Kusurlu Bir Tanrı – Yoram Hazony

93 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Tanrı Kusursuz mudur?

Çoğu zaman filozofların, “teizm”i, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, mutlak iyi, tamamen basit ve zorunlu olarak var olduğu söylenen bir varlığa inanç olarak tanımladığını duyarsınız. Günümüzde buna benzer bir görüş halk arasında da yaygındır.

Bu Tanrı görüşü ile ilgili iki ünlü problem bulunmaktadır. Bunlardan ilkine göre bu görüşün tutarlı olması imkânsızdır. Örneğin, eğer dünya (açıkça göründüğü gibi) korkunç adaletsizlik örnekleriyle doluysa, bu durumda Tanrı’nın hem her şeye gücü yeten bir varlık hem de mutlak iyi olması olası görünmez. Benzer şekilde, eğer Tanrı düpedüz değişmez ise sınırsız gücünü nasıl her şeyde değişim ve dönüşüme neden olmak için kullandığını anlamak zordur. Bunlar gibi daha pek çok çelişki söz konusudur.

İkinci problem ise şudur;  Bu “teist” Tanrı görüşünün İncil’in Tanrısı’nın bir tasviri olması gerektiği halde, İbranice İncil’i (veya “Eski Ahit”) yazan peygamberlerin ve âlimlerin Tanrı’yı bu şekilde düşündüklerine dair herhangi bir kanıt bulmak zordur.

Eski Ahit’in Tanrısı değişmez olarak tasvir edilmez; bir şeyler hakkında sürekli olarak fikir değiştirir (örneğin insanı yarattığı için pişmanlık duyar). Her şeyi bilmez, çünkü sürekli olarak bir şeyler onu şaşırtmaktadır (İsraillilerin bir inek heykeli için onu terk etmeleri gibi). Herkesçe bilindiği gibi, İsrail’i kontrol edemediği ve insanların istediğini yapmasını sağlayamadığı için her şeye gücü de yetmez. Bunun gibi daha birçok örnek vardır.

Filozoflar, Tanrı’nın sözde mükemmelliklerini tutarlı bir anlayışta birleştirmek için yüzyıllar harcamış ve sonra da bunu İncil’e uydurmaya çalışmıştır. Ancak şu ana kadar bunun yapılamayacağı oldukça açık görünüyor. Aslında, Richard Dawkins ve Sam Harris gibi Tanrı karşıtlarının bu kadar etkili olmasının (çok iyi yazmalarının dışında) nedenlerinden biri de Tanrı’nın mükemmelliği doktrininin anlamsız olduğu ve Tanrı’nın hiç de kutsal kitaptakine benzemeyen, idealleştirilmiş bir “varlık” olduğu konusundaki ısrarlarıdır.

Peki, o zaman hepsi bu mu? Yani ateistler mi kazandı? Öyle olduğunu sanmıyorum fakat teist cephenin tekrar düşünme vakti geldi gibi görünüyor.

 “Tanrı’nın ‘mükemmel bir varlık’ olduğunu veya hiç de mükemmel olmadığını söylemek gerçekten gerekli midir?” sorusuyla başlamak istiyorum. Söyleyebileceğim kadarıyla, İncil yazarları böyle bir şey iddia etmekten kaçınırlar. İyi de bir sebepleri vardır. Normalde, bir şeyin “mükemmel” olduğunu söylediğimizde, o şeyin, kendisini olduğu şey yapan ilkeler arasında olabilecek en iyi dengeye ulaştığını ifade ederiz. Örneğin, bir şişenin mükemmel olduğunu söylersek içinde önemli miktarda sıvı içerdiğini, boynunun rahatça ve sıkıca tutulacak kadar uzun, ağzının sıvının hızlıca akışa izin verecek kadar geniş olduğunu ve bu tarz şeyleri kastederiz. Elbette her zaman daha fazla sıvı alacak bir şişe üretebilirsiniz, ancak bu sadece gövdeyi fazla geniş veya boynu çok kısa yaparak mümkündür. O zaman da şişenin ele alınması veya şişeyi tutması zor olur. İlkeler arasında kaçınılmaz bir denge vardır ve mükemmellik aradaki bu dengede yatar. Yargılanan şeyin bir şişe mi yoksa at mı, bir şarap mı yoksa bir jimnastik rutini mi yoksa doğal insan güzelliği mi olduğu fark etmez. Bu ilke hepsi için geçerlidir.

Birkaç filozof bize mükemmel bir şişenin hem en büyük miktarda sıvı alan hem de bu sıvıyı dökmenin en kolay olduğu şişe olacağını söyleseydi ne derdik? Ya da mükemmel bir atın hem en hızlı koşan hem de inanılmaz ağır bir binici taşıyabilen at olduğunu? Muhtemelen bunu diyen kişinin burada temel bir hata yaptığını söyleyeceğizdir: Bir şeyi, onu oluşturan tüm ilkeleri aynı anda maksimize ederek mükemmelleştiremezsiniz. Size getirisi yalnızca çelişkiler ve saçmalıklar olacaktır. Bu durum diğer her şeyde olduğu kadar Tanrı için de geçerlidir.

Tanrı’yı mükemmel bir varlık olarak düşünme girişimi başka bir sebepten dolayı da yanlış yönlendirilmiştir. Bir şişenin ya da bir atın mükemmelliğinden söz edebiliriz çünkü bunlar (en azından bir anlamda) duyularımız ve zihnimiz tarafından anlaşılabilecek şeylerdir. Tüm şişeyi önümüze alarak, türünün mükemmel bir örneği olmasına ne kadar yakın olduğunu yargılayabileceğimizi düşünürüz. Ancak kâğıt bir torbadan ucu çıkan bir şişenin ya da ahırda bir kısmı gizlenmiş bir atın kusursuzluğunu yargılamamız istense, şüphesiz “Nasıl bilebilirim ben? Sadece bir kısmını görebiliyorum. ” diyerek itiraz ederdik.

Oysa Tanrı’yla karşılaşmalarımızı anlatan İncil’deki ifadeler,  tüm insanların Tanrı görüşünün bu şekilde eksik ve parça parça olduğunu vurgulamaktadır. Peygamberlerin en büyüğü olan Musa’ya bile, Tanrı’nın yüzünü göremeyeceği, ancak Tanrı geçerken yalnızca onun arkasını bir an için görebileceği söylenir. Başka bir yerde, Tanrı, Musa’nın onun adını (yani doğasını) bilme isteğine “ehi’eh asher ehi’eh” – “Ben olacağım şey olacağım.” diyerek cevap verir. Birçok İngilizce İncil’de bu cümle, İncil metnini, Tanrı’yı mükemmel olarak tasvir eden, Ksenofanes, Parmenides ve Platon’nun Timeos’undan miras kalmış Yunan geleneğine uydurmak adına, Septuaginta’nın[1] ardından “Ben benim.” olarak çevrilmiştir. Fakat İbranice orijinalinde metin neredeyse bunun tam tersini söyler: İbranice “Ben olacağım şey olacağım.” cümlesi kusurlu bir tondadır ve bize eksik ve değişmekte olan bir Tanrı sunar. İnsan, Tanrı ile olan ilişkilerinde kapsanamayacak kadar büyük bir şeyin bir köşesinin veya kenarının anlık bir görüntüsünü görebilir. Tanrı’nın yaklaşımındaki gibi “olmakta olan bir şey” i görürler, daha fazlasını değil. Herhangi bir insan zihninin Tanrı’yı içindeki mükemmellikleri görebilecek kadar kavrayabildiği inancı, İncil yazarlarına bir pagan fikri gibi gelecektir.

Öyleyse, İbranice İncil’i yazan peygamberlerin ve âlimlerin Tanrı’dan bahsederken söyledikleri bir yığın “mükemmellik” değilse neydi? Donald Harman Akenson’ın yazdığı gibi, Eski Ahit’in Tanrısı, tıpkı deneyimlediğimiz gibi, “gerçeğin ne olduğunun bir ifadesi”dir. Tanrı’nın eylemden görünüşteki kayıtsızlığa ve sonra tekrar eyleme ani geçişleri,  huzurundaki insanlardan değişen talepleri, zaman zaman insanlığın iyi ve kötü işlerine verdiği yıkıcı tepkileri – tüm bunlar çoğu insanın hayatında sıklıkla karşılaşılan zorlukları yansıtıyor. Elbette İncil’deki Tanrı, İsrail’e Kızıldeniz’de yaptığı gibi beklenmedik ve çarpıcı bir cömertlik ile de görünebilir. En sonunda da güvenilir ve adil olarak tasvir edilir. Ancak bunlar, mükemmel bir varlık olarak bilinen bir Tanrı’nın “mükemmellikleri” değildir. Bu sıfatlar veya uzaktan yakından benzerleri, Tanrı’nın karakterinde “zorunlu olarak” bulunmaz. Aksine, eski İsrail inancının konusu olan, Tanrı’nın güvenilir ve adil olması umududur bu. Günlük deneyimlerimizin çoğunlukla acı olan gerçekliğine rağmen yine de dünyamızda hüküm süren bir güven ve adalet olduğunu umarız.

Bir başka deyişle, Eski İsrailliler, Yunan düşüncesi geleneğinden doğanlardan daha gerçekçi bir Tanrı keşfetmişti. Ancak filozoflar böyle bir görüşten uzak durma eğilimindedirler. Bu eğilim kuşkusuz kusurlu bir Tanrı’nın insanlığın güvenini kazanamayacağı korkusundandır. Bunun yerine, bize içinde yaşadığımız dünyayla ilişkisi gerçekte neredeyse hayal edilemez olan bir dizi kapsamlı idealleştirmeden oluşan bir Tanrı’dan bahsetmeyi tercih etmişlerdir. Bugün teizm Avrupa’da ve Amerika’da hızla geriliyorsa bu konuyu tekrar gözden geçirmeyi düşünebiliriz. Kuşkusuz daha makul bir Tanrı anlayışının bir zararı olmazdı.


[1] Eski Ahit’in en eski Antik Yunanca çevirisi

 

Not: Bu içerik gerekli izinler doğrultusunda Peter Catapano-Siman Critchley’in “The Stone Reader Modern Philosophy in 133 Argument” kitabından alınmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü lisans öğrencisidir. Çeşitli yayınevleri için psikoloji ve felsefe alanlarında kitap çevirileri yapmaktadır. İlgi alanları antropoloji, psikoloji ve başta din felsefesi olmak üzere felsefenin tüm dallarıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Felsefe Röportajları #7 Mehmet Elgin

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Kürtaj – John-Stewart Gordon

Makale faydacı bir açıklamanın değerlendirmesiyle bitmektedir. Bu anlatıma göre verilen gerekçenin makuliyeti hakkında karar vermek için