Swinburne’ün Tanrı Konseptine Göre Teizm’in Basit Bir Açıklaması – Musa Yanık

/
100 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

Swinburne Hristiyanlık, Musevilik ve İslam inançlarının temel inancını oluşturan “teistik Tanrı kavramı” olarak bahsettiği şeye bağlı kaldığını savunur. Bu kavrama göre Tanrı, her şeye gücü yeten (sonsuz derecede güçlü), her şeyi bilen (her şeyi bilen), mükemmel derecede iyi ve her şeyin yaratıcısı olan özgür ve her yerde mevcut olan şeydir. Swinburne bu tanımı şöyle ifade eder:

(…) “Tanrı vardır” önermesi, mantıksal olarak “zorunlu olarak bedeni (yani ruhu) olmayan, zorunlu olarak ebedi, tamamen özgür, her şeye gücü yeten bir kişinin var olmasıyla eşdeğerdir. Her şeyi bilen, mükemmel derecede iyi ve her şeyin yaratıcısı. (…) “Tanrı” (…) bu tanımla seçilen kişinin adıdır.[1]

Tanrı, mantıklı olarak mümkün olan her şeyi yapabilmesi ve bilmesi (yani varsaymak için tutarlı olması) anlamında her şeye kadirdir ve her şeyi bilmektedir. Swinburne “mantıksal olarak mümkün” maddesinin, son derece önemli olduğuna işaret eder. Ona göre bu, “Tanrı her şeye kadirdir” varsayımının, tutarsız olduğu itirazları diskalifiye eder, çünkü Tanrı’nın meydana getiremeyeceği durumlar vardır:

Açıklamaları mantıksal bir çelişki içeren bazı (…) durumları vardır; örneğin benim var olmam ve aynı anda var olmamam. Tanrı bu tür [durumları meydana getiremez çünkü onların betimlemeleri] (…), meydana gelebileceğini varsayması tutarlı olan bir şey anlamında, bir durumu gerçekten tanımlamaz.[2]

Bir insanın aynı anda var olup olmaması, bir karenin yuvarlak olması vb. için ne olacağını anlamak zor olsa da, bu kısıtlama Tanrı’nın her şeye kadir olma özelliğine dair şüphe uyandırır. Bu kavramın olağan anlayışında, bazı A şeyi her şeye kadirdir. A her şeyi yapabilir. A‘nın gerçekleştirme gücüne sahip olduğu eylemlerde olduğu gibi hiçbir sınır yoktur. Bu nedenle eğer Tanrı’nın eylem özgürlüğü mantık kuralları ile sınırlandırılmışsa, ona her şeye kadir değil, “faal” (veya benzeri bir şey) olarak atıfta bulunmak daha uygundur.

Swinburne’e göre “mantıksal olarak mümkün” hükmünün öneminin ikinci bir nedeni, Tanrı’nın bilgisini kısıtlamasıdır. Tanrı’nın her şeyi bilmesinin insanın özgür iradesiyle birleştirilemeyeceği sıklıkla iddia edilir; eğer Tanrı insanların gelecekte hangi eylemleri gerçekleştireceğini bilirse, bu eylemler herhangi bir anlamda ilgi çekici veya ilgili anlamda özgür olamaz. Ancak Swinburne, Tanrı’nın insanların gelecekteki özgür eylemleri hakkında bilgi sahibi olmasının mantıksal olarak mümkün olmadığından, bilgisinin bu tür gerçekleri belirten herhangi bir önermeyi içermediğini iddia eder. Aynı zamanda Swinburne, Tanrı’nın maddi olan her şeyden bağımsızlığını “evrenin her parçasının durumu hakkında herhangi bir çıkarım yapmadan bildiğini” ima etmek için varsayar.

Swinburne’e göre Tanrı her şeyin yaratıcısıdır, öyle ki “her an (kendisinden ayrı olarak) var olan her şey, çünkü o an onu yaratır (…) ya da var olmasına izin verir.”[3] Başka bir deyişle Swinburne, Tanrı’nın Evreni sadece yarattığı ve sonra kendi başına bıraktığı iddiasını onaylamaz. Aksine Tanrı, Evrenin var olmaya devam etmesi ve sahip olduğu özelliklere sahip olması için her an gereklidir. Swinburne, başka bir yerde, Evrenin Tanrı onu varlığını sürdürdüğü için var olduğunu ve doğa kanunlarının Tanrı onu meydana getirdiği için işlediğini iddia ederek bu noktayı güçlendirir. Tanrı, “her zaman ahlaki açıdan en iyi eylemi yapar” ve “ahlaki olarak kötü bir eylemde bulunmadığı” anlamında mükemmel bir şekilde iyidir. Tanrı, her yerde mevcut olan bir ruhtur. Tanrı’nın her yerde mevcut olması, “herhangi bir şeye bağımlı olmadan her yerde olup bitenleri bildiği ve her yerdeki tüm olayları temel eylemlerle kontrol edebileceği” [4]anlamına gelir ve onun bir ruh olması, bedenlenmemiş olduğu anlamına gelir. O, her yerde hazır bir ruh olduğu şekilde anlaşılmalıdır:

 (…) Tanrı, düşünce yaşamı için fiziksel hiçbir şeye bağımlı değildir. Ve bilgisinin edinilmesi için herhangi bir fiziksel sürece [bağımlı] olmadan (…) her şeyi bilir. O, belirli bir bakış açısından ortaya çıkan belirli bir his kalıbı hakkındaki bilgisine bağlı olmadan olayların nasıl olduğunu bilir.[5]

Swinburne Tanrı’yı hiçbir nesnenin, olayın veya durumun (kendisinin geçmiş durumları dahil) gerçekleştirdiği eylemleri gerçekleştirmesi veya yaptığı seçimleri yapması için nedensel olarak etkilememesi anlamında, Tanrı’yı tamamen özgür kabul eder. Başka bir deyişle Tanrı’nın, herhangi belirli bir şekilde hareket etmek için içsel bir eğilimi veya önceden belirlemesine gerek yoktur. Tanrı’nın eylemlerinin ve kararlarının tek belirleyicisi, belirli bir anda kendi seçimidir. Tanrı’nın özellikleri çeşitli şekillerde bağlantılıdır. Birincisi Tanrı’nın ruhani doğası, onun kusursuz özgürlüğü için bir ön koşuldur; öyle görünüyor ki, sadece bedenlenmemiş bir varlık bu özelliklere sahip olabilir. İkincisi ruh olması, her yerde bulunmasının ön şartıdır. Üçüncüsü her yerde hazır bulunması, her şeyi bilme ve her şeye gücü yetmesinin bir niteliğidir. Son olarak mükemmel özgürlüğü (ve dolayısıyla ruhsal doğası), her şeye gücü yetmesi için gereklidir. Son olarak Swinburne’ün Tanrı konseptini bir argüman dahilinde ifade edecek olursak;

  • (a) Tanrı zorunlu olarak vardır –Tanrı’nın var olmadığı durumlar yoktur.-
  • (b) Tanrı, özelliklerine zorunlu olarak sahiptir -Tanrı’nın bir dizi F özelliği vardır (sonsuz varoluş, mükemmel özgürlük, her şeye kadirlik, mükemmel iyilik ve her şeyin yaratıcısı) ve Tanrı’nın F özelliklerine sahip olmadığı durumlar yoktur.-

  • [1] R. Swinburne, The Existence of God (2nd edition), (Oxford: Oxford University Press, 2004), s. 7
  • [2] Swinburne, The Existence of God, s. 7
  • [3] Swinburne, The Existence of God, s. 94.
  • [4] Swinburne, The Existence of God, s. 94.
  • [5] Swinburne, The Existence of God, s. 51

Kaynak: Emma Beckman, “Swinburne’s Concept of God”, Richard Swinburne’s Inductive Argument for the Existence of God: A Critical Analysis, (Master Thesis), Linkoping University, Sweeden 2018, ss. 47-49.

2 Yorum

  1. Peki Tanrının her şeyi bilmesine gelecekteki insanların hayatları hakkında bilgi sahibi olmak dahil değilse bu durumda Swinburne Kutsal kitabın içindeki veya diğer kehanetleri nasıl yorumluyor ?

    • Swinburne’nun bunu nasıl savunduğu görmeden önce aksini iddia edenler nasıl savunuyor onu görmek olayı pekistirecektir .

      Paul helm’e göre kitabı mukaddes’De hem tanrinin geleceği bildiği hem de bilmediğine dair bir çok çıkarımsal anlatım vardır ancak bunlar bir çelişki değil ,tanrının mutlak iyiliginin bir sonucudur .

      O Thomas’a dayandırdığı bir uyuşmadan bahseder buna göre tanrı insanlar ile iletişim kurmak için kendisinde olmamasına karşın öyleymiş gibi bazı karakteristik özellikleri kutsal kitab’da dile getirir . Yani bu iki çelişik ifadeden birisi aslında gayri-gerçek ve tümüyle tanrı’nin insanlar ile daha sağlıklı iletişim kurmasını sağlamak için var .

      Helm’e göre bu gerçek dışı olan tanri’yi sınırlayan swinburne’e göre ise diğer taraftaki .

      İslam felsefesinde ise Gazali ve onun ile adı sıkça anılan mezhep olan esariler bunu savunmuş .Hatta onlar kelam-ı nefs dedikleri ve tanrı katında olanların insanın basit ve kusurlu dili (burda sadece arapca değil tüm diller hatta beden dili ve diğer ilestisim araçları vb.) Tanri’nin insanlara aktaramayacagini bu yüzden bazı antromoporfik özelliklerin kur’an’da geçtiği savunur .Aksine mütelazi gelenek ise akıl ile dinin önermelerinin anlasamayacagi iddiasına karşı çıkar .

      Tabii bir teist olara bu konu ilgi çekmiyor değil . 🙂

      Yazim hataları için üzgünüm zamanım olmadığı için hızlı yazdım .:(

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Fârâbî, İslam'da Sansürü Savunmak İçin Platon'dan Nasıl Yararlandı? - Rashmee Roshan Lall

Sonraki Gönderi

Sosyal Epistemoloji – Cailin O'Connor & Alvin Goldman (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe