J. L. Austin ve Muhafazakarlık – Edward Feser

/
208 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Klasik ve erken modern dönem filozoflarının geleneksel felsefi kelime dağarcığının dönüşümü hakkındaki son yazılarımdan yola çıkarak, bu 2005 tarihli artık kullanılmayan Conservative Philosopher (Muhafazakar Filozof) grubu blogundaki yazıyı yeniden yayınlamak uygun görünüyor. The Last Superstition‘ın 6. bölümünü okuyanlar burada kısaca ima edilen eleyici materyalizm eleştirisini orada daha detaylı bir şekilde bulabilirler.

J.L. Austin’ in siyasi görüşlerinin muhafazakar olup olmadığı hakkında bir fikrim yok. Bununla birlikte onun felsefi sorulara dair yaklaşımı ve bilhassa gündelik dilin nüanslarına özenli bir şekilde dikkat göstermeye olan bağlılığının altında bir tür muhafazakarlık yatıyordu. Klasik makalesi “A Plea for Excuses” daki şu pasajlar bu muhafazakarlığı örneklemektedir:

“Ortak kelime birikimimiz, insanoğlunun birçok neslinin ömrü boyunca çizmeye değer bulduğu tüm ayrımları ve yazmaya değer bulduğu tüm bağları kapsıyor; bunların, en uyumlunun hayatta kaldığı uzun bir sınava dayanmış olmalarından dolayı daha çeşitli ve en azından tüm gündelik ve makul derecede pratik konularda, sizin ya da benim bir öğleden sonra koltuklarımızda düşünebileceğimiz her şeyden daha incelikli olması kesinlikle çok muhtemeldir – en çok tercih edilen alternatif yöntem.”

“Şüphesiz, eğer böyle bir şey varsa, gündelik dilin son söz olma iddiası yoktur. Aslında, Taş Devri metafiziğinden daha iyi bir şeyi, yani söylendiği gibi, birçok kuşak insanın miras alınmış deneyimini ve ferasetini kapsar. Fakat bu feraset öncelikle yaşamın pratik işlerine odaklanmıştır. Eğer bir ayrım, gündelik yaşamda pratik amaçlar için iyi işliyorsa (gündelik yaşam bile zor durumlarla dolu olduğundan büyük başarı), o zaman kesinlikle kendi içinde bir şey barındırır, bir hiçliği belirtmeyecektir. Lakin, eğer ilgimiz sıradan olandan daha kapsamlı veya entelektüel ise, bu işleri düzenlemenin en iyi yolu olmaması yeterince muhtemeldir. Ve yine, bu deneyim yalnızca uygar tarihin büyük bölümü boyunca sıradan insanların erişebildiği kaynaklardan türetilmiştir: mikroskop ve onun haleflerinin kaynaklarından beslenmemiştir. Ve eklemek gerekir ki her türden batıl inanç, hata ve fanteziler sıradan dile dahil olur ve hatta bazen hayatta kalma sınavına dayanır (bu olduğunda neden onu tespit etmeyelim?). Öyleyse elbette sıradan dil son söz değildir: İlke olarak, her yerde ilave alabilir, daha iyi hale getirilebilir ve başkasının yerini alabilir. Yalnızca hatırla, bu ilk sözdür.

(Austin Philosophical Papers’ının 182 ve 185. sayfalarından, Üçüncü Edisyon (Oxford University Press, 1979))

Friedrich August von Hayek (1899-1992)

Antony Flew, David Hume: Philosopher of Moral Science adlı kitabında Austin’in yöntemindeki Humecu muhafazakarlığının kanıtı olarak bu pasajlardan alıntı yapıyor. Pasajların ruhen Burkeçü ve Hayekçi (belki de özellikle Hayekçi, doğal seçilim atfı ele alınırsa) görünüşü daha az olmadığı gibi Burke ve Hayek’e olan benzerlik sadece bu pasajların sergilediği geleneğe duyulan saygıda yatmamaktadır. Bu durum Austin’in belirli koşullar altında geleneklerden ayrılmaya açık olması (çizilen genel karikatürün aksine muhafazakarların genellikle sergilediği bir açıklık) ve bu koşulların anlaşılma biçiminde de aşikardır. Burke ve Hayek gibi, Austin de soruşturma için uygun başlangıç noktası olarak koltuk spekülasyonunu değil, geleneğin aktarımlarını alır. Ayrıca onlar gibi, geleneği en değerli ve gerçekliği tam olarak günlük insanı kaygılarla ile ilgili meselelere dokunan yerlerde yansıtması muhtemel olarak değerlendirir. Bu tür konular söz konusu olduğunda gelenekten ayrılmamızda bize hangi ölçütlerin kılavuzluk etmesi gerektiğini düşündüğü konusunda daha az nettir ancak onun yönteminin yaklaşımımızın parça parça ve geçici olması gerektiğini ima ettiği ve ayrılmanın mümkün olduğu kadar geleneği olduğu gibi bırakması gerektiği ilkesine göre rehber alınıyor gibi gözüktüğünü görmek zor değildir.

(Muhafazakârlık türleri arasındaki önemli bir fark, neyin gelenekte kabul edilebilir bir değişiklik sayılacağını belirlemek için önerecekleri belirli kriterlerdeki farklılıktır. Bana öyle geliyor ki, tüm muhafazakarlar bazı değişikliklere açıklar ancak tüm muhafazakarlar da kanıtlama yükünü yenilikçiye yükleyecektir. Ancak gayridoğalcı (non-naturalist) metafiziğe dayanan muhafazakarlar – örneğin Tomistik doğal hukuk muhafazakarları – bu yükü muhtemelen metafiziksel doğalcı muhafazakarlardan daha zor karşılayacaktır. Gayridoğalcı metafiziğe dayanan muhafazakar, geleneğin belirli unsurlarının insan doğasında daha derin bir temele sahip olduğunu düşünmeye daha yatkındır ve bu nedenle onları “müzakere edilemez” olarak görmeye daha meyilli olabilir. Eğer geleneğin bazı unsurlarının insan doğası için metafiziksel olarak gerekli olan bir şeyi yansıttığını düşünüyorsanız, onun için son nefese kadar savaşacaksınız. Bunun yerine, onu tarihsel olarak olumsal bir kültürel çerçevenin merkezi olarak görürseniz, o zaman bu çerçeveyi ne kadar değerli bulursanız bulun, bunun ümitsiz dava olduğunu düşünürseniz, bunun için savaşmaktan vazgeçme olasılığınız daha yüksektir. Buradaki ilgi çekici soru, bu tutumlardan hangisinin, geleneğin ilgili unsurunu biyolojik olarak esas (daha derin bir metafizik açıdan esas değil, ama sadece kültürel bir eser de değil) olduğunu düşünen muhafazakar tarafından, özellikle de genetik mühendisliğinin bir gün biyolojik statükoyu alt üst edebileceğini düşündüğü takdirde alınacağıdır. Fakat bu bizi Austin’den oldukça uzaklaştırır…)

Austin’in ilgilendiği şey, dil ve felsefi sorunların analizine taşıdığımız kavramlardır ve söylediği şey kesinlikle politik felsefe için çıkarımlara sahip olsa da, epistemoloji ve metafizik söz konusu olduğunda ne tür bir muhafazakarlığı ima edebileceğini düşünmek önemlidir. Benim görüşüme göre, Austin’in öne sürdüğü düşüncelere duyarlı olan herhangi biri, insan doğası hakkında söylediklerinde radikal bir revizyonist olan metafizik programlardan gerçekten çok şüphelenmelidir. Düşünen, umut eden, inanan, arzulayan, hisseden, akıl yürüten varlıklar olarak kendimize dair anlayışımızın kökten yanlış olduğunu savunan eleyici materyalizm, bu türden bir metafizik programın yalnızca en açık ve en uç örneği olacaktır.

Willard Van Orman Quine (1908-2000)

Daha önceki bir yazımda Quine’in politik muhafazakarlığına rağmen bir tür eleyici olduğunu ve bu gerçeğin ilgi çekici olduğunu öne sürdüğümü belirtmiştim. Bir yönden Quine ve öbür yönden Austin, bir yandan bir filozofun politik ve ahlaki bağlılıkları ile diğer yandan metafiziksel bağlılıkları arasında ne tür bir ilişkinin devam etme eğiliminde olduğu ve ne türden bir ilişkinin devam etmesi gerektiği konusunu bizim için gündeme getiriyor.

Bir Quine/Austin triviası (pek önemli olmayan bilgi): Austin’in klasik Sense ve Sensibilia’sına aşina olanlar, muhtemelen başlığın Jane Austen’in Sense and Sensibility’sinin bir parodisi olduğunu fark eder. Quine, Pursuit of Truth’ta Stanford’daki Kant derslerine “Science and Sensibilia” başlığını verdiğini söylüyor. “John Austin’in parodisinin parodisi olarak)


Edward Feser– “J. L. Austin and conservatism”, (Erişim Tarihi: 22.11.2020), Erişim Kaynağı: http://edwardfeser.blogspot.com/2009/02/j-l-austin-and-conservatism.html

Çevirmen: Emre Can Esgiyusufo

Çeviri Editörü: Can Kalender

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Descartes’ın Düalizm Argümanı Maskeli Adam Safsatası’na mı Düşüyor? – Jonathan David Garner

Sonraki Gönderi

Aristoteles’in İyimserlik ve Kötümserliği – Alexander Pruss

En Güncel Haberler Analitik Felsefe