Zaman, Uzay ve Tanrı – Edwerd Feser

96 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Samuel Clarke’ın Tanrı’nın Varlığı ve Niteliklerini Kanıtlama adlı kitabı doğal teolojinin en büyük eserlerinden biridir. Ancak yine de Clarke’ın pozisyonu Thomistik açısından problemlidir. Örneğin Clarke da yoldaşı Newton gibi, mutlakçı bir zaman ve mekân görüşüne sahiptir. Aristotelesçi-Thomist doğa felsefesi ise mutlakiyetçi bir tavır takınmaz. (tam olarak ilişkisel bir tutumu da yoktur). Bunun müstakil metafiziksel nedenleri var, ama ben şimdilik teolojik bir probleme odaklanmak istiyorum.

Thomistlerin ara sıra işaret ettiği gibi, mutlakçı pozisyon uzay ve zamanı ebedi ve yaratılmamış olarak görür ve böylece de onları bilfiil ilahlaştırır. Clarke ve Newton bunu tam anlamıyla inkâr etmezler. Uzay ve zamanın Tanrı’nın yanında ilahlar olarak yer almasından kaçınsalar da bu kavramları az çok ilahi özellikler haline getirirler. Newton’ın epey ünlü olan mekanın Tanrı’nın duyumsal alanı olduğu söylemini hatırlayın. Bu esasen Tanrı’nın her yerde olması anlamına gelir. Zaman, O’nun sonsuzluğuyla ya da ebedi oluşuyla özdeşleşir. Tanrı zamandır.

Thomas Aquinas (1225-1274)

Buradaki problemler, bir Thomist (ve daha genel olarak klasik teist) perspektifinden ele alınmalıdır. Uzay genişler, ama Tanrı genişlemez. Zaman değişimi gerektirir. Ama Tanrı değişmezdir. Uzay ve zaman ilahi nitelikler ise, o halde biz, doğal dünyanın panteist ya da en azından panenteist bir görüşünü dikkate almalıyız. Çünkü bu durumda doğanın en genel özellikleri Tanrı’nın halleri olacaktır.

William Lane Craig bunun doğru olmadığını düşünmüş ve şöyle demiştir:

Newton… uzayın kendi içinde mutlak olmadığını ve bu nedenle maddi/töz (substance) olmadığını açıkça ifade eder. Aksine o, Tanrı’nın yayılan (veya yayılmacı) bir etkisidir. Bu fikriyle Newton, uzayın ve zamanın Tanrı’nın varlığının doğrudan sonucu olduğunu söylemek istiyordu. Tanrı’nın sonsuz varlığının sonucu olarak O’nun sürekliliğini ve mevcudiyetinin niceliğini (miktarını) temsil eden sonsuz zaman ve uzay vardır. Newton, uzay veya zamanı, hiçbir şekilde Tanrı’nın bizzat kendisinin nitelikleri gibi kavramaz, aksine kendisinin de söylediği gibi onları Tanrı’nın eşzamanlı etkileri olarak düşünür. (Zaman ve Sonsuzluk, s.46)

Newton yorumuyla ilgili soruları bir kenara bırakırsak, bu Clarke ve Newton’u yağmurdan kaçırabilir mi? Belki kaçırabilir ancak doluya tutulacaklardır. Çünkü uzay ve zaman “Tanrı’nın varlığının” “dolaysız sonucu” veya “beraberindeki etkileri” ise, o zaman onların varlığı tanrının bir zorunluluğudur. Ve bu iddia ile ilgili birkaç problem vardır.

İlk olarak bu, yaratılış eyleminin özgürce olmamasını (veya en azından uzay ve zamanın yaratılmasının özgürce olmamasını) gerektirecektir. Çünkü bu teze göre Tanrı, uzay ve zamanı yaratamaz. Fakat özgürlük, felsefi tartışmalarla bile bilinebilen ilahi sıfatlardan/niteliklerden biridir. (Bkz. Örneğin Summa Theologiae I.19.10; Summa Contra Gentiles I.81, I.88 ve II.23; Tanrı’nın Varlığının Beş Kanıtı, s. 224-228.)

İkinci olarak, Tanrı’nın bir zorunluluk yaratması onun kusursuzluğunun değerini düşürecektir Aquinas’ın Summa Theologiae I.19.3’te iddia ettiği gibi:

Tanrı şimdiye kadar olan her şeyi kendinden ayrı tutmuştur ve bu şeylerin hepsi tanrıya hizmet etmektedir. Sadede gelirsek, bir sonuca varmak için zorunlu olarak ihtiyaç duyduğumuz şeyler olmadıkları sürece, bu şeyleri zorunlu olarak arzulamayacağızdır. Örneğin hayatta kalmak için yemek yemeyi arzularız veya denizi geçmek için bir gemi isteriz. Bunun yanında yürüyerek gidebileceğimiz bir yere gitmek için bir at istemeyiz. Yani olmadıkları takdirde de sonuca varabileceğimiz şeyleri zorunlu olarak istemeyiz. Aynısı diğer şeyler için de geçerlidir. O halde, Tanrı’nın özü kusursuz olduğundan, diğer hiçbir şey onu kusursuz yapan neden olmadığından ve başka şeyler olmadan da bizzat var olabileceğinden, kendisi dışında bir şeyler olmasını istemesi kesinlikle gerekli değildir.

Alıntı burada bitiyor. Dolayısıyla, eğer bu doğruysa ve Tanrı kusursuzsa, O’nun kendisi dışındaki şeylere tabi olması gerekmez. Ancak kendisi dışındaki şeylere (özellikle uzay ve zaman) tabi olması gerekiyorsa, o halde modus tollens yoluyla, kusursuz değildir.

Benzer şekilde, Summa Contra Gentiles II.23.8’de, Aquinas “irade ile hareket edenler, eylemleri doğal zorunluluk tarafından belirlenenlerden açıkça daha mükemmel olduğu için” Tanrı’nın özgür olması gerektiğini savunur.

Üçüncü bir problem ise şudur: zamanın ve uzayın varlığı Tanrı’nın varlığının zorunlu sonucuysa, başlangıçları olması bir kenara, prensipte bir başlangıca sahip olmaları imkânsızdır. Bu, tek başına klasik teizm ile çelişmez, ancak İncil vahyini içeren klasik teizmin herhangi bir versiyonuyla çelişirdi.

Dördüncü olarak Katolik ortodoksluğu ile bir anlaşmazlığa sahibiz. İlk Vatikan Konseyi şunları öğretir:

Eğer birisi tanrının hiçbir zorunluluk olmaksızın yalnızca kendi isteğiyle yarattığını reddediyorsa onu aforoz edin.

Eğer birisi bedensel veya spritüal fark etmeksizin sonlu şeylerin ilahi bir kaynaktan geldiğini söylüyorsa onu aforoz edin.

Beşinci olarak, Craig’in Newton’a dayandırdığı pozisyonu en azından Thomistic-metafiziksel bir analizde gerçekten de tutarlı değildir, Çünkü söz konusu pozisyon, aslında uzay ve zamanın var olamayacağını ve hatta ilahi nitelikler olmadıklarını savunur. Fakat eğer var olamazlarsa, o halde uzay ve zaman yalnızca aktüel olmalı ve içlerinde de öz ile varlık arasında hiçbir ayrım olmamalıdır. Ancak bu durumda ilahi nitelikte olmalılar, çünkü bu şeyler yalnızca Tanrı için söyleyebilir. Diğer yandan, eğer ilahi nitelikler değillerse, o halde sadece aktüel olmamalılar ve içlerinde öz ile varlık arasında ayrım olmalıdır. Bu durumda onların var olamayacaklarını söylemek yanlış olur; çünkü saf gerçeklikten daha az olan ve özü ile varlığı arasında bir ayrım olan herhangi bir şey, prensip olarak var olamaz.

Dolayısıyla, Tanrı’nın dışında ve O’nun yaratamayacağı bir şey olma fikrinden yola çıkılması mantıklı değildir. Eğer Tanrı onları yaratamıyorsa, bu sadece onlar var olamadığı içindir, bu durumda O, saf aktüel ve kendinde var olan varlığın bizzat kendisidir ve dolayısıyla Tanrı ile gerçeklik özdeştir. Eğer Tanrı’dan gerçeklikten farklıysa, o halde o saf aktüel ya da kendinde var olan varlık değildir ve bu nedenle de var olamaz ve Tanrı onu yaratmayabilir. Bir yanda panteizmi, diğer yanda uzay ve zamanın olumsallığını onaylama arasında orta bir pozisyon olduğu varsayımı bir yanılsamadır.

Edwerd Feser- “Time, space, and God”, (Erişim Tarihi: 23.07.2020), Erişim Adresi: http://edwardfeser.blogspot.com/2018/02/time-space-and-god.html

Çevirmen: Taner Beyter

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Dini Epistemoloji: Alvin Plantinga Örneği – Musa Yanık

Sonraki Gönderi

Etik Olarak Kürtaj - Nathan Nobis

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Ahlaki Realizm – Thomas Metcalf

1. Giriş ‘Mutluluk iyidir.’ ‘Masumları cezalandırmamalıyız.’ ‘Cömertlik iyi bir kişilik özelliğidir.’ (1) Ahlaki realistler bunun gibi