İnanabileceğiniz Saçmalık – Jonathan Webber

//
13 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Kültürümüzün en dikkat çekici özelliklerinden biri, bu kadar çok saçmalığı içermesidir. Bu bağlamda Harry Frankfurt’un haklı olarak ünlü olan yazısı Saçmalık Üzerine, tam olarak saçmalığın ne olduğu ve niçin bu kadar çok saçmalık olduğu gibi önemli soruları gündeme getirmektedir.

Bu yazı, yayınlanmasından 30 yıl sonra, özellikle de bugünlerde epey değerli. Zira sosyal medyanın yaygın hale gelmesi, demokratik siyasetin merkezinde yer alan kamusal söylemi erozyona uğratan endüstriyel ölçekli saçmalık üretimini ve dağıtımını kolaylaştırdı.

Frankfurt, “saçmalığın” en temel özelliğinin gerçekle alakalı olmamak olduğunu ileri sürüyor. “Yalancı” dediğimiz kişi, doğruyu söylemeyi umursamaz. Fakat, Frankfurt’a göre saçmalık, ifade edilen şeylerin doğruluğu ya da yanlışlığıyla ilgilenmez. Bu bağlamda, saçmalık, gerçeğe yalandan daha az riayet gösterir.

Gerçeği umursamayan her söylem, saçmalık sayılmaz. Mesela şakalar da bu özelliğe sahip olabilir, yani gerçeği umursamayabilir. Bir zamanlar bir at bir bara gitmiş ve barmen ona “neden suratın böyle uzun?” diye sormuş olabilir; ama bu şakayı yapan kişi, atın suratının uzun olup olmadığını, yani gerçeği, ne bilir ne de umursar.

Bu türden şakalar, gerçeği önemsemediklerini gizlemez. Açıkça oyunbazdırlar; çünkü bilginin sergilenişini (ve sunuluşunu) canlandırırlar, fakat bunun yalnızca bir eylem olduğunu da açıkça gösterirler.

Saçmalık, gerçeği umursamadığınız gizler. Onun amacı, seyirciyi bir şeye inandırmaktır. Örnek olarak; konuşmacının, üzerine konuşulan şey hakkında bir uzman olduğu izlenimini vermek için kullanılabilirler.

Son zamanlardaki siyasi söylemleri saçmalık olarak nitelendiren tüm sahte haberler hakkında konuşmak epey çekicidir. Görülen o ki, yapımcılar gerçeği umursamıyorlar. Onların amaçları yalnızca, izleyici, bir politikayı veya politikacıyı desteklemeye ikna etmek.

Bu, bazı kampanya yürütücülerinin genel tutumunun makul bir açıklaması olsa da, bizi, sahte haberlerin her birinin bir saçmalık örneği olduğu sonucuna götürmez. Belki de bu insanlar, bazı uydurma iddialara inanıyor ve onları önemsiyordur. Ve belki de bu iddialardan bazıları yalandır.

Yalan bir haberi saçmalık yapan şey tam olarak nedir? Frankfurt, demin bahsettiğimiz yazısını bu konu üzerine daha fazla düşünmeyi teşvik etmek için bir ön taslak olarak tasarlamıştı. Onun saçmalık anlayışını görünür kılmanın bir yolu, analizindeki psikolojik temaya odaklanmaktır.

Bu, benim son makalem olan “Yalancı!”da da yer alan stratejimdir; saçmalığın “asıl özünün”, konuşmacının kendi söylediklerine “ne inanması ne de inanmaması” olduğunu ileri sürüyorum. Görünüşe bakılırsa çoğu yalan haber bu tanıma uyuyor: Yalan haberi yaratan kişi, onun doğru olup olmadığına dair yerleşik bir inanca sahip değildir.

Fakat böylesi yalan haberler, bu psikolojik saçmalık anlayışına da meydan okumaktadır. Çünkü yalan haberlerin doğrudan ana amacı, seyirciyi bir siyasi aday veya davayı destekleyecek hale getirmek için söylenenlere inandırmaktır.

Bahsettiğimiz türden yalan haberler başarılı olduğunda, yalan haberlerin seyircileri, saçmalığa inanır. Eğer bu inanca samimiyetle ifade ederlerse, saçmalığı etrafa yayarlar. Bu nedenledir ki, psikolojik saçmalık anlayışı hatalı görünüyor: Konuşmacıların söylediklerine inandıkları saçmalıklar mevcut olabilir.

Meslektaşım Chris Heffer bu fikre dayanarak, bu blogda yakın zamanda yayınladığı bir gönderisinde epistemik bir saçmalık anlayışı geliştirmiştir. Heffer, saçmalığın, ‘kanıtın pervasızca umursanmamasından doğan patolojik bir söylem’ olduğunu ileri sürüyor. Bu ‘epistemik ihmal’, konuşmacının iddialarının doğru olup olmadığını teyit etme sorumluluğuna sahip olmayı fakat bu sorumluluğu yerine getirmemeyi ve yerine getirmediğini söylememeyi içerir.

Peki bu epistemik saçmalık yaklaşımı, yalan haberlerin samimiyetle paylaşılıp yayılmasını da kapsıyor mu? Bir konuşmacı ağzından çıkan saçmalığa içtenlikle inandığında, bu üç epistemik ihmal kriterinin hepsi karşılanmış oluyor mu?

Aksi halde, epey saygın bir haber kaynağı yalan bir haber yayınlamak için kandırılırsa, belki de bir gazetecinin yaygın ve karakteristik olarak sergilemediği bir anlık epistemik ihmalinden dolayı, o haber kaynağının izleyicileri bu yalan habere inanabilir ve onu yayabilir.

Bu saygın haber kaynağına haklı olarak güvenen konuşmacıların epistemik ihmalle nasıl olup da suçlanabileceğini kestirmek güçtür. Fakat diğer yandan onlar saçmalığı yayıyor olacaklardır. Saçma sapan şeyler yaymaları onların suçu olmaz, ancak yaptıkları ve yapacakları şey de tam olarak budur.

Eylem ve isim (eylemi gerçekleştiren isim) arasındaki ilişkiye odaklanarak bu problemi çözebiliriz. Buna göre, bazı saçma haberleri içtenlikle yineleyen kişi saçmalamıyordur. Çünkü saçmalık, saçmalık üretmektir. Söz konusu kişi yalnızca başkası tarafından üretilmiş saçmalıklardan söz etmektedir.

Yani isim, eyleme göre belirlenir. Saçmalığın saçma olan her ne ise ona göre belirlenmesi gibi. Fakat diğer yandan eylem, isim tarafından belirlenmez. Saçmalamadan da saçma konuşabilirsiniz. Bu nedenledir ki eylem, saçmalıkların felsefi analizi ile tanımlanmalıdır.

Bunun anlamı, bu epistemik kavramsallaştırmanın en iyi açıklaması, epistemik ihmalin yalnızca saçmalığın üretilmesi için zorunlu olduğu, ama saçmalığın yayılması için zorunlu olmadığı iddiasıdır. Bir başkası söz konusu saçmalığı ürettiği sürece, epistemik ihmale düşmeksizin saçmalıkları yaymanıza olanak sunmaktadır.

Fakat aynı hamle, “psikolojik kavrayış aleyhine argüman”ı baltalamaktadır. Bu yaklaşım, söz konusu saçmalığın, konuşmacının söylediklerine ne inanmasından ne de inanmamasından kaynaklandığı iddiası olarak anlaşılmalı. O, başkasının ürettiği saçmalıkları samimiyetle yayabilmenize izin verir.

Bu yüzden saçmalığın felsefi kavramsallaştırmasını, saçmalığın ne olduğuna doğrudan işaret etme girişimleri olarak anlamalıyız, saçmalığın ne olduğunu yalnızca dolaylı olarak açıklamak için.

Dolayısıyla, samimiyetle ve ihmale düşmeksizin saçmalığın yayılması “fenomeni”, ne psikolojik ne de epistemik kavrayışa meydan okumaktadır.

Peki makul olan saçmalık kavrayışı hangisidir? Bunun birden fazla çeşidi olduğu görülebilir. Veya belki de daha fazla inceleme, bu kavrayışlardan yalnızca birinin veya ötekinin doğru olduğunu gösterecektir. Bundan dolayı hala Frankfurt’un temel sorusuyla karşı karşıyayız: Saçmalık tam olarak nedir?


Jonathan Webber– “Bullshit You Can Believe In“, (Erişim Tarihi:06.02.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Sosyal Epistemoloji – Cailin O'Connor & Alvin Goldman (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe