Mucizelere İnanabilir miyiz? – Tomás Bogardus

///
441 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Yaşanmış bir olaydan alınmıştır: Arkadaşımın kızı, iki yaşındayken girdiği bir işitme testinde başarısız oldu ve sonrasında nadir görülen bir işitme bozukluğu teşhisi kondu. Doktorlar ilerleyen süreçte hem pahalı olan hem de cerrahi müdahale gerektiren birçok testin ve işlemin yapılmasını önerdi. Arkadaşım doğal olarak bu haber karşısında yıkıldı. Muhtemelen ebeveynlerin çoğu çocuklarının iyiliği için hiç düşünmeden doktorların talimatlarına göre hareket ederdi. Neyse ki arkadaşım o günlerde olasılık teorisi üzerine çalışan bir felsefe öğrencisiydi. Burada öğrendikleri, tedaviyi reddetmesine rağmen huzur içinde uyuyabilmesini sağladı. Arkadaşım biliyordu ki bu test son derece güvenilir olsa da yanılma ihtimali vardı. Test nadiren de olsa yanlış sonuçlar verebiliyordu. Arkadaşım, bu işitme bozukluğunun meydana gelmesinin -hastalığın görülme oranı, genel popülasyondaki sıklığı, testten önce onun çocuğunda hastalığın bulunmasının önsel olasılığının– testin sonucunu geçersiz kılacak kadar düşük olduğunu biliyordu.

Peki bu ihtimal ne kadar düşüktü? Hastalığın, testin başarısızlık oranı kadar yaygın olduğunu varsayalım: Binde bir. Şimdi arkadaşımın çocuğunun, bu işitme testine girmek için bekleyen bin endişeli çocuğun arasında en son sırada durduğunu hayal edin. Diyelim ki arkadaşımın çocuğundan önce test edilen her çocuğun sonucu gerçekten negatif çıkmış ve hepsi sağlıklı. Şimdi sıra arkadaşımın çocuğuna geliyor ve test sonucu üzücü bir şekilde pozitif çıkıyor. Bir yandan endişe duyuyoruz çünkü bu test yalnızca %0,1 hatalı sonuç veriyor, yani teşhisin doğru olma olasılığı çok yüksek değil mi? Ama diğer yandan biliyoruz ki 999 doğru sonuçtan sonra bu test çok düşük de olsa var olan “hata payı yüzünden” yanılabilir. Öyleyse, endişelenmeli miyiz? Doğru cevap, hastalığın düşük görülme oranı göz önüne alındığında -ve testin düşük başarısızlık oranına rağmen- test sonucu pozitif çıkan çocuğun gerçekten hastalığa yakalanma şansının sadece %50 olduğudur. Belki testler gerçekten doğrudur ama aynı şekilde sonuç sahte pozitif de olabilir. Elbette, hastalık ne kadar az rastlanır olursa -hastalığın görülme oranı ne kadar düşükse- çocuğun hastalığın “az görüldüğü” karttansa “sahte pozitif” kartını çekme olasılığı o kadar fazla olur. Eğer hastalığın görülme oranı yok denecek kadar az ise -arkadaşım ve kızının durumunda olduğu gibi- nadiren yanlış sonuç veren bir testten gelen pozitif sonuç, paradoksal olarak, neredeyse kesin bir şekilde yanlış olabilir.

Olasılıklara dikkat kesilmek benim arkadaşımınkinin ötesinde çok daha fazla faydalı sonuç üretebilir. Örneğin, filozof Larry Shapiro az önce öğrendiğimizin bizi kimsenin haklı olarak mucizelere -mesela tanrının İsa’yı ölümden tekrar hayata döndürmesi- inanamayacağına ikna etmesi gerektiğini düşünüyor. Shapiro’nun argümanı arkadaşımınkiyle her noktada uyuşuyor. Shapiro, bize bu mucizeleri anlatan kişilerin -St. Paul- üzerinde konuştuğumuz işitme testi kadar güvenilir olduğu konusunda mucizelere inananlara hak veriyor çünkü yanlış bir şekilde anlatılan mucizelerin sayısı yalnızca % 0.1’dir. Shapiro’ya göre problem, ölüleri diriltme gibi mucizelerin görülme oranının, yani ölüleri diriltmenin görülme sıklığı, onun biz tanık olmadan önceki “önsel” olasılığının- yok denecek kadar az olmasıdır. Sonuç olarak bu bir mucize. Bu yüzden, Shapiro çok güvenilir bir kaynaktan da olsa bir mucizeye tanık olmanın çok yüksek ihtimalle yanlış olacağını söylüyor. Shapiro bunun Hristiyanlık için çok fazla olduğunu ve mucize görülen herhangi bir diğer din gibi gerçekçi olmadığını söyleyerek bitiriyor.

Shapiro’nun argümanı, David Hume’un 1748’de ilk defa anlattığındaki gibi, hâlâ tehditkâr ve buz üzerindeki rüzgar kadar akıcı. Ama belki de bu gerektiğinden fazla hızlı. Siz mucizelere olan inancınızı kaybetmeden önce, Hume’a Peter Van Inwagen tarafından ortaya atılan bir düşünceyle cevap vermeme izin verin. Bu eğlenceli deneyi kendiniz de için yapabilirsiniz. Biraz ruj bulup size en yakın olan aynaya gidin. İnanılmaz bir sayı ve harf dizisi seçin, belki “mucizeler gerçekleşiyordur, Larry!” gibi bir cümle, ve onları alnınıza yazın. Aynaya doğru bakın. Ne hale geldiğinizi görün. Bu yazıyı alnınıza sırf internet size söylediği için yazdığınıza inanabiliyor musunuz?

Peter van Inwagen (1942-….)

Gerçekten. İnanabiliyor musunuz? Evet, tabi ki inanabiliyorsunuz. Aslında, inanıyorsunuz ve inanmalısınız. Gözlerinizle şahit olduğunuz bu durum oldukça gerçekçi. Ama durun: Gözleriniz güvenilir olsalar da onlar yanılmaz değillerdir. Bazen gözler sahte pozitiflere, yani bir şey orada olmasa da ordaymış gibi görmenize neden olabilir. Şu anda gözleriniz yüzünüzdeki mesajı aktarıyor. Peki bunun görülme oranı nedir? Bu makaleyi okumadan önce yüzünüzde rujla yazılmış bir mesajla birlikte duracağınız aklınıza gelir miydi? Kâinat tarihi boyunca daha önce böyle bir şey gerçekleşmemiştir. Yani bu olayın görülme olasılığı -onun önsel olasılığı- yok denecek kadar az olmak zorunda, değil mi? Ama o zaman Shapiro’nun argümanın genel biçimi, bizi yüzünüzde baktığınız şeye inanmanın gerçekçi olmadığı sonucuna ulaştırmaz mı?

Belki de bu, Shapiro’nun argümanıyla ilgili bir şeylerin yanlış olduğunu gösteriyor. Büyük olasılıkla Shapiro’nun varsayımı şöyle: Bir şey daha önce hiç yaşanmadığı için veya sadece nadiren olduğu için onun görülme oranı -yani önsel olasılığı- düşük olmak zorundadır. Yüzünüzdeki rujla yazılmış mesaj daha önce hiç var olmamıştı. Fakat bunun gibi şeyleri biliyoruz, böyle bir şeyin nasıl kolayca olabileceğini de biliyoruz, yani onun önsel olasılığı düşük olmamalı. Bu, gözlerimizin güvenilir olmasına karşın hatalı olabilen tanıklığının bizi onun neden gerçekleştiğine ikna ettiğini açıklayabilir. Eğer bu doğruysa, mucizelere inanan bir Hristiyan bunu şu yoldan açıklayabilirdi:

İsa’dan önce, ölüler nadiren dirilirdi. Hatta bazen de hiç dirilmezdi. Bunun, Tanrı’nın İsa’yı ölümden diriltmesinin önsel olasılığının küçük olduğu sonucuna çıkmasına gerek yoktur. Bu gibi şeyleri bildiğimiz için, bir şeyin nasıl kolayca olabileceğini biliyoruz. Nihayetinde istediği gibi davranabilen Tanrı’dır ve insanları diriltmeyi isteyebilir. Bu nedenle, Shapiro ve Hume’a karşı olarak, St. Paul ve diğerlerinin güvenilir olmasına karşın hatalı olabilen tanıklıklarının bizi bir şeyin olduğuna ikna etmesi son derece mantıklı olabilir.

Mucizelere inananlar böyle söylüyor. Siz ne dersiniz?


Tomás Bogardus– “Can We Believe in Miracles?“, (Erişim Tarihi: 21.03.2021)

Çevirmen: Esra İnan
Çeviri Editörü: Efe Aytekin

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe bölümü lisans öğrencisi. Bilim felsefesi, uygulamalı etik ve teknoloji etiği ile ilgileniyor. Doğa fotoğrafçılığı yapmayı sever.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Metafiziğe Yapılan İtirazlar - Berk Celayir & Berat Mutluhan Seferoğlu

Sonraki Gönderi

Tanrı'nın Varlığı Aleyhine Abdüktif Bir Ahlak Argümanı - Jonathan David Garner

En Güncel Haberler Analitik Felsefe