Rasyonelliğin On İki Erdemi – Eliezer Yudkowsky

294 Okunma
Okunma süresi: 8 Dakika

Birinci erdem meraktır. Yakıcı bir bilme arzusu doğruyu kovalamaya dair görkemli bir yeminden evladır. Merakın yakıcı arzusunu hissetmek hem cahil olmayı hem de cahilliğinden kurtulmak istemeyi gerektirir. Eğer içinizden zaten bildiğinize inanıyorsanız veya içinizden aslında bilmek istemiyorsanız, sorgulamanız amaçsız ve yetenekleriniz yolunu kaybetmiştir. Merak kendisini yok etmeye çalışır, cevap istemeyen bir merak yoktur. İhtişamlı bir gizemin ihtişamı, çözümündedir, çözüldükten sonra da artık bir gizem değildir. Açık fikirli olmaktan bahseden ve tevazuyla cahilliklerini itiraf edenlere dikkat edin. Cahilliğini kabul etmenin de cahillikten kurtulmanın da bir zamanı vardır. 

İkinci erdem vazgeçmektir. P.C. Hodgell “Doğruların yok edebileceği şey yok edilmelidir.” demiştir. İnançlarınızı perişan edecek tecrübelerden kaçınmayın. Düşünmediğiniz düşünceler sizi açıkça söylediğiniz düşüncelerden daha çok kontrol eder. Kendinizi zorluklara maruz bırakın ve ateşle sınayın. Hatalı bir inancın üzerine inşa edilmiş duygudan vazgeçin ve gerçeklere uyan duyguyu tümüyle hissetmeye çalışın. Eğer demir suratınıza yaklaşıyor ve siz onun sıcak olduğuna inanıyorsanız ancak soğuksa Yöntem korkmanıza karşı çıkar. Demir suratınıza yaklaşıyor, siz onun soğuk olduğuna inanıyorsanız ancak sıcaksa Yöntem sakin kalmanıza karşı çıkar. Önce inançlarınızı değerlendirip sonra duygulara varın. Deyin ki: “Eğer demir sıcaksa sıcak olduğuna inanmak isterim ve eğer soğuksa soğuk olduğuna inanmak isterim.” Dikkatli olmazsanız bağlanmak istemediğiniz inançlara bağlanabilirsiniz. 

Üçüncü erdem hafifliktir. Kanıt rüzgarının sizi bir yaprakmışsınız gibi savurmasına izin verin, kendi yönünüz olmadan. Kanıtlara karşı geri çekilerek, ancak mecbur kalınca geri adım atarak, öfke içinde ve kandırılmış hissederek savaşmaktan kaçının. Doğruya olabildiğince çabuk teslim olun. Bunu ona direndiğinizi fark ettiğiniz an derhal yapın; kanıt rüzgarının ne taraftan size karşı estiğini görebildiğiniz an. Davanıza sadakatsiz olun ve ona daha güçlü olan düşmana katılarak ihanet edin. Kanıtı bir kısıtlama olarak görüp serbest kalmaya çalışırsanız kendinizi kaprislerinizin zincirlerine kaptırmış olursunuz. Gözleriniz kapalı, yatak odanızda oturup kağıda dürtülerinize göre bir şeyler çizerek bir şehrin doğru haritasını çıkaramazsınız. Şehirde dolaşıp gördüklerinize tekabül eden şeyler çizmeniz gerekir. Eğer şehri net göremeyip bir çizgiyi keyfinize göre biraz sağa ya da sola çekebileceğinizi düşünüyorsanız bu da aynı hatadır. 

Dördüncü erdem tarafsızlıktır. İnanmayı dileyen şöyle sorar “Kanıtlar inanmama müsaade ediyor mu?” İnanmamayı dileyen şöyle sorar “Kanıtlar beni inanmaya mecbur bırakıyor mu?” Sadece hoşunuza gitmeyen önermelere devasa bir kanıt yükümlülüğü atfedip sonra da “Ama şüpheci olmak iyidir.” diyerek kendinizi savunmaktan sakının. Eğer yalnızca işinize gelen kanıtlara dikkat ediyor, topladığınız veriden bir şeyleri ayıklayıp seçiyorsanız, daha fazla veri topladıkça daha az bileceksiniz demektir. Hangi argümanların hatalarını ne kadar ısrarla arayacağınız konusunda seçici olursanız, tespit etmeyi öğrendiğiniz her hata sizi o kadar daha aptal kılacaktır. Eğer baştan kağıdın altına “Ve sonuç olarak, gökyüzü yeşildir!” yazdıysanız üzerine hangi argümanları yazdığınız fark etmez; sonuç çoktan yazılmıştır ve zaten doğru ya da zaten yanlıştır. Argümantasyonda becerikli olmak rasyonellik değil rasyonelleştirmedir. Zeka ancak kendisinden başka bir şeyi mağlup etmek için kullanıldığında faydalıdır. İddiasını sunan her hipotezi dinleyin, fakat unutmayın ki siz bir hipotez değilsiniz; siz yargıçsınız. O yüzden herhangi bir tarafı desteklemeyin, zira eğer varacağınız yeri biliyor olsaydınız zaten orada olurdunuz. 

Beşinci erdem argümandır. Başarısız olmak isteyen öncelikle arkadaşlarının kendisine yardım etmesine engel olmalıdır. Bilgece gülümseyip “Tartışmayacağım” diyenler ise hem yardım almayı reddetmiş hem de toplu seferberliğe katılmamış olurlar. Argümanda mutlak dürüstlüğü hedefleyin, hem kendinizin hem başkalarının iyiliği için, zira başkalarına söylediğiniz şeyleri çarpıtan kısmınız aynı zamanda sizin düşüncelerinizi de çarpıtır. Argümanlarını kabul ettiğiniz kişilere iyilik yaptığınızı sanmayın; iyiliği kendinize yapıyorsunuz. Tüm taraflara karşı adil olmanın kendinizi tüm pozisyonlar arasında dengelemek anlamına geldiğini sanmayın; doğruluk münazaranın başında eşit ölçüde dağıtılıyor değildir. Gerçeklere dayalı sorularda yumruklarla veya hakaretlerle savaşarak mesafe kaydedemezsiniz. Haklı tarafı gerçekliğin belirlemesine izin veren bir sınav arayın.

Altıncı erdem deneyselciliktir. Bilginin kökleri gözlemde yatar, meyvesi ise tahmindir. Hangi ağaç köksüz yeşerebilir? Hangi ağaç meyvesi olmadan bizi besleyebilir? Bir ormanda bir ağaç devrilmiş ama bunu duyacak kimse olmamışsa, o ağaç ses çıkarmış mıdır? Birisi der ki “Evet çıkarmıştır, çünkü havada titreşimler oluşturmuştur.” Öteki der ki “Hayır çıkarmamıştır, çünkü hiçbir beyinde işitsel bir işlem gerçekleşmemiştir.” Birisi “evet”, diğeri “hayır” diyerek tartışıyor olsalar bile, ikisinin ormanda öngördüğü deneyimler farklı değildir. Hangi inançları savunacağınızı değil, hangi deneyimleri tahmin edeceğinizi sorun. Daima hangi deneyim farklılığı hakkında tartıştığınızın farkında olun. Argümanın yolunu kaybedip bir kişinin rasyonalist olarak erdemi gibi bir mesele ilgili hale gelmesine izin vermeyin. Jerry Cleaver demiştir ki “Sizi yanlışa götüren, üst-düzey, çetrefilli, karmaşık bir tekniği uygulamayı beceremiyor olmak değil. Temelleri göz ardı etmek. Gözünüzü toptan ayırmak.” Kelimeler sizi kör etmesin. Kelimeler yoldan çekildiğinde öngörü kalır. 

Yedinci erdem basitliktir. Antoine de Saint-Exupery der ki: “Mükemmeliyete, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak bir şey kalmadığında ulaşılır.” İnançta, tasarımda, planlamada ve gerekçelendirmede, basitlik erdemdir. Çokça detayı olan büyük bir inanç öne sürdüğünüzde, her ilave detay inancın yanlış olması için başka bir fırsat oluşturur. Her detaylandırma yükünüze yük katar; aksine yükü hafifletebiliyorsanız hafifletmelisiniz. En küçük ilave ağırlık bile belinizi bükmeye yetebilir. Aletler için denir ki: en güvenilir dişli makinanın dışında kalan dişlidir. Planlar için: dolambaçlı ağ bozulur. Bin halkalık bir zincir her adımı doğruysa doğru sonuca ulaşır, ama bir adımı dahi yanlışsa sizi herhangi bir yere götürebilir. Matematikte dağ gibi doğrular tek bir günahı telafi edemez. O yüzden her adımda dikkatli olun.

Sekizinci erdem tevazudur. Mütevazı olmak kendi hatalarınız öngörerek belirli önlemler almaktır. Yanılabilirliğini kabul edip de hiçbir şey yapmamak mütevazılık değildir; mütevazı olmakla övünmektir. En mütevazı olanlar kimlerdir? İnançlarında ve planlarındaki en derin ve yıkıcı hatalara ustalıkla hazırlananlar. Bu dünya rasyonellik kavrayışı feci durumda olan kişilerle doludur, haliyle rasyonelliğin yeni öğrencileri argümanları kazanırlar ve kabiliyetlerine dair abartılı fikirlere kapılırlar. Fakat başkalarından üstün olmak faydasızdır: hayatta çan eğrisiyle notlandırma yapılmaz. Antik Yunanistan’ın en büyük fizikçisi yere düşen bir elmanın yörüngesini hesaplayamazdı. Çok büyük çaba sarf ettiniz diye bunun yeterli olacağı garanti değildir; o yüzden diğerlerinin sizden daha kötü durumda olup olmadığını bir an bile düşünmeyin. Eğer kendinizi başkalarıyla kıyaslarsanız tüm insanların paylaştığı tarafgirlikleri göremezsiniz. İnsan olmak bin hata yapmaktır. Bu dünyada kimse mükemmeliyete ulaşamaz. 

Dokuzuncu erdem mükemmeliyetçiliktir. Kendinizde daha fazla hata düzelttikçe, daha fazlasını fark edersiniz. Aklınız sessizleştikçe daha çok gürültü duyarsınız. Kendinizde bir hata fark ettiğinizde bu sonraki seviyeye geçmeye çalışmak için hazır olduğunuza işaret eder. Hatayı düzeltmek yerine ona müsamaha gösterirseniz, sonraki seviyeye geçemezsiniz ve yeni hatalar fark etmenizi sağlayacak kabiliyeti kazanamazsınız. Her sanatta mükemmeliyeti aramazsanız daha ilk adımlarınızı atmadan tökezlersiniz. Mükemmeliyet imkansızsa dahi bu uğraşmamak için bahane değildir. Kendiniz hayal edebileceğiniz en yüksek standarda tabi tutun, ve mütemadiyen daha yükseğini kovalayın. Neredeyse doğru olan cevapla yetinmeyin, tamamen doğru olanı bulun. 

Onuncu erdem kesinliktir. Birisi çıkar der ki: bu nicelik 1 ile 100 arasındadır. Başkası der ki: bu nicelik 40 ile 50 arasındadır. Eğer bahsedilen nicelik 42 ise ikisi de haklıdır, ama ikinci tahmin daha faydalıdır ve daha zorlu bir testi geçmiştir. Bir elma için doğru olan diğeri için doğru olmayabilir; haliyle bir elma hakkında dünyadaki tüm elmalar hakkında söylenebilecek olandan daha fazlası söylenebilir. En dar ifade en derinden keser, bıçağın keskin tarafıdır. Harita yapma sanatı ve haritalar için de bu geçerlidir: Yöntem kesin bir sanattır. Doğruya yürüyerek gitmeyin, ona doğru dans edin. Bu dansın her bir adımında ayağınız tam olarak doğru noktaya basmalı. Her bir kanıt parçası inançlarınızı tam olması gereken ölçüde değiştirsin, ne fazlası ne azı. Tam olması gereken ölçü nedir? Bunu hesaplamak için olasılık kuramı çalışmalısınız. Matematiğini yapamıyor olsanız dahi altında bir matematiğin var olduğunu bilmek size bu danstaki adımların sizin kaprisinize yer bırakmayacak kadar kesin olduğunu söyler.

On birinci erdem bilgeliktir. Birçok bilimi çalışın ve onların güçlerini özümseyip kendi gücünüze katın. Tükettiğiniz her alan sizi büyütecektir. Yeterince farklı bilim öğrenirseniz aralarındaki boşluklar küçülecek ve bilginiz yekpare bir bütün haline gelecektir. Eğer bu hususta açgözlüyseniz dağlardan büyük olursunuz. Rasyonelliği ilgilendiren matematiği ve bilimi hatmetmek bilhassa mühimdir: evrimsel psikoloji, bilişsel kestirmeler ve tarafgirlikler, sosyal psikoloji, olasılık kuramı, karar verme kuramı. Fakat çalıştığınız alanlar sadece bunlar olmamalı. Sanatın, kendisi dışında bir amacı olmalı, yoksa o sonsuz döngüye düşer. 

Bu on bir erdemden önce, isimsiz bir erdem vardır.

Miyamoto Musashi, The Book of Five Rings’de şöyle yazar:

“Kılıcı eline aldığında öncelikli olan, nasıl olursa olsun düşmanını kesme niyetindir. Saldırıları savuştururken, saldırırken veya kılıcın düşmanın kılıcına çarptığında, aynı devinimde düşmanı kesmelisin. Bunu edinmek esastır. Eğer sadece düşmana vurmayı, üzerine atlamayı, saldırmayı düşünürsen onu kesmeyi beceremezsin. Her şeyden çok, hareketini onu kesmeyle sonlandıracak şekilde sürdürmeyi düşünmelisin.”

Akıl yürütmenizin her adımı muntazam bir hareket içinde sizi doğru cevaba yaklaştırmalıdır. Her şeyden çok, haritanızı araziyi yansıtacak hale getirmeyi düşünmelisiniz. 

Doğru bir cevaba ulaşmayı beceremedikten sonra “ama usule uygun davrandım,” diye şikayet etmek nafiledir.

Rasyonellik kavrayışınızı nasıl geliştirebilirsiniz? “Rasyonel olmak benim görevim,” diyerek değil. Böyle yaparak ancak yanlış kavrayışınızı kutsallaştırırsınız. Belki rasyonellik kavrayışınız Büyük Hoca’nın dediklerine inanmaktır ve Büyük Hoca “Gökyüzü yeşildir,” diyordur. Ama siz gökyüzüne bakıp mavi olduğunu görürsünüz. Eğer “Mavi gibi görünüyor olabilir, ama rasyonellik Büyük Hoca’nın sözlerine inanmaktır.” diye düşünürseniz hatanızı keşfetme şansını kaybedersiniz.

Bunu ya da şunu yapmanın “Yöntem”i bu mudur diye sormayın. Gökyüzü mavi midir yeşil mi diye sorun. Yöntem hakkında haddinden fazla konuşursanız onu edinemezsiniz.

En yüksek prensibe “harita araziyi yansıtır” veya “başarı ve başarısızlığın deneyimi” veya “Bayesçi karar verme kuramı” gibi isimler vermeyi deneyebilirsiniz. Fakat belki isimsiz erdemi yanlış tarif ediyorsunuzdur. Hatanızı nasıl keşfedeceksiniz? Betimlemeyi kendisiyle karşılaştırarak değil, isimlendirmediğiniz şeyle karşılaştırarak.

Eğer uzun yıllar boyunca bu teknikleri uygular ve kendinizi katı kısıtlara tabi tutarsanız, belki merkezi görebilirsiniz. İşte o zaman tüm bu tekniklerin aslında nasıl tek bir teknik olduğunu anlar ve kısıtlanmış hissetmeksizin doğru ilerleyebilirsiniz. Musashi şöyle yazar:

“Doğanın gücünü takdir eder ve her türlü durumun ritmini bilir hale geldiğinizde, düşmana doğal olarak saldırabilir ve vurabilirsiniz. Tüm bunlar Hiçliğin Yöntemi’dir.”

Neticede rasyonelliğin on iki erdemi şunlardır:

Merak, vazgeçmek, hafiflik, tarafsızlık, argüman, deneyselcilik, basitlik, tevazu, mükemmeliyetçilik, kesinlik, bilgelik ve hiçlik.

Eliezer Yudkowsky- “Twelve Virtues of Rationality” (Erişim Tarihi: 17.04.2020) Kaynak: http://yudkowsky.net/rational/virtues/, Çevirmen: Zafer Kılıç

Boğaziçi Üniversitesi Bilişsel Bilimler yüksek lisans öğrencisidir. Ahlak psikolojisi ve mizah psikolojisi özelinde sosyal psikoloji ve bunlarla ilişkili felsefe alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Gönüllü Ötanazi Savunulabilir Bir Pozisyon mu? - Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Evrimsel Çürütme Argümanları – Talha Gülmez

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler