Marksizm (Felsefe Sözlüğü)

//
196 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

Marksizm, 19.yüzyılın ikinci yarısında Karl Marx ve Friendrich Engels’in çalışmalarından türetilen felsefi, siyasal ve toplumsal harekettir. İşçi sınıfının kendi kurtuluşunu amaçlamakta olup teorik ve pratik çerçevede ezen ve ezilen çatışması üzerine kurulmuştur: Saf bir sosyalizm formunu desteklemekte olup Komünizm’in sonraki formlarına entelektüel bir üs sağlar.

Marx’a göre, bir toplumun üretim tarzını değiştirmenin yolu olan, her tarihsel süreci yapılandıran ve tarihsel değişimi yönlendiren sınıf mücadelesidir (sınıf çatışması, birbirine karşıt çıkarları olan sınıflar arasında olan çatışmadır). Marx, nihai hedefi üretim, dağıtım ve mübadele araçlarının kamusal mülkiyetini kurmak olan bir “proletarya diktatörlüğü” inşa etmek için sosyalist devrimin gerçekleşmesi gerektiğine inanıyordu.

Marx’ın felsefesinin diğer büyük elementi de çoğu çalışmasında altını çizdiği Tarihsel Materyalizm (ya da tarihin materyalist anlayışı), tarihi bilimsel bir hale getirme girişimidir. Bu anlayış, diyalektik materyalizm üzerine inşa edilmiştir; tarihe ve toplumlara uygulandığı vakit toplumlar ve onların kültürel, kurumsal üst yapıları doğal olarak aşama aşama yeni doğan sınıf tarafından siyasal ve toplumsal ayaklanma yoluyla bertaraf edilir. Muhtemelen siyasal bir ideolojiden çok felsefe olsa da Marksizm,  açıkça kendi içinde felsefi ögelere sahiptir ve bu felsefe özünde Hegelci bir karaktere sahiptir.

Bir filozof olarak Marx Kantçılar ve Alman idealist Kant; Hegelciler ve Hegel de dahil olmak üzere çeşitli düşünürlerden etkilendi: Ludwing Feurbach (1804-1872); Britanyalı politik iktisatçı Adam Samith ve David Ricado ( 1772-1823); ve Fransız toplumsal teorisyenler Jean Jacque Rousseau, Charles Fourier (1772-1837), Henri de Saint Simon (1760-1825),  Pierre-Joseph Proudhoun (1809-1865), Flora Tristan (1803-184) ve Louis Blanc (1811-1882) 

Karl Marx ve Friedrich Engels (1829-1895) 1844’te şahsen tanıştı. Marksizm ve Komünizm’in esas tanımlayıcı metni olan Komünist Manifesto 1848 yılında Marx ve Engels tarafından beraber yayınlanmıştır. Das Kapital’in ilk cildi  (Marx’ın amacı politik iktisat üzerine bilimsel inceleme, kapitalizmin eleştirel analizi ve onun pratik ekonomik uygulamaları üzerine iddialı bir tez ortaya koymaktı.) Engels tarafından eklenen ve derlenen iki cilt ile beraber 1867’de Marx’ın ölümünden sonra yayınlandı. Bu çalışmaların çoğu bölümü Marx ve Engels tarafından beraber yapılmıştı ve Marx bu ikilinin daha meşhur olanıydı. Söz konusu bu eserler Engels’in erken dönem çalışmalarından epey etkilenmişti, ayrıca Engels Marx’ın çalışmalarının çoğunun yorumlanmasından ve düzenlenmesin sorumluydu.

Bir işçi devletine dair Marksist fikirlerin ilk geniş çaplı uygulama, Vlademir İlyiç Lenin (1870-1924)  ve Bolşevik Parti önderliğindeki 1917 Rus Devrimi (veya Ekim Devrimi)’dir (Her ne kadar Rusya, Marksist teorinin öngördüğü gibi, tam gelişmiş bir Kapitalist sisteme sahip olmasa da). Lenin’in teşvik ve girişimlerine rağmen, diğer ülkelerde benzer bir devrim olmadı; Almanya’da ve diğer batı ülkelerinde Sosyalist devrim girişimleri başarısız oldu ve yeni kurulan Sovyetler Birliği’ni yalnız başına kalmış oldu.

Sovyetler birliğinin erken dönemlerinde, özellikle Leon Trostky ve Rosa Luxemburg olmak üzere, burada inşa edilen (özellikle Joseph Stalin’in 1924’teki Lenin’in ölümünden sonra kontrolü ele almasında sonra) Komünizm’in, Marksist teori ile uyuşmadığını iddia etmiştir: Sosyalizm ile Komünizm’in tarihinin büyük bir kısmı kendi meşruluğunu Marksizm’e dayandıran farklı türden gruplarla doludur.

II. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda, Marksist ideoloji, çoğu kez Sovyet askeri desteğiyle olmak üzere, dünyanın neredeyse her yerinde devrimci Komünist partilerde bir yükseliş eğilimi yarattı ve bu partilerin bir kısmı da sonunda iktidarı ele geçirmeyi başararak kendi Marksist devlet biçimlerini inşa ettiler. (örneğin, Çin Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Romanya, Doğu Almanya, Arnavutluk, Kamboçya, Etiyopya, Güney Yemen, Yugoslavya, Küba). Bağımsızlığını ilan eden bu Marksist toplumların çoğu (genellikle Halk Cumhuriyetleri olarak adlandırılırlar), nihayetinde durağan ekonomilere dönüşerek otoriter devletler halini almıştır. Bu durumun, Marksizm’in pratikte mahkum olduğu zorunlu bir sonuç olup olmadığı veya bu toplumların aslında “gerçek Marksistler” tarafından yönetilip yönetilmediği konuları birçok tartışma yaratmıştır.

1990 yılına gelindiğinde, Doğu Avrupa’nın Varşova Paktı ülkelerinin tümü Komünist yönetimi terk etti ve 1991 yılında Sovyetler Birliği çöktü: Çin, Küba ve Asya ve Afrika’daki bazı izole devletleri Komünizm’in son kaleleri olarak kaldı ve fakat bu ülkelerin çoğu konu başlığı altında klasik Marksizm ile herhangi bir bağı kalmamıştı.

İlk Marksist öncüler olan Marx, Engels, Lenin, Troçki ve Luxemburg‘a ek olarak, Macar Georg Lukács (1885 – 1971) da dahil olmak üzere daha sonraki dönemde önde gelen Marksist düşünürler olarak şu isimler sayılabilir: Alman Karl Korsch (1886 – 1961), İtalyan Antonio Gramsci (1891 – 1937), Alman-Amerikan Herbert Marcuse (1898 – 1979), Fransız Varoluşçu Jean-Paul Sartre (1905 – 1980), Alman Jürgen Habermas ( 1929 -), Cezayirli-Fransız Louis Althusser (1918 – 1990) ve İngiliz Marksistler EP Thompson (1924 – 1993), Christopher Hill (1912 – 2003), Eric Hobsbawm (1917 – 2012) ve Raphael Samuel (1934 – 1996 ).


Kaynak (Erişim Tarihi:17.04.2021)

Çevirmen: Deniz Öner

Çeviri/Site Editörü: Taner Beyter

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Helenistik Dönem (Felsefe Sözlüğü)

Sonraki Gönderi

Antik Roma Felsefesi (Felsefe Sözlüğü)

En Güncel Haberler Felsefe Sözlüğü

Atomculuk (Felsefe Sözlüğü)

Atomculuk, maddeci filozoflar Empedokles ve Anaxagoras’ın ardından M.Ö. 5.yüzyılın sonlarında Leukippos ve onun öğrencisi Demokritos tarafından