Tanrı Nerede? – Edward Feser

301 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Yıllar boyunca bu blogda tartışılan ana meselelerden bazıları hakkında bir düşünüş yolu olduğunu düşündüğüm bir analojiden bahsedeceğim. Kalabalık bir insan grubunun yer aldığı bir tabloya baktığınızı ve eseri meydana getirirken ressamın ne amaçladığı üzerine kafa yorduğunuzu varsayın. Yanınızda tabloya bakan birisi – bu şahsı Şüpheci olarak adlandıralım – dudak büküyor.

Ressam mı? Hadi ama, ressama dair hiçbir kanıt yok! Yıllardır bu tuval üzerinde çalışıyorum. Her inç kareyi inceledim.1 Her figürü detaylıca çalıştım – mimikleri, duruşları, kıyafetleri vb. Tesisatçılara, doktorlara, dansçılara, sosisli satıcılarına, köpeklere, kedilere, kuşlara, elektrik direklerine ve diğer her şeye rastladım. Ama bahsettiğin ressamı tablonun hiçbir yerinde bulamadım. Muhtemelen onu bulana kadar tekrar bakmam gerektiğini söyleyeceksin bana. Fakat gerçekten, senin gibi insanlar sonunda ressam olmadığını kabul edene kadar daha ne kadar başarısız bir şekilde tabloya bakmayı sürdüreceğiz?

Söylemeye gerek yok ki Şüpheci, aşırı özgüvenine rağmen sen ve onun arasındaki tartışmanın doğasını tamamen yanlış anlamış olacak. En basit hatalarda bulunacak. Temelde, hem bir ressam bulunmasının ne anlama geldiğini hem de bir ressamın mevcut olduğunu iddia etme nedenlerini yanlış anlamıştır.

Şimdi de sizi savunmaya koşan başka bir gözlemciyi düşünün. Bu kişiyi de İnançlı olarak adlandıralım. “Bence önemli bir kanıtı görmezden geliyorsun.” diyor Şüpheci’ye. “Üstünkörü bir bakışla tabloda veya en azından tablonun büyük bir kısmında ressamın kanıtını bulamayacağın konusunda seninle hemfikirim. Fakat diğer figürlerin arasında, sol üst köşede, yaklaşık doksan derece açıyla eğilen fakat yüz ifadelerinde düşeceğine dair bir belirti olmayan polis memurunu düşün. Bir şeye doğru eğiliyor olabilir – belki de bir posta kutusuna doğru – fakat posta kutusu görmediğimizden ve bir posta kutusu etraftaki figürlerin arkasında görünmez olamayacak kadar büyük olduğundan bu pek muhtemel değildir. Bence en mantıklı açıklama polis memurunun yakınında görünmez bir figürün veya en azından o noktada polis memurunu tutan bir tür görünmez kuvvetin olduğudur. Ayrıca, ressamın da bu görünmez neden gibi bir şey olmasını bekleriz, değil mi? Bu resmi inç kare inç kare incelediğini söylemiştin. Fakat artık tabloyu santimetrekare ve hatta milimetrekare seviyesinde incelememize olanak sağlayan teknikler var. Orada neler bulabileceğimizi kim bilir? Esasında, bu seviyede gerçekten bazı karmaşık kalıplar var gibi görünmektedir ve tabloda gördüğümüz figürlerden birinin onları yapmış olması hiç de muhtemel değildir. Ancak görünmez bir ressam yapabilir. Aslında bu seviyede gördüğümüz kalıplar üstün zeka ve artistik yetenek içeriyor. Dolayısıyla, tüm kanıtları göz önüne aldığımız zaman bir tür ressamın, hatta gerçekten usta bir ressamın varlığına dair sağlam delillerimiz var bana göre.”

Yine söylemeye gerek yok ki ressamın varlığı lehine gerçek samimiyetine rağmen İnançlı da en az Şüpheci kadar bilgisizdir. Şüpheci’ye muhakemesindeki hataları açıklarken İnançlı bize hiç de yardımcı olmaz. Aksine, ayağa dolanıp suları bulanıklaştırır ve Şüpheci’nin hatalarını körükler. Şüpheci gibi, İnançlı da ressama özünde görselin bir parçası gibi davranır, bunu doğrudan görmek zor olsa da. Yine Şüpheci gibi, İnançlı da ressamın olup olmadığı sorusunun çözümünün resmin olağandışı, karmaşık veya görmesi zor elemanlarına odaklanmakta olduğunu varsayar – tabii ki bu durumun ressamla hiçbir ilgisi yoktur. Aslında, elbette en baştan savma, düz ve basit resim bile en az kalabalık insanlarla dolu bir resim kadar bir ressam gerektirir. Ve esasında, ressam görselin bir parçası değildir ve dolayısıyla takıntılı bir şekilde resmin detaylarına baktığınızda tam da onu bulamayacağınız yere bakmış olursunuz.

Bununla nereye varmak istediğimi anlamışsınızdır. Şüpheci ve İnançlı’nın ortak ressam konsepti hem bir yanda Richard Dawkins gibi Yeni Ateist yazarlarda hem de diğer yanda “teistik personalizm” veya “neoteizm”de rastladığımız Tanrı konsepti gibidir; oysaki, doğru ressam konsepti klasik teizmde rastlanan Tanrı konsepti gibidir. (Bu görüşler arasındaki farklılığın müzakeresi için burada toplanmış olan gönderilere bakınız.)

Resmin ressama nasıl işaret ettiğinin doğru kavrayışı, kozmolojik argümanın doğru anlaşılmış – Aristotelesçi, Neo-Platoncu, Aquinas’çı anlayış veya Skolastiklerin anladığı gibi – halinde Tanrı’nın dünyayla olan ilişkisini kavramaktan geçerken, Şüpheci ve İnançlı’nın ressamın olup olmadığının nasıl belirleneceğine yönelik ortak kavrayışları William Paley’in mi yoksa akıllı tasarım teorisinin mi bir “tasarımcı” için gerekli “bilimsel kanıt”ı sunduğunu tartışmak gibidir. Doğal bilimin bir sorusu değildir – doğal bilim, modern zamanda onu tanımlayan metotlar göz önüne alındığında, prensipte sizi yalnızca dünyanın bir noktasından öbür noktasına götürür, sizi dünya dışına çıkaramaz – metotlarından ötürü bu dünyayla sınırlı olmayan metafiziğin bir sorusudur. (“Tasarım çıkarımları”nın genelde anlaşılan halinde ne tür sıkıntılar olduğunu görmek için buraya, doğru anlaşıldığı şekilde kozmolojik argümanın neyi iddia ettiğini görmek için buraya bakınız.)

Analojiyi biraz değiştirdiğimizde, bir yanda Yeni Ateist öbür yanda “teistik personalist” ve “tasarım çıkarımı” karşıtları bir psödo-teolojik Ali Nerede (Where’s Waldo) oyunu oynamaktadırlar.2 Yeni Ateist, problemin çok fazla kişinin Ali’nin resimde hiçbir yerde bulunmadığını reddetmesi olduğunu düşünür. Teistik personalist ve kimlik teorisyeni içinse problem Yeni Ateistlerin Ali’nin resimde şurda veya burda olduğuna dair kanıtın ne kadar güçlü olduğunu görmeyi reddetmesidir (belki de bakteriyel kamçının arkasındadır). Klasik teist esas problemin bu insanların Tanrı hakkında konuşmak yerine Ali Nerede oynayarak olağanüstü zaman ve enerji harcaması olduğunu bilir.

Bu tartışmalarda “açık teizm”, “süreç teizmi”, “onto-teoloji”, “neoteizm” ve benzeri kavramları duyarız. Gerçek tanrı – Athanasius ve Augustine’in, Maimonides ve İbn-i Sina’nın, Anselm ve Aquinas’ın Tanrısı – sürekli görmezden gelinirken popüler apolojetik ve popüler ateizmde sürekli uzun uzadıya tartışılan, özünde yaratık gibi veya antropomorfik olan tanrı konsepti için belki de yeni bir isim bulmamız gerek. Bunu “Aliteizm” (Wally-theism) veya “Ali-teoloji” (Waldo-theology) olarak adlandıralım.


Çevirmen Notları

(1): Bir inç 2.54 santimetreye eşittir. Bir inç kare ise yaklaşık 6.5 santimetrekareye eşittir.

(2): Where’s Wally (Kuzey Amerikalılar için Where’s Waldo), Martin Handford tarafından çocuklar için geliştirilen puzzle kitapları serisidir. Okuyucular, görsellerde bulunan pek çok insan arasından Wally’i bulmaya çalışırlar. Kitap Türkçe’ye “Ali Nerede?” olarak çevrilmiştir.

Edward Feser- “Where’s God?”, (Erişim Tarihi: 17.08.2020), Erişim Kaynağı: http://edwardfeser.blogspot.com/2014/07/wheres-god.html

Çevirmen: Can Kalender

Boğaziçi Üniversitesi'nde Dilbilim öğrencisi. İlgi alanlarını dilin kökeni, evrimsel psikoloji ve ahlak psikolojisi oluşturuyor. Felsefe özelinde ise zihin ve ahlak felsefesi ile ilgileniyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Büyük Mitler 2: Noel, Mithras ve Paganlık - Tim O'Neill

Sonraki Gönderi

Karl Popper ve Yanlışlanabilirlik - Michael Zerella

En Güncel Haberler Analitik Felsefe