına ilişkin kurgusal anlatımından dolayı Müslümanların öfkesine sebep oldu. 2001’de Taliban, 6. Yüzyıldan kalma Bamyan Buda heykellerini patlatarak yok etti. 2005 yılında, Danimarka menşeili Jyllands-Posten gazetesinin peygamberi tasvir etmesi tartışmalara yol açtı. Çizilen karikatürler, en az on yıl boyunca bir şekilde öfkeyi körüklemeye devam etti. Orta Doğu’da protestolar yapıldı, birkaç Avrupa kökenli gazetenin karikatürleri tekrar basmasıyla bazı Batı Büyükelçiliklerine saldırılar düzenlendi. 2008’de Usame bin Ladin; Avrupa’ya, İslam’a karşı yeni bir Haçlı Seferi düzenledikleri iddiasıyla kışkırtıcı bir tehdit niteliğinde uyarı yayınladı. 2015 yılında Müslümanların duyarlılıklarına saldırmayı adet haline getirmiş Paris menşeili bir hiciv dergisi olan Charlie Hebdo’nun ofisi silahlı kişiler tarafından saldırıya uğradı ve 12 kişi öldürüldü. Dergi, Fransa’nın İslami yönetim altındaki fütüristtik bir tasviri olan Michel Houellebecq’in “Submission” (Soumission, 2015) adlı romanını öne çıkarmıştı.

Bir bakıma, Bamyan Buda heykellerinin yok edilmesi, Danimarka’dan yayılan karikatürlere yönelik tepki, Charlie Hebdo’nun yazı işlerine yönelik saldırı; Rüşdi’ye verilen fetvadan farklı değildi. Bunların hepsi, kelime veya imgeler aracılığıyla tasviri kontrol etme isteğiyle bağlantılıydı.

Eğer İslam’ın en büyük projesi olan çok ırklı milletler topluluğu, Abbasi Devleti korunacaksa; Fârâbî, sözün denetlenmesini gerekli görüyordu. Fârâbî, bazı temel teorilerini düşünürken Biçimsel Tasvir, hemen hemen Müslümanlar için bir sorun teşkil ediyordu. Peygamberin 632’deki ölümünden sonraki 30 yıl içinde sanat ve yaratıcı ifade, amaçlanan içeriğe bağlı olarak iki paralel yol aldı. Birincisi Emevîlerin (661-750) sarayları ve hamamları gibi din-dışı (seküler) mekânlar için tasarlanan sanat, ikincisi ise Kubbetu’s-sahre (691) benzeri camiler ve türbeler yani dini mekanlar için uygun olduğu düşünülen sanattı. Halife Abdülmelik b. Mervan, mevkidaşı Bizanslı İmparator II. Jüstinyen ile sikkeler üzerinde bulunan tasvirlerden dolayı “simge polemiği” diye adlandırılan bir tartışma yaşamıştı. Nihayetinde Abdülmelik; sikkelere, kendi portresinin tasviri yerine “Ortodoks hükümdarı” ve “Allah’ın temsilcisi [halifesi]” ibarelerinin yazılı olduğu sikkeler bastırdı. Kubbetu’s-sahre’nin dekorasyonu yapılırken canlı yaratıkların tasvirlerinin ziyade hat yazısı sanatı kullanılmıştı. Tasvirlerin eksikliği yeni bir imaj haline gelmişti yani aslında yazılar artık yeni imgelerdi ve bu nedenle hat sanatı, Müslüman sanat biçimlerinin en büyüğü haline geldi. Yazılı kelimenin önemi -onun kabullenilmesi ve anlamı- Abbasilerin sekizinci yüzyıldan onuncu yüzyıla kadar Yunancadan Arapçaya çeviri hareketine yaptığı yatırımla[3] da örneklenmişti.

Sonuç olarak Fârâbî’nin yaşadığı dönemde Müslümanlar için en önemli şey, tasviri yazı sanatı sayesinde kontrol etmekti. Hristiyan ikon hayranları, yazının resimle aynı temsil gücüne sahip olduğu iddiasıyla dini tasvirleri savundular. Dârülislâm’da[4] yaşayan ve Arapça yazan ikon hayranı Hristiyan Rahip Theodore Ebû Kurre, “sözler resimler gibidir ve tasvirler, okuma yazma bilmeyenlerin yazılarıdır” dedi.

Fârâbî, Abbasi imparatorluğunun düşüşte olduğu dönemde yazılarının -iyi ya da kötü- gücü konusunda endişeliydi. Yaratıcı bireyleri ürünlerinden sorumlu tuttu. Abbasi halifeleri ise giderek artan ahlaki ve siyasi krizlerle karşı karşıyaydı. Bu durum Arap dünyasının en özgün düşünürlerinden olan Fârâbî’yi, İslam’ın ve İslam’ın genişleyen-çeşitliliği artan egemenliklerinin karşı karşıya olduğu temel sorunları, lokal ve geçici meseleler aracılığıyla tahmin etmeye yöneltti.

Fârâbî, Platon’un kendi zamanı için hayal ettiği ideal devletini benimseyen bir siyaset felsefesi teorisi ortaya attı. Müslüman okuyuculara, “erdemli bir şehri”, “erdemli din ilkelerine-kurallarına” göre yönetecek “erdemli bir hükümdarın” gerektiğini hatırlatarak bariz liderlik sorununu ele aldı.

Platon gibi Fârâbî de yaratıcı ifadenin ideal hükümdarı desteklemesini böylece dolaylı olarak erdemli şehri ve statükoyu desteklemesi gerektiğini öne sürdü. Tıpkı Platon’un “Devlet” kitabında; ideal devletteki şairlerden, özellikle tanrılar hakkında değişmeyen iyilik hikayeleri anlatmalarını talep ettiği gibi, Fârâbî de yazılarında erdemli şehir için “övgüye değer” şiirlerden, melodilerden ve şarkılardan bahsetti. Fârâbî, erdemli şehir için yüce hükümdar ve erdemli kralın hizmetinde kullanılan yazı türlerinden “en saygıdeğer” yazı türleri olarak bahsetti.

Kabul edilen görüşe göre Fârâbî’nin siyaset felsefesi, onun Eflâtûn’u-İlahi diye adlandırdığı Platon’dan epey etkilenmişti. Platon’un “yazarların sansürlenmesi” iddiasını Müslüman toplum için sosyal bir fayda olarak kabul ettiğinde, sözcükleri kontrol ederek anlatıyı yönetmek için bir gerekçe oluşturuyordu. Bu İslam’ın imaj inşasının gelecek aşaması için çok önemliydi.

Farslı bilginler İbn Sînâ (980-1037) ve İmam Gazzâlî (1058-1111) gibi gelecek nesillerin önde gelen bilginleri de Fârâbî’nin fikirlerinden etkilenmiş olması muhtemeldir. Şüphesiz yaratıcı yazmayı kontrol etmeyi akılcılaştırması, yeni yorumun meşruiyetini inkâr etme konusunda daha fazla eyleme izin verdi.

Dipnotlar


Sam Haselby – “How Al-Farabi drew on Plato to argue for censorship in Islam”, (Erişim Tarihi: 30.01.2020)

Çevirmen: Mevlüt Çelik

Çeviri Editörü: Çağan Fırtına

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

1950 Yılından Sonraki En Etkili Felsefe Kitapları

En Güncel Haberler Analitik Felsefe