/

Kant’ın Yücelik Teorisi – Matthew Sanderson

Kara bulutların arasından gün batımını izlediğinizi hayal edin. Ya da gökyüzünde şimşekler çakarken gök gürültüsünün atmosfere çarpışını dinlediğinizi. Veya berrak bir gecede şiddetli su akıntılarını ya da evrenin sonsuzluğunu seyrettiğinizi. Sonsuzluğa uzanıyormuş gibi görünen ağaçların bulunduğu bir ormanda yürüdüğünüzü de hayal edebilirsiniz.

Tıpkı bunlar gibi hayattaki en unutulmaz deneyimlerden bazıları bizi derin bir merak ve huşu duygusuyla doldurur. Filozoflar bu deneyimleri, yüceliğin örnekleri olarak görürler.

Yücelik deneyimleri genellikle bunaltıcı ve baskın olsa da genel olarak son derece güçlendiricidir. Immanuel Kant’a (1724-1804) göre yüce olan, rasyonel aklımızın büyüklüğünü (yani yüceliğini) ortaya çıkararak bizi güçlendirir.

Bu makale Kant’ın yücelik teorisini özetlemektedir.

1. Yücelik Nedir?

Yücelik estetik bir deneyimdir, yani başka bir amaç olmadan yalnızca kendisi için keyif alınan algısal deneyimdir.[1] Örneğin çiçeklerin güzelliğinin tadını çıkarma deneyimi de estetik bir deneyimdir. Peki yüce olanı benzersiz kılan nedir?

Güzellik deneyimi tamamen haz verici iken yücelik daha güçlü bir haz duygusu olsa da korku gibi kısmi bir hoşnutsuzluk duygusu içerir.[2] Kant bu nedenle yüceliği “negatif bir haz” olarak değerlendirir çünkü genel olarak çoğunlukla haz verici olsa da kısmen de hoşnutsuzluk vericidir (başka bir deyişle negatiftir). [3]

Yüce olanın tatsız boyutu göz önüne alındığında, onu neden sevdiğimizi veya neden ondan estetik bir zevk aldığımızı merak edebiliriz. Bu, aynı zamanda neden “canımızı yaktığını” ama daha da önemlisi neden genel olarak iyi hissettirdiğini anlamanın da önemli olduğunu ifade eder.[4]

Kant, yüceliğin iki ana türü olduğunu açıklar: birincisi matematiksel olan ya da algıya boyut açısından sonsuz gibi görünen; ikincisi ise güç açısından sonsuz görünen, dinamik olan.[5] Matematiksel yüceliğin bir örneği, yıldızlı bir gecede gökyüzüdür.[6] Dinamik yüceliğe bir örnekse patlayan bir yanardağdır.[7]

Kant’a göre yüce olan sonsuz olandır ancak doğal nesne (örneğin volkan) aslında sonsuz değildir ve bu nedenle onu gerçek yüce nesne olarak kabul etmek yanlıştır. [8] Bunun yerine, gerçek yüce (yani sonsuz) nesne insan aklının rasyonel kısmıdır (diğer bir deyişle akıl). Kant’a göre doğal nesneye sadece aklın yüceliği (yani sonsuzluğunu) ortaya koyduğu için yüce diyoruz.[9]

2. Matematiksel Yücelik

Matematiksel yücelik söz konusu olduğunda, deneyimleyen kişi o kadar büyük bir şeyle karşılaşır ki görsel algı hepsini bir kerede alamaz, dolayısıyla karşılaştığı şey ona boyut olarak sonsuz görünür.[10] Kant bu deneyimin zihnin rasyonel yetisini (yani aklı) sonsuzluğu düşünmeye kışkırttığını ve aklın daha sonra bu fikre uygun bir duyu algısı istediğini savunur.[11]

Ancak algı, aklın arzu ettiği şeyi sağlayamaz. Örneğin, Büyük Kanyon’un tamamını bir sandalyeyi görebildiğiniz gibi tek bir bakışta göremezsiniz. (Ve büyük Kanyon, yalnızca görüntüde, sonsuz görünür) [12] Sonuç olarak algı, aklın talepleri altında bükülür ve bu yüzden muazzam büyüklükteki nesneler hoşnutsuzluğa sebep olur.[13]

Ancak Kant, bu deneyimin yine de genel olarak zevkli olduğunu çünkü sonsuzluk fikrini kavramak için aklın müthiş gücünü ortaya çıkardığını savunur. Sadece sonsuz bir zihinsel güç (yani akıl) boyut olarak sonsuzluğu düşünebilir.[14]

Dolayısıyla gerçekten yüce, yani sonsuz olan büyük doğal nesneden ziyade akıldır; görünüşte sonsuz olan doğal olgu sadece bu farkındalığı tetiklemektedir.[15]

3. Dinamik Yücelik

Dinamik yücelik deneyiminde, kasırga gibi sonsuz derece güçlü görünen algısal bir nesne ile karşılaşırız. Güçlü bir fırtına deneyiminin tadını çıkarmak için (yani onu korkunç değil yüce olarak görmek için) onu güvenli bir fiziksel konumdan izliyor olmalıyız.[16]

Bununla birlikte, fırtınayı (örneğin) televizyondan izliyor olsak bile yine de fırtına bize doğal yaratıklar olarak ölümlüğümüzü hatırlatır: basitçe söylemek gerekirse, kasırga bizi öldürebilir. Bu durum dinamik yüceliğin nasıl hoşnutsuzluğa neden olduğunu açıklar: bugün bizi öldürmese de bize ölebileceğimizi hatırlatır ve bu da bizi korkutur.[17]

Ancak Kant aynı zamanda fırtınanın bizi kendi inanılmaz gücümüze dair coşkulu bir hisle doldurduğunu söyler. Aslında, sonsuz güçlü bir nesne gibi görünen şey (örneğin kasırga), zihnin rasyonel kısmının kendi sonsuz gücünü, yani özgür iradeyi düşünmesini sağlar [18].

Rüzgar ve yağmur doğal varlıklar olarak bizi fiziksel anlamda itebilir ancak Kant özgür irade, yani sonsuz güç ile donatılmış manevi varlıklar olarak bizi hareket ettirmeyeceklerini söyler.[19] Özgür irade sonsuz bir güç olarak yorumlanabilir çünkü doğal belirlenime direnme konusunda sınırsız yani sonsuz bir yetenektir.

Özgür irade fikrinin neşeli bir şekilde farkına varılması, bu deneyimi neden zevkli bulduğumuzu açıklar.[20] Dinamik yücelik, özgür iradenin sonsuzluğunu kavrayabilen rasyonel varlıklar olarak kendimizi fiziksel olarak zayıf ama ruhsal olarak güçlü hissetmemizi sağlar. Sadece sonsuz bir zihinsel güç yani akıl sonsuz bir gücü (özgür iradeyi) kavrayabilir.

Böylece, bir kez daha belirtmek gerekirse, Kant’a göre güçteki sonsuzluğu (özgür iradeyi) düşünebilmesi dolayısıyla gerçek yüce (sonsuz) nesne rasyonel akıldır.[21] Doğanın güçlü nesneleri ise bu keşif için bir fırsattır.[22]

Bu şekilde hem matematiksel hem de dinamik yücelik insan olarak sınırsız kapasitelerimizi ortaya çıkarmakta ve rasyonel aklımızın doğa üzerindeki üstünlüğünü vurgulamaktadır.[23] Doğa ne kadar büyük ya da baskın görünürse görünsün, aklın sonsuz büyüklük ve güç fikirleriyle karşılaştırıldığında çok küçük ve zayıftır.

Sonuç

Birçok insan için yüce, doğayla ve hatta ilahi bir gerçeklikle derin bir bağ hissetme deneyimidir.[24] Bu nedenle, Kant’ın yüceliğini rasyonel insan zihninde konumlandırma kararı, deneyimin gerçekte nasıl bir şey olduğuna dair yanlış bir tanımlama gibi görünebilir.[25]

Yine de Kant’ın yücelik teorisi, ezici derece büyük ve güçlü fenomenlerin deneyimlerinden neden estetik haz aldığımız konusunda felsefe yapmak isteyen herkes için ideal bir başlangıç noktasıdır.[26]


Dipnotlar

  • [1] Kant (1987: s. 97) yüce olanı da tıpkı diğer estetik deneyimler gibi kendisi için sevdiğimizi söyler.
  • [2] Güzellik ve yücelik arasındaki ayrıma ilişkin tartışmaları için Kant’ın bkz. (1987: s. 98 ve 115)
  • [3] Olumsuz duyguları (örneğin korku) ve olumlu duyguları (örneğin haz) bir arada barınması nedeniyle Kant (1987: s.98) yüce deneyimi “olumsuz bir haz” ve (1987: s.117) “yalnızca hoşnutsuzlukla mümkün olan bir zevk” olarak nitelendirir.
  • [4] Bu soru, örneğin korku filmlerini ve dramatik trajedileri izlemekten neden estetik haz aldığımızı anlama meselesine benzemektedir.
  • [5] Kant’ın matematiksel yücelik tartışması için bkz. (1987: s. 103-117) ve Kant’ın dinamik yücelik tartışması için bkz. (1987: s. 119-123)
  • [6] Kant’ın (2005:133) ünlü bir sözü şu şekildedir: “İki şey insan onları ne kadar sık ve istikrarlı bir şekilde düşünürse zihni, sürekli yeni ve artan bir hayranlık [hayret] ve saygı [huşu] ile doldurur: üzerimdeki yıldızlı gök kubbe ve içimdeki ahlak yasası.”  Yıldızlı gök matematiksel olarak yüce ve ahlak yasası, özellikle de özgür irade ile bağlantısında dinamik olarak yüce görülebilir.
  • [7] Kant’ın yücelik örnekleri listesi için bkz. (1987: s.122 ve 129) Kant çoğunlukla doğadaki yüce örneklerine odaklanır. Kant (1987: s.109) yücelik deneyimini en iyi uyandıran şeyin “kaba” ya da “canavarca” doğa veya (1987: s. 99) “kaos içindeki” ve “en vahşi, kuralsız kargaşa ve yıkım içindeki” doğa olduğunu yazar. Bunun nedeni, kaotik doğanın, biçime bağlı sanatın ya da bitkiler ve hayvanlar gibi doğa nesnelerinin aksine, biçimsiz veya sınırsız (sonsuz) görünmesidir. Kant (1987: s. 108) insan eliyle tasarlanmış yüce nesnelere iki örnek verir: Mısır piramitleri ve Aziz Petrus Bazilikası. Ayrıca insani bir olgu olarak kabul edebilecek savaş örneği de verir (1987: s. 122).
  • [8] Kant (1987: s.98) yücenin sonsuz olarak tanımlanmasıyla ilgili olarak yücenin “biçimsiz” ve “sınırsız” olduğunu söyler. Kant (1987: s.103) ayrıca yücenin “kesinlikle büyük” ya da “her türlü karşılaştırmanın ötesinde büyük” olan olarak tanımlanabileceğini yazar. Kant (1987: s.112) açıkça “doğa, sezgileri sonsuzluk fikrini beraberinde taşıyan görünüşlerinde yücedir” der. Kant (1987: s.105) doğa nesnelerinin hiçbir zaman gerçekten sonsuz ya da mutlak olarak büyük olmadığına çünkü her zaman daha büyük bir doğa nesnesi olabileceğine ve bu nedenle sonsuzluğun “yalnızca [rasyonel] fikirlerimizde aranması gerektiğine” işaret eder.
  • [9] Kant (1987: s. 99 ve 113) doğal nesneye (örneğin bir fırtına) genellikle yüce dediğimizi ancak bunun yanlış olduğunu çünkü [fırtınaların] görüntüsü korkunçken “yüce”nin olumlu bir terim olduğunu belirtir. Kant bunun yerine, gerçek yüce nesnenin yalnızca doğal nesne tarafından “uyandırılan ve akla çağrılan” “akıl fikirleri” olduğunu söyler. Kant (1987: s. 100) bu nedenle yücenin “yalnızca kendi içimizde” bulunduğunu yazar. Kant (1987: s. 113 ve 135) açıkça yücenin “aklın fikirlerinde” bulunduğunu söyler. Kant (1987: s. 114), doğanın “aklın fikirlerinin aksine yok denecek kadar küçük” olduğu ortaya çıktığında yüce bir deneyim yaşadığımızı yazar. Kant için akıl, sonsuzluk, özgür irade, Tanrı ve ölümsüzlük gibi mutlak fikirleri üreten zihinsel güçtür.
  • [10] Kant (1987: s. 107) matematiksel yüceliğin doğal nesnesinin “doğrudan tek bir sezgiyle kavrayamadığımız ” şey olduğunu yazar.
  • [11] Kant (1987: s. 106) matematiksel yücelik deneyiminde “aklın gerçek bir fikir olarak mutlak bütünlüğü talep ettiğini” yazar. “Mutlak bütünlük” burada sonsuzu söylemenin başka bir yoludur; “Gerçek fikir”, bir duyu algısına karşılık gelen bir fikir anlamına gelir. Kant’a göre, aklın sonsuzluk, Tanrı, özgür irade ve ölümsüz ruh fikirlerine uyan nesnelerin hiçbir duyu algısı yoktur.
  • [12] Büyük Kanyon sonsuz görünebilir çünkü hepsini bir kerede algılayamazsınız ancak aslında sonsuz değildir çünkü uzayda sınırlıdır; gerçekten sonsuza kadar her yöne uzanmaz. Kant’a göre hiçbir doğal nesne gerçekten sonsuz değildir çünkü hepsinin bir sınırı vardır ve her zaman daha da büyük bir nesne olabilir.
  • [13] Matematiksel yücelik deneyiminde, akıl esasen duyu algısını kırılma noktasına kadar zorlar. Kant (1987: s. 106) aklın talebinin “duyu dünyasındaki şeylerin büyüklüğünü tahmin etme gücümüzün” “yetersizliğini” ortaya koyduğunu söyler. Kant (1987: s. 113), duyu algısı “aklın fikirleri karşısında yetersiz kaldığında” yüceliği deneyimlediğimizi yazar. ” Kant’ın hayal gücü ya da zihinde imgeler üreten zihinsel güç olarak adlandırdığı şeyin rolü, algının yetersizliğinde önemlidir: Görünüşte sonsuz olan doğal bir nesneyi tek bir görsel algıyla “anlayamazsınız” ya da zihninizde onun tam bir imgesini üretemezsiniz. Akıl sonsuzluk fikrini kavrayabilir ancak hayal gücü bunu zihinsel olarak görselleştiremez.
  • [14] Kant (1987: s. 116) yüce olanın “[içimizde] sınırsız [yani sonsuz] bir yetinin bilincini açığa çıkardığını” yazar ki bu yeti aklın sonsuzluğu düşünme yetisidir.
  • [15] Bu nedenle Kant (1987: s. 101) matematiksel yüceliğin gerçek nesnesinin bizim “bilişsel gücümüz” olduğunu yazar. Kant’ın (1987: s. 106) dediği gibi, “Yüce, düşünebilmenin bile aklın her türlü duyu standardını aşan bir güce sahip olduğunu kanıtladığı şeydir.” Ayrıca bkz. Kant (1987: s.111)
  • [16] Kant (1987: s. 119), doğanın ancak onu “üzerimizde hiçbir hakimiyeti olmayan bir kudret [yani güç] olarak” ele aldığımızda dinamik olarak yüce göründüğünü yazarken, güçlü nesneye güvenli bir mesafeden bakmanın gerekliliği konusunda ısrar eder. Üzerimizde hiçbir hakimiyeti yoktur çünkü fiziksel olarak ondan korunmaktayız. Kant (1987: s. 200), dinamik olarak yüce nesneler bizi kolayca yok edebilirken, “güvenli bir yerde olmamız koşuluyla, onları görmek ne kadar korkutucu olursa o kadar çekici hale gelir” diye yazar. Kant (1987: s. 121) ayrıca dinamik yücelik deneyiminde “tehlikenin gerçek olmadığını” ve “bu heyecan verici hoşlanmayı [hazzı] hissetmek için kendimizi güvende bulmamız gerektiğini” belirtir.
  • [17] Kant (1987: s. 129) bir kişinin dinamik yücelik deneyiminde korku gibi bir şey hissedebileceğini ancak “güvende olduğunu bildiği için bunun gerçek bir korku olmadığını” yazar. “Kant (1987: s.119-200) dinamik yücelik deneyiminde gerçekten korkmadan korktuğumuzu yazar. Eğer (örneğin bir kasırgaya yakalandığımızda olduğu gibi) hemen hayatımız için korkuyor olsaydık, fırtınayı yüce, yani zevkli bulmazdık. Kant’ın (1987: s. 200) yazdığı gibi, “bizi korkutan bir nesnenin görüntüsünden kaçarız ve ciddiye aldığımız korkudan hoşlanmamız mümkün değildir.” ” Kant korkunun, güçlü nesneden gerçekten korkmak yerine yalnızca onun bize nasıl zarar verebileceğini düşünmekten kaynaklandığını açıklığa kavuşturur. Başka bir deyişle, yüce olan gerçek korkudan ziyade hayal edilen korkudan oluşur. Ayrıca güçlü doğal nesneden gerçekten korkmayız çünkü Kant için tüm estetik deneyimlerde olduğu gibi, yüce olanı “ilgisiz” bir şekilde, yani bizi fiziksel ya da maddi anlamda nasıl etkileyebileceğini dikkate almadan düşünürüz. Bununla birlikte, deneyimin yüce için gerekli olan duygusal kararsızlığı (yani “olumsuz hazzı”) içermesi için fırtınayı korkutucu bulmalıyız (yani, bir şekilde bize zihinsel rahatsızlık vermelidir).
  • [18] Kant (1987: s. 120), tıpkı matematiksel yücelikte olduğu gibi, dinamik olarak yüce olan gerçek nesnenin “akıl gücümüz” olduğunu özellikle belirtir. Kant için bir kez daha, yalnızca sonsuz bir zihinsel güç (yani akıl) sonsuzluk fikrini kavrayabilir ki bu durumda sonsuz güç, yani özgür irade söz konusudur.
  • [19] Kant (1987: s. 120) dinamik yüceliğin “doğanın görünüşteki her şeye kadirliğine… direnme yeteneğini kendimizde keşfetmemizi sağladığını” yazar. Kant (1987: s. 121) dinamik yüceliğin “seçme” ve “tam bir müzakere” yapma gücümüz fikrini ortaya çıkardığını söyler. Dahası, Kant (1987: s. 125) herkesin yüce olanı deneyimleyebileceğini çünkü tüm insanların özgür irade kavramını içeren “ahlaki duygu” ya da (1987: s. 127) “pratik akıl” ile donatılmış olduğunu yazar. Kant (1987: s. 135) açıkça dinamik yüceliğin “özgürlük fikrini” ortaya çıkardığını söyler. Özgür irade kavramının felsefi yansımaları için bkz. Jonah Nagashima’nın Free Will and Free Choice  ve Chelsea Haramia’nın Free Will and Moral Responsibility .  Kant’a göre özgür irademiz açısından manevi varlıklar olarak kabul edilebiliriz çünkü özgür irade “duyular üstü” ya da doğaüstü, fiziksel ve maddi olmayan bir şeydir.
  • [20] Clewis (2009) kitabının tamamını yücenin nasıl özgür iradenin açığa çıkmasının bir deneyimi olduğunu keşfetmeye ayırmıştır.
  • [21] Kant (1987: s. 121) dinamik yüceliğin rasyonel “aklın kendi yüceliğini hissetmesini” sağladığını yazar. Daha ayrıntılı olarak (1987: s. 123), “yücelik doğadaki herhangi bir şeyde değil, yalnızca içimizdeki doğaya ve dolayısıyla (bizi etkilediği ölçüde) dışımızdaki doğaya karşı üstünlüğümüzün bilincine varabildiğimiz ölçüde zihnimizde bulunur.” Ayrıca (1987: s. 120), yüce olumlu ya da onurlandırıcı bir terimdir ve bu nedenle kasırgalar gibi olumsuz ve korkunç derecede yıkıcı olaylara atfedilemez.
  • [22] Kant (1987: s. 120) dinamik yüceliğin, gerçek sonsuz (ya da yüce) nesnenin akıl ve onun özgür irade fikri olduğunu ortaya koyduğunu, bunun da karşılaştırma yoluyla doğanın kudretinin yalnızca sonsuz görünen bir “görünüşte her şeye kadirlik” olduğunu gösterdiğini yazar.
  • [23] Kant (1987: s. 121) yüce olanın “bizde doğa üzerinde bir üstünlük ortaya çıkardığını”, “[aklı] doğanın bile üzerine çıkardığını” yazar. ” Yüce (1987: s. 123), rasyonel mesleğimizi “doğanın yüce bir şekilde üstünde” olarak düşünmemizi sağladığı için bizi “doğaya olan üstünlüğümüzün bilincinde” kılar. ” Yüce (1987: s. 124), aklın “duyarlılık üzerindeki… hâkimiyetinden” oluşur.
  • [24] Kant’ın (1987: s. 122) kendisi de insanların yüceliği genellikle Tanrı’nın bir görünümü olarak yorumladığını belirtmektedir. Sonuç olarak, Kant bunu kabul etmemiş olsa bile, yüce olan mistik bir boyut barındırabilir. Mistisizm hakkında daha fazla bilgi almak için bkz. Matthew Sanderson’ın Philosophy of Mysticism: Do Mystical Experiences Justify Religious Belief? yazısına bakınız.
  • [25] Bu eleştirinin örnekleri için bkz. Crowther (1991) ve Brady (2013). Kant’ın yüceliği akla dayandırma kararının, eleştirel felsefesinin tartışmasız ana projesi olan aklın egemenliğini göstermekle tutarlı olduğuna dikkat edin; buna göre, örneğin, akıl bilginin temellerini eleştirebilir ve ahlaki ödevler sağlayabilir.
  • [26] Kant’ın teorisi üzerine düşünceler içeren yüce üzerine denemeler için bkz: Clewis (2018), Doran (2017), Shaw (2017) ve Costelloe (2015). Kant’ın teorisine adanmış çalışmalar için Clewis (2009), Crowther (1991) ve Merritt’e (2018) bakınız.

Referanslar

İlişkili Makaleler


Matthew Sanderson “Kant’s Theory of the Sublime”, (Erişim Tarihi: 08.12.2023)

Çevirmen: Çağnur Erdoğan

Editör: Beyza Nur Doğan

Kültür üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans öğrencisi. Şiir, felsefe ve tiyatro gibi alanlarla ilgilenmenin yanı sıra yeni diller öğrenmeyi sever.  

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Bir Yaşam Tarzı Olarak Felsefe – Christine Darr

Sonraki Gönderi

Kimin Mükemmel Bir Dile İhtiyacı Var ki? Zaten O Kusurlarıyla Kusursuz – Charlie Huenemann

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü