Felsefe Röportajları #16 Ferhat Yöney

/
134 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Felsefe Röportajları serimizin 16. Bölümünde, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde çalışmalarına devam eden Ferhat Yöney’i ağırlıyoruz.

Taner Beyter (TB): Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Ferhat Yöney (FY): 2012 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Felsefe alanında doktora eğitimimi 2015 yılında İstanbul Üniversitesi’nde bitirdim. 2017 yılından bu yana da İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesiyim.

Araştırma alanlarım din felsefesi ve ahlak felsefesi. Burada da iki ana soruna odaklanmış durumdayım. Birincisini Tanrı-insan ahlakı ilişkisi olarak adlandırabiliriz. Daha genel olarak ahlakın kaynağı sorunu ya da çağdaş adlandırmayla metaetik. İkinci araştırma konum ise Tanrı ile insan özgürlüğü arasındaki ilişki. Bununla ilgili daha yaygın adlandırma, tanrısal ön bilgi-insan özgür iradesi sorunu. Her iki konuda da makaleler yazarak ilerliyorum. İkinci soruna ilişkin araştırmalarımın bir bölümünü 2018-2019 yıllarında bir yıl boyunca İngiltere’de Leeds Üniversitesi Din Felsefesi Merkezi’nde gerçekleştirdim.


(TB): Başlıca çalışmalarınızın çağdaş metaetik ve din felsefesi olduğunu görüyoruz. Felsefecilerin din felsefesine ilgi duymasında oldukça anlaşılır olan birçok belirgin motivasyon olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Peki ama metaetik etik gibi oldukça zor bir alanla ilgilenmenizin sebebi neydi?

(FY): Metaetik alanına giriş yapmam daha çok çalıştığım bölümün gereksinimleriyle ilgili oldu. Yeni kurulan bir bölüm olarak buradaki hocalarımız bölümdeki boşluğu doldurmak adına ahlak felsefesine yönelmemi önerdi. Ben de ahlak felsefesi ve din felsefesinin kesişiminde yer alan bir konu seçtim. Ancak gerek benim çalıştığım konuda gerekse diğer din felsefesi sorunlarında bu soruna temel oluşturan felsefe alanını iyi öğrenmek gerektiğini düşünüyorum. Örneğin dini epistemoloji konusunu başarılı bir biçimde ele alabilmek için genel epistemolojideki tartışmaları iyi kavramak gerekiyor. Ben de bu nedenle Tanrı-insan ahlakı ilişkisini ele alırken genel ahlak felsefesini özellikle de metaetik alanını derinlemesine öğrenmeye çalıştım.

Metaetik alanını çalışmış olmaktan mutluyum. Bu alan bana yeni kapılar açtı. Doktoradaki konunun bir uzantısı olarak önümüzdeki yıllarda Tanrı’nın varlığına ilişkin ahlak argümanlarını değerlendirmeyi düşünüyorum. Ayrıca metaetik ve teorik ahlak felsefesinin komşu alanları olan siyaset felsefesi ve uygulamalı etik derslerini de lisans düzeyinde veriyorum. Bunlar ahlak felsefesine ilişkin bilgimi arttırmama yardımcı oluyor.


(TB): Türkçe felsefe literatürü açısından oldukça önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğümüz “İlahi Buyruk Teorisi ve Diğer Ahlaki Realizm Türlerinin Değerlendirilmesi” oldukça başarılı bir doktora teziniz mevcut. Sizce ateistler nesnel ahlakı temellendirebilir mi? Şayet bu mümkünse size göre en ciddiye alınmayı hak eden ve en güçlü olan seküler (veya non-teistik) metaetik teori hangisi?

(FY): Beğenmenize sevindim. Orada ulaştığım sonuçları benimsemeyi sürdürsem de son yıllarda belirli düşünceleri yeterince iyi işleyemediğimi görüyorum. Tanrısal olgulara dayanmayan ya da sizin deyişinizle “seküler” ahlaki nesnelci görüşler doğalcı ve doğaüstücü (non-naturalist) olarak ayrılıyor. Her ikisinin de ayrı sorunları var. Ama ahlaki doğalcılığın başarısız olduğuna, John Mackie (1977) ve Richard Joyce’un (2001, 2006) yazdıklarına dayanarak, ahlaki doğaüstücülüğün başarısızlığına göre daha güçlü biçimde inanıyorum. Ahlaki doğalcılığın en önemli sorunu ahlakın normatifliği yani ahlaki olguların koşulsuz (kategorik) biçimde eylem için gerekçeler sunması özelliğini açıklayamaması. Ahlaki doğaüstücülük bu açıdan ahlaki doğalcılığa göre daha güçlü gözüküyor.

Öte yandan ahlaki olguları Tanrı’nın birtakım özelliklerine (doğası, buyrukları, amaçları) indirgeyen görüşlerin de ahlakın normatifliği ve nesnel olduğu varsayılan ahlaki olguların diğer işlevlerini yerine getirdiğini açıklaması düşünüldüğü kadar kolay değil. Ancak bu konuda özellikle Robert Adams’ın (1999) çalışması önemli bir yer tutuyor ve belirli konularda katılmasam da büyük ölçüde başarılı buluyorum.

Adams ve benzeri görüşü savunanlarının başarının önemli bir göstergesi, son yirmi yılda metaetik alanında ilahi buyruk teorisi ya da teolojik iradecilik görüşünün ahlaki nesnelciliğin bir türü olarak ciddiye alınmasıdır. Örneğin giriş niteliğinde kitaplarda ve derlemeler kitaplarda bu görüşe de çoğunlukla birer bölüm ayrılıyor. Ayrıca Adams’ın az önce belirttiğim 1999 yılındaki Finite and Infinite Goods adlı kitabının sempozyumu bir din felsefesi dergisinde değil 2002 yılında önde gelen genel felsefe dergisi olan Philosophy and Phenomological Research adlı dergide yapıldı. Yine bu dergide 2003 yılında, ahlaki doğalcılığın önemli savunucusu olan Richard Boyd, Adams’ın görüşlerini eleştiren oldukça uzun iki makale yayınladı ve Adams da bir makaleyle bu eleştirilere yanıt verdi.


(TB): Kimi ateist din filozofları natüralizm ile teizmi (diğer tüm şartlar eşitken) var olan problemleri, olguları veya durumlar daha yüksek açıklayıcılık gücüyle ele alıp alamamaları üzerinden kıyaslıyor. Hatta dini çeşitlilikten kötülük problemlerine dek uzanan birçok konuda natüralizmin daha az ek açıklamaya gereksinim duyduğunu, var olan manzaranın natüralizm için sürpriz olmadığını ve bundan ötürü de natüralizmin daha yüksek açıklama gücüne sahip olduğunu iddia ediyor. Sizce bu makul bir yaklaşım tarzı mı?

(FY): Bu sorunlarla ilgili derinlemesine okuduğumu söyleyemem ama şu açıdan katılıyorum bu görüşe. Belirttiğiniz konular (kötülüğün, dini çeşitliliğin açıklanması) teiste felsefi bir yükümlülük getiriyor. Bunlara belki de ahlaki nesnelciliğe getirilen ahlak alanındaki anlaşmazlıklarımızı da ekleyebiliriz. Şöyle ki Tanrı varsa ahlak alanında neden bu kadar çok anlaşmazlık var? Ancak teistler bu olguları Tanrı’nın varlığıyla uyumlu biçimde açıklayabildiği ölçüde bunların ateizm için delilsel değeri azalacaktır. Örneğin özgür irade savunmasını kötülük sorununun mantıksal türü için başarılı buluyorum ancak delilci kötülük sorunu yerinde duruyor. Delilci kötülük sorunuyla ilgili şimdilik kuşkucu teizme (sceptical theism) sempati duyduğumu söyleyebilirim.

Kötülüğün, dini çeşitliliğin açıklanmasının karşısındaysa bir önceki sorunuzda ele alınan konu var. Ben ahlaki nesnelciliğin temel nitelikte olduğunu ve bunu açıklayabilen metafizik görüş için önemli bir üstünlük sağlayacağını düşünüyorum. Burada da teizmin bir artısı var. Bunun bir uzantısı da Tanrı’nın varlığına ilişkin ahlak argümanları. Her ne kadar var olan ahlak argümanlarını başarılı bulmasam da başarılı bir ahlak argümanının olabileceğini düşünüyorum.


(TB): Bazı ateistler evrimsel etik yaklaşıma yaslanma konusunda yüksek motivasyona sahip. Sizce ahlakı, evrim ile temellendirmek mümkün mü? Olgu-değer problemi gibi meseleleri evrimsel etik ile bağdaştırmaya çalışmak nafile bir uğraş mı?

(FY): Evrimsel etik dediğimizde ahlaki yargılarımızın evrimsel kökeninin açıklanması (Michael Ruse, Richard Joyce ve Sharon Street bu çizgide) ise bu ateist için çekici bir seçenek değil. Onlara göre ahlakın evrimsel kökeni ahlaki olguları gereksiz, ahlaki bilgiyi olanaksız kılıyor. Her üç filozof da ahlakın nesnelliğine karşılar. Ancak ben bilimsel delilin ahlakı evrimsel süreçle açıklamada yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bunun ateist için başka bir olumlu yönü de var. Ruse, Joyce ve Street’in çalışmalarına dayanarak pek çok teist (ör. Mark Linville) işin içine Tanrı girerse yani evrimsel süreci Tanrı yönlendirirse ahlaki bilginin olanaklı olduğunu savunuyor. Bu düşünce Tanrı’nın varlığına ilişkin ahlak argümanlarından birini oluşturuyor. Ben bu ahlak argümanının başarısız olduğunu düşünüyorum ve evrimin ahlaki yargılarımızı açıklamada yetersiz olması bu ahlak argümanının başarısız olmasındaki gerekçelerimden biri. Ahlak argümanlarını değerlendirirken buradaki eleştirilerimi bir makale ile somutlaştırmayı düşünüyorum.

Eğer evrimsel etikten anlaşılan ahlaki olguları evrimsel olgulara indirgemek yani bir tür ahlaki doğalcılıksa bunu da başarısız görüyorum. Evrim süreci temelde özgecilik, yardımlaşmadansa öldürmek gibi güçlü olanın üstün gelmesini öngörüyor. Buradan türetilecek ahlaki yargılar bizim anladığımız ahlaki yargılarla önemli ölçüde uyumsuz olacaktır.


(TB): Uzmanlaşma alanınız metaetik olsa da çoğu ahlak felsefecisi gibi normatif etik alanına dair de ilginiz olduğunu tahmin ediyoruz Sonuçsalcılık, Erdem Etiği veya bir tür Deontoloji arasında (Durum Etiği veya Rossçu Çoğulculuk gibi başka bir teori de olabilir) size en makul gelen yaklaşım hangisi?

(FY): Evet haklısınız ilgim var, henüz metaetik alanı kadar araştırma yapmasam da. Bu konudaki okumalarım sonucunda kural sonuççuluğu görüşünü seçenekler içinde en iyisi olarak görüyorum. Bu görüş, Kantçı deontoloji ile eylem sonuççuluğu arasında olup ana düşüncesi açısından ikincisine benzer konumda. Rossçu Çoğulculuğa göre önemli üstünlüğü ahlaki yargılarımızı bir arada tutan gerekçeyi açıklayabiliyor. Brad Hooker’ın (2000) çalışması bu görüşlerimde etkili oldu.

Ayrıca şu an yaygın görüşe göre teizm, deontolojik ahlakla, metafizik doğalcılık ise sonuççu ahlakla eşleştiriliyor. Ben teistlerin sonuççu ahlakı özellikle de kural sonuççuluğunu benimsemeleri için iyi gerekçeler olduğunu düşünüyorum.


(TB): Sizce tanrısal ön bilgi ile özgür irade arasında bir uyuşmazlık var mı? Böylesi bir meselenin ahlaki veya felsefi değeri nedir?

(FY): Eğer ön bilgiden anladığımız gelecek zaman formunda bilme ve özgür irade belirlenimcilik ile uyumlu olmayan bir özgür iradeyse, bu ikisi arasında bağdaşmazlık var. Belirlenimci olmayan özgür irade insanın ahlaki sorumluluğu ve Tanrı’nın adaletinin sağlanması için zorunlu gözüküyor.

Konunun teolojik boyutunda ise tanrısal ön bilgiyle ilgili geleneksel olmayan görüş olan açık teizm öne çıkıyor. Bu görüş Tanrı’nın geleceği bilmemesini savunduğu için ilk başta kabul edilemez gözükse de derinlemesine incelendiğinde göründüğü kadar sorunlu değil ve bugün pek çok önemli din filozofu (örneğin Richard Swinburne, William Hasker, Peter van Inwagen) açık teizmi benimsemiş durumda. Bu görüşün savunucuları çok güçlü gözüken eleştirilere iyi yanıtlar sunmuş durumda.


(TB): Öncül Analitik Felsefe Dergisi olarak çalışmalarınızı bir süredir memnuniyetle yakından takip ediyoruz ve dergimiz hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyoruz açıkçası. Bize yönelik eleştiri ve tavsiyeleriniz nelerdir?

(FY): Derginiz, web sayfanız ve etkinlikleriniz gerçekten çok güzel. Özellikle işime yarayanları izliyor, okuyor ve öğrencilerime öneriyorum. Yaptığınız etkinlikler profesyonel felsefeyi halktan kişilerle ulaştırırken felsefi derinlikten ödün vermiyor ve Türkçe felsefe alanına önemli katkılar sunuyor. İlk aklıma gelenler Internet Encyclopedia of Philosophy ve Stanford Encyclopedia of Philosophy’den yaptığınız çeviriler. Çalışmalarınızın Türkçe felsefe eğitimine önemli katkıları olacağını düşünüyorum. Örneğin Quine’ın “Two Dogmas of Empiricism” makalesinin çevirisinin olduğu derginizi bilgi felsefesi dersimde okutabileceğim düşüncesiyle almıştım. Bütün bunları gönüllülükle yapıyor olmanız çalışmalarınızın değerini arttırıyor. Teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi ve metafelsefe ile ilgilenir. Evli olup özel bir eğitim kurumunda yöneticilik yapmaktadır.  

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Evrim Ağacı ANKARA: Uygulamalı Etik Atölyesi – Acı, Ölüm ve Var Olma Etiği

Sonraki Gönderi

Stoacılık Sıkıntıların Üstesinden Gelmeye Nasıl Yardımcı Olabilir? – Natalie Noland

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü