Yapısalcılık (Felsefe Sözlüğü)

//
172 Okunma
Okunma süresi: 2 Dakika

Yapısalcılık, belirli bir alanı birbiriyle ilişkili parçalardan oluşan karmaşık bir sistem olarak analiz etmeye çalışan (felsefeye ek olarak dilbilim, sosyoloji, antropoloji ve diğer alanlar üzerinde derin bir etkiye sahip olan) insan bilimlerine yönelik bir 20. yüzyıl entelektüel hareketi ve yaklaşımıdır. Geniş anlamıyla Yapısalcılık, tüm insan faaliyetlerinin ve bunların ortaya çıkardığı sonuçların, hatta algı ve düşüncenin kendisinin bile inşa edildiğini ve doğal olmadığını ve özellikle de kullandığımız dil sistemi nedeniyle her şeyin bir anlamı olduğunu savunur. İşaretlerin, sembollerin ve iletişimin incelenmesiyle ve anlamın nasıl inşa edildiği ve anlaşıldığıyla ilgili olan Göstergebilim ile yakından ilgilidir.

Genel bir hareket olarak Yapısalcılığın altında yatan dört ana ortak fikir vardır: Her sistemin bir yapısı vardır; yapı, bir bütünün her bir öğesinin durumunu belirleyen şeydir; “yapısal yasalar” değişikliklerden ziyade bir arada yaşamayı ele alır; yapılar, yüzeyin ya da anlamın görünüşünün altında yatan “gerçek şeylerdir”.

Yapısalcılığın kökenlerinin İsviçreli dil kuramcısı Ferdinand de Saussure’un (1857 – 1913) 20. yüzyılın başlarındaki çalışmalarına dayandığı kabul edilir, ancak kısa süre sonra felsefe, antropoloji, psikanaliz, sosyoloji dâhil olmak üzere birçok başka alana (örneğin, edebiyat kuramına ve hatta matematiğe) uygulanmaya başlandı. 20. yüzyılın başlarında Saussure, dilbilime (göstergebilim veya semiyotik) dayalı bir işaretler bilimi geliştirdi. Herhangi bir dilin, kullanımlarını yöneten kurallarla fikirleri ifade eden karmaşık bir işaretler sistemi olduğunu savundu. Bir dilin altında yatan soyut yapıyı “dil” ve somut bulguları veya uygulamaları “söz” olarak adlandırdı. Herhangi bir bireysel işaretin esasen keyfi olduğu ve bir işaret eden (ör. “Köpek” kelimesi) ile işaret edilen (ör. Söz konusu hayvanın zihinsel kavramı) arasında doğal bir ilişki olmadığı sonucuna vardı.

Yazarın herhangi bir metnin başlangıç noktası veya öncüsü olduğunu savunan Romantik veya Hümanist modellerin aksine yapısalcılık, herhangi bir yazı parçasının (veya herhangi bir “işaretleme sisteminin”) kökeni olmadığını ve yazarların yalnızca belirli bir cümle veya hikâye (“söz”) yapmalarını sağlayan önceden var olan yapıların içinde (“dil”) yaşadıklarını savunur. Bu yüzden, temel nokta bizim dili konuştuğumuz fikrinden ziyade, “dilin bizi konuştuğu” fikridir. Yapısalcılığın, deneyimin “derinliğinin” gerçekte yalnızca kendileri deneyimsel olmayan yapıların bir etkisi olabileceğini iddia ettiği için Fenomenolojiye de bir dereceye kadar karşı olduğunu söyleyebiliriz.

Muhtemelen hepsi bu “sözde” hareketin bir parçası olduklarını reddedecek olsalar da, filozof Michel Foucault, antropolog Claude Lévi-Strauss (1908 – 2009), psikanalist Jacques Lacan (1901 – 1981), gelişim psikolog Jean Piaget (1896 – 1980), dilbilimciler Roman Jakobson (1896 – 1982) ve Noam Chomsky (1928 -), edebiyat eleştirmeni Roland Barthes (1915 – 1980) ve Marksist teorisyenler Louis Althusser (1918 – 1990) ve Nicos Poulantzas (1936 – 1979), Yapısalcılık teorisi ve tekniklerinin geliştirilmesinde etkili oldular. Bu gelişimlerin birçoğu Fransa’da yaşanmıştır.

Özellikle Barthes, kitle iletişim araçlarının belirli bir şekilde işaretler, imgeler ve göstergeler yapma yeteneğine dayalı ideolojik görüşleri yayma şeklini, popüler kültür içinde yüzeysel imgelerin hemen öne sürdüğünden daha derin, mitsel anlamlar ilettiğini gösterdi (Örneğin Birleşik Krallık Bayrağı bir ulusu, tacı, imparatorluğu, “İngilizliği” vb. belirtir).

1960’lara gelindiğinde, Avrupa’daki genel Kıta Felsefesi hareketi içinde büyük bir güç haline geldi ve 1960’larda Fransa’daki Varoluşçuluk akımının desteğini almaya başladı. Ancak 1970’lerde, onu çok katı ve tarih dışı olmakla suçlayan ve belirleyici yapısal güçleri bireylerin hareket etme yeteneklerine tercih eden eleştirmenler arasında şiddeti sürekli artan bir iç çatışma yaşandı. Böylece, Yapıbozumculuk (yapısökümcülük) ve Post-Yapısalcılık gibi okullar, kendilerini yapısal yöntemin basit kullanımından ayırmaya ve yapısal düşünceden kopmaya çalıştılar. Geriye dönüp bakıldığında, Yapısalcılıkla ilgili dikkat çeken şey Yapısalcılığın kendisinden çok bu hareketlerin ortaya çıkmasına ön ayak olmasıdır.


Kaynak (Erişim Tarihi: 18.04.2021)

Çevrimen: Alparslan Bayrak

Bilkent Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimine devam etmektedir. Zihin felsefesi, genel bilim felsefesi ve etik ağırlıklı olmakla birlikte felsefenin çoğu alanıyla ilgilenir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Aristotelesçilik (Felsefe Sözlüğü)

Sonraki Gönderi

Stoacılık (Felsefe Sözlüğü)

En Güncel Haberler Dil Felsefesi