Uzay-Zaman Felsefesi: Geçmiş ile Gelecek Gerçek mi? – Dan Peterson

//
1011 Okunma
Okunma süresi: 19 Dakika

Aziz Augustine, İtirafları’nda zamanla ilgili şöyle bir ifade kulanır:

Peki o halde zaman ne? Hiç kimse bana sormazsa biliyorum da biri sorup da ona açıklama yapmam gerektiğinde bilmiyorum. [1]

Şimdi’yi açıklamak oldukça kolay görünebilir: o, olan biten şey, gerçek olan şey, şu andır. Fakat geçmiş ile gelecek, şimdi gibi “gerçek” midir? Ve bu bağlamda “gerçek olmak” tam olarak ne anlama gelir?

Bu yazımızda geçmiş ile geleceğin gerçekliğine dair en meşhur üç pozisyonu inceleyeceğiz. Ele aldığımız konu zaman felsefesinin de bir parçası olduğu uzay ve zaman felsefesiyle başlamaktadır. [2] Felsefenin (metafizik ile fizik felsefesinin kesiştiği) bu noktası, geçmiş ile geleceğin gerçek olup olmadığını soruşturmamıza yardımcı olmaktadır.

1. Şimdicilik (Presentism), Sonsuzculuk (Eternalism) ve Büyüyen Blok Teorisi (Growing Block Theory)

Şimdiki zaman; geçmiş ve gelecek ile karşılaştırıldığında, deneyimlerimiz açısından eşsizdir: şuan ki olayları tam gerçekleştiği anda deneyimleriz. Geçmiş olaylara ise ancak hafıza aracılığıyla, başkaları anılarını paylaştığında veya fotoğraf, yazı vb şeyleri görerek ulaşılabilir. Gelecekte deneyimleyebilecek olsak dahi, şu anda gelecekteki olayları deneyimlemeyiz; yapılabilecek en iyi şey geleceğe dair tahminlerde bulunmak olsa gerek. Yani şimdiki an özeldir, öğle yemeğimizi yerken o yemeği doğrudan deneyimleriz. Fakat geçmişteki kahvaltılar ve gelecekteki akşam yemekleri bizim için doğrudan doğruya şuanda mevcut değildir.

Şimdiki zamanın eşsiz ve özel deneyimi üzerine düşünmek bizi geçmişin, şimdinin ve geleceğin gerçekliğine dair aşağıdaki teorilerden birini kabul etmeye götürebilir: [3]

  • Şimdicilik: Şimdiciler, yalnızca şimdinin gerçek olup geçmiş ile geleceğin (bazı bakımlardan) gerçek olmadığını iddia ederler.
  • Sonsuzculuk: Sonsuzcular, geçmişin, şimdinin ve geleceğin hepsinin de eşit derecede gerçek olduğunu savunurlar.
  • Büyüyen Blok Teorisi: Büyüyen Blok teorisyenleri geçmiş ile şimdinin gerçek; geleceğin ise gerçek dışı olduğunu ileri sürerler.

Bu yaklaşımlar, deneyimlerimiz ile gerçeklik arasındaki ilişkiye dair farklı tasvirler sunmaktadır. Şimdiciler, şimdinin eşsiz bir şekilde gerçek olduğuna inanmamız adına sağlam bir neden olarak şimdilik’e yönelik özel erişimimize dikkat çeker.

Sonsuzcular ile Büyüyen Blok teorisyenler ise, şimdiki deneyimlerimizin bize geçmiş ile geleceğin gerçek olmadığını düşünmek için neden sunmadığına inanıyor; aynı Gürcistan’da olma deneyimimin bize epey uzakta olan Madagaskar’ın aslında hiç var olmadığını düşünmek için bir neden sunmaması gibi.

2. Görelilik ve Sonsuzculuk

Sonsuzcular, şu andaki özel deneyimimizi yeterince açıklamamakla eleştirilirken, [4] alternatif yaklaşımlar modern fiziğin özellikle de Görelilik Teorisi’nin kendi yaklaşımları ile nasıl bağdaştırılabilecekleriyle meşguller. Einstein’ın Görelilik Teorisi, üç boyutlu uzayı ile tek boyutlu zamanı dört boyutlu bir uzay-zamanda birleştirir. Herhangi iki olay arasındaki “uzay-zaman aralığı” olarak adlandırılan dört boyutlu “mesafe” nesnel bir olgudur fakat farklı hızlarda hareket eden gözlemciler bu olayların arasından ne kadar zaman geçtiği konusunda anlaşamayabilirler. Farklı hızlarda hareket eden gözlemcilerin, hangi olayların aynı anda meydana geldiği konusunda anlaşamadıkları bu olguya “eşzamanlılığın göreliliği” denir.

Aşağıdakine benzer senaryolar söz konusu olduğunda eşzamanlılığın göreliliği fenomeni, Şimdiciler ile Büyüyen Blok teorisyenleri aleyhine bir problem teşkil eder: [5]

Bob evinin dışında bir balonun patladığını görür ve aynı anda oturma odasındaki saatin de dördü vurduğunu (gong!) fark eder. Bob’un referans çerçevesinde bu iki olay (balonun patlaması ile saatinin dördü vurması) aynı anda gerçekleşir. Bob, bir saniye sonra balonun patlamasından korkup ağlayan bir çocuk görür.

Ancak Bob’un evinin üzerinde ışık hızına yakın bir hızla hareket eden bir astronot uzay gemisinden aşağıya doğru bakar ve şunu görür:

Bob’un saati dördü gösterir ve aynı anda patlamış bir balon tutan çocuğun ağlamaya başlar. Benim referans çerçevemde, çocuk ağlamaktadır ve aynı anda Bob’un saati dördü vurmaktadır (gong!).

Eşzamanlılığın göreliliği (relativity of simultaneity.)

Şimdici ve Büyüyen Blok teorisyeni için çözülmesi gereken bulmaca şudur:

Bob’un perspektifinden; duvardaki saati dördü vurduğunda (gong!), çocuğun ağlaması gelecekteyken balonun patlaması şimdidedir. Astronotun perspektifinden; Bob’un saati dördü vurduğunda (gong!), balon patlaması geçmişte ve çocuğun ağlaması ise şimdidedir.

Hem Şimdiciler hem de Büyüyen Blok teorisyenleri bize geleceğin gerçek olmadığını söylerler fakat onlar Bob’un geleceğinden mi yoksa astronotun geleceğinden mi söz ediyorlar? Görelilik teorisi bize neyin gerçek olup neyin olmadığını bize söyleyen özel ve ayrıcalıklı referans çerçevelerine izin vermemektedir, bu nedenle de Şimdiciler ile Büyüyen Blok teorisyenleri ellerindeki mevcut teorilerinin göreceli/rölatif fenomenlerle nasıl bağdaştığını açıklamalıdır. [6]

3. Şimdicilik ve Dil

“Gerçek” ile “gerçek olmayan” terimlerini iki farklı şekilde anlayabiliriz.

İlk olarak, “gerçek olay” ile şu anda gerçekten olan bir olayı kastediyor olabiliriz. “Dışarıda gerçekten yağmur yağıyor mu?” diye soran biri bu türden kipli “gerçek”lik tanımını kullanır. “Gerçek” kelimesinin bu türden bir kipli kullanışında, şimdici konum apaçık olarak anlamlı ve alternatif konumlar ise anlamsız görünüyor: elbette şu anda yalnızca mevcut olaylar vardır! Zaten “şimdi”nin anlamı budur!

Fakat kipli-olmayan “gerçek”lik tanımı da vardır; bu tanım, Hamilton müzikalini gördükten sonra arkadaşlarına “Burr gerçekten de Hamilton’ın katili mi?” diye soran kişinin kullanabileceği bir şey. Soruyu soran kişi, Burr’ın şu anda Hamilton’u öldürüp öldürmediğini değil Burr’ın Hamilton’u öldürmesinin Hamilton’un yazarının uydurduğu bir kurgu mu yoksa gerçek/tarihi bir olay mı olduğunu sormaktadır.

Şimdiciliği ve alternatiflerini anlamak adına kipli-olmayan bir tanım kullandığımızda, Şimdici; şimdiye özel erişimimizin olmasının niçin geçmiş ve geleceğin de Narnia, Hogwarts veya diğer herhangi bir kurgusal ortam gibi gerçek dışı olduğuna inanmak için bize bir sebep sunduğunu açıklamalıdır.

Şimdicilik ve alternatifler yaklaşımlar, kişinin bu yaklaşımların kipli veya kipli-olmayan okumasını benimsemesine bağlı olarak çok farklı olabileceğinden ötürü kimi filozoflar [7] geçmiş ile geleceğin gerçekliğine yönelik tartışmaların yalnızca anlamsal olduğunu iddia etmişlerdir.

4. Sonuç

Geçmiş ile geleceğin gerçekliği üzerine düşünmek, zamanın doğası konusunda St. Augustine’inki kadar kafa karışıklığına yol açabilir. Fakat zaman deneyimimizi, en güçlü mevcut fizik teorilerimizi ve kullandığımız kelimelerin daha açık/net tanımlarını düşünmek adına vakit ayırsak, zamanı daha iyi anlayabiliriz.


Dipnotlar

  • [1] Confessions 11.17.
  • [2] Bu incelemeye başlamadan evvel şu soruyu sormalıyız: Niçin uzay-zaman felsefesi? Niçin bu kavramları ayrı ayrı ele almıyoruz? Ne de olsa, fizik ve sanat felsefesi denen bir felsefe alt alanımız yok: bu iki alanı birbirinden ayrı tutuyoruz! Yanıtlardan biri, en güçlü fizik teorilerimizin çoğunun uzay ile zamanı (tam olarak aynı değilse de) benzer şekilde ele almasıdır: hem uzay hem de zaman; fiziksel dünyamızı betimleyen ve bize hem kendimizi hem de önemsediğimiz olayları konumlandırmanın bir yolunu sunan boyutlardır. Yani; uzay felsefesinde, zaman felsefesinde benzerleri olan ve bunun tersi de olan (zaman felsefesinde, uzay felsefesinde benzerleri olan) bazı bulmacalar vardır. Diğer yandan uzay-zamanı tek bir felsefi alt başlıkta birlikte ele almanın en iyi gerekçelerinden biri, uzay ile zamanı ayrı kavramlar olarak değil, tek bir birleşik bütün, uzay-zaman olarak ele alan Görelikçi fizikten gelir. Bu yazıda Görelilik ile ilgili bazı fikirleri inleyeceğiz fakat Göreliliğin felsefi sonuçları hakkında daha fazla bilgi için Sklar’a (1977) bakın.
  • [3] Elbette, aşağıda sıraladığım kombinasyonlar dışında dünün, bugünün ve geleceğin gerçekliği üzerine alabileceğimiz başka olası pozisyonlar da var: örneğin, yalnızca geçmişin gerçek olduğuna; veya yalnızca geleceğin gerçek olduğuna; veya yalnızca geçmiş ile geleceğin gerçek olduğuna; veya yalnızca şimdi ile geleceğin gerçek olduğuna inanabiliriz. Tüm bunlarla birlikte benim bildiğim kadarıyla hiçbir filozof bu teorileri savunmadı, çünkü neredeyse tüm zaman felsefecileri en azından şimdiki anın gerçek olduğu ve geçmişin gelecekten gerçek olmak açısından daha olası olduğu konusunda hemfikir görünüyorlar. “Neredeyse tüm” diyorum çünkü McTaggart (1908) geleneğini takip eden ve zamanın tümüyle (geçmiş, şimdi ve gelecek) gerçek olmadığını savunan kimi filozoflar da vardır. Her ne kadar epey dikkat çekici olsa da, bu argüman apayrı bir yazı hak edecek kadar karmaşıktır, bu yüzden dikkatimi Şimdicilik, Sonsuzculuk ve Büyüyen Blok modeli ile sınırlı tutacağım ve McTaggart ile onun argümanı hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için McDaniel (2020)’in 3. Bölüm’üne atıfta bulunacağım.
  • [4] Örneğin, Bkz. Lucas (1989)’a göre Sonsuzculuk; “zamana ilişkin epey yetersiz bir kavrayış ve yaklaşım görüş sunar” çünkü o diğer birçok şeyin yanı sıra “şimdinin üstünlüğünü… hesaba katmaz…” (8).
  • [5] Bu argüman biçimi ilk kez Rietdijk (1966) ile Putnam (1967) tarafından sunuldu. Eş yazarlığımı yapan Michael Silberstein ile ben ise, 2010 yılında bu argümanın güncellenmiş bir versiyonunu sunduk.
  • [6] Elbette Şimdicilik ile Görelilik teorisini uyumlu hale getirmenin dışında başka seçenekler de mevcut: kimileri Görelikçi fiziği sağlam bir fiziksel teori olarak görmeyip reddedebilir ve kimileri ise farklı hızlarda hareket eden gözlemcilerin yalnızca farklı gerçekliklerde yaşadıklarını söylemeye istekli olabilir. Bu ikinci seçenek kimi açılardan Stein’ın (1991) “şimdiki zaman” kavramını hem şu anda hem de burada olan şeylerle sınırlandıran “Point Presentism”inden (Durum Şimdiciliği) çok da uzak değildir.
  • [7] Notably Dorato (2006) and Savitt (2006).

Referanslar


Dan Peterson– “Philosophy of Space and Time: Are the Past and Future Real?“, (Erişim Tarihi: 24.06.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

1 Yorum

  1. Şöyle bir varsayımda buluna bilirmiyiz . İnsan beyni ve algı üzerine .örnek tanrı ve din tanrı ve din insanların nesiller boyunca aktarılması sonucunda bugünkü halini almış. İnsan gerçek olduğuna okadar inanıyor ki . Gözünü bile kırpmadan canını verebilir.yoktan vareden insan beyni . Olanı da yok edebilirmi? Örnek vermek gerekirse . Deney yapsak mesela dünyadaki bütün tanrıya inandıkları gibi . Ayın orda olmadığın aslında orda hiçbirşey yok diyerek ve bunu nesiller boyu aktarsak . Ne olurdu? Ayı görebilirmiydik. Nekadar uZağa bakarsak bakalım 1 milyar 50 milyar yada 500 milyar ışık yılı .aradığımız sürece mutlaka bişeyler bulacağız . Hiç bir zaman sonunu bulamayacağız.söylenecek çok şey var . EĞER İNSAN BİR YARATICI ARIYORSA AYNAYA BAKMASI YETER EN BÜYÜK YARATICIYI GÖRECEK.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Din Hayata Anlam Katar. Peki Ya Başka Bir Şey Bunun Yerini Alabilir mi? – Michael M. Prinzing

Sonraki Gönderi

Felsefi Metin Nedir ve Nasıl Yazılır? – Jim Pryor

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü