George Orwell’ın Felsefi Görüşleri – Mark Satta

/
12 Okunma
Okunma süresi: 19 Dakika

George Orwell (1903-1950), özellikle Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarıyla meşhur olarak bilinen erken dönem 20. yy yazarıdır. Diğer yandan denemeler, romanlar ve kurgu olmayan metinler de kaleme almıştı.

Felsefe eğitimi almış olmasa dahi Orwell’in yazıları birçok felsefi iddia barındırır. Felsefi yaklaşımı hem öncelikli toplumsal meselelerle hem de güncel felsefi gelişmelerle ilgilidir. Bu yazı, Orwell’ın siyaset felsefesi, epistemoloji ve dil felsefesine dair kimi felsefi görüşlerini incelemektedir.

Orwell ve iki başyapıtı: “Hayvan Çiftliği” ile “1984”.

1. Biyografisi

Orwell, İngiliz olan babasının İngiliz Sivil Servisi (British Civil Service) adına çalıştığı sömürge dönemi Hindistan’ında doğdu ve orta sınıfın bir parçası olarak İngiltere’de büyüdü. Okulu bitirdikten sonra, Burma’da (şimdi Myanmar) İmparatorluk Polisi için beş yıl kadar çalıştı. Orwell bu dönemde bir anti-emperyalist oldu.

İmparatorluk Polisliği’inden istifa ettikten sonra bir yazar olmak amacıyla İngiltere’ye döndü.

Kaleme aldığı metinler genellikle, Paris ve Londra’daki yoksullar arasındaki yaşamı, Kuzey İngiltere’deki çalışma koşullarına dair araştırmaları, İspanya İç Savaşı’nda gönüllü bir asker olarak savaşmayı ve British Broadcasting Company adına II. Dünya Savaşı propagandası yapmayı da içeren kişisel deneyimlerini yansıtıyordu. [1]

Orwell, 1945 yılında Hayvan Çiftliği’ni yayınladı. Bu kitap, ABD ve Birleşik Krallık’ta ticari bir başarı yakaladı. 1949 yılında yayınlanan 1984 kitabı ise daha da büyük bir başarıyı yakalamıştı. Orwell, 1984’ün yayınlanmasından bir yıldan kısa bir süre sonra tüberkülozdan ötürü yaşama veda etti. [2]

2. Politik Felsefesi

Orwell’in ilk metinleri yoksulluk ile emperyalizm temalarına odaklanmıştı. Üst ve orta sınıfların, insanların niçin yoksulluk içinde yaşadıkları ve yoksulluk içinde yaşamanın nasıl bir şey olduğu konusunu genellikle yanlış anladıklarını savunuyordu. [3] Orwell, yoksulların düşük/yetersiz ahlaki karaktere sahip olmalarından ötürü değil insafsız bir eşitsizliğe sebep olan işlevsiz sosyal ve politik sistemlerden dolayı yoksul olduklarını iddia ediyordu. [4]

Orwell, zamanla emperyalizmden nefret etmeye başladı. [5] O, emperyalizm altında ne ezilenlerin ne de ezenlerin özgür olduğunu düşünüyordu. Ezilen kişiler özgür değildi çünkü yabancı emperyalist işgalcilerin yarattığı adaletsizliğe maruz kalıyorlardı. [6] Ezenler de özgür değildi çünkü var olan koşulları korumak uğruna adaletsiz davranmaya zorlanan taraflardı. Bu ezen baskıcı kesimler, kendi sosyal gruplarına fayda sağlayan emperyal politik yapıyı eleştirmeyerek kendilerini sansürlemeleri adına sosyal baskıyla da yüz yüze kalıyorlardı. [7]

Orwell’in daha sonraki geç dönem yazıları, birçok başka konu ile birlikte sosyalizm ve totaliterlik temalarına odaklanmıştı.

Orwell, Sosyalizm lehine bir pozisyon alıp kapitalizmi reddetti.[8] Orwell için sosyalist bir hükümet, büyük sanayi kuruluşlarının kamulaştırıldığı, gelir eşitsizliğinin minimalize edildiği ve içinde bulundukları toplumsal sınıftan bağımsız olarak herkese nitelikli eğitimin verildiği bir hükümetti. [9] Fakat daha da önemlisi Orwell, sosyalizmi Marksizm ve Sovyet Komünizmi’nden ayrı bir yere koyuyordu. [10] Bu şeylerin bazen nasıl da yanlış bir şekilde sosyalizmle bağdaştırılabildiğini fark etti. [11] Orwell sık sık kendisinin demokratik bir sosyalist olduğunu dile getirerek insanların özgürlüğünü ve özerkliğini koruyan sosyalist bir toplum sistemine bağlı olduğunu ifade etmiştir. [12]

Orwell totalitarizme şiddetle karşı çıkmıştı. Totalitarizmi, 20. yüzyıldan daha evvel var olmayan spesifik bir diktatörlük türü olarak görüyordu. Orwell’a göre totaliterlik, tam/eksiksiz kontrol için sınırsız bir arzu ve daha fazla güç için güçlü olma olarak karakterize edildi.[13]

Orwell, bu güç ve kontrol arzusunun, herkes için geçerli olan ve dolayısıyla da bir sultanın bile gücünü sınırlayan adil bir hukuk sistemiyle bağdaşmaz olduğunu düşünüyordu. [14] Fakat diğer yandan totaliterler güçlerinin sınırlandırılmasına müsamaha göstermeyeceklerdir. Orwell, hem Nazi Almanya’sını hem de Sovyet Komünizmi’ni totaliter rejimler olarak görüyordu. [15]

3. Epistemolojisi

Orwella göre totaliter bir rejimin epistemik sonuçları vardı. Totaliter rejimler tam kontrole ihtiyaç duyduklarından, bu amaçlarıyla uyuşmayan olgulara tahammül edemezler. Bu durumunda bir sonucu olarak da totaliterler, siyasi iktidarlarını korumak adına her ne gerekiyorsa söyleyecek ve insanları objektif gerçeklik kavramından uzaklaştırmaya çalışacak veya bunun için ikna etmeye çalışacaklardır.[16] Orwell, totaliter kontrol arzusunun nasıl da totaliterler yöneticilerin gerçekleri yok etmeye çalışmasına sebep olduğunu göstermek adına 1984 adlı kitabında ana düşman olan O’Brien’ı kullandı. [17]

Orwell’in kaygılar taşıdığı gerçekliğin/doğruluğun yok edilmesine yönelik tek politik tehdit totaliterlik değildi. Orwell “milliyetçilik” denilen şeyin de gerçekliğe ve temeli olan doğru inançların oluşumuna yönelik bir tehdit olarak gördü. Orwell, ‘milliyetçilik’i, bir ulusun veya başka bir politik yapının daha ileriye taşınmasını bireyin temel ve ana kaygısı haline getirmesi durumuna/pratiğine atıfta bulunmak adına teknik bir terim olarak kullanıyordu. [18] Milliyetçiler, politik kabilelerine oldukça sadıktırlar ve her şeyi “rekabete dayalı bir prestij” açısından görme eğilimindedirler. [19] Orwell’in milliyetçilik tanımı, bugünün ABD ve birçok Avrupa ülkesindeki siyasi sol ve sağın başvurduğu çağdaş tanımlara benzerlik göstermektedir. [20]

Orwell için milliyetçilik, kendini pozitif ve negatif biçimlerde gösterir. Pozitif milliyetçi üyesi olduğu kendi politik kabilesini desteklemeye, negatif milliyetçi ise karşı taraftaki politik kabileyi karalamaya odaklanır. Orwell’in yaklaşımına göre milliyetçiliğin epistemik anlamı, bu tür bir siyasi sadakatin, milliyetçilerin, ellerindeki bulguları/verileri çoğu zaman bilinçsizce çarpıtmasına ve “gerçekler apaçık bir şekilde onların görüşüne karşı olsa bile” üyesi oldukları politik kabilenin üstün olduğu inancını sürdürmesine yol açmasıdır. [21] Orwell’in görüşleri, modern terimlerle konuşursak, siyasi partizanlığın bilişsel önyargıya veya bilişsel ön yargının siyasi partizanlığa yol açtığı şeklinde özetlenebilir. [22]

4. Dil ve Edebiyat

Orwell politikanın, düşüncenin ve dilin gelişiminin birbirleriyle ilişkili olduğuna inanıyordu. [23] Dil, düşüncelerimizi ve politik görüşümüzü etkilediği için Orwell doğru ve sağlam bir yazı dilinin kullanımının mühim olduğunu düşünüyordu. Orwell’in kötü bir yazı dilinden kaçınmaya yönelik arzusu, “geleneksel/standart İngilizce”yi veya katı gramer kurallarını savunma isteğinden kaynaklanmamaktadır. Bundan ziyade Orwell’in ana amacı, dili kullananların “anlamın kelimeyi seçmesine izin verme, bunun aksini yapmama”yı [24] istemesine yöneliktir. Örneğin Orwell, aklımıza ilk gelen metaforları seçme eğiliminde olduğumuzu fakat söz konusu bu metaforların fikirlerimizi genellikle yanlış yönde ve anlamı kaçırmaya sebep olacak biçimlerde çarpıttığını düşündü. Orwell’ı politik bir yazı sanatı geliştirmeye teşvik eden şey işte tam olarak budur. [25]

Orwell, bir açıdan da, tüm metinlerin politik olduğuna ve tüm sanatın propaganda olduğuna inanıyordu [26] çünkü tüm metinler (yalnızca statükoyu desteklemeyi amaçlayan bir mesaj olsa dahi) politik bir mesaj iletir. Tüm bunlar göz önüne alındığında Orwell’ın, edebiyatı, namlusu totaliterliğe çevrilmiş olan potansiyel bir silah olarak gördüğü söylenebilir.

5. Sonuç

Politik epistemoloji ile dilin politik felsefesi, son zamanlarda, akademik felsefede farklı alt çalışma alanları olarak kendini göstermeye başlamıştır. [27] Görüldüğü üzere Orwell’in politika, düşünce ve dil arasındaki ilişkiye dair görüşleri, dönemini aşmış olup felsefi incelemeye değerdir.


Dipnotlar

  • [1] Bkz, örneğin, Orwell 1933/1961, Orwell 1937/1958 ve Orwell 1938/1952.
  • [2] Aralarında Crick (1980), Sheldon (1991) ve Taylor (2003) da dahil olmak üzere Orwell’ın birçok biyografisi kaleme alınmıştır.
  • [3] Bkz, örneğin, Orwell 1931, Orwell 1933/1961.
  • [4] Bkz. Orwell 1933/1961, Orwell 1937/1958.
  • [5] Orwell 1937/1958, bölüm 9.
  • [6] Orwell 1937/1958, bölüm 9.
  • [7] Bkz. Orwell 1936, Orwell 1937/1958, bölüm 9.
  • [8] Bkz. Orwell 1937/1958, Orwell 1941, Orwell 1946a.
  • [9] Orwell 1941. Sosyalizme giriş için Thomas Metcalf’ın “Kapitalizm ve Sosyalizm İçin Argümanlar” ve “Kapitalizmi ve Sosyalizmi Tanımlamak” yazılarına bakınız.
  • [10] Marksizme giriş için bkz. Dan Lowe’un “Karl Marx’ın Yabancılaşma Anlayışı“.
  • [11] Orwell 1937/1958.
  • [12] Bkz, örneğin, Orwell 1946a.
  • [13] Orwell’in anti-totaliter yazılarına daha yakından bakmak için örnek; Orwell 1943, 1946a, 1946b, 1946c, 1946d.
  • [14] Örneğin, Orwell’ın “hukuk diye bir şey yoktur, yalnızca güç vardır şeklindeki totaliter fikir” dediği yere bkz (Orwell 1941).
  • [15] Bkz. Orwell 1944.
  • [16] Bkz. Orwell 1943.
  • [17] Bkz. Orwell 1949.
  • [18] Bkz. Orwell 1945.
  • [19] Bkz. Orwell 1945.
  • [20] Örneğin, bkz. Rini 2017 ve Abramowitz ve Webster 2018.
  • [21] Bkz. Orwell 1945.
  • [22] Politik partizanlık ile bilişsel önyargı üzerine yapılan çağdaş araştırmalara yakından bakmak için bkz. örneğin, Rini 2017, Abramowitz ve Webster 2018 ve Finkel ve diğerleri 2020.
  • [23] Orwell’in siyaset, dil ve düşüncenin birbirleriyle ilişkisine dair en meşhur yazıları, “Politics and the English Language” adlı makalesi (Orwell 1946c) ve 1984 kitabındaki çeşitli karakterlerin diyalogları ile kitabın çoğunda bulunabilir.
  • [24] Orwell 1946c.
  • [25] Orwell 1946a.
  • [26] Bkz. Orwell 1946a, 1946b, 1946d ve 1940.
  • [27] Politik epistemolojiye dair yapılan son çalışmalar için bkz. Bernecker, Flowerree ile Grundmann (2021), Edenberg ile Hannon (2021), Hannon ve Ridder (2021). Sosyal ve politik dil felsefesindeki son çalışmalar için bkz. Khoo ve Sterken 2021.

Referanslar

İleri Okumalar


Mark Satta– “George Orwell’s Philosophical Views“, (Erişim Tarihi: 16.04.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ahlaki Hata Teorisi – Ian Tully

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Ahlaki Hata Teorisi – Ian Tully

Eylemlerimizden hangisinin ahlaken yanlış olduğunu konusunda çoğunlukla bir uzlaşıya varamasak dahi en azından birçoğumuz kimi eylemlerin