İlahi Gizlilik Problemi – Ryan Keating

/
26 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Tanrı neden kendini daha açık bir şekilde göstermiyor? Neden bazen sanki gizli kalıyor gibi görünüyor? Bazı insanlar için bu, ‘İlahi Gizlilik Problemi’ olarak adlandırılıp Tanrı inancına karşı sunulan bir itiraz olarak kullanılır. 1993 yılında filozof J.L. Schellenberg, Divine Hiddenness and Human Reason[1] adlı kitabında bu meseleyi felsefi bir argüman olarak ortaya koydu. Schellenberg’in argümanı şöyle özetlenebilir:

  1. Bazı insanlar var ki, Tanrı’yla kişisel bir ilişki kurabilme kapasitesine sahiptirler ama kendilerine bir suç olarak atfedilemeyecek bir şekilde, Tanrı’nın varlığına inanamıyorlar.
  2. Tamamen mükemmel olan kişisel bir Tanrı olsaydı, böyle insanlar olmazdı.
  3. Dolayısıyla, böyle bir Tanrı yoktur.

Bu argümana göre, Herşeyi yapabilen ve gerçekten sevecen olan bir Tanrı, kendini göstermek isterdi ki inanmaya açık olan her insan, Tanrı’nın varlığına inanabilsin. Bu argümanı savunanlara göre, bazı insanlar vardır ki, Tanrı’nın varlığı gizli olduğu için inanamıyorlar. Her güce sahip ve mutlak iyi olan bir Tanrı, bu insanların inanmalarını istemez mi? O insanların inanmaları için bir şeyler yapamaz mı? Yoksa Hristiyanlığın inandığı Tanrı, aslında yok mu?  Hristiyanlar olarak bu argüman hakkında ne düşünmeliyiz ve nasıl yanıt verebiliriz?

Önce bazı kavramları belirleyelim. Bu ‘İlahi Gizlilik Problemi” başka türden bir felsefi meseleye dairmiş gibi görünüyor. Felsefede ‘Kötülük Problemi’ dediğimiz argümanın temel mantığı şudur: ‘Her şeyi yapabilen ve mutlak iyi olan bir Tanrı varsa, neden şöyle bir durum var…’ İlahi gizlilik argümanı dolayısıyla, kötülük probleminin bir versiyonu olarak görünüyor.

Schellenberg ve ilahi gizlilik argümanının diğer savunucularına göre Tanrı’ya inanmaya açık olan bazı insanlar, Tanrı’nın varlığı onlara açık olmadığı için inanamıyorlar. Tanrı kendini gösterseydi, inanırlardı. Bu argümana göre, bu durum Tanrı’nın yokluğunu desteklemek için kanıt olarak kullanılabilir çünkü Tanrı  o insanlara inanç konusunda yardım etmeli ve bu engeli kaldırmalı. Üstelik; her şeyi bilen bir Tanrı, bu insanların doğru koşullarda inanabileceğini bilirdi. Öyle bir bilgiye sahip olduğu için, Tanrı’nın gizli kalmamasına dair ahlaki bir mecburiyeti olurdu. Sonuç olarak, bu argüman diyor ki Tanrı’nın gizli kalmasından dolayı inanmayan insanların varlığı, Tanrı’nın yokluğunu kanıtlıyor.

Çok yaygın olmaya başlayan bu argüman, birçok kişi için ikna edici geliyor ve Tanrı’ya inanmamaları için bir sebep oluyor. Hristiyanlık açısından mantık çerçevesinde nasıl değerlendirebiliriz? Aşağıda birkaç yanıtı özetleyeceğim:

  • 1. Tanrı gerçekten gizli kalıyor mu? İki çeşit vahiyden bahsetmek mümkündür. Özel vahiy, peygamberler aracılığıyla sözel veya yazılı olarak verilen mesajlardır. Hristiyanlar için Kutsal Kitap, özel vahiydir. İkinci çeşit vahiy, genel vahiydir. Genel vahiy, evrenin doğal özellikleri aracılığıyla Tanrı hakkında anlayabileceğimiz gerçeklerdir. Kutsal Kitap, birkaç yerde, genel vahiyden bahseder:

“Gökler Tanrı’nın görkemini açıklamakta, Gökkubbe ellerinin eserini duyurmakta. Gün güne söz söyler, Gece geceye bilgi verir. Ne söz geçer orada, ne de konuşma, Sesleri duyulmaz. Ama sesleri yeryüzünü dolaşır, Sözleri dünyanın dört bucağına ulaşır…”(Mezmur 19:1-4)

“Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri –sonsuz gücü ve Tanrılığı– dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur.” (Romalılar 1:20)

Kutsal Kitap’taki özel vahye erişimi olmayan insanlar bile evren aracılığıyla, Tanrı’nın bilgisine ulaşabiliyor. Genel vahiyden gelen iki çeşit bilgi söz konusu olabilir. Tanrı’nın varlığı ve ahlaki yasasının prensipleri. Tanrı, insanları sahip olmadıkları vahye göre yargılamayacaktır. İnsanlar, ancak sahip oldukları vahye göre sorumludurlar ve Tanrı, evren aracılığıyla kendini göstermektedir.

  • 2. Tanrı’ya inanmayan insanlar, bu durum için Tanrı’yı suçlayabilirler mi? Bazı durumlar için sanki insanların tarafında bir hata veya suç bulmak mümkün gibi görünüyor. Mesela, bazen insanlar kendilerini kandırabilir. Bu, doğruyu kabul etmemek için sürekli yaptığımız bir şeydir. Bazıları ise, bilinçli bir şekilde Tanrı’ya karşı isyan ediyor veya hiç aramıyor olabilir. Bu durumlarda, asıl sıkıntı Tanrı’nın yaptığı (veya yapmadığı) bir şey değildir. Asıl sıkıntı, insanların günahlı benliğidir.
  • 3. Tanrı’nın bir oranda gizli kalması faydalı olabilir. Bu argümana göre; Tanrı’nın nihai hedefi, insanların Tanrı’nın varlığına inanmalarıdır. Ama Hristiyanlığa göre, Tanrı’nın evrendeki amacı başka bir şeydir. Tanrı sadece kendisinin varlığına inanmamızı değil, imanla O’na güvenmemizi istiyor. Tanrı, gökyüzüne ‘Tanrı vardır’ diye bir tabela asabilirdi. Bu şekilde belki daha fazla kişi O’nun varlığına inanabilirdi ama inanmak ve iman etmek arasında önemli bir fark vardır. İman etmek, güven gerektiriyor. Gökte asılan bir tabela, belki de insanların daha fazla güvenmelerine sebep olmazdı. Arayışta olmak ve daha açık bir şekilde görmeden iman etmemiz, Tanrı’nın amacına daha uygun gibi görünüyor. Kutsal Kitap bu konuda şöyle der: “Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar!” (Yakup 2:19) O’nu arayarak olgunlaşıyoruz. Ruhsal kaslarımız ve karakterimiz güçleniyor. Tanrı’nın hedefi bunlar olduğu için, belli bir şekilde ‘gizli’ kalması da değerlidir.
  • 4. Tanrı’nın planında özgür irade çok önemlidir. Mümkündür ki Tanrı’nın varlığı daha net bir şekilde gösterilseydi, Tanrı’ya inanmak özgür bir karar olmayabilirdi. İrademizin özgürlüğünü korumak için, Tanrı aramızda ‘metafiziksel bir mesafe’ bırakıyor. Hristiyanlar olarak inanıyoruz ki bir gün o mesafe kaldırılacaktır: “Şimdi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim.” (1. Korintliler 13:12). Şimdilik O’nu bulmaya ve itaat etmeye özgürce karar vermeliyiz. Özgür irade olmasaydı, gerçek sevgi veya ahlaki sorumluluk mümkün olmazdı. İnanç konusunda Tanrı bizi zorlamıyor. Tanrı bizi çağırıyor, teşvik ediyor ama bir oranda gizli kalarak irademizi özgür bırakıyor.
  • 5. Tanrı, dünyadaki nesneler gibi değildir. Mesela anahtarımı kaybetsem, evin her köşesine bakarak bulacağımdan emin olabilirim. Anahtarların bir kişiliği yoktur. Fiziksel nesne olarak kendilerini gizleyemez, benden bir şey isteyemezler. Tanrı, pasif bir nesne değildir. O’nun iradesi, kişiliği, istekleri ve hedefleri vardır. Kişisel bir varlık olarak Tanrı’yı algılamak, iki taraflı bir niyete bağlıdır. Yüreğimin motivasyonu ve eğilimi doğru olmalıdır. Bir oranda, insanlar için de aynı şey geçerlidir. Motivasyonlarınızın iyi olmadığını bilirsem; yüreğimi ve varlığımı size açmayabilirim. Belki beni fiziksel olarak görebilirsiniz ama bilinmemeye, tanınmamaya karar verebilirim. Kişiliğim gizli kalır. Kişisel bir varlık olarak, Tanrı’yı algılamak pasif bir şey ya da fiziksel bir şeyi görmek gibi olamaz. Tanrı’yı görmek, daha çok bir kişiyi tanımak gibi olmalıdır.
  • 6. İnsanlar olarak Tanrı’nın gizliliğinden herhangi bir sonuca varmak için bilgimiz çok fazla sınırlıdır. Şimdiye kadar düşünemediğimiz ama geçerli olan bir sebebi olabilir mi? Öyle bir sebebi açıkça anlayabileceğimizi düşünmek çok uygun görünmüyor. Her şeyi yapabilen, her şeyi bilen ve mutlak iyi olan bir varlık; bütün evreni görür ve geleceği bilir. O, amaçlarına ulaşmak için nasıl davranması gerektiğini bizden daha iyi biliyordur. O’nun hikmetini tam bir şekilde anlamak bizi aşar. Bu konuda alçakgönüllü kalmak daha mantıklıdır ve yapmadığını düşündüğümüz şeyler hakkında kesin sonuçlara varmamamız daha uygun görünüyor.

Kötülük problemi gibi, İlahi Gizlilik Problemi de basit bir mesele değildir. Fakat, Hristiyanlığa karşı sunduğu itirazlar yetersiz ve tatmin edici bir şekilde cevaplanabilir gibi görünüyor. Bu makalede, felsefi bir mesele olarak değerlendirdik. Tabii ki felsefe boyutundan öte, bu problemin ruhsal ve duygusal boyutu da vardır. Tanrı’nın yokluğunu hissetmek zor bir durum olabilir. Bu konu hakkında da bir sonraki makalede paylaşmayı planlıyorum.


[1] J. L. Schellenberg, Divine Hiddenness and Human Reason (Ithaca, NY: Cornell University Press, 1993).

Yazar: Ryan Keating

Site Editörü: Taner Beyter

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ölümün Kötülüğü - Duncan Purves

En Güncel Haberler Analitik Felsefe