Leibniz’in Yeter Neden İlkesi – Marc Bobro

2 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

Bisikletinizin sürekli zincirinin attığını düşünün. Durumdan rahatsız olduğunuz için bir bisiklet dükkanına götürüyorsunuz ki sorun neyse belirleyip çözsün. Tamirci size sorunu çözemeyeceğini çünkü zincirin atması için ortada hiçbir neden olmadığını söylüyor: nedensiz yere atıyor işte. Yani zincirin neden atıp durduğunun nedeni belirlenemedi değil: bunun yaşanması içiçn ortada hiçbir sebep yok.

Gottfried Leibniz’in Yeter Neden İlkesi (YNİ) tamircinin iddiasının açıkça yanlış olmasını gerektirir:

”Ortada öyle olması ve başka türlü olmaması için bir yeter neden olmadığı müddetçe hiçbir olgu devam edemez ya da gerçek olamaz.”[1]

YNİ’ye göre, kaba, açıklanamayan gerçekler yoktur; neden olunmamış olaylar ya da bir neden olmadan gerçekleşen hiçbir şey yoktur; ve ortada doğru olmaları için bir neden olmadığı sürece hiçbir iddia ya da inanç doğru değildir. Bu deneme Leibniz’in neden YNİ’yi kabul ettiğini, YNİ’nin çeşitli uygulamalarını ve çağdaş felsefedeki yerini açıklayacak.

1. Leibniz’in YNİ’si

Leibniz (1646-1716) Yeter Neden İlkesi’nin en ünlü savunucusu olsa da bunu ilk benimseyen kişi değildir. YNİ’nin kayıtlara geçmiş en erken uygulayıcısı Anaximander c.547 MÖ gibi görünüyor:

Dünya eşitlikten ötürü dengede kalır, merkezde bulunandan daha uygun bir duruş olmadığı ve yukarı gitmektense aşağı ya da yanlara hareket etmesine gerek kalmayacak halde her iki uçtan da eşit derecede uzakta olduğundan ötürü.[2]

Ayrıca Leibniz’in öncüleri Parmenides, Archimedes, Abelard, Spinoza ve Anne Conway gibi isimlerin hepsi bu ilkenin bir çeşit formunun savuncularıydılar. Leibniz hiçbir zaman YNİ için açık bir şekilde argüman önermemiştir ancak bu pasajındaki gerçeklik tanımından çıkarılabilir:

… tüm doğruların.. bir a priori [yani, sezgi temelli olmayan] kanıtının ya da neden yanlış değil de doğru olduklarına dair bir nedenlerinin olduğu barizdir. Yaygın olarak kullanılan hiçbir şey nedensiz gerçekleşmez ya da nedensiz hiçbir şey yoktur laflarıyla kast edilen işte budur.[3]

Diğer izleri de düşünürsek onun şu gibi bir akıl yürütmeyi benimsediğini söyleyebiliriz:

Tüm önermeler bir özne ve bir yüklem içerir, örnek, ‘Washington Delaware’den geçti.’, ‘Washington’ öznedir. ‘Delaware’den geçti’ yüklemdir. Leibniz doğru bir önermede yüklemin özneye ”ait olduğunu” iddia eder. Washington gerçekten de Delaware Nehri’ni geçtiği için ‘Washington Delaware’den geçti’ önermesi doğrudur.[4] Şimdi, Washington’un Delaware’den geçmesi zorunlu bir doğru değildir: Washington Delaware’den geçmemiş olabilirdi; buradan geçmiş olması olumsal bir doğrudur: yani bu bir doğrudur ancak yanlış da olabilirdi. Zorunlu doğru senaryosunda ise, örneğin, ‘Bekar olan Mary evli değildir,’ dediğimizde yüklemin neden özneye ait olduğu açıktır: ‘evli değildir’ yüklemi Mary’e aittir çünkü öbür türlüsünü söylemek bir çelişki olurdu. Bekar olmak evli olmamaktır. Ancak ‘Delaware’den geçmek’ nasıl ‘Washington’a ait oluyor? Bunun için ortada bir neden olmalı.

Voila! Şimdi elimizde YNİ var.[5]

2. YNİ’nin Uygulamaları

Leibniz YNİ’den bazı önemli sonuçlar çıkarır. Onun ‘Ayırt Edilemeyeceklerin Özdeşliği İlkesi,’ yani eğer iki ayrı şey gibi görünenler tamamen aynı özelliklere sahipse aslında tek ve aynı şey oldukları ilkesi YNİ’nin bir sonucudur. Varsayalım ki aynı özelliklere sahip ayırt edilemeyen iki küre var: ”her biri kimyasal olarak saf demirden yapıldı, çapları birer mil, aynı ısıya, renge ve diğer tüm özelliklere sahipler…”[6] Ancak eğer durum buysa o zaman ayırt edilemeyen kürelerden hiçbirinin şu an kapladıkları alanda olup da başka bir alanı kaplamamak için hiçbir yeter nedeni olmazdı. Sonuç olarak, YNİ’den çıkarıyoruz ki, eğer tüm özellikleri ortak olup iki ayrı şey gibi görünen şeyler varsa onlar aslında tek ve aynı şeydir: ortada yalnız bir küre vardır.

Gottfried Leibniz (1646-1716)

Leibniz YNİ’yi aynı zamanda Tanrı’nın varlığını savunmak için de kullanır. Bisiklet örneğine dönersek, diyelim ki zincirlerin atmasını dişlilerin yanlış hizalanmış olmasıyla açıklayabiliyorsun. Ancak o zaman yeni bir soru ortaya çıkar: Dişliler neden yanlış hizalanmıştı? Ve bu böyle devam eder. Olumsal bir gerçeği başka bir olumsal gerçekle açıklamak sonsuz bir ”neden” soru zinciri yaratır. ”Neden” sorularına verilen cevaplar zinciri ya başarısızlığa uğrar ya da yeter neden oluşturamayacak şekilde belirsiz olarak devam eder. Bu neden olumsallıklar serisinin dışında olmalıdır. Doğrusu, Leibniz nedenleri aramaya çıkan her başarılı arayış bir ”zorunlu varlık”-zorunlu olarak var olan bir varlık, yani, Tanrı-ile sonlanmak zorundadır.

Leibniz’in Tanrı’nın yaratımı açıklamasında YNİ önemli bir rol oynar:

”Tanrı’nın düşünceleri arasında sonsuz sayıda olası evren olduğu ve bunlardan yalnız birisi var olabileceği için Tanrı’nın seçiminin ardında onu birini değil de öbürüne seçmeye iten bir yeter neden olmalıdır.”[7]

Bir diğer deyişle, bizimkiyle eşit bir başka olası evren yoktur çünkü olsaydı Tanrı her ikisini de yaratmazdı.[8]

Leibniz YNİ’yi ayrıca Newton’un mutlakiyetçi zaman ve mekan kavrayışını reddetmek için kullanıyor:

[Newton inandı ki] mekan mutlak olarak birlik içinde olan bir şeydir ve içine yerleştirilmiş olan şeyler olmadan mekandaki bir nokta herhangi başka bir noktadan hiçbir şekilde ayırt edilemez. Şimdi, bunu şu takip ediyor ki … Tanrı’nın, cisimlerin tüm durumlarını aynen koruyarak, cisimleri mekanda belirli bir şekilde yerleştirip diğer şekilde yerleştirmemiş olması için bir neden olması gerektiği imkansızdır … Bu durum aynen zaman için de geçerlidir.[9]

Leibniz’in kendi görüşüne göre mekan beraber var olan şeylerin düzeni ve durumundan başka bir şey değildir. Zaman ise basitçe peşpeşe gelen şeylerin düzeni ve durumlarından ibarettir.

3. Sonuç

Wolff ve Schopenhauer, diğerleri arasından, Leibniz’den sonra YNİ’nin versiyonlarını savundular ancak YNİ hiçbir zaman filozoflar arasında konsensua varılmış bir görüş olmadı; Plato, Descartes ve Hume bunun aleyhine görüşlerde bulunan isimlerden yalnızca üçü.[10] Yine de Leibniz’in kaba gerçeklerden, nedensiz gerçekleşmiş olaylardan ve nedensiz gerçeklerden kaçınma konusundaki endişesi terminolojileri her ne kadar farklılık gösterse de çağdaş filozoflar arasında var olmaya devam eden bir endişedir.

Notlar

  • [1] Leibniz (1), Monadology §32, 217. Ayrıca şöyle yazıyor, ”Akıl yürütmenim temel prensibi hiçbir şeyin nedensiz yere olmayacağıdır; ya da meseleyi daha açık ifade edersek bir neden tarafından desteklenmeyen hiçbir gerçek olamaz” (Leibniz [2], “Metaphysical Consequences of the Principle of Reason,” 172). Ayrıca Leibniz’in Discourse on Metaphysics §13’üne ve onun Samuel Clark’a yazdığı 4. ve 5. mektuplara bakabilirsiniz.
  • [2] Aristotle, On the Heavens 2.13 295b11-16.
  • [3] Samuel Clarke’a 1716’da yazdığı bir mektup §5.125. Leibniz’in bunu yazma nedeni Clarke’ın yazdıklarından hayal kırıklığına uğramış olması ve bu prensibi savunmaya girişmek istememesi olabilir.
  • [4] Açık konuşursak, Leibniz’e göre, her doğru önermede yüklem kavramı özne kavramı tarafından içeriliyor olmalıdır. Bu Leibniz’in gerçeğin kavram-kapsama teorisi olarak adlandırılır.
  • [5] Leibniz için, yalnızca olası dünyalarda var olanlar dahi her gerçek belirleyici nedenlere sahip olmalıdır, olası dünyaların da kendi doğruluk setleri vardır. Bu çeşit bir düşünce YNİ’yi bir zorunlu doğru olarak görür-olası tüm dünyalarda doğrudur. Ancak onun modal statüsü üzerine bir tartışma vardır, örneğin, YNİ’nin zorunlu olarak mı yoksa olumsal olarak mı doğru olduğu meselesi. Leibniz’in dediği şey iki ya da daha fazla ayırt edilemez kürenin olduğu bir evrenin mümkün olmadığı mıdır? Ya da o yalnızca bizim evrenimizin bunları içeremeyeceğini mi söylüyor? Yorumcuların büyük çoğunluğu ilkini doğru buluyor ancak örneğin Owen Pikkert ve Julia Jorati ikincisini savunuyor. Bernoulli’ye yazdığı bir mektupta Leibniz ikincisine işaret ediyor gibi görünüyor: ”Ben boşluk, atom ya da bunun gibi diğer şeylerin imkansız olduğunu değil ama bunların ilahi bilgelikle uyum içinde olmadığını söylüyorum. Çünkü Tanrı yalnızca bilgeliğin kurallarıyla uyum içinde olan şeyleri üretecek olsaydı bile gücün ve bilgeliğin ürünü nesneler birbirinden farklıdır ve karıştırılmamaları gerekir” (Leibniz [1], 170f.) Bu bölüm boşluk ve atom gibi ayırt edilemez varlıkların mümkün olduğunu-Tanrı’nın bunları gerçekliğe dönüştürme gücünün olduğunu-ve sonuç olarak YNİ’nin olumsal olduğunu belirtiyor gibi görünmektedir. Ancak bunun gibi yalnızca bir pasaj vardır ve haliyle jüri Leibniz’in YNİ’sinin modal statüsü için hala tartışma içindedir. Anthony Savile Leibniz’i okumanın farklı bir yoluna dikkat çeker: ”Benim bildiğim kadarıyla Leibniz hiçbir zaman açık olarak bu iki alternatif arasında seçim yapmamıştır-zorunlu bir doğru ya da zorunlu metodolojik doğru önerme olarak Yeter Neden-ve yorumlamalar bu ikisinin güçlü yönlerini göstermekten çok daha fazlasını yapamaz… Metodolojik öneri Yeter Neden tam bir genellik içinde olmadığı sürece gerçekler dünyasının hemen hemen hiç anlaşılamayacağı düşüncesi üzerine kuruludur” (Savile, 37).
  • [6] Black, 156.
  • [7] Leibniz (1), Monadology §53, 220.
  • [8] Bu hareket ”Buridan’ın Eşeği,” ünlü örneğini anımsatır, bu örnekte bir eşek eşit olarak cazip iki saman yığını arasından seçmeye çalışır ve harekete geçmek için yeter bir nedeni olmadığı için sonuç olarak açlıktan ölür.
  • [9] Leibniz (1), Clarke’a 3. mektup, 325.
  • [10] Plato Timaeus’ta herhangi bir şeyin neden olmadan meydana gelmesinin imkansız olduğunu söylüyor. Bu YNİ gibi duruyor ancak Plato ayrıca bazı şeylerin ”meydana gelmediğine,” ve bazılarının (örnek, evrenin yaratıcısı tarafından matematiksel düzen uygulanmadan önce var olan düzensiz hareket ) nedeni ya da sebebi olmadığına da inanıyordu. Descartes’i ele alırsak, her ne kadar bazen ”hiçbir şey hiçbir şeyden geldiğine” ısrarcı olsa da ayrıca Tanrı’nın metafiziksel ve matematiksel gerçekleri ”yarattığını” iddia ediyordu. Onlar Tanrı’nın seçiminden bağımsız olarak doğru değildi. Descartes ayrıca Tanrı’nın açıkça özgür ve kayıtsız bir iradeyle yarattığını ekler; Tanrı’nın bu doğruları yaratması için hiçbir neden olamaz. Bu YNİ’nin bir ihlalidir. Aynı şekilde Hume da her ne kadar var olan her şeyin gerçekte bir nedeni olduğu doğru olabilecek olsa da var olan her şeyin bir nedene sahip olması gerektiğini iddia etmek problematiktir der. Hume neden hakkındaki düşünceler ve etkileri ayırt edilebilir olduğu için bizim kolayca nedeninden ayrı şekilde bir nesneyi hayal edebileceğimizi söyler. Bir diğer deyişle, var olan her şey her ne kadar bir yeter nedene sahip olabililecek olsa da gerçekten öyle oldukları ya da olmaları gerektiği sonucuna varmak dikkatsizlik olacaktır.
  • [11] Dasgupta , 12, örneğin, ”temeller” açısından formüle edilmiş bir YNİ versiyonunu savunur.

Referenslar

  • Black, Max. “The Identity of Indiscernibles,” Mind 61, 1952: 153-163.
  • Dasgupta, Shamik, “Metaphysical Rationalism,” Noûs 50/2, 2016: 379–418.
  • Jorati, Julia. “The Contingency of Leibniz’s Principle of the Identity of Indiscernibles” Ergo 4/31, 2017: 899-929.
  • Leibniz, Gottfried. (1) Roger Ariew and Daniel Garber (ed. and trans.). G. W. Leibniz: Philosophical Essays. Indianapolis & Cambridge: Hackett, 1989.
  • Leibniz, Gottfried. (2) G.H.R. Parkinson and Mary Morris (ed. and trans.). Gottfried Wilhelm Leibniz: Philosophical Writings. London: Everyman, 1995.
  • Melamed, Yitzhak and Martin Lin, “Principle of Sufficient Reason,” in The Stanford Encyclopedia of Philosophy (https://plato.stanford.edu/entries/sufficient-reason/), 2016.
  • Pikkert, Owen. “The Modal Status of Leibniz’s Principle of Sufficient Reason.” Unpublished.
  • Savile, Anthony. Leibniz and the Monadology. London: Routledge, 2000.
  • Schopenhauer, Arthur. On the Fourfold Root of the Principle of Sufficient Reason. La Salle, Ill.: Open Court, 1974.
  • Spinoza, Baruch. Ethics and Selected Letters. Indianapolis: Hackett, 1982.

Marc Bobro- “Leibniz’s Principle of Sufficient Reason”, (Erişim Tarihi: 07.08.2020), Erişim Kaynağı: https://1000wordphilosophy.com/2018/03/27/leibnizs-principle-of-sufficient-reason/

Çevirmen: Yiğit Aras Tarım

Çeviri Editörü: Berk Celayir

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Tanrı Yalan Söyleyebilir mi? - Dallas G Denery II

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

İslam ve Marcus Aurelius

Marcus Aurelius, Roma İmparatorluğu’nun çalkantılı savaş, huzursuzluk ve doğal felaketler yaşadığı milattan sonra 2. yüzyılda yaşamış