Büyük Mitler 4: Konstantin, İznik ve İncil – Tim O’Neill

270 Okunma
Okunma süresi: 13 Dakika

Facebook’taki “Philosophical Atheism” grubu kötü Yeni Ateist tarihçiliği hediyelerini bahşetmeye devam edecek gibi görünüyor. Bu grup, herhangi bir Hristiyan karşıtı bir pasajı veya miğmi gerçeklere dayandırarak, iddialarını teyit ederek paylaşabileceklermiş görüntüsü vermiyor. Yukarıdaki muntazam aptallıktaki (ve gramatik olarak tuhaflıktaki) saçmalık pastişi “Philosophical Atheism”de dün paylaşıldı ve grubun üyeleri paylaşımın barındırdığı yüce tarihi gerçek ve kavrayış karşısında hayranlık içerisinde diz çöktü. Asıl eğlence ise miğmin okuyuculara “Sırf bana inanmayın. Gidin araştırın” telkininde bulunmasında yatıyor; madem öyle “araştıralım” bakalım.

İznik’te İncil Kanonu Miti

Adeta ne dediği belli olmayan bu miğm bayat bir mit olan M.S. 325’teki İznik Konsili’nde kanonik İncillerin oylanıp belirlendiği mitinden bahsediyor. Hatta anlayalım diye imparator Konstantin’i ve önemli figürleri İznik’te toplanmış piskoposlarca belirlenmiş İznik Amentüsünün bir kopyasını tutarken resmeden bir resim de içeriyor. “Konstantin ve piskoposları bir grup eseri Tanrı Kelamı diye oyladı (M.S. 325)” mitinin temelini de bu oluşturuyor. Tabii ki de imparator Konstantin’in İznik’teki sarayında M.S. 325 yılının 20 Mayıs ve hemen hemen 19 Haziran arasında düzenlediği bir konsil vardı şüphesiz. Roma İmparatorluğunun her bir yanından gelen piskoposlar Paskalya’nın tarihi, Kilise yasasının rolü ve birtakım yönetimsel meseleler gibi birkaç konu üzerinde oy kullanmak için İznik’te toplanmıştı. Lakin konsilin ana amacı, teslisteki “Tanrı Baba” doktrinine binaen İsa’nın “Tanrı Oğul” konumu hakkındaki Aryan İhtilafını nihayete erdirmekti. Konsilin bu konu hakkındaki bildirisi ileriki Kristolojik dizgelerin temeli olacak (ve konu hakkındaki sonraki tartışmaların konusu olacak) İznik Amentüsünü oluşturdu.

Konsilin OYLAMADIĞI, hatta tartışmadığı şey ise İncillerin kanonizasyonuydu: yani hangi Hristiyanlık kitaplarının ve metinlerinin ilahi ilham ve buradan hareketle “Kutsal Yazı” olarak görülebileceği, hangilerinin kutsal olmasa da yararlı olduğu ve hangilerinin esasında “sapkın” olduğu. Yine de “İncil’in İznik Konsil’inde oylanarak belirlendiği” görüşü sahte tarihsel bir mit olarak yüzyıllardır ortalıkta dolaşıyor ve bu mit görünürde “şok edici” ama aslında epey belirgin olan İncil’in insanların oybirliğiyle belirlendiği görüşünü açığa çıkararak hem sözde bilgiçliğin hem de popüler kültürün bazı ana unsurlarını şekillendiriyor. Özellikle ucuz ve sahte tarihi macera romanı The Da Vinci Code (Da Vinci Şifresi) (2003) ve 2006’daki film uyarlamasında senaryo anlamında önemli bir yeri vardı. “Philosophical Atheism” grubunda bu miğmi kim paylaştıysa mağarada yaşıyordu o zamanlar herhalde ama Dan Brown’ın tarihi olarak sattığı iddialardan biri olan bu mit sadece Hristiyanlardan değil, genel olarak tüm akademisyenlerden tepki topladı. Agnostik ateist akademisyen Bart Ehrman konu hakkında beklendiği üzere netti:

“Tarihsel gerçeklik bize imparator Konstantin’in kanonik kitapların belirlenimiyle hiçbir alakasının olmadığını gösteriyor. Kendisi hangi kitapların ne dâhil olacağını seçti ne de dışarıda tutulacağını ve kanonik kitapların dışında kalan incillerin [i]imhasını da emretmedi. …. Kanonik Yeni Ahit’in belirlenimi Konstantin’den yüzyıllar önce başlamış ve ölümünden çok daha sonraki bir zamana kadar sonlanmamış uzun ve fosu çıkmış bir süreçti.” (Ehrman, Truth and Fiction in The Da Vinci Code: A Historian Reveals What We Really Know about Jesus, Mary Magdalene, and Constantine)

“Philosophical Atheism” grubundaki arkadaş 2000’lerin başlarında mağarada yaşıyorduysa ve tüm bunların zırva olduğuna dair bu notu kaçırdıysa bile en baştan savma bir araştırma bile gerçekten akılcı olan birisinin kafasında şüphe uyandırırdı. Hiç değilse miğmin tuhaf grameri ve kaçık Afrosentrik/Siyah Revizyonist bir grup olan “Black Ankhwakening”in bahsinin geçmesi bu bilgilerin dikkatli bir süzgeçten geçmesi gerektiği yönünde işaret vermeliydi.  Google’da bile hızlıca “Constantine + Bible” diye arattığınızda tüm görüşü çürüten detaylı link fazlalığıyla karşılaşıyorsunuz; fakat görünen o ki “Philosophical Atheism” grubundaki sözde akılcıların öncelikler listesinde bilgi teyidi üst sıralarda değil.

İncillerin Kanonizasyonu Nasıl İlerledi

Yukarıda Ehrman’ın belirttiği üzere İncillerin tek bir konsil ve tek bir imparatorla M.S. 325’te belirlendiği doğru olmaktan uzak. Aksine Hristiyan kanonizasyonunun belirlenimi birkaç yüzyıla yayılan yavaş bir ilerlemeydi. Uzlaşılmış ve esas alınacak kanonik eserler fikri Hristiyanlıktan da eskilere dayanıyor. Bu fikir Yunan felsefesi okullarının ortaya çıkmasıyla başlamış. Önemli filozofların eserleri ölümlerinden on yıllar sonra da ortalıkta dolaştığı kadar hatalı ya da aldatıcı bir şekilde diğer eserler de onlara atfedilmiş ve onlar da yayılmanın bir yolunu bulmuş. Sonrasında da bazı felsefi geleneklerin takipçileri hangi eserlerin sahih hangilerinin sahte epigrafik taklitçilik olduğunu belirlemek adına kurallar geliştirmiş. “Kanon” kelimesi de Yunanca “kural” veya harfi harfine “ölçü çubuğu” anlamına gelen κανών kelimesinden türeme.

İkinci yüzyılın başlarına gelindiğinde Hristiyanlık da benzer bir problemle karşı karşıyaydı. İlk nesil Hristiyanların sahih eserleri iddiasında olan geniş yelpazeli birçok metin, mektup ve incil vardı. Herhangi bir Hristiyan topluluğu bunların bazılarını bilmiş, diğerlerini de bilmemiş olabilirdi. Birkaçının kopyasına da sahip olabilirlerdi ama diğerlerini ise sadece duymuş olabilirlerdi (Çünkü herhangi bir kitabın kopyası hem pahalı hem de kıymetliydi). Çoğu İncil’de yer almayan bir çeşit farklı yazıları da kullanmış olabilirlerdi. Bu erken dönemde bunları dikte eden tek bir tane bile merkezi “Kilise” yoktu. Her bir topluluk ya görece izoleydi ya da diğer topluluklarla kesintili bir iletişimdeydi. Hristiyanlık inancının böylesi erken bir safhasında standart kabul edilmiş metinler veya hangi metinlerin esas olup olmadığını belirleyen sabit bir liste yoktu.

Hristiyanlığın atası Yahudilikte de benzer bir dini metin fazlalığı vardı. Bu fazlalığın içinden birkaç kitap seçilmiş ve “Kutsal Yazılar” olarak ele alınmıştı; Tanrı kelamı denilerek özellikle esas alınmıştı. İkinci yüzyılın ortasında Irenaeus’un seçtiği dört sabit incile ve “Kutsal Yazıların geri kalanı” ifadesinin yanı sıra (bknz. 2Petrus 3:16) M.S. 120 dolaylarında Pavlus’un mektuplarının yorumlamalarına istinaden bazı erken Hristiyanlık yazılarına da aynı konseptin uygulanmaya başlandığına dair kanıtlar da var.

Fakat görünen o ki ikinci yüzyıl Hristiyanlığını bunca metnin hangilerinin “Kutsal Yazı” olup olmadığını belirlemeye başlamasına iten güç Marcion’un “sapkınlığı” oldu. Marcion, M.S. 100 civarında Karadeniz’in güney kıyısındaki Sinop şehrinde doğmuştu. Bölge piskoposu babasıyla arası açıldıktan sonra M.S. 139 gibi Roma’ya gitti ve orada kendi Hristiyanlık teolojisini oluşturmaya başladı. Babasının ve Roma’daki Hristiyan topluluklarınkine nazaran oldukça farklı bir teolojiydi bu. Pavlus’un Yahudi Yasası ile Mesih’in müjdesi arasında yaptığı derin ayrım Marcion’u etkilemişti. Marcion’a göre bu ayrım kaçınılmazdı: İsa’nın gelişi tüm Yahudi Yasasını ve Yahudi Kutsal Yazılarını boşa çıkarmıştı ve Yahudilerin ‘Tanrı’sı’, İsa’nın tebliğ ettiği Tanrı’ya kıyasla esasen oldukça farklıydı. Marcion’a göre Yahudi Tanrı’sı kötücül, kindar, saldırgan ve peşin hükümlüydü; İsa’nın Tanrı’sı ise tam tersiydi. Marcion da buradan aslında iki Tanrı olduğunu çıkardı; Yahudileri kandıran kötücül Tanrı ve İsa’nın vahyettiği iyicil Tanrı.

Bu çıkarım Marcion’u, Eski Ahit’i oluşturan Yahudi Kutsal Yazılarının olmadığı Pavlus’un Mektuplarının onunun ve incillerin de sadece bir tanesinin (Luka İncili) bulunduğu —türünün ilki olan— bir Hristiyan Kutsal Yazı kanonu oluşturmaya götürdü.

Marcion, Roma’daki Hristiyan topluluktan bir konsil toplayarak radikal bir şekilde yeniden yorumladığı Hristiyanlık görüşünü ve kanonunu kabul ettirmeye çalıştı. Öğretilerini kabul etmek bir yana dursun; konsil, Marcion’u aforoz etti ve Marcion Ön Asya’ya dönerek Roma’yı tiksinti içinde terk etti. Döndüğü yerde ise çok daha büyük bir başarıyla karşılaştı. İki Tanrı fikrini benimseyen ve Marcion’un on bir eserli kanonunun kullanan Marcioncu kiliseler patlama yaptı. Marcion’un başarısından paniğe kapılan diğer Hristiyan liderler ise Marcion’un fikirlerine karşı ateşli bir şekilde vaazlar vermeye ve yazılar yazmaya başladılar. Görünen o ki Marcion’un on bir eserli kanonu Marcionculuk karşıtı Hristiyanları da hangi metinlerin Kutsal Yazı olup olmadığını belirlemeye başlamaya sevk etti.

Yukarıda da bahsedildiği üzere dört kanonik incilin (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) en eski ve tek kutsal olanlar diye bilinen ilk savunmasını kişi Irenaues’tu. Bu savunmayı da, en azından kısmen, bu dördünün her zaman en erken ve en çok esas alınan olarak görülmesine dayanarak yapıyordu. İlginçtir ki iki yüzyıllık skeptik analizden sonra tarihçilerin, akademisyenlerin ve metin uzmanlarının (Hristiyan ya da değil) ezici çoğunluğu Irenaeus ile hemfikir halde ve bu dört incilin kesinkes İsa’nın hayatının en erken kayıtları olduğu konusunda uzlaşmış durumdalar. On sekizinci yüzyılda Milan’daki bir kütüphanede keşfedilen Muratori Kanonu adlı bir el yazması M.S. ikinci yüzyılın sonlarında bir zamana dayanıyor. Bu kanon, günümüz Yeni Ahit’inde bulunan diğer kitapların çoğu ve bu kitapta bulunmayan bir çift eserin (Süleyman’ın Bilgeliği ve Petrus’un Vahyi) yanı sıra kanonik dört incili de “Kutsal Kitaba ait” ve esas metinler olarak zikrediyor. Hermas’ın Çobanı gibi daha sonraki diğer eserleri de tasdik ediyor ama kilisede Kutsal Yazı olarak okunmamaları gerektiğini söylüyor.

Muratori Kanonu belgesi bugün İncil’deki Yeni Ahit’i oluşturan yirmi yedi eserden yirmi üçünü onaylıyor. Ayrıca birkaç kitabı daha sonraya ait olmaları ve marjinal, “sapkın” gruplar tarafından yazıldıkları gerekçesiyle açıkça reddediyor. Bilhassa Gnostik lider Valentinus ve Marcion ve takipçilerinin eserlerini ayırıyor.

Görünüşe bakılırsa Marcion ve diğer aykırı grupların kafa tutması erken dönem Hristiyanlarının hangi kitapların kutsal olup olmadığını belirlemelerine sebep olmuş. Ayrıca, yine öyle görünüyor ki sapkın (Gnostik inciller gibi) olsun ya da olmasın (Hermas’ın Çobanı gibi) yakın tarihli eserlerin Hristiyanlığın ilk yıllarından kalma eserler statüsü yokmuş. Esas alınan eserler sadece mevzubahis en erken eserlerdi.

Sonuç olarak hangi metinlerin kanonik olup olmadığına karar verme süreci imparator Konstantin doğmadan bir yüzyıldan önce bile hâlihazırda seyir halindeydi zaten. Konstantin öldükten uzun süre sonra da devam etmişti. Konstantin’in çağdaşı Hristiyan tarihçi Eusebios, Konstantin’in saltanatının sonlarına doğru yazdığı Kilise Tarihi kitabında “Yeni Ahit’in yazmalarını toparlamaya” koyulmuştu. Kitapta dört kanonik incilin, Elçilerin İşleri’nin, Pavlus’un Mektupları’nın, Yuhanna’nın Birinci Mektubu’nun, Petrus’un Birinci Mektubu’nun ve Vahiy Kitabı’nın (Bunun bazılarınca hala tartışmalı olduğunu söylese de) bulunduğu genel olarak “kabul edilen” (Kilise Tarihi, 3.25.1) eserleri listeliyor. Sonrasında da “hala tartışmalı” olduklarını söylediği diğer metinleri sayıyor: Yakup’un Mektubu, Yahuda’nın Mektubu, Petrus’un İkinci Mektubu, Yuhanna’nın İkinci ve Üçüncü Mektupları. Ardından muhtemelen “düzme” olan diğer kitaplardan bahsediyor ve kesin olarak sapkın olan diğer eserleri listeliyor: Petrus, Tomas ve Matthias incilleri, Yuhanna ve Andrew’un İşleri. Yani kanonu belirleme süreci hem Konstantin’den uzun zaman önce başlamıştı hem de kendi zamanında Kilise’de kanon tartışmaları hala vardı.

Orada da durmamıştı. 367’de Athanasius, Yeni Ahit’in mevcut yirmi yedi kitabını tesis ettiği 39’uncu Bayram Mektubu[ii]’nu yazdı. Bu mektupta ilk defa bu kanon bir kilise adamı tarafından nihai olarak zikrediliyordu. M.S. 382’de Papa Damasus tarafından Roma’da düzenlenen sinod da kanon meselesini ele almıştı ve meşhur, çok dilli bilgin Jerome’un yardımıyla Athanasius’un dizdiği aynı yirmi yedi kitapta uzlaştılar. Gelinen noktada kilise cemaatlerini herhangi bir şekilde zorlayacak hiçbir merkezi otorite hala yoktu ama kuzey Afrika’daki Kartaca ve Hippo’daki ve sonradan Galya’daki yerel konsil ve sinodlar da aynı kanon üzerinde uzlaştılar.

Bu yerel kararlar aslında 1546’daki Trento Konsili’ne kadar Katolik Kilisesi tarafından Yeni Ahit’in tertibi konusunda nihai bir bildiri yayınlanmadığını gösteriyor. Bu da Konstantin’in ölümünden tam 1209 yıl sonrası demek. Hangi incillerin dâhil olduğunun temelleri en erken M.S. 200’de belirlense de kanonun tam olarak nihayete ermesi birkaç yüzyıl aldı.

François-Marie Arouet, namı diğer “Voltaire”

Mitin Kökeni

Miğmin merkezindeki tarihsel iddia tamamıyla eksiksiz bir boş laftan ibaret ama madem öyle bu mitin kaynağı ne? Kaynağı, Voltaire’in hiçbir tarihsel değeri olmayan bir mucize hikâyesine atfen yaptığı bir şakaya dayandırılabilir gözüküyor. Daha çok “Voltaire” mahlasıyla bilinen François-Marie Arouet (1694-1778) halen günümüzde haklı bir şekilde nükteleri, bilgeliği ve Fransa’daki zamane Katolik Kilisesi’nin yerleşik pozisyonuna saldırılarıyla ve din özgürlüğünü ve Kilise-Devlet ayrımını savunuşuyla tanınıyor. Kendisi, Dictionnaire Philosophique (1764) adlı kitabında Konsil’in mezkûr kitapları oldukça salakça sözde seçiş şeklini de keyifle not düşerek İncil kanonunun İznik Konsili’nde belirlendiğinden birkaç kez bahsediyordu.

“Il est rapporté dans le supplément du concile de Nicée que les Pères étant fort embarrassés pour savoir quels étaient les livres cryphes ou apocryphes de l’Ancien et du Nouveau Testament, les mirent tous pêle-mêle sur un autel; et les livres à rejeter tombèrent par terre. C’est dommage que cette belle recette soit perdue de nos jours.”

(İlave’de, İznik Konsilindeki Babaların, Eski ve Yeni Ahit’in şaibeli veya apokrif olan kitaplarını nasıl belirleyeceklerini çözemeyince kitapları dağınık bir şekilde sunağa yığdıkları ve yere düşen kitapları reddettikleri söylenir. Bu güzel metoda artık başvurulmaması üzücü.)

Konsil’in döneminden hiçbir kayıt böylesi bir olaya dair ipucu bile vermiyor. Yani Voltaire açıkça çok daha sonraki kaynaklardan hareket ediyordu. Roger Pearse ve başkalarının yaptığı az biraz çevrimiçi dedektiflik bu anekdotun öyküsünü çözdü ve görünüşe bakılırsa Voltaire, Cizvit bilgin Philippe Labbe’nin yukarıda “ilave” diye bahsi geçen Sanctissima concilia (1671) adlı eserinden yaralanıyordu. Fakat nihai kaynak, Kilise’nin M.S. 887 civarlarına kadarki önemli sinodları ve konsilleri hakkında kayıtlar aktaran anonim Orta Çağ Bizans eseri Vetus Synodikon gibi gözüküyor. Bu eser batı Avrupa’da on yedinci yüzyılın başlarında erişime açılmıştı ve tüm hikâye muhtemelen bu eserden geliyor. Synodikon’un İznik kayıtları da şu neticeye varıyor zaten:

“Kanonik ve apokrif kitaplar aşağıdaki şekilde ayırt edildi: Tanrı’nın evinde kitaplar kutsal sunağın yanına yerleştirildi; sonrasında Konsil dua ederek Rab’dan ilham kaynaklı eserlerin yukarıda —gerçekte olduğu gibi— düzme eserlerin aşağıda bulunmasını istedi.”

Dokuzuncu yüzyıla ait bu mucizevi hikâye sadece bu kitapta yer alıyor ve İznik Konsili’yle alakalı daha erken işlerde bu olayın bahsi geçmiyor. Yani görünen o ki Lutheran teolog Johannes Pappus’un kitabı yayınlamasıyla önce Philippe Labbe’nin ekinde ve oradan da Voltaire’de kendine yer bulmuş. Voltaire’in eserlerinin Avrupa çapında popülerliği sayesinde de İznik’teki bu mucizevi kitap seçimiyle alakalı nüktesi tüm mite yol açmış.

Konstantin’in İncili

Kanonik İncil’in tesisi süreci her ne kadar Konstantin’den uzun zaman önce başlamış ve Konstantin öldükten sonra da devam etmiş olsa da ve Konstantin, İznik Konsil’inde veya başka bir yerde hiçbir rol almamış olsa da bu mit hala hayatta. Kötü huylu bir politikacının türlü alçakça amaçlar uğruna İncil’i belirlediği fikri birçok insan için epey cezbedici. Bu sözde alçakça amaçlar, İsa’nın ilahlığını birden Hristiyanlığa empoze etmekten (Dan Brown ve onun deli saçması kaynağı Holy Blood Holy Grail’e göre) İsa’nın reenkarnasyon ve Hint mistisizmine dair New Age inançlarını gizlemeye kadar (malum büyük bilgin Shirley MacLaine’e göre) her şeyi içeriyor. Amma velakin bu aptal görüşün dayanaksız kökenleri ve çatlak destekçileri “Philosophical Atheism” grubundaki arkadaşlar nezdinde bir önem arz etmiyor. Tüm bu şeyleri teyit ettikleri de yok zaten.

Kendisini “Konstantin İncil’i oluşturdu” mitine adayanlardan birkaçı kanonun belirlenişiyle İznik Konsili arasında bağlantı kuran direkt bir kanıt olmadığını zor da olsa kabul ediyor ama o zaman da görüşü kurtarmak için iki parça kanıta sarılıyorlar. İlki beşinci yüzyılda Jerome’un Prologue to Judith adlı kitabında geçen bir bahis. Kitapta Jerome, Judith’in Eski Ahit’teki kitabının “İznik Konsili tarafından Kutsal Yazılar’ın adetleri arasında sayıldığına karar verildiğini” belirtiyor. Buna binaen de Konsil’de kanonun oluşumuna dair bazı tartışmaların olduğunu söylüyorlar. Ne yazık ki Jerome sadece Konsil’deki müzakerelerde bahsedildiği üzere Judith kitabının kutsal olarak görüldüğünü belirtiyor.

Alternatif olarak da Kayseryalı Eusebios’un Life of Constantine kitabında imparatorun onu “Kutsal Yazıların” 50 nüshasının üretimi ve çoğaltılmasını denetlemesi için nasıl görevlendirdiğini açıkladığı bir kayıt sunuluyor. Tam olarak hangi “Kutsal Yazıların” kastedildiği belli değil, yani Eski Ahit’ten mi yoksa Yeni Ahit’in bir tür kanonundan mı ya da ikisinden de mi bahsedildiği bilinmiyor. Oysa bu talebin bize gösterdiği tek gerçek bu girişimin para desteği için İmparatorluğun devreye girmesini gerektirecek kadar masraflı olduğu ve görünen o ki bu girişim Konstantin’in bir tür kendi kanonunu oluşturma teşebbüsü değil, Hristiyanlığa sağladığı onca patronaj desteğinden sadece biri. Yukarıda da hâlihazırda gösterildiği üzere kanon zaten bu olaydan önce belirlenmeye başlamıştı.

Miğmleri Teyit Etmek Mi?

Şüphecilikten veya eleştirel analizden en ufak bir fırt bile almadan “Philosophical Atheism” sayfasının sözde akılcıları tarafından paylaşılan bu aptal miğm, on sekizinci yüzyıla ait bir şakaya ve dokuzuncu yüzyıla ait bir halk masalını temel alan ve New Age mensuplarınca satılan kaçık bir mit. Bu miğm sahte tarihi komplocu saçmalıklar ve birtakım ürkütücü gramer ve sentaksın yanı sıra bir Siyah Revizyonist kafasızla beraber sunuluyor. Buradan hareketle sorulacak soru basit: “Philosophical Atheism” sayfası bu gülünç döküntüyü hangi akılla paylaştı? Cevap basit. Hristiyanlık karşıtı da ondan. “Philosophical Atheism” sayfasındaki Yeni Ateist ideologlar gerçeklere, akla, mantığa veya şüpheciliğe önem vermiyorlar. Onlar kendi duygusal ve irrasyonel önyargılarına buse konduran her ne varsa onu paylaşan fanatiklerden ibaret. Gariptir ki çoğu tam da bir din mensubu gibiler.


[i] Metinde “Bible” ve “gospel” diye iki farklı kavram geçmektedir. Normalde Bible, Kitab-ı Mukaddes denilen Eski Ahit ve Yeni Ahit’ten oluşan Hristiyanlık kutsal kitabıdır. “Gospel” ise Yeni Ahit’in içindeki 4 kanonik incilin her birini ifade etmektedir. Dilimize ne yazık ki iki kavram da “İncil” şeklinde yerleşmiştir. Fazla karışıklık olmaması açısından “Bible” denildiğinde büyük harfle “İncil”, “gospel” denildiğinde de küçük harfle “incil” diye çevirmeyi uygun gördüğümüzü belirtmek isteriz. (ç. n.)

[ii] İngilizcede “Festal Letters” diye geçen bu ifade her yıl Paskalya Bayramı’nda yazılan mektup dizisini temsil eder. (ç. n.)


Tim O’Neill- “ The Great Myths 4: Constantine, Nicaea and The Bible”, (Erişim Tarihi: 01.10.2020), Erişim Kaynağı: https://historyforatheists.com/2017/05/the-great-myths-4-constantine-nicaea-and-the-bible/

Çeviren: Mert Mirza
Çeviri Editörü: Berk Celayir

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Materyalizm Kendini Altüst Eder - Edward Feser

Sonraki Gönderi

Cömertliğin İstismarı - Talha Gülmez

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler