Vejetaryen Olmak İsteyen Birinin Soruları ve Cevaplar – Taner Beyter

/
383 Okunma
Okunma süresi: 14 Dakika

Bu içerik dergimizin okuyucularından Derin Ardıç’ın sorduğu sorulara verdiğim cevaplardan oluşmaktadır. Tüm veganları ve hayvan hakları savunucularını temsil etmiyorum ve bazı cevaplarım hem okuyucuyu hem de veganları tatmin etmeyebilir. Benzer türde soruları sık sık özel mesaj yoluyla alıyorum, Derin Ardıç’a, bu soruları soran diğer arkadaşlara da bir izlek olması açından özel konuşmamızı sitemizde yayınlayıp yayınlayamayacağımızı sordum ve o da kabul etti. Kendisi ile hiç tanışmadım, teşekkür ederim. Bu soru cevap formatını hem veganizm hem de ilerleyen zamanlarda başka konu başlıklarında da devam ettirebiliriz umarım. Diğer yandan, bazen kısa soru cevap biçiminde formatın bir konuyu daha iyi kavramak için oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum.

1. Derin Ardıç: Merhaba. Bir süredir vejetaryenizm ile meşgulüm, bu konu gerçekten kafamı kurcalıyor. Hayvan özgürleşmesi kesinlikle görmezden gelinebilecek bir konu başlığı değil. İzninizle aklımdaki birkaç soruyu sormak istiyorum.

Taner Beyter: Merhaba. Evet kesinlikle öyle, hayvan hakları ve vejetaryenizm görüldüğünden çok daha önemli bir konu. Kimileri, Darwin’nden önce hayvanlar ve diğer canlılar ile aramızdaki farklılara odaklandığımızı ancak artık ortaklılıklara odaklanmamız gerektiğini öne sürüyor. Bu konuda haklı gibi de görünüyorlar. Hayvanları ve diğer canlıları görmezden gelen bir ahlak, en basit tanımıyla “kendi türümün ahlakı ve kendi türüm için ahlak” olacaktır.

2. Derin Ardıç: Açıkçası pek empati yapabilen biri olduğumu düşünmüyorum, bu nedenle olacaktır ki bazı vegan aktivizm biçimlerinde duygusal olarak değerlendirilebilecek eylemlere karşı pek duyarlı olamıyorum. Dolayısıyla rasyonel olmaya çalışmak ve rasyonel bir tartışmaya ilgimi vermek bana daha çekici geliyor. Sanırım bir şey ahlaken yanlışsa, diretmemize gerek olmamalı.

Taner Beyter: İnsanların vegan aktivizmine karşı sahip oldukları ilk izlenimler, onların kişisel özellikleri, eğilimleri, kimlikleri veya yerleşik inançlarından bağımsız değilmiş gibi geliyor bana. Açıkçası ben de çoğunlukla rasyonel bir tartışma etrafında konuya yaklaşmayı tercih ediyorum. Ancak bu vegan aktivizminin bizim bahsettiğimiz türden rasyonel tartışmalara yer vermediği anlamına gelmiyor tabi ki, farklı biçim ve içeriklerde aktivizmler mümkün; sanırım ülkemizdeki veganlar da en makul gördükleri aktivizmi tercih ediyor. Ancak bir diğer yandan bize pek çekici gelmeyen bu aktivizm türlerinin çoğu insan üzerinde epey etkili olduğunu da düşünüyorum; örneğin gözleri kapalı bir şekilde ellerindeki ekranlardan mezbahalardaki hayvanların çektikleri korkunç acıları gösteren aktivizm biçimi gibi.

Eğer bir şey ahlaki olarak doğru ise, bu eylemi gerçekleştirmemiz gerekir. Ahlak, kendi içinde bu türden bir normatif unsur taşımaktadır. Yani “iyi-DİR” veya “ahlaken doğru-DUR”; “yapılmalıdır-tercih edilmelidir”i de içinde barındırır.

3. Derin Ardıç: O halde izninizle ilk sorumu sormak istiyorum. Hayvanları öldürmek mi kötü yoksa hayvanlara büyük acılar çektirerek öldürmek mi kötü? Yani aklımdaki şey tam olarak şu, bir an olsun kusursuz bir refah düzeyindeki hayvan çiftlikleri olduğunu varsayalım. Öyle ki bu çiftlikte, hayvanlara doğada yaşarken sahip olabileceklerinden daha refah bir hayat sunulabiliyor olsun. Eğer hayvanlara, onların doğada sahip olacaklarından daha yüksek bir refah düzeyi sunabilseydik onları yememiz hala ahlaken kötü olur muydu?

Taner Beyter: Her ikisi de, yani hem hayvanları öldürmek hem büyük acılar çektirerek öldürmek kötü görünüyor. Ancak burada kendi irademizle sebep olduğumuz toplam kötülük miktarının hangi durumda daha fazla olduğunu sezgisel olarak kestirebiliriz gibi duruyor. Yani acı çektirerek öldürmek epey büyük bir kötülüktür.

Hissedebilen, yakın arkadaşları ve sosyal çevresi olan, anıları olan, favori oyunları olan, belli bir düzeyde akıl yürütebilen, (bazı memeliler için konuşursak, kendini zamansal bir yer de bir dereceye kadar konumlandırabilen), acıdan kaçınmak ve hayata devam etmek isteyen bir canlıyı öldürmek epey büyük bir kötülük gibi görünüyor. Biraz açmak istiyorum bu konuyu.

Peter Singer şöyle bir öneri de bulunur:

Değinmek istediğim bir sonraki noktaysa, kötü bir şeyin olmasını engelleme gücüne sahipsek ve bunu yaparken o şeye kıyasla ahlaki açıdan önem taşıyan başka herhangi bir şeyi feda etmiyorsak, ahlaki açıdan bunu yapmak zorundayız. (Felsefe Tartışmaları, 2006:36/57).

Kötü bir şey olan acıdan kaçınma eğilimi ve yaşama devam etme arzusu olan hissedebilen canlıların öldürülmesi kötülüğünü engelleme gücüne sahipsek (vegan veya vejetaryen olmak), bunu yaparken büyük bir ahlaki kötülüğü de feda etmiyorsak, bunu ahlaken yapmak zorundayızdır.

X (örneğin bir ineği yemek) öyle bir eylem olmalı ki, alternatifi olan bu X eyleminin (alternatif: vegan diyeti tercih etmek) alternatifini tercih ettiğimiz için büyük bir iyiliği kaybetmiyor ve büyük bir kötülüğe sebep olmuyorsak o halde alternatifini tercih etmekle ahlaken sorumluyuzdur.  Eğer bunu bile bile, yani alternatifin mümkün olduğunu bile bile X eylemini tercih etmeye devam ediyorsak, dolaylı olarak büyük bir iyiliği kaçırıp büyük bir kötülüğe sebep oluyoruzdur. Singer bunu yalnızca veganizm değil, kürtaj, ötanazi vb birçok pratik etik probleme uygulamayı neden denemiyoruz diye sorar. Gündelik eylemlerimizde tercih ettiğimiz bir eylemin alternatifini tercih etmenin kötülüğü azaltıp iyiliği arttırdığı bir durum var ise, bunu yapmalıyız gibi duruyor. Bir inek yediğimizde bu türden bir ahlaki sorumluluğu ihlal etmiş oluyoruz aslında.

Diğer yandan bir canlıya “gereksiz yere” acı çektirmenin ahlaken büyük bir yanlış olduğu da ahlaki sezgilerimiz ile epey uyumlu görünüyor. Tam bu noktada birçok insan, bir insan yavrusu ile bir inek yavrusuna acı çektirmenin aynı olmadığını düşünebilir. Ancak neden? Bir yavru ineğe acı çektirmeyi görmezden gelip bir insan yavrusuna acı çektirmemeyi makul görmemizi haklı kılacak ne olabilir? Biraz can sıkıcı olabilecek birkaç düşünce deneyine başvuralım istiyorum. Yalnızca insan yavrularından oluşan canlıların olduğu bir sirk düşünelim. Sırf başka bir tür eğlendiği (?) için bu sirkteki yavrular epey acı çekiyor, özgürlüklerinden, sosyalleşmelerinden ve birçok şeyden mahrum kalarak acılı bir yaşam sürüyorlar. Bu sirkteki yavruların insan yavrusu olması ile maymun yavrusu olması arasındaki fark nedir? Maymun yavruları da korkunç acılar çekerken sirke giden ve buradaki ahlaki bir problem görmeyen insanlar, insan yavrularının var olduğu bir sirke de tepki vermemelidir bence. Eğer sırf kendi türümüzün bireylerinin acılarını umursayıp diğer canlıların acılarını görmezden geliyorsak gerçek anlamıyla bir türcüyüzdür. İnsanlar davranışların ne yazık ki çoğu zaman örtük bir türcülük ile hareket ediyor. Herhangi bir memeliyi bıçakladığımızı düşünelim, eğer o canlı acıdan kaçınma eğilimi göstermiyor ve çığlık atarak kaçmaya çalışmıyorsa, ilk bakışta ortada bir problem yok derdik ancak durum hiç de öyle değil. Mezbahalardaki canlılar korkunç acılar çekerek öldürülüyor. (Bu konunun ayrıntıları için, eğer henüz okumadıysanız Peter Singer’in Hayvan Özgürleşmesi kitabındaki araştırmalarını ve gözlemlerini okumanızı öneririm.) Yalnızca acıdan kaçınma haklarını ihlal etmek ile kalmıyor, bizzat yaşama devam etme arzularını da ihlal ediyoruz. Öyle görülüyor ki sorduğun soruda iki ahlaki ilke üzerinde duruyoruz. Eğer bu ahlaki ilkelerin, insan haklarını kapsadığını düşünüyorsak hissedebilen hayvanların da haklarını kapsadığını neden düşünmeyelim?:

  • “İnsanlara gereksiz yere acı çektirmek ahlaken yanlıştır”dan;
  • “İnsan olsun veya olmasın hissedebilen tüm canlılara gereksiz yere acı çektirmek ahlaken yanlıştır” ilkesine ulaşıyoruz.

Aynı şekilde;

  • “Yaşama devam etme arzusu olan insanların yaşama devam etme arzusunu ihlal etmek ahlaken yanlıştır”dan;
  • “İnsan olsun veya olmasın hissedebilen tüm canlıların yaşama devam etme arzusunu ihlal etmek ahlaken yanlıştır” ilkesine ulaşıyoruz.

Karşımızda oturduğunu düşündüğümüz bir eleştirmen bu ahlaki ilkelere karşı çıkacaksa; “İnsanlara gereksiz yere acı çektirmek ahlaken yanlıştır” ve “Yaşama devam etme arzusu olan insanların yaşama devam etme arzusunu ihlal etmek ahlaken yanlıştır” ilkelerini tartışmaya açmak zorunda kalabilir. Bu pek tercih edilebilir olmazdı sanırım.

Soruna geri dönersek: Hissedebilen bir canlıyı öldürdüğünüzde ilk önce yaşama devam etme arzusu ve hakkını ihlal etmiş olursunuz; ancak eğer o canlının acı çekerek öldürülmesini ele alırsak demin bahsettiklerimin yanı sıra hem gereksiz yere acı çektirmiş, hem yaşama arzusu ve hakkını ihlal etmiş sayılır hem de potansiyel olarak deneyimleyeceği tüm haz, mutluluk ve deneyimleri ortadan kaldırmış oluruz. Yani hayvanları öldürmek kötüdür, ancak hayvanlara acı çektirerek onları öldürmek çok daha büyük bir kötüdür.

Diğer yandan bu soruya klasik bir Eylem Faydacısı şöyle cevap verecektir:

  • “Bir eylem ancak ve ancak öznenin onun yerine yapabileceği daha faydalı başka bir eylem yoksa ahlaken doğrudur.”

İnek eti yemenin alternatifi mümkün olduğuna göre, alternatifi mümkün olan bir eylemi tercih etmediğimiz için ahlaken yanlış bir şey yapıyoruzdur. Veya ters çevirelim:

  • “Et yememenin yerine konabilecek daha faydalı bir eylem olmadığı için et yememeyi tercih etmek ahlaken doğrudur.”

Eğer hayvanlara, onların doğada sahip olacaklarından daha yüksek bir refah düzeyi sunabilseydik bile bu onları öldürüp yememizi ahlaken makul göstermezdi. Aynı soruyu bir yakınımız için düşünelim: Kuzenime hayatı boyunca sahip olamayacağı kadar yüksek bir refah sunsaydım, onu öldürüp yemem ahlaken doğru olur muydu?

Sanıyorum ki Faydacılık türleri dışında, bir tür deontoloji, Ross’çu çoğulculuk, erdem etiği, durum etiği veya başka bir yaklaşımla da hayvan hakları ve veganizm temellendirilebilir. Ancak ahlaki nihilizm veya ahlaki subjektivizm ile nasıl bir gerekçelendirme olacağından pek emin değilim.

4. Derin Ardıç: Aslında dikkat çekmek istediğim şey hayvanların birey olup olmamasına nasıl karar veriyoruz? Yani sonuçta tüm canlılar gibi hayvanlar da acı çekerek ölüyor ve doğada kendi hallerine bıraksak dahi yine de acı çekerek ölecekler. O halde bizim onları öldürmemiz ile onların kendi kendilerine ölmesi arasındaki fark tam olarak nedir? Buradaki ahlaki farklılık nedir?

Taner Beyter: Birey olmak bir çok farklı açıdan temellendirelebilir ve ele alınabilir. Ancak en temelde birey, belli türden haklara sahip canlıdır denebilir, bu sebeple konuyu haklar çerçevesinde ele almak istiyorum. Eğer bir canlının bir şeye hakkı olduğunu kabul ediyorsak, örtük olarak bir tür bireyliğini de onaylamış oluruz gibi duruyor. O halde, bu kabul doğru ise en temel hak olan yaşam hakkı ile başlayalım.

M. Tooley, hayat hakkının, kendilerinin zaman içerisinde ayrı varlıklar olarak var olduklarını kavrayabilenlerin hakkı olduğunu iddia ederek başlıyor konuya. (kimi veganlar için bu ifade epey tartışmalı tabi ki) Daha sonra da hayat hakkı başlığında; arzularımız ile haklarımız arasında bir bağlantı olduğunu düşünerek devam ediyor. Ona göre belli türden arzulara sahip olan varlıklar, bu arzularını güvence altına almak ve sürekliliğini sağlamak için haklara sahip olmalıdır. Yani sahip olacağımız haklar, sahip olacağımız arzularımızdan bağımsız düşünülemez. Tooley bir bireyin hakkını ihlal etmenin aynı zamanda o hakça çerçevelenmiş arzularını ihlal etmek anlamına geleceğini iddia ediyor. Haklar, onlara karşılık gelen arzulara bağlıdır. Tooley’in örneği şöyle; bir arabanız varsa ve arabanız sizin umrunuzda değilse, arabanızı çalmam herhangi bir arzunuza engel olmaz ve hak ihlali olarak görülmez. (Tooley,1972:81) (Tam bu noktada hangi arzuların güvence altına alınmayı hak ettiği sorulabilir. Ahlaki sezgilerimiz bize ilk elden yaşama devam etme arzusunu güvence altına almalıyız diyor.) O halde bu çerçeve, Singer’in yorumlamasıyla şöyle bir biçim alır: “Eğer hayat hakkı ayrı bir varlık olarak var olmaya devam etme hakkıysa, o zaman hayat hakkına sahip olmak için önemli olan arzu, ayrı bir varlık olarak var olmaya devam etme arzusudur.” (Singer,2015:133) İnekler, tavuklar, domuzlar veya diğerleri bu arzuya sahip olduklarını çok net bir şekilde gösteriyorlar: Kaçıyorlar, çığlık atıyorlar, kimileri mezbahada aynı türdeki başka birinin ölümüne şahit olarak kalp krizi geçiriyor veya büyük bir kısmı stresten dolayı tüy dökerek belirli anomaliler yaşıyor. O halde o canlının ayrı bir varlık olarak var olmaya devam etme arzusunu ilk elden, yanı bıçağı ilk dokundurduğunuzda verdiği tepkiden dolayı zaten biliyorsunuzdur.

Singer’ın bir örneğini vermek istiyorum: bazı tavşanlarda göz yaşı yoktur. Bu yüzden (gözyaşı göze giren kimyasal doğrudan atmaya çalışacaktır, eğer göz yaşı yoksa etkiyi daha rahat görebilirsiniz gibi duruyor) bazı firmalara deterjan, kozmetik veya başka kimyasal ürünlerini tavşanların gözlerine basarak, gözlerde oluşacak tepkiyi incelerler. Daha sonraysa bu kremlerin arkasında “Gözlerinize dokundurmayın” diye bir uyarı yazısı görürüz. Deneye Hayır Derneği’ine göre her yıl 100 milyon hayvan bu türden deneylerde kullanılıyor, korkunç acılar çekiyorlar ve ölüyorlar. Ve bu çoğunlukla gerekli (?) bir acı gibi görünmüyor.

Diğer yandan bu konuyla ilişkili olarak birey olma bahsinde, konuya giriş yapma açısında Fletcher iyi bir başlangıç olabilir gibi geliyor bana. Bu bakış açısından birini öldürmek (artık buna hissedebilen bir canlıyı öldürmek dersek veganizmi daha iyi kavrarız), o kişinin geleceğe yönelik arzularını engellemekle eşdeğer olabilir. Joseph Fletcher’ın biyoetik anlamda öne sürdüğü “İnsanlığın Göstergeleri” maddelerinden biri geleceğe yönelik arzuları da kapsayan ‘gelecek duygusudur’. Bu maddeler, biyoetik açıdan bir insanı tanımlamaya yönelik önemli bir girişimdir. Fletcher’ın maddeleri şunlardır;

  • Özfarkındalık
  • Özdenetim
  • Bir gelecek duygusu
  • Başkalarıyla dostça ilişki kurmaya muktedirlik
  • Başkalarına ilgi gösterebilmek
  • İletişim
  • Merak (Fletcher,1972:⅖)

Eğer Fletcher haklıysa ve bir insanı tanımlayan şey bunların hepsi veya bir kısmı ise, hissedebilen canlılarda bu maddelerin çoğu var gibi duruyor. (Hatta öyle ki 2 yaşında bir çocuğa göre 14 yaşında bir bonoba şempanzesi bu ilkelerin daha çoğuna daha yüksek düzeyde sahip ancak çocuğu sirke koymaz veya üzerinde deneyler yapmazken bonobo şempanzesinin sirke konması veya üzerinde deney yapılması uzun süre görmezden gelindi, bir tür ikiyüzlülükle. Gereksiz yere acı çekmenin ve çektirmenin ahlaki yanlışlığı, türe göre değişmez). Bir kişiyi öldürmek (hissedebilen bir canlıyı öldürmek) o kişinin (hissedebilen bu canlının) geleceğe yönelik arzularının gerçekleşme ihtimalini ihlal ettiği için ahlaken yanlış olarak görünmektedir. Bu maddelerin çoğuna veya hiçbirine sahip olmayan canlılar, mesela bir bitki veya çok ilkel bir bakteri veya bir tür böcek, kimi vejetaryen veya veganlar için tüketilebilirdir yönünde bir tartışma var. En azından Peter Singer, bazı kabuklu deniz canlıları için böyle düşünüyor ve yerine ikame ilkesi ile hareket ederek, tükettiğimiz kadarını yerine koyabilirsek herhangi bir sorun olmaz der. (tanımına göre ve bazı tanımlara göre bu anlamda, Singer kendine vegan dememeyi bile tercih eder)

Diğer yandan birçok kişi için Bentham’ın şu ünlü alıntısından da söz etmemiz epey yerinde olabilir:

Asıl mesela, akıl yürütebiliyorlar mı ya da düşünebiliyorlar mı meselesi değil, acı çekebiliyorlar mı meselesidir.

İkinci sorduğun soruya gelirsek, bir kötülüğe bizzat sebep olmak ile o kötülüğe sebep olmamak arasında bir fark var gibi duruyor. Eğer değiştirme imkânın olmayan bir durumda bir canlı doğada kendi kendine acı çekerek ölüyorsa yapabileceğimiz bir şey zaten yoktur. Ancak elimizde olan bir durum, irade ve imkân dahilinde bizzat biz bir canlıyı öldürüyorsak bu büyük bir kötülüktür. Bunu şöyle düşünebiliriz: Yalnızca dürbünle gördüğüm bir ada var ve adada bir insan acı çekerek ölüyor; ne yazık ki yapabileceğim pek bir şey de yok; bu durumda epey üzülürdüm. Ancak bu durum ile şu farklı: bizzat ben de adada olup o insanı kendi ellerimle öldürüyorsam ahlaki bir kötülük içindeyimdir. Tam bu noktada soracağımız soru şu olabilir, elimizde olan şeyler nelerdir? Veganizm yalnızca diyet ve beslenme ile ilişkili değil, hayvan sömürüsü odağındaki toplumsal bir boykot. Satın aldığımız her navegan el kremi, diş macunu, deterjan, çikolata veya başka bir ürün, gözlerimizle görmesek bile yüzbinlerce hayvanın korkunç acılar çekmesini ve korkunç acılar yaşanan klinik deneylerde kullanılmasını görmezden gelmek anlamına geliyor. Nagevan bir bisküvi almak yerine kuruyemiş veya meyve almanın bireysel olarak çok bir fark yaratmadığı düşünülebilir ancak durum pek öyle değil, bu konuda eğer henüz okumadıysan Huemer’ın şu yazısını okumanı öneririm. Bireysel tüketimimizin değişmesinin birey bazındaki değişimini konu ediniyor.

Bu ikinci sorun, bir şeye bizzat sebep olmak ile bizzat sebep olmamak arasındaki ahlaki farklılığa işaret ediyor diğer yandan. Sonuççuluk odağındaki şu yazı ilgini çekebilir.

5. Derin Ardıç: Memeli hayvanların tüketilmesinin vegan etik açısından ahlaken kabul edilemez olduğunu biliyorum, ancak tavuk ve özellikle de balık tüketmek neden yanlış olsun? Buradaki ahlaki gerekçelerimiz neler?

Taner Beyter: Bildiğim kadarıyla balık konusu biraz tartışmalı. Acı ve hissetme reseptörleri olmayan balıkları tüketebileceğimizi öne süren bazı pesketeryanlar var, ancak vegan topluluğun büyük bir kısmı bunun epey tartışmalı olduğunu düşünüyor. Açıkçası balıklar konusundaki tartışmanın ayrıntıları ve karşı argümanlarını pek bilmiyorum. Diğer yandan tavuk yemek ile demin bahsettiğim örnekleri göz önüne alırsak inek yemek arasında büyük bir farklılık yok. Singer Hayvan Özgürleşmesi kitabında tavuklar ve kanatlı kuşlara da özel bir bölüm ayırarak durumunu ayrıntılı bir şekilde ele alıyor, eğer göz gezdirirsen seni ikna edeceğine eminim. Tavuklar için talep ettiğimiz ahlaki gerekçeler, daha önce bahsettiğim konu başlıkları ile temellendirilebilir. Yaşama devam etme, gereksiz yere acı çektirmeme, kötülüğe sebep olmayan ve iyiliği kaybetmeyen alternatifi tercih etmek vb.

6. Derin Ardıç: Arıların ballarını almak, tavukların yumurtalarını almak onlara daha bir refah sunmak pahasına olsa bile hala kötü müdür? Bu durumun onlara zarar nedir veya bu durumu umursuyorlar mı?

Taner Beyter: Balları almak sayıları çok olmasa dahi bazı veganlar için sorun değil, ancak yumurta almak öyle değil. Yumurtayı aldığımızda, potansiyel bir tavuğun yani potansiyel bir canlının yaşama gözlerini açma ve potansiyel hazlar ile yaşam deneyimlerini bilinçli bir şekilde ortadan kaldırıyoruzdur, hem de alternatifi mümkünken. (potansiyellik problemi bambaşka bir konu başlığı bu arada, kürtaj konusunda da potansiyel bir insanı öldürüyoruzdur, açıkçası epey ayrıntılı bir tartışmayı hak ediyor potansiyellik)

Sorduğun soru bir tür ebeveyncilik (paternalizm) ile hareket edip edemeyeceğimizi de içeriyor gibi duruyor. Bu epey tartışmalı görünüyor, bir yumurtaya daha iyi refah sunmak, onu bizzat annesi ile bırakmak ve alıp tüketmemek veya kullanmamaktır gibi geliyor bana. Ancak durumun böyle olmadığı ve o yumurta için daha iyi bir refahın mümkün olduğunu gösterebilirsek; yaşama devam etme, acılardan kaçınma, yaşam deneyimlerini engellememe gibi hakları gasp edilmediği sürece, önerine şahsen karşı çıkmam.

7. Derin Ardıç: Henüz vegan olmamış olmak epey canımı sıkıyor, çünkü bir şeylerde epey büyük yanlışlıklar olduğunu görebiliyorum. Ancak bazı örnek durumlar sürekli aklımı kurcalıyor: Mesela, içinde %1 peynir altı suyu tozu var diye gerçekten de bu ürünü tüketmemem mi gerekiyor?

Taner Beyter: Yaşadığın vicdani durumu anlayabiliyorum. Ben de askerdeyken vejetaryen olmuştum, o mutfağı görmek bir derece duygusal ancak büyük oranda akli bir şok etkisi yaratmıştı bende.

Evet tüketmemek gerekiyor gibi görünüyor, çoğunlukla yeni refahçılar gibi kısmen aşamacı ve daha atomik bir yaklaşımı benimsesem de bu konuda bir absolisyonist ile aynı fikirdeyim; eğer alternatifi mümkün ise yani %0 peynir altı suyu tozu olan bir ürün varsa neden onu kullanmayalım ki? Eğer alternatifi var ise alternatifi olan her ürünü tercih etmeliyiz. Örneğin Himalaya marka diş macunu almak hem hissedebilen canlılara acı çektirmez hem de çok daha hesaplı.

Sırf bizimle aynı tür olmadıkları için hissedebilen canlıların

  • sirklerde ‘köle’ olmaları,
  • tabaklarda ‘yiyecek’ olmaları,
  • kimileri için evde veya iş yerinde “stres topu” olup daha sonra sokağa atılmaları,
  • süslenerek hayatları satılan ‘mal’ olmaları (‘süs’ köpekleri)
  • deneylerde ‘kobay’ olmaları (ki Deneye Hayır Derneği ve Peter Singer’in dediği gibi çoğu gereksiz yere, akademik puan almak için yapılan deneylerde!)

mide bulandırıcı derecede kötü ve ahlaken büyük bir yanlış gibi görünüyor. Doğrudan vegan olma yönünde bir iradeyi henüz gösteremeyen benim gibiler için en iyi yol olabildiğince az nagevan ürün tüketmek, vegan ürünleri araştırıp almak ve et vb ürün tüketmemektir. Doğrudan vegan yaşama geçen insanlar benim gibi vejetaryenlere göre çok daha fazla ahlaki doğruları gerçekleştiren daha ahlaki insanlardır.

Yaşadığın vicdani sorgulama ve sorduğun soruların nereye doğru evrileceğini merak ediyorum, ilerleyen zamanda başka türden soruların olursa umarım onları da tartışabiliriz. Aşağıya bu konu ile ilgili bazı içerikler bırakacağım, ilgini çekebilir. Görüşmek üzere.


Bağlantılı Diğer İçerikler

  1. “İnsanca” Öldürülen Bir Hayvan Yine De Öldürülüyor – Ve Bu Yanlış – Anna Charlton ve Gary Francione
  2. Çiftlik Hayvanlarının Bir “Şey” Değil, Birey Olduklarıyla Yüzleşme Vakti – Lori Marino
  3. Türcülük – Dan Lowe
  4. Ahlaki Vejetaryenizm – Lori Gruen (Stanford Encyclopedia of Philosophy)
  5. Hayvanların Ahlaki Statüsü – Jason Wyckoff
  6. Hayvanlara Borçlu Olduğumuz Her Şey – Pam Weintraub
  7. Vejetaryenizm Üzerine Ahlaki Diyaloglar – Michael Huemer
  8. Sınırlamalar ve Hayvanlar – Robert Nozick
  9. Etik Olarak Hayvanların Acılarını Rahatlatmakla Yükümlüyüz – Steven Nadler
  10. Hayvanların Yaşama Hakkı Var Mı? – Tom Regan
  11. Yapay Zekalar Hayvanlarla Aynı Etik Korumalara Sahip Olmalıdır – John Basl ve Eric Schwitzgebel
  12. Kuş Gribi, İtlaf ve Hayvan Hakları – Prof. Dr. Hasan Yücel Başdemir
  13. Primatlaşan Bireyler: Artılar ve Eksiler – Steve F. Sapontzis

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

“Ana Rahminde Biçim Vermeden Önce Tanıdım Seni / Yeremya” (1:5) – Alexander Pruss

Sonraki Gönderi

John Rawls Berbat Akıl Yürütüyordu: Bölüm 2 - Michael Huemer

En Güncel Haberler Analitik Felsefe