Mantıksal Kötülük Problemi – James R. Beebe (Internet Encyclopedia of Philosophy)

//
505 Okunma
Okunma süresi: 48 Dakika

Dünyamızda kötülük ve acının varlığı, mükemmel bir Tanrı’nın var olduğu inancına karşı ciddi bir zorluk çıkarıyor gibi görünmektedir. Tanrı mutlak bilgiliyse, dünyamızda olan tüm korkunç şeylerden haberdar olmalıdır. Tanrı mutlak kudretliyse, tüm bu kötülük ve acı konusunda bir şeyler yapmalıdır. Ayrıca, eğer Tanrı mutlak iyiyse, bu konuda mutlaka bir şeyler yapmak isteyecektir. Ne var ki dünyamızın sayısız kötülük ve acı ile dolu olduğuna şahit olmaktayız. Göründüğü kadarıyla, kötülük ve acı hakkındaki bu gerçekler; mutlak iyi bir Tanrı’nın varlığını savunan geleneksel teist anlayışla bir çelişki içindedir. Bu bariz çelişkinin ortaya çıkardığı zorluk Kötülük Problemi olarak bilinir.

Bu makalede, güncel felsefi tartışmalarda yaygın olan bu problemin bir versiyonu ele alınacaktır –bu versiyona göre geleneksel teizmin iddiaları ile dünyamızdaki kötülük ve acının varlığı bir mantıksal çelişkidir. Buna “Mantıksal Kötülük Problemi” denir.

Bu makalede mantıksal kötülük problemi açıklanacak ve ona getirilen çeşitli teistik cevaplar incelenecektir. Mantıksal kötülük problemine karşı en çok tartışılmış cevap olan Özgür İrade Savunması özel olarak ele alınacaktır.

İçerik Tablosu

  1. Problemin Tanıtımı
  2. Mantıksal Tutarlılık
  3. Mantıksal Tutarlılık ve Mantıksal Kötülük Problemi
  4. Plantinga’nın Özgür İrade Savunması
  5. İlahi Kudret ve Özgür İrade Savunması
  6. Bir İtiraz: Özgür İrade ve Doğal Kötülük
  7. Özgür İrade Savunması’nın Değerlendirilmesi
  8. Plantinga’nın Zaferi Çok mu Kolaydı?
  9. Mantıksal Kötülük Problemi’ne Diğer Cevaplar
  10. Özgür İrade Savunmasındaki Sorunlar
  11. Kaynaklar ve İleri Okuma
    a. Kaynaklar
    b. İleri okuma

1. Problemin Tanıtımı

Gazeteci ve çok satan yazar Lee Strobel, kamuoyu anketçisi George Barna’yı ulusal bir araştırma için yetkilendirmişti. Araştırmada şu soru soruldu: “Tanrı’ya tek bir soru sorup cevap alabilme şansınız olsaydı ne sorardınız?” Cevap verenlerin %17’si tarafından sorulan en yaygın soru şöyleydi: “Dünyada neden acı ve zulüm var?” (Strobel 2000, p. 29). Tanrı mutlak kudretli, mutlak bilgili ve mutlak iyiyse, neden bu kadar çok kötülüğün meydana gelmesine izin veriyor? Bu soru, felsefecilerin “kötülük problemi” dediği konuyu gündeme getirmektedir.

Sakat bırakan hastalıklar veya trajik kayıplar yaşayanlar sadece Adolf Hitler, Joseph Stalin ya da Osama Bin Laden gibi insanlar olsaydı durum farklı olurdu. Fakat şu anki durumda, iyi kalpli, masum binlerce insan şiddet suçlarının zararlarını, hayati hastalıkları ve diğer kötülükleri tecrübe etmektedir. Michael Peterson (1998, p. 1) şöyle yazar:

Dünyamızda korkunç şekilde ters giden bir şeyler var. Bir deprem Peru’da yüzlerce insanı öldürüyor. Bir pankreas kanseri hastası uzun, azap dolu bir acı sonunda ölüyor. Bir pitbul iki yaşındaki bir çocuğa saldırıyor, derisini parçalara ayırıyor ve öldürüyor. Somali’de sayısız insan savaşın yıkıcı sonuçlarından zarar görüyor. Delirmiş bir tarikat lideri, Waco, Teksas’ta seksen beş kişiyi ölüme gönderiyor. Kuzey Kore’de kıtlık ülkeyi kasıp kavururken milyonlar açlıktan ölüyor. Dünyamızda her türlü korkunçluk meydana geliyor –ve uygarlığın doğuşundan beri bu hikaye hiç değişmedi.

Peterson (1998, p. 9) kötülük probleminin bir tür “ahlaki protesto” olduğunu iddia eder. “Tanrı bunun olmasına neden izin verir?” diye sorarken insanların iddiası çoğunlukla şudur: “Tanrı’nın buna izin vermesi adil değil”. Çoğu ateist kötülük ve acının varlığını Tanrı’nın varlığına karşı bir argüman olarak öne sürmeye çalışır. Onların iddiasına göre, gördüğümüz tüm bu kötülük ve acıya izin veren mutlak iyi bir Tanrı ile ilgili ahlaki bir sorun olduğuna göre, mutlak iyi bir Tanrı diye bir şey aslında hiç var olmamalıdır. Bu argümanın popülerliğinden dolayı Hans Küng (1976, p. 432) kötülük problemini “ateizmin kayası” olarak nitelendirmiştir. Bu çalışmada kötülük argümanının “mantıksal kötülük problemi” olarak bilinen şekli incelenecektir.

20. yüzyılın ikinci yarısında, ateizmi savunan kişiler çoğunlukla kötülük probleminin bir mantıksal tutarsızlık problemi olduğunu iddia etmiştir. Örneğin, J. L. Mackie (1955, p. 200) şöyle der:

Burada gösterilebilir ki, dini inançlar rasyonel destekten yoksun değil, pozitif olarak da irrasyoneldir, temel teolojik doktrinin bazı kısımları birbiriyle tutarsızdır.

Benzer şekilde H. J. McCloskey (1960, p. 97) şunu yazar:

Kötülük, teist için bir problemdir, çünkü bir tarafta kötülük gerçeğinin diğer tarafta kadir-i mutlak ve alim-i mutlak bir Tanrı inancının arasında bir çelişki vardır.

Mackie ve McCloskey’nin, aşağıdaki ifadelerin aynı anda doğru olmasının imkansızlığını iddia ettiği söylenebilir:

  • (1) Tanrı kadir-i mutlaktır (mutlak kudretli).
  • (2) Tanrı alim-i mutlaktır (mutlak bilgili).
  • (3) Tanrı mutlak iyidir.
  • (4) Kötülük vardır.

Bunların herhangi ikisi veya üçü aynı anda doğru olabilir; fakat hepsinin doğru olması mümkün değildir. Diğer bir deyişle, (1) ile (4) arası mantıksal olarak çelişkili bir dizidir. Peki bir şeyin mantıksal olarak çelişkili olması ne demektir?

  •  (5) Bir ifade dizisi mantıksal olarak çelişkilidir ancak ve ancak: (a) bu dizi “p & p değil” formunun direkt bir çelişkisini içeriyorsa; veya (b) diziden direkt bir çelişki çıkarsanabiliyorsa

(1)’den (4)’e kadar olan ifadelerin hiçbiri bir diğeriyle direkt olarak çelişmemektedir, bu yüzden eğer dizi mantıksal olarak çelişkiliyse, bunun sebebi çelişkinin ondan çıkarsanabilmesi olmalıdır. Ateizmi savunanlar bunu yapabildiklerini iddia eder.

Ateizmi savunanlara göre, (1)’den (3)’e kadar bahsedilen Tanrısal sıfatların ima ettiklerini düşündüğümüzde (1)’den (4)’e kadar olan dizide kolayca bir çelişki bulabiliriz. Akıl yürütmeleri şu şekildedir:

  • (6) Tanrı mutlak kudretliyse, dünyamızdaki tüm kötülük ve acıyı engelleyebilir.
  • (7) Tanrı mutlak bilgiliyse, dünyamızdaki tüm kötülük ve acıdan haberdardır ve onları nasıl ortadan kaldıracağını veya engelleyeceğini bilir.
  • (8) Tanrı mutlak iyiyse, dünyamızdaki tüm kötülük ve acıyı engellemek isteyecektir.

(6)’dan (8)’e kadar olan ifadelerin ima ettiğine göre; eğer teizmin mükemmel Tanrısı gerçekten var olsaydı hiçbir kötülük ve acı var olmazdı. Ne var ki, bildiğimiz gibi, dünyamız şaşırtıcı derecede kötülük ve acı ile doludur. Ateizmi savunanlara göre, (6)’dan (8)’e kadar olan ifadeleri dünyamızdaki kötülük ve acının varlığı ile birlikte düşünürsek, aşağıdaki sonuçlara ulaşmalıyız:

  • (9) Tanrı dünyamızdaki tüm kötülük ve acının varlığını; onları nasıl ortadan kaldıracağını veya engelleyeceğini biliyorsa, engellemek için yeterince kudretliyse, fakat engellemiyorsa, Tanrı mutlak iyi olmamalıdır.
  • (10) Tanrı dünyamızdaki tüm kötülük ve acının varlığını; onları nasıl ortadan kaldıracağını veya engelleyeceğini biliyorsa, engellemek istiyor fakat engelleyemiyorsa, Tanrı mutlak kudretli olmamalıdır.
  • (11) Tanrı dünyamızdaki tüm kötülük ve acıyı engelleyebilecek kadar kudretliyse, bunu yapmak istiyorsa, fakat yapmıyorsa, tüm kötülük ve acıdan haberdar olmamalı veya nasıl ortadan kaldıracağını ya da engelleyeceğini bilmiyor olmalıdır –o halde mutlak bilgili değildir.

(9)’dan (11)’e kadar olan ifadelerden şunu çıkarabiliriz:

  • (12) Eğer kötülük ve acı varsa, o halde Tanrı ya kadir-i mutlak değildir, ya alim-i mutlak değildir ya da mutlak iyi değildir.

Kötülük ve acının var olduğu bariz olduğuna göre:

  • (13) Tanrı ya kadir-i mutlak değildir, ya alim-i mutlak değildir ya da mutlak iyi değildir.

Daha açıkça söylemek gerekirse, bu şekildeki bir argümanın iddiası şudur: dünyamızda gördüğümüz kötülük ve acıya bakıldığında, eğer ki bir Tanrı varsa, o ya güçsüz, ya bilgisiz ya da kötüdür. Yukarıdaki ifadelerde (13)’ün (1)’den (3)’e kadarkilerle çeliştiği bariz olmalıdır. Çelişkiyi daha açık hale getirmek için, (1), (2) ve (3)’ü şu şekilde tek bir ifadede toplayabiliriz.

  • (14) Tanrı mutlak kudretli, mutlak bilgili ve mutlak iyidir.

(13) ve (14)’ün aynı anda doğru olması mümkün değildir. Bu ifadeler mantıksal olarak tutarsız veya çelişkilidir.

(14) ifadesi, (1)’den (3)’e kadar olanların birleşimidir ve klasik teizmin merkezi inancını ifade eder. Fakat, ateizmi savunanlar (13)’ün de (1)’den (3)’e kadar olanlardan çıkarsanabileceğini iddia eder. [(6)’dan (12)’ye kadar olan ifadeler bunun nasıl yapıldığını gösterir.] Halbuki (13) ile (14) mantıksal olarak çelişkilidir. (1)’den (4)’e kadar olan ifadelerden bir çelişki çıkarsanabildiğine ve tüm teistler (1)’den (4)’e kadar olan ifadelere inandığına göre, ateizmi savunanlar teistlerin mantıksal olarak tutarsız inançlara sahip olduğunu iddia eder. Onların dikkat çektiğine göre; felsefeciler daima, çelişkili bir şeye inanmanın hiçbir zaman rasyonel olmadığını söylemiştir. Sonuç olarak, kötülük ve acının varlığı, teistlerin mükemmel bir Tanrı’nın varlığına olan inançlarını irrasyonel kılmaktadır.

Tanrı’ya inanan kişi bu ikilemden kurtulabilir mi? Çok satan kitabı When Bad Things Happen to Good People’da, Haham Harold Kushner (1981) teist için bundan bir kurtulma yolunu dile getirir: (1)’in doğruluğunu inkar et. Onun çözümüne göre, Tanrı senin acı çekmeni engellemediğinde bunu önemsemiyor değildir çünkü –mutlak bilgili bir Tanrı olarak- senin tüm acını biliyordur. Mutlak iyi bir Tanrı olarak, senin ne sıkıntı çektiğini de hissediyordur. Ne var ki problem elinden bir şey gelmemesidir çünkü mutlak kudretli değildir. Kushner’in tasvirine göre, Tanrı bir tür iyi yürekli miskin konumundadır. Yardım etmek ister fakat kötülük ve acı konusunda bir şey yapacak gücü yoktur. (1), (2), (3) veya (4)’ün doğruluğunu reddetmek mantıksal kötülük probleminden kaçınmak için teist için kesinlikle bir yöntemdir, fakat çoğu teist için kabul edilebilir bir seçenek olmayacaktır. Bu çalışmanın kalanında, mantıksal kötülük problemine karşı teizmin hiçbir temel doktrininin reddini gerektirmeyen birkaç teistik cevap incelenecektir.

2. Mantıksal Tutarlılık

Mantıksal kötülük problemini çürütmek isteyen teistler (1)’den (4)’e kadar olan ifadelerin -göründüğünün aksine- aslında tutarlı olduğunu göstermelidir. Bir dizinin ancak ve ancak direkt bir çelişki içermesi veya direkt bir çelişkinin diziden çıkarsanabilmesi durumunda mantıksal olarak tutarsız olacağından yukarıda bahsedilmişti. Buna göre, bir dizi ancak ve ancak direkt bir çelişki içermiyor veya direkt bir çelişki diziden çıkarsanamıyorsa mantıksal olarak tutarlıdır. Diğer bir deyişle

  • (15) Bir ifade dizisi ancak ve ancak hepsinin aynı anda doğru olması mümkünse mantıksal olarak tutarlıdır.

(15)’e göre tutarlı ifadelerin hepsinin aynı anda gerçekten doğru olması gerekmediğine dikkat edilmelidir. Hepsi yanlış olabilir veya bir kısmı doğru diğerleri yanlış olabilir. Tutarlılık sadece bu ifadelerin doğru olmasının ihtimal dahilinde olmasını gerektirir (bu ihtimal gerçekte karşılığını bulmasa bile). Ayrıca (15) makullük ile ilgili bir şey de söylememektedir. Tutarlı bir dizi ifadenin makul olması gerekmez. Belirli bir dizi ifadenin aynı anda doğru olması son derece düşük bir ihtimal olabilir. Fakat ihtimalsizlik imkansızlık değildir. Onların bir araya gelmesinde bir çelişki olmadığı sürece, aynı anda doğru olmaları mümkündür (düşük ihtimal de olsa).

Bu kısa tartışmanın gösterdiği gibi ateistlerin (1)’den (4)’e kadar olan ifadelerin mantıksal olarak tutarsız olduğu iddiası çok güçlü bir iddiadır. İddiaya göre (1)’den (4)’e kadar olan ifadelerin aynı anda doğru olması mümkün değildir. Diğer bir deyişle,

  • (16) Tanrı ve kötülüğün aynı anda var olması mümkün değildir.

Mantısal kötülük problemine göre Tanrı’nın mutlak kudreti, bilgisi ve iyiliği kötülüğün ihtimalini tamamen ortadan kaldırır ve kötülüğün varlığı da, aynı şekilde, üstün bir Tanrı’nın var olma ihtimalini ortadan kaldırır.

3. Mantıksal Tutarlılık ve Mantıksal Kötülük Problemi

Bir teist (16)’nın yanlış olduğunu nasıl gösterebilir? Bazı teistlere göre belki de Tanrı kötülük ve acıya izin vermek için iyi bir sebebe sahiptir. Fakat öylesine bir sebep Tanrı’nın şahit olduğumuz kötülük ve acıya izin vermesini meşrulaştıramaz. Katliamcıların ve seri katillerin genelde korkunç suçları işlemek için sebepleri vardır, fakat iyi sebepleri yoktur. İnsanların sadece ahlaken iyi sebepleri olduğu zaman biz onların davranışlarını affeder veya görmezden geliriz. Din felsefecileri, Tanrı’nın kötülük ve acıya izin vermesini ahlaki olarak meşru kılabilecek sebeplere “ahlaken yeterli sebep” der.

Aşağıdaki ifadeyi düşünün.

  •  (17) Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi olması mümkündür.

Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi varsa, hem Tanrı’nın mutlak kudretli, bilgili ve iyi olması hem de kötülük ve acının varlığı mümkün olabilir mi? Çoğu teist bu soruya “evet” der. (17) doğruysa, (9)’dan (12)’ye olan ifadeler şöyle değiştirilmelidir:

(9′) Tanrı dünyamızdaki tüm kötülük ve acının varlığını; onları nasıl ortadan kaldıracağını veya engelleyeceğini biliyorsa, engellemek için yeterince kudretliyse, fakat engellemiyorsa, Tanrı mutlak iyi olmamalıdır –eğer kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi yoksa.

 (10′) Tanrı dünyamızdaki tüm kötülük ve acının varlığını; onları nasıl ortadan kaldıracağını veya engelleyeceğini biliyorsa, engellemek istiyor fakat engelleyemiyorsa, Tanrı mutlak kudretli olmamalıdır –eğer kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi yoksa.

 (11′) Tanrı dünyamızdaki tüm kötülük ve acıyı engelleyebilecek kadar kudretliyse, bunu yapmak istiyorsa, fakat yapmıyorsa, tüm kötülük ve acıdan haberdar olmamalı veya nasıl ortadan kaldıracağını ya da engelleyeceğini bilmiyor olmalıdır, o halde mutlak bilgili değildir –eğer kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi yoksa.

(12′) Eğer kötülük ve acı varsa, o halde: a) Tanrı ya kadir-i mutlak değildir, ya alim-i mutlak değildir ya da mutlak iyi değildir; veya b) Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi vardır.

(9′)’dan (12′)’ye kadarki ifadelerden, Tanrı’nın var olmadığını çıkarsamak mümkün değildir. En fazla söylenebilecek olan ya Tanrı’nın var olmadığı ya da kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi olduğudur. Bu yüzden, bazı teistler (17)’nin doğru olup olmadığının mantıksal kötülük probleminin ardındaki asıl soru olduğunu belirtir.

Eğer Tanrı’nın kötülük ve acının varlığına izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebe sahip olması mümkünse, o halde mantıksal kötülük problemi Tanrı’nın yokluğunu kanıtlamak konusunda başarısızdır. Diğer yandan, eğer Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebe sahip olması mümkün değilse, (13) doğru görünmektedir: Tanrı ya mutlak kudretli, ya mutlak bilgili ya da mutlak iyi değildir.

Mantıksal kötülük problemi hakkındaki tartışmanın bu kısmında aşağıdaki örtük varsayım yer almaktadır:

  • (18) Tanrı’nın kötülük ve acıya izin vermesi ahlaken yasaktır, eğer bunun için ahlaken yeterli bir sebebi yoksa.

(18) doğru mudur? Çoğu felsefeciye göre evet. Sırf zevk için kötü şeylerin olmasına izin veren bir Tanrı’nın nasıl saygı, iman ve ibadete layık olabileceğini anlamak zordur. Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi yoksa; o halde bizler bir gün Cennet’in kapılarına varabilirsek ve Tanrı’ya neden bu kadar çok kötülüğe izin verdiğini sorarsak, sadece omuz silkip şöyle diyecektir: “Çektiğiniz tüm bu acıların hiçbir sebebi veya amacı yoktu. Canım izin vermek istedi o kadar.” Bu duygusuz Tanrı imgesini, geleneksel teizmin yarattıklarını önemseyen sevgi dolu bir baba figürü olan Tanrısı ile bağdaştırmak zordur.  (18), Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi olmadığı varsayımıyla birleşince şunu ortaya koyar

  •  (19) Tanrı kötülüğe izin vererek ahlaken uygunsuz veya kınanacak bir şey yapıyordur,

ve

  • (20) Tanrı ahlaken uygunsuz veya kınanacak bir şey yapıyorsa, o halde Tanrı mutlak iyi değildir.

Eğer (19) ve (20) doğruysa, geleneksel teizmin Tanrısı yoktur.

Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebinin olması nasıl olabilirdi? Tanrı’dan önce, bir insanın ahlaken yeterli bir sebebe sahip olabileceği daha mütevazı bir örnek düşünelim. Dedikoducu bir komşunun size, Bayan Jones’un kendi çocuğuna istenmeyen bir acı çektirmesi için birisine izin verdiğini anlattığını düşünün. Bu habere ilk tepkiniz dehşete düşmek olurdu. Fakat, bu acının Bayan Jones’un küçük kızına çocuk felcine karşı bağışıklık kazandıran bir aşı olduğunu öğrendiğinizde, Bayan Jones’u artık topluma tehdit oluşturan biri olarak görmezdiniz. Genellikle, şu ahlaki prensibin doğru olduğuna inanırız:

  •  (21) Ebeveynler çocuklarına istenmeyen acı çektirmemelidir.

Bağışıklık durumunda, Bayan Jones bu prensibi geçersiz kılmak veya askıya almak için ahlaken yeterli bir sebebe sahiptir. Daha yüksek bir ahlaki görev –diğer bir ifadeyle, çocuğun uzun vadeli sağlığını koruma görevi- (21)’de bahsedilen daha düşük göreve ağır basmaktadır. Eğer Tanrı, teistlerin iddia ettiği gibi, kötülük ve acıya izin vermek için ahlaken yeterli sebeplere sahipse, bu, Bayan Jones’unki gibi bir durum olacaktır.

4. Plantinga’nın Özgür İrade Savunması

Tanrı’nın kötülük ve acıya izin vermesi için sebebi ne olabilir? Alvin Plantinga (1974, 1977) bu soruya en meşhur güncel felsefi cevabı vermiştir. Ona göre aşağıdaki muhtemel bir ahlaken yeterli sebep olabilir:

  • (AYS1) Tanrı’nın ahlaken değerli olan özgür iradeye sahip kişiler yaratması son derece önemli bir şeydir. Tanrı, ilişki kurabileceği, birbirini seven ve iyilik yapan özgür iradeli kişiler yaratmış olmanın daha büyük iyilik değerini ortadan kaldırmaksızın dünyadaki çoğu kötülük ve acıyı yok edemez.

(AYS1)’in iddiasına göre, Tanrı bazı kötülüklere izin verir, ki bu kötülüklerin değeri, bunlarla yakından bağlantılı olan daha büyük bir iyiliğin (özgür iradeli insanlar yaratmak) değerinden düşüktür. Tanrı kötülüğü ortadan kaldırırsa, daha büyük iyiliği de ortadan kaldırması gerekir. Tanrı, Bayan Jones’un içinde olduğu durumdaki gibi düşünülür: çocuğuna karşı küçük bir kötülüğe izin verdi (iğnenin acısı) çünkü bu acı daha büyük bir iyilik için gerekliydi (çocuk felcine bağışıklık). (AYS1) Tanrı’nın kötülük ve acıya izin vermesini meşru kılar mı diye karar vermeden önce, onun dayandığı bazı temel kavramlar açıklanmalıdır.

Öncelikle, (AYS1) “liberteryenizm” olarak bilinen özgür irade görüşünü benimser:

  • (22) Liberteryenizm= Bir kişi belirli bir eylemi yapmak konusunda özgürdür ancak ve ancak bu kişi hem eylemi yapmakta özgürse hem de onu yapmaktan kaçınmak konusunda özgürse; diğer bir deyişle, bu kişi önce gelen hiçbir nedensel güç tarafından bu eylemi yapmak veya ondan kaçınmak konusunda zorlanmıyorsa

“Liberteryenizm” terimi çok bilinen bir isim olmasa da, onun ifade ettiği görüş çoğunlukla ortalama bir insanın özgür iradeden anladığı şeyle aynıdır. Bu görüşe göre nedensel determinizm yanlıştır, -robotlar ve diğer makinelerden farklı olarak- bizler gerçek anlamda özgür seçimler yapabiliriz.

Plantinga’ya göre liberteryen özgür irade ahlaken değerli olan türden bir özgür iradedir. Bir eylem, yalnızca onu ahlaki bir perspektiften değerlendirebilmeye uygunsa ahlaken değerlidir (örneğin ahlaki övgü veya kınama yapılabildiği durumda). Kişiler ahlaken değerli eylemler yapmaya muktedir iseler ahlaken değerli olan özgür iradeye sahiplerdir. Tanrı’nın çok kısıtlı türden bir özgür iradeye sahip yaratıklar yarattığı bir mümkün dünya hayal edin. Bu dünyadaki kişilerin yalnızca iyi seçimleri tercih edebildiğini ve kötü seçimleri tercih etmekten aciz olduğunu düşünün. Bu durumda, eğer birisi üç mümkün eylem seçeneği ile karşılaşırsa –ikisi ahlaken iyi ve biri ahlaken kötü- bu kişi ahlaken kötü olan seçim karşısında özgür olmazdı. Demek ki, bu kişi istese bile hiçbir kötü seçimi tercih edemezdi. Bu hayali kişimiz, yine de, bu iki iyi eylem seçiminden hangisine karar vereceği konusunda tamamen özgürdür. Plantinga böyle birinin ahlaken değerli olan bir özgür iradeye sahip olduğunu reddecektir. Bu dünyadaki insanlar her zaman ahlaken iyi eylemler yapar, fakat böyle yaptıkları için bir övgü hak etmezler. Onların yanlış yapması mümkün değildir. O halde, doğru eylemler yaptıkları zaman, takdir edilmemelidirler.  Bir robotu, eğer bunu yapmaya programlandıysa, soda şişesini çöpe değil de geri dönüşüm kutusuna attığı için ahlaki yönden takdir etmek anlamsızdır. Robot, içinde çalışan program sayesinde, boş bir soda şişesi gördüğünde onu geri dönüşüm kutusuna atacaktır. Konu hakkında seçim şansı yoktur. Benzer şekilde, söz konusu mümkün dünyadaki insanların iyi olmak konusunda seçim şansları yoktur. İyi olmaya önceden programlandıklarına göre, bunun için övgüyü hak etmezler.

Alvin Plantinga (1932-….)

Plantinga’ya göre, gerçek dünyadaki insanlar kelimenin tam anlamıyla özgürdür. Tamamen özgür, kararları ve eylemlerinden sorumludurlar. Bundan dolayı, doğru olanı yaptıklarında, gerçek anlamda takdir edilebilirler. Ayrıca, yanlış yaptıklarında, eylemleri için haklı olarak kınanabilir veya cezalandırılabilirler.

(AYS1)’in Tanrı’nın nasıl bir dünya yaratabileceği konusundaki yaygın varsayım ile uyuşmadığını görmek önemlidir. Ateizmi savunan çoğu kişi, Tanrı’nın özgür yaratıkların yaşadığı fakat hiçbir kötülük ve acı içermeyen bir dünya yaratabileceğine inanır. Bu, Tanrı’nın yapabileceği bir şey olduğuna göre ve özgür irade sahibi yaratıkların yaşadığı, kötülük içermeyen bir dünya; özgür irade sahibi yaratıkların yaşadığı, kötülük içeren bir dünyadan daha iyi olduğuna göre, Tanrı’nın yapması gereken şey buydu. Bunu yapmadığına göre, Tanrı kötülük ve acıyı ortadan kaldırmayarak veya engellemeyerek kınanması gereken bir şey yapmıştır (eğer ki Tanrı varsa). Bu soruya karşılık, Plantinga Tanrı’nın yaratamayacağı bazı dünyalar olduğunu ifade eder. Bilhassa, Tanrı mantıksal olarak imkansız olanı yapamaz. (AYS1), Tanrı’nın ahlaken değerli olan özgür iradeyi ortadan kaldırmadan dünyadaki çoğu kötülük ve acıyı ortadan kaldıramayacağını iddia eder. (Tanrı’nın mutlak kudreti ile mantıksal olarak imkansız olanı yapamamasının bir çelişki olup olmadığı sorusu aşağıda tartışılacaktır.)

Aşağıdaki çeşitli dünya tasvirlerini düşünün. Hangilerinin mantıksal olarak mümkün ve hangilerinin mümkün olmayan dünyalar tasvir ettiğini belirlememiz gerekmektedir. Tasvirleri mantıksal olarak tutarlı olan dünyalar mümkün olacaktır. Tasvirleri tutarsız veya çelişkiliyse, söz konusu dünyalar imkansız olacaktır.

D1:(a) Tanrı ahlaken değerli olan özgür irade sahibi kişiler yaratır;
(b) Tanrı insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirlemez; ve
(c) D1’de kötülük ve acı vardır.
D2:(a) Tanrı ahlaken değerli olan özgür irade sahibi kişiler yaratmaz;
(b) Tanrı insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirler; ve
(c) D2’de kötülük ve acı yoktur.
D3:(a) Tanrı ahlaken değerli olan özgür irade sahibi kişiler yaratır;
(b) Tanrı insanların her durumda doğru olanı yapması veya yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirler; ve
(c) D3’de kötülük ve acı yoktur.
D4:(a) Tanrı ahlaken değerli olan özgür irade sahibi kişiler yaratır
(b) Tanrı insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirlemez; ve
(c) D4’te kötülük ve acı yoktur

Bu dünyaların hangilerinin mümkün olduğuna bakalım. D1 mümkün müdür? Evet. Aslında Tanrı’nın var olduğu varsayımında, D1 gerçek dünyayı tanımlıyor görünmektedir. İnsanlar bu dünyada özgür iradeye sahiptir ve kötülük ve acı vardır. Görünüşe göre Tanrı insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirlemez çünkü o durumda kötülük ve acı olmazdı. O halde, D1 açıkça mümkündür.

D2 hakkında ne diyebiliriz? Plantinga’nın insanların gerçekten özgür olduğu varsayımına dayanarak, D2 hakkında fark edilmesi gereken nokta bizlerin böyle bir dünyada var olmayacağıdır. Bizler ahlaken değerli özgür iradeye sahip yaratıklarız. Bizim özgür irademiz alındığı takdirde, artık şu an olduğumuz durumdaki yaratıklar olmazdık. Bu dünyada insan olmazdık. Ana konumuza dönecek olursak, Tanrı’nın insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirlemesinde imkansız bir şey görünmemektedir. Bariz şekilde mümkün görünmektedir ki böyle bir dünyada Tanrı’nın yaratacağı her türlü yaratık ahlaken değerli olan özgür irade sahibi olmayacaktır ve kötülük ile acı bulunmayacaktır. D2 de, o halde, mümkündür.

Şimdi, felsefi olarak daha çok önem arz eden D3’ü düşünelim. D3 mümkün müdür? Plantinga’ya göre hayır. D3 tasvirindeki (a) ve (b) kısımları, onun iddiasına göre, mantıksal olarak tutarsızdır. D3’te Tanrı, insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirler. Bu dünyadaki insanlar isteseler bile ahlaken kötü olan şeyler yapamayacaktır. Halbuki ahlaken değerli olan özgür iradeye sahip olmanın bir anlamı da istendiği zaman ahlaken kötü şeyler yapabilmektir. D3’te yaşamanın nasıl olacağını düşünün. Yalan söylemek istediğinizde, söyleyemiyorsunuz. Kontrolünüz dışındaki nedensel güçler her durumda size doğruyu söyletecektir. Ayrıca, komşunuzun eşyalarını çalmak konusunda fiziksel olarak acizsinizdir. Aslında, D3’te hiçbir kötülüğün olmadığı ve yalan ile hırsızlığı yalnızca arzulamak bile başlı başına bir kötülük olduğuna göre, D3’teki insanlar ahlaken kötü olan düşünce ve arzulara bile sahip olamayacaktır. Tanrı D3’te insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirleyecek ise, onların ahlaken değerli anlamda özgür olmalarına izin vermesi mümkün değildir. Peterson (1998, p. 39) şöyle yazar;

Bir insan A eylemi konusunda özgürse, o halde Tanrı onun A yapmasına veya ondan kaçınmasına yol açmıyor veya neden olmuyordur. Çünkü eğer Tanrı birinin A yapmasına veya yapmamasına herhangi bir şekilde yol açıyor veya neden oluyorsa, o halde bu kişi gerçekten özgür değildir.

Tanrı ikisinden birini seçmelidir. Özgür iradeli yaratıklar yaratabilir ya da onların her zaman doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirleyebilir; ama ikisini birden yapamaz. Tanrı yalnızca özgür iradeyi ortadan kaldırmak pahasına kötülük ve acıyı zorla yok edebilir (D2’de olduğu gibi).

D3’ün imkansız olduğu gerçeği Plantinga’nın Özgür İrade Savunması için merkezi öneme sahiptir. Ateizmi savunanlar, yukarıda görüldüğü gibi, Tanrı’nın kötülük ve acının dünyamızda var olmasına izin vererek ahlaken kınanması gereken bir şey yaptığını iddia eder. İyi bir Tanrı her türlü kötülük ve acıyı yok ederdi ve etmelidir fikrindedirler. Bu fikrin dayandığı varsayıma göre, Tanrı böyle yaparak insanın özgür iradesine bir zeval getirmeyecektir. Plantinga, tam bir özgür iradenin gerçekten neye karşılık geldiğini düşündüğümüzde, ateizmi savunanların (farkında olmadan) Tanrı’dan mantıksal olarak imkansızı yapmasını istediklerini iddia eder. Tanrı mantıksal olarak imkansızı yapmadı diye üzülmek, Plantinga’ya göre, bir yanılgıdır. O şöyle diyecektir, “Tabii ki bunu yapmadı. Çünkü mantıksal olarak imkansız!” Bölüm 5’te görüleceği üzere, Plantinga ilahi kudretin mantıksal olarak mümkün olanı yapmayı içerdiğini fakat mantıksal olarak imkansızı yapmayı içermediğini düşünmektedir.

D4’ü düşünelim. Mümkün müdür? Evet! Çoğu insan bu tasviri ilk gördüğünde “Hayır” demeye meyillidir, fakat dikkatli bakalım. Bu dünyada kötülük ve acı olmamasına rağmen, bunun sebebi Tanrı’nın insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirlemesi değildir. Bu dünyada, Tanrı yarattıklarına ahlaken değerli olan özgür iradeyi koşulsuz olarak vermiştir. Bu dünyada hiçbir kötülük yoksa, bunun sebebi orada yaşayan özgür yaratıkların –kendi özgür iradeleriyle– her zaman doğru olanı seçmesidir. Bu tür bir durum gerçekten mümkün müdür? Evet. Bir şey yalnızca çelişkisiz şekilde tasavvur edilebiliyorsa mantıksal olarak mümkündür. Özgür yaratıkların her zaman doğruyu seçip yanlıştan uzak durduğu bir mümkün dünyayı tasavvur etmenin hiçbir çelişkili yanı yoktur. Tabii ki, insan doğası hakkındaki bilgimize bakarsak, bu çok düşük bir ihtimaldir. Fakat, yukarıda bahsedildiği gibi, ihtimalsizlik ile imkansızlık farklı şeylerdir. Aslında, Yahudi-Hristiyan geleneğindeki Adem ile Havva hikayesine göre, tamamen özgür insanların Aden (Cennet) Bahçesinde yaşayıp her zaman Tanrı’nın emirlerine itaat etmesi bizzat Tanrı’nın isteğiydi. Eğer Adem ile Havva Tanrı’nın planına uysaydı, D4 gerçek dünya olurdu.

D1 ile D4 arasında belirli benzerlikleri görmek önemlidir. Her iki dünyada da özgür iradeli yaratıklar yaşamaktadır ve her ikisinde de Tanrı insanların her durumda doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirlememektedir. Tek fark, D1’deki özgür yaratıklar en azından bazı zamanlar yanlış yapmayı seçerken, D4’tekiler her zaman ahlaken doğru kararlar almaktadır. Diğer bir deyişle, bu dünyaların herhangi birinde ahlaki kötülük olup olmaması bu dünyalarda yaşayan kişilere bağlıdır –Tanrı’ya değil. Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasına göre, bizim dünyamızda kötülük ve acı vardır çünkü insanlar ahlaka aykırı şeyler yapar. Kötülüklerin suçlusu Tanrı değil insanlardır. Plantinga (1974, p. 190) şunu der;

Özgür İrade Savunmasının temel noktası ahlaki iyilik içeren bir dünyanın yaratılmasının iş birliği içeren bir risk olduğudur; tamamen özgür yaratıkların müdahale edilmeyen eylemlerini gerektirir. Fakat sonrasında, ahlaki iyilik içeren D dünyasının aktüalize edilmesi (gerçekleştirilmesi) yalnızca Tanrı’ya bağlı değildir; D dünyasının tamamen özgür yaratıklarının eylemlerine de bağlıdır.

Anthony Flew ve J. L. Mackie gibi ateist felsefeciler mutlak kudretli bir Tanrı’nın ahlaki iyilik içeren ama ahlaki kötülük içermeyen bir dünya yaratabilmesi gerektiğini ifade ederler. Flew’un (1955, p. 149) dediği gibi, “Burada bir çelişki yoksa o halde mutlak kudret, mükemmel ahlaklı insanların yaşadığı bir dünya yaratabilirdi.” Mackie (1955, p. 209) şöyle yazar;

Eğer Tanrı, insanları bazen iyiyi bazen kötüyü özgürce seçebilecekleri şekilde yarattıysa, neden her zaman özgürce iyiyi seçebilecekleri şekilde yaratmadı? Birinin bir durumda veya birkaç durumda iyiliği seçmesinde mantıksal imkansızlık yoksa, her durumda özgürce iyiliği seçmesinde de mantıksal imkansızlık olmamalıdır. Tanrı, öyleyse, masum robotlar yaratmak ile özgürce davranarak bazen yanlış yapan varlıklar yaratmak arasında bir seçimle karşı karşıya kalmamıştır: özgürce davranan fakat her zaman doğruyu yapan varlıklar yaratmak gibi bariz şekilde daha iyi bir imkan da Tanrı’nın önünde vardı. Açıktır ki, bu imkanı kullanamaması onun hem mutlak kudretli hem de mutlak iyi olduğu inancıyla tutarsızdır.

Plantinga’ya göre, Mackie, insanların her zaman özgürce iyiyi seçtiği bir dünyanın imkansız olmadığını düşünmekte haklıdır. Bu D4’tür. O, Tanrı’nın yegane seçeneklerinin “masum robotlar yaratmak ile özgürce davranarak bazen yanlış yapan varlıklar yaratmak” olmadığını düşünmekte de haklıdır. Diğer bir ifadeyle, D1 ve D2 gibi dünyalar mantıksal olarak mümkün olan yegane dünyalar değildir. Fakat Plantinga’ya göre, Mackie, D3’ün mümkün olduğunu söylediğinde ve D3 ile D4 arasındaki önemli farkları görmediğinde hatalıdır. İnsanlar ancak eylemleri nedensel olarak belirlenmediğinde doğru olanı yapmakta özgürdür.

Tanrı neden insan kötülüğünün her şeyi mahvetme ihtimali varken, yarattığı dünyayı bu özgür yaratıklarla doldurarak risk almıştır, diye sorabiliriz. C. S. Lewis (1943, p. 52) bu soruya şu cevabı verir:

Peki Tanrı neden onlara özgür irade verdi? Çünkü özgür irade, kötülüğü mümkün kılsa bile, yaşamaya değer tüm sevgi, iyilik ve mutluluğu da mümkün kılan yegane şeydir. Bir robot dünyasının –makine gibi çalışan yaratıklarla dolu-  yaratmaya değer olması çok zordur. Tanrı’nın daha üstün yaratıkları için tasarladığı mutluluk, özgürce ve gönüllü olarak O’nunla ve birbirimizle birlikte olmamızın mutluluğudur… ve bunun için özgür olmalılar. Tabii ki, Tanrı, onların özgürlüğünü yanlış kullanması durumunda olacakları biliyordu: görünüşe göre bu riske değeceğini düşündü.

Plantinga aynı fikirdedir:

Bazen tamamen özgür davranabilen (ve özgürce kötülükten çok iyilik yapan) yaratıkların olduğu bir dünya, her şey eşit olduğu takdirde, hiçbir özgür yaratığın olmadığı bir dünyadan daha değerlidir. Tanrı özgür yaratıklar yaratabilir, fakat onların sadece doğruyu yapmasına sebep olamaz veya bunu belirleyemez. Çünkü bunu yaparsa, onlar hiç de tam anlamıyla özgür olmayacaktır; doğru olanı özgürce yapmazlar. İyilik yapabilen yaratıklar yaratması için, kötülük yapabilen yaratıklar yaratmalıdır; ve hem onları kötülük yapmakta özgür bırakıp hem de bunu yapmalarına müdahale edemez… Ne var ki bu yaratıkların bazen yanlış yapması, Tanrı’nın ne mutlak kudretine ne de mutlak iyiliğine zeval getirir; zira O ahlaki kötülüğü yalnızca ahlaki iyiliği yok ederek engelleyebilirdi. (Plantinga 1974, pp. 166-167)

Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasına göre, Tanrı aynı zamanda daha büyük bir iyiliği ortadan kaldırmadan kötülük ihtimalini ortadan kaldıramazdı.

5. İlahi Kudret ve Özgür İrade Savunması

Bazı düşünürler, Plantinga’nın Tanrı bazı şeyleri –mantıksal olarak imkansız şeyler- yapamaz iddiasından dolayı onun Tanrı’nın mutlak kudretini reddettiğini ileri sürmüştür. Plantinga ise Tanrı’nın mutlak kudretini, mantıksal olarak imkansız olanı da yapma gücü olarak yorumlamamaktadır. Onun mantık yürütmesi şu şekildedir. Tanrı yuvarlak kare yapabilir mi? Tanrı 2+2=5 yapabilir mi? Kendisiyle aynı boyda olmayan bir çubuk yaratabilir mi? Çelişkili ifadeleri doğru yapabilir mi? Kaldıramayacağı kadar büyük bir taş yapabilir mi? Bu sorulara Plantinga hayır yanıtını verir. Bu sorularda tanımlanan her senaryo imkansızdır: söz konusu nesneler veya olayların var olmasına imkan yoktur. Mutlak kudret, Plantinga’ya göre, mantıksal olarak mümkün olan her şeyi yapma gücüdür. Tanrı’nın mantıksal olarak imkansızı yapamaması Tanrı’nın gücünde gerçek bir sınırlama değildir, der Plantinga. Tanrı’nın gücünün sınırlı olması fikrinden rahatsızlık duyanları, Tanrı’nın mantıksal olarak imkansızı yapabilmesinin absürt sonuçları üzerinde dikkatle düşünmeye davet edecektir. Tanrı’nın gerçekten de yuvarlak bir kare yapabileceğini düşünüyorsanız, Plantinga böyle bir şeklin neye benzeyeceğini bilmek isteyecektir. Tanrı 2+2=5 yapabilirse, 2+3 neye eşittir? Kaldıramayacağı kadar büyük bir taş yapabilirse, tam olarak ne kadar büyük olacaktır? Kendi boyuyla aynı boyda olmayan bir çubuk nasıl görünürdü? Tüm bu şeyler mantıksal olarak, kesinlikle imkansız görünmektedir.

Çoğu teiste göre, Tanrı’nın mutlak kudretini aşağıdaki boşluğun hiçbir şekilde doldurulamayacağı seklinde anlamak hatadır:

  • (23) Tanrı ______________ yapamaz.

Geleneksel teizme göre,  aşağıdaki ifadelerin tümü (ve bunlar gibi daha fazlası) doğrudur.

  • (24) Tanrı yalancılık yapamaz.
  • (25) Tanrı hile yapamaz.
  • (26) Tanrı hırsızlık yapamaz.
  • (27) Tanrı haksızlık yapamaz.
  • (28) Tanrı kıskançlık yapamaz.
  • (29) Tanrı doğruyu bilme konusunda hata yapamaz.
  • (30) Tanrı doğru bildiğini uygulamada hata yapamaz.
  • (31) Tanrı yanlış inançlara sahiplik yapamaz.
  • (32) Tanrı bilgisizlik yapamaz.
  • (33) Tanrı mantıksızlık yapamaz.
  • (34) Tanrı kendi varoluşunu sonlandırmayı yapamaz.
  • (35) Tanrı hiçbir şekilde yanlış yapamaz.

Geleneksel teizme göre Tanrı’nın bunların hiçbirini yapamaması bir zayıflık değildir. Aksine, teistler bunun, onun üstünlük ve eşsizliğinin bir göstergesi olduğunu ifade edecektir. Bu gerçekler, St. Anselm’in (1033-1109 A.D.) ifadesiyle, Tanrı’nın “kendisinden daha mükemmeli düşünülemeyen varlık” olduğunu ortaya koyar. Plantinga Tanrı’nın yapamayacakları listesine şu ikisini de ekler:

  • (36) Tanrı kendisiyle tutarsızlık yapamaz.
  • (37) Tanrı her zaman doğru olanı yapması ve yanlış olandan kaçınmasını nedensel olarak belirleyeceği tamamen özgür iradeli varlıklar yapamaz.

Bu yapılamayanlar, Tanrı’nın yalnızca mutlak kudretinden değil, onun mutlak kudretinin; mutlak bilgisi, mutlak iyiliği ve diğer ilahi mükemmellikleri ile birleşiminden ortaya çıkmaktadır.

6. Bir İtiraz: Özgür İrade ve Doğal Kötülük

Bu noktada, şöyle bir itiraz gelebilir.

Plantinga tüm acı ve zulümler için insanları suçlayamaz. Bu dünyadaki çoğu kötülük insanların kendi özgür seçimlerinin sonuçları olsa da, bazıları değildir. Kanser, AIDS, kıtlıklar, depremler, tornadolar ve farklı türlerde çok sayıda hastalık ile doğal afetler kimse meydana getirmeyi seçmeden ortaya çıkan şeylerdir. Plantinga’nın Özgür İrade Savunması, o halde, Tanrı’nın hastalık ve doğal afetlere izin vermesi için ahlaken yeterli bir sebep olarak sunulamaz.

Bu itiraz bizi aşağıdaki iki tür kötülük arasında bir ayrım yapmaya götürmektedir:

  • (38) Ahlaki kötülük = özgür yaratıkların yanlış seçimlerinden kaynaklanan kötülük ve acı.
  • (39) Doğal kötülük = doğanın işleyişinden veya ters gitmesinden kaynaklanan kötülük ve acı.

Edward Madden ve Peter Hare’e göre (1968, p. 6), doğal kötülük şunları içerir:

Yangın, sel, toprak kayması, kasırga, deprem, tsunami ve kıtlık gibi olaylar; kanser, cüzzam ve tetanos gibi hastalıkların yanında, körlük, sağırlık, dilsizlik, sakat uzuvlar, çok sayıda hissedebilen varlığı hayatın nimetlerinden mahrum bırakan akıl hastalığı gibi sakatlıklar ve deformasyonlar, tüm bunların sebep olduğu korkunç acı, elem ve kaçınılmaz ölüm.

Ahlaki kötülüklere örnek olarak şunları verirler:

Yalan, aldatma, hırsızlık, işkence ve cinayet gibi ahlaki yanlışların yanında açgözlülük, hilebazlık, zalimlik, kötülük, korkaklık ve bencillik gibi karakter eksiklikleri. (a.g.e.)

Görünüşe göre, Plantinga’nın Özgür İrade Savunması Tanrı’nın neden ahlaki kötülüğe izin verdiğini açıklayabilse de neden doğal kötülüğe izin verdiğini açıklayamamaktadır. Tanrı insanların özgür olmasına izin verecekse, onların suç işleme ve kötülük yapma kapasitesine sahip olmaları gerektiği makul görünüyor. Fakat, insanın özgürlüğünün ölümcül virüsler ve doğal afetler gibi doğal kötülüklerin varlığını gerektirdiği açık değildir. Tanrı yarın kanseri yeryüzünden tamamen kaldırsa bizim özgür irademizden nasıl taviz verilmiş olurdu? Bizim ahlaken değerli olan özgür iradeye sahip olmamız için gerçekten de insanların kalp hastalıklarından ve ani sel baskınlarından ölmesi gerekir mi? Buna evet demek zordur. O halde, itiraz şu yöndedir, Plantinga’nın Özgür İrade Savunması Tanrı’nın neden ahlaki kötülüğe izin verdiğini açıklasa da neden doğal kötülüğe izin verdiğini açıklayamamaktadır.

Plantinga’ya göre ise mantıksal kötülük problemi doğal kötülük ile ilgili olduğunda, Özgür İrade Savunması doğal kötülüğü çözmek için kullanılabilir. Tanrı’nın doğal kötülüğe izin vermek için bir sebebi şu olabilir:

  • (AYS2) Tanrı, Adem ile Havva’nın Aden Bahçesindeki günahlarından dolayı çektikleri cezanın bir parçası olarak doğal kötülüğün dünyaya girmesine izin vermiştir.

(Plantinga’nın çalışmasına aşina olanlar bunun Plantinga’nın doğal kötülük için sunduğu sebep ile aynı olmadığını fark edeceklerdir. Ayrıca bu makalede neden farklı bir sebep seçildiğini de tahmin edeceklerdir.) Adem ile Havva’nın günahı bir ahlaki kötülüktü. (AYS2) tüm doğal kötülüğün dünyanın bu ilk ahlaki kötülüğünün sonucunda ortaya çıktığını iddia etmektedir. Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasının mantıksal kötülük problemi ahlaki kötülük ile ilgili olduğunda onu (ahlaki kötülük) çözebildiğini düşünmek makul ise, mantıksal kötülük problemi doğal kötülük ile ilgili olduğunda onu da çözebildiğini düşünmek makul olmalıdır.

(AYS2) doğal kötülük tarafından öne sürülen bir zorluğa karşı yaygın bir Yahudi-Hristiyan cevabı vermektedir. Ölüm, hastalık, acı ve hatta topraktan yemek çıkarırken verilen yorucu emek dünyaya Adem ile Havva’nın günahının direkt bir sonucu olarak girmiştir. Ayrılığın duygusal acısı, utanç ve bozulan ilişkiler de bu ilk ahlaki kötülüğün sonuçlarıdır. Aslında, Yaratılış kitabının ilk bölümüne göre, Aden Bahçesindeki hayvanlar Düşüş’ten (the Fall) önce birbirini yemek için öldürmezdi bile. Yaratılışın 6. gününün tasvirinde Tanrı, Adem ile Havva’ya şöyle der,

“İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” (Gen. 1:29-30, YC2009)

Diğer bir ifadeyle, ahlaki kötülük dünyaya girene ve beraberinde doğal kötülüğü getirene dek, Aden Bahçesi barış dolu, vejetaryen bir yerleşim yeri olarak resmedilir. Öyle görünüyor ki, Özgür İrade Savunması doğal kötülüğün mantıksal problemini çürütmek için uyarlanmış olabilir.

Bazıları (AYS2)’nin ciddiye almak için fazla zorlama olduğunu düşünebilir. [Böyle düşünüyorsanız, Plantinga’nın doğal kötülük için kimin sorumlu olduğu konusundaki kendi görüşüne bakınız. (1974, pp. 191-193)] Doğal afetlerin insan hatasıyla herhangi temel bir bağlantısı olmadığı söylenecektir, bu yüzden ahlaki kötülüğün bir şekilde doğal kötülüğü dünyaya getirdiğini düşünmek akla yatkın değildir. Dahası (AYS2) bizden, Adem ile Havva isminde gerçek insanların yaşadığına ve Yaratılış kitabında bahsedilen hataları yaptıklarına inanmamızı istemektedir. (AYS2), yalnızca belirli bir grup teistin inanacağı şeyleri kabul etmemizi beklemektedir. (AYS2)’nin inandırıcı olmaması bazılarına göre ciddi bir eksiktir.

7. Özgür İrade Savunması’nın Değerlendirilmesi

Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasından ne anlamalıyız? Ahlaki veya doğal kötülük ile ilgili olan mantıksal kötülük sorununu çözmekte başarılı mıdır? Bu soruları yanıtlamak için, öncelikle mantıksal kötülük problemine verilen bir cevabın başarılı sayılması için neler gerektiğine bakalım. Mantıksal kötülük probleminin şu iddia ile özetlenebildiğini hatırlayalım:

  • (16) Tanrı ve kötülüğün birlikte var olması imkansızdır.

Birisi,

  • (40) X durumu imkansızdır,

iddiasında bulunduğunda, (40)’ın yanlış olduğunu göstermek için kanıtlamanız gereken en asgari şey nedir? Soruda tanımlanan durumun var olduğuna dair gerçek bir örnek gösterebilirseniz, (40)’ın yanlışlığı kesinlikle kanıtlanacaktır. Fakat gerçek bir X durumu bulmak için zorlanmanıza gerek yoktur. Yapmanız gereken sadece mümkün bir X bulmaktır.

  • (41) X durumu mümkündür.

iddiası (40) ile çelişkilidir. İki iddia mantıksal olarak zıt konumdadır. Biri doğruysa diğeri yanlış; biri yanlışsa diğeri doğrudur. X’in yalnızca mümkün olduğunu gösterebilirseniz, (40)’ı çürütmüş olacaksınız.

Mantıksal olarak mümkün bir X bulmak için ne yapabilirsiniz? Felsefeciler yalnızca hayal gücünüzü kullanmanız gerektiğini ifade eder. Hayal ettiklerinizde hiçbir çelişkinin olmadığı bir durum düşünebiliyorsanız, bu durum mümkün olmalıdır. Daha kısa bir ifadeyle, düşünülebilir olmak mümkün olmaya giden yoldur.

Mantıksal kötülük problemi Tanrı ve kötülüğün birlikte var olmasının mantıksal olarak imkansız olduğunu iddia ettiğine göre, Plantinga’nın (veya herhangi bir teistin) buna karşı çıkmak için tek yapması gereken Tanrı ve kötülüğün birlikte var olduğu bir mümkün durum tasvir etmektir. Bu durumun gerçek hatta gerçekçi olmasına gerek yoktur. Plantinga, önerisinin doğruluğu için en ufak bir kanıt sunma mecburiyetinde değildir. Yalnızca Tanrı ve kötülüğün birlikte var olabildiği mantıksal olarak mümkün bir durum resmetmelidir. Plantinga, Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli bir sebebi varsa, Tanrı ve kötülüğün birlikte var olabileceğini iddia etmektedir. Ona göre Tanrı’nın ahlaken yeterli sebebi, insanlara ahlaken değerli olan özgür irade verilmesiyle ve bu özgürlüğün mümkün kıldığı daha büyük iyilikler ile ilgili olabilir. Plantinga’nın (AYS1) ve (AYS2) için iddia etmesi gereken tek şey onların mantıksal olarak mümkün (çelişkisiz) olmasıdır.

Plantinga’nın Özgür İrade Savunması, Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaken yeterli sebebinin olduğu mümkün bir dünya tasvir etmekte başarılı mıdır? Öyle olduğu kesin görünmektedir. Aslında, görünüşe göre en koyu ateist bile (AYS1) ve (AYS2)’nin Tanrı’nın ahlaki ve doğal kötülüğe izin vermesi için mümkün sebepler olabileceğini kabul etmelidir. Tanrı’nın gerçek sebeplerini göstermiyor olabilirler, fakat mantıksal kötülük problemine karşı koymak amacı için, Plantinga’nın Tanrı’nın gerçek sebeplerini keşfetmesi gerekmemektedir. Son bölümde dikkat çekildiği gibi, çoğu insan (AYS2)’nin doğal kötülüğe dair açıklamasını son derece inanılması güç bulacaktır çünkü bu açıklamaya göre Adem ile Havva ve Düşüş olayı gerçekten var olmuştur. Ne var ki, (AYS2) mantıksal kötülüğü doğal kötülük ile ilgili olduğunda (Tanrı’nın ve doğal kötülüğün birlikte var olmasının mantıksal olarak imkansız olduğunu savunur) açıklamaya çalışmaktadır, bu yüzden sadece Tanrı ile doğal kötülüğün birlikte var olabildiği bir mümkün yol ortaya koymalıdır. (AYS2)’nin makul olmaması, onun mümkün olmamasını gerektirmemektedir. (AYS2)’nin tasvir ettiği senaryo açıkça mümkün olduğuna göre, mantıksal kötülük problemini, doğal kötülük ile ilgili olduğunda, başarılı bir şekilde çürütüyor görünmektedir.

(AYS1) ve (AYS2) beraber düşünüldüğünde, Tanrı’nın (ahlaki ve doğal) kötülük ile birlikte var olmasının nasıl mümkün olabileceğini soran mantıksal kötülük problemine karşı koyabiliyor görünmektedir, öyleyse görünen o ki, Özgür İrade Savunması mantıksal kötülük probleminin üstesinden başarıyla gelmiştir.

8. Plantinga’nın Zaferi Çok mu Kolaydı?

Bazı felsefeciler Plantinga’nın mantıksal kötülük problemine karşı zaferinin bir şekilde fazla kolay olduğunu düşünmektedir. Onun mantıksal kötülük problemine olan çözümü onları tatminsiz bırakmış ve bir tür el çabukluğu ile kandırıldıkları şüphesi hissettirmiştir. Örneğin, 20. yüzyılın ortalarının en önde gelen ateist felsefecilerinden ve mantıksal kötülük probleminin önemli savunucusu olan J. L. Mackie, Plantinga’nın Özgür İrade Savunması hakkında şunu diyecektir:

Bu savunma mantıksal olarak mümkün olduğuna göre, ve onun prensibi iyi ve kötü arasındaki zıtlık hakkında sahip olduğumuz olağan hiçbir görüşümüzle çelişmediğine göre, kabul edebiliriz ki mantıksal kötülük problemi, sonuç olarak, teizmin temel doktrinlerinin birbiriyle mantıksal olarak uyumsuz olduğunu göstermez. Fakat bunun soruna gerçek bir çözüm sunup sunmadığı başka bir sorudur. (Mackie 1982, p. 154)

Mackie, Plantiga’nın savunmasının Tanrı ile kötülüğün nasıl birlikte var olabileceğini gösterdiğini kabul eder, yani, sonuçta “teizmin temel doktrinleri” mantıksal olarak tutarlıdır. Fakat, Mackie Plantinga’nın başarısına fazla önem atfetmekte isteksizdir. Plantinga’nın kötülük probleminin üstesinden yeterince gelip gelmediği konusunda şüphelidir.

Mackie’nin tatminsizliğinin sebebi, muhtemelen, kısmen şundandır ki Plantinga yalnızca Tanrı’nın kötülük ve acıya neden izin verebileceğine dair muhtemel bir sebep sunmakta fakat ne iddiaları için bir kanıt getirmekte ne de onları daha makul kılmak için herhangi bir çabaya girmektedir. Felsefe alanında, hiçbir kanıt desteği sunmadan sadece ihtimaller sıralamak genellikle tatmin edici olmayan bir şey olsa da, Mackie’nin Plantinga hakkındaki memnuniyetsizliğinin tamamen haklı olduğu açık değildir.  Sonuçta kötülük problemini bir mantıksal tutarsızlık olarak tanımlayan Mackie’nin kendisiydi:

Burada gösterilebilir ki, dini inançlar rasyonel destekten yoksun değil, pozitif olarak da irrasyoneldir, temel teolojik doktrinin bazı kısımları birbiriyle tutarsızdır. (Mackie 1955, p. 200)

Kötülük probleminin bu formülasyonuna karşı, Plantinga bu tutarsızlık iddiasının hatalı olduğunu göstermiştir. Mackie bile Plantinga’nın kötülük problemini çözdüğünü kabul eder, eğer ki bu problem bir tutarsızlık olarak anlaşılırsa. Bu yüzden, Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasının, eğer bu savunma mantıksal kötülük problemine bir cevap olarak görülüyorsa, yetersiz bulunmasını anlamak zordur. Mantıksal kötülük problemini çürütme girişimi olarak, çarpıcı şekilde başarılıdır.

Özgür İrade Savunmasının, kötülük probleminin sadece tek bir formülasyonuna değil de tüm probleme daha genel bir cevap verebildiğini görme arzusu, çoğu insanın Plantinga’nın çözümünden hissettiği tatminsizliğin sebebi olabilir. Kötülük problemine karşı tamamen kapsamlı bir cevap olarak, Özgür İrade Savunması bize açıklama namında pek bir şey sunamamaktadır. Tanrı ve kötülük hakkındaki en önemli birkaç soruyu cevapsız bırakmaktadır. Yalnızca belli bir ateistik argümanı geçersiz kılmanın ötesinde, kötülük problemine teistik bir cevap görme arzusu anlaşılabilir bir şeydir. Fakat unutulmamalıdır ki, Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasının, 20. yüzyılın ortalarında ateistlerce formüle edildiği şekliyle mantıksal kötülük problemini başarıyla çürüttüğü konusunda tüm taraflar hemfikirdir.

Ortada bir kabahat varsa, Mackie ve diğer ateistlerde olduğu söylenebilir çünkü kötülük probleminin bir tutarsızlık problemi olduğunu iddia etmişlerdir. Plantinga’nın problemin bu formülasyonunu geçersiz kılarkenki rahatlığı göstermektedir ki bu mantıksal formülasyon, Tanrı ve kötülükle ilgili felsefeciler ve teologlar tarafından hararetle tartışılagelen zor ve kafa karıştırıcı konuları hakkıyla ele alamamıştır. Aslında, çoğu felsefecinin Plantinga ve mantıksal kötülük problemini savunanlar arasındaki tartışmadan çıkardıkları mesaj tam olarak budur. Kötülük probleminde mantıksal formülasyonda ele alınandan çok daha fazlası olmalı şeklinde akıl yürütmüşlerdir. Bu içgüdüsel fikrin doğru olduğu şuanda yaygın olarak kabul görmektedir. Problemin güncel tartışmaları “olasılıksal kötülük problemi” veya “delilci kötülük problemi” olarak bilinen formülasyon etrafında dönmektedir. Bu formülasyona göre, dünyamızdaki kötülük ve acı (veya, bazı durumlarda, kötülük ve acının miktarları, türleri ve dağılımı) Tanrı’nın varlığına karşı bir kanıt sayılır (veya Tanrı’nın varlığının olanaksız yapar). Problemin bu formülasyonuna cevap vermek, yalnızca Tanrı ve kötülüğün birlikte var olduğu mümkün bir senaryo tasvir etmekten çok daha fazlasını gerektirmektedir.

9. Mantıksal Kötülük Problemi’ne Diğer Cevaplar

Plantinga’nın Özgür İrade Savunması mantıksal kötülük problemine karşı en meşhur teistik cevaptır çünkü Plantinga, argümanın ortaya koyduğu sorunları açıklığa kavuşturmak konusunda herkesten daha başarılı olmuştur. Yine de tek cevap o değildir. Probleme verilen diğer cevaplardan biri de John Hick’in (1977) ruh yapma (soul-making) teodisesidir. Hick, insanların ilk önce sınırlı şekilde mükemmel ve tamamlanmış bir durumda yaratılıp sonrasında talihsiz bir şekilde bu mertebeden alçaldığı şeklindeki geleneksel Düşüş görüşünü reddetmektedir. Bunun yerine, Hick insanların tamamlanmamış olduklarını ve Tanrı’nın istediği duruma gelme sürecinde olduklarını iddia eder. Uzun evrimsel süreç insanları akıl ve sorumluluk sahibi yaparak özel bir tür haline getirmiştir, fakat şimdi de (birey olarak) “maneviyat kazanma” veya “ruh yapma” adında ikinci bir sürece girmeleri gerekir, bu süreçte “Tanrı’nın çocukları” olacaklardır. Hick’e göre, bu hayatın elemleri ve sıkıntıları Tanrı’nın ruh yapma planının bir parçasıdır. Acı, imtihan ve günah dolu bir dünya; acıdan tamamen bağımsız, anlık zevklerle dolu bir dünyaya kıyasla ruh yapma sürecine daha elverişli durumdadır. Hick (1977, pp. 255-256) şöyle yazar;

Burada örtük olarak ortaya konan değer yargısı şudur ki, imtihanlarla karşılaşıp sonunda onların üstesinden gelerek iyiliğe ulaşan kişi, somut durumlarda doğru şekilde sorumluluk sahibi kararlar vererek; başlangıçtan beri masum veya değerli bir vaziyette yaratılmaya kıyasla daha zengin ve önemli bir anlamda iyidir. Ahlaki mücadelenin kişisel tecrübesi ile yavaşça şekillenen insan iyiliği, Tanrı’nın gözünde ruh yapma sürecinin uzun çilesini bile meşru kılacak bir değere sahiptir.

Plantinga’nın mantıksal kötülük problemine cevabı bir “savunmadır” (Tanrı’nın kötülük ve acıya neden izin verdiğine dair pozitif bir açıklama yapmaksızın belli bir ateistik argümanı geçersiz kılmak için yapılan negatif girişim). Hick’in cevabı ise farklı olarak bir “teodisedir”, (Tanrı’nın kötülük ve acıya izin vermesinin neden meşru olduğuna dair yapılan daha kapsamlı bir açıklama).

Eleonore Stump (1985), konu hakkında bağlayıcı bir takım Hristiyan teolojik öncülleri kabul etmeyi gerektiren farklı bir cevap sunmaktadır. Kötülük ve acı dolu bir dünya “hem ilk insanı [Tanrı’nın kurtuluş hediyesi] hem de ardından gelen kutsanma sürecini ortaya çıkarmaya daha elverişlidir” iddiasında bulunur. (Stump 1985, p. 409). Şöyle yazar:

Doğal kötülük –hastalığın acısı, doğal afetlerin zamansız ve beklenmedik yıkıcılığı, yaşlılığın getirdiği yıkım, ölümün zamansızlığı- kişinin kendine olan tatminini elinden alır. Onu mütevazi yapmaya, zaaflarını görmeye, geçici iyiliklerin faniliği hakkında düşündürmeye ve tutkusunu diğer dünyaya ait şeylere -bu dünyadakilerin uzağına- yönlendirmeye meyleder. Hiçbir miktarda ahlaki veya doğal kötülük, elbette, bunu [kişinin Tanrıya iman edeceğini] garanti etmez… Fakat, bana göre, bu türde bir kötülük en iyi umuttur, ve belki de insanları bu duruma getirecek yegane etkili yoldur. (Stump 1985, p. 409)

Stump iddiasına göre, Adem’in günahı –Tanrının herhangi bir eylemi değil- bu dünyaya ahlaki ve doğal kötülüğü ilk olarak getirmişse de, Tanrı iki tür kötülüğü de, amacına uygun olacak şekilde, günahkar insanoğlunun yaşayabileceği en mükemmel iyiliği meydana getirmek için kullanmaktadır: onarılmış bir irade ve Tanrı ile ebedi bir birliktelik.

Hick ve Stump’ın cevapları yalnızca mantıksal kötülük problemini değil, kötülük probleminin başka herhangi bir formülasyonunu da kapsama niyetindedir. Bu yüzden, Plantinga’nın probleme yalnızca savunma amacındaki cevabından tatmin olmayan bazı kişiler, bu daha yapıcı, alternatif cevapları daha çekici bulabilirler. Bu alternatiflerin ayrıntılarından bağımsız olarak, gerçek hâlâ şudur ki onların mantıksal kötülük problemini çürütmek için tek yapmaları gereken Tanrı ile kötülüğün birlikte var olabildiği mantıksal olarak mümkün bir yol tasvir etmektir. Çeşitli birkaç ahlaken yeterli sebep, mükemmel bir Tanrı’nın kötülük ve acıya neden izin verdiğine dair mümkün senaryolar olarak öne sürülebilir. Hick ve Stump’ın önerileri de bariz şekilde mantıksal olarak mümkün olduğuna göre, onlar da kötülük problemini geçersiz kılmakta başarılıdır.

10. Özgür İrade Savunması’ndaki Sorunlar

A. Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasının mantıken mümkün olan bir durum tasvir ettiği yaygın olarak kabul görse de, bazı ayrıntıları önemli teistik doktrinlerle çelişki içinde görünmektedir. Çelişkinin bir örneği insanın cennetteki özgür iradesi olasılığı ile ilgilidir. Plantinga bir insanın kötülük yapamaması durumunda onun ahlaken değerli özgür irade sahibi olamayacağını iddia etmektedir. Ayrıca ona göre, bizi şuan olduğumuz varlıklar yapan bir özelliğimiz ahlaken değerli olan özgürlüğe sahip olmamızdır. Bu özgürlük elimizden alınsa, şuan olduğumuz varlıklar olmazdık. Fakat, cennetteki kurtarılmış insanların sahip olduğu türden bir özgürlüğü düşünün. Klasik teizme göre, cennetteki inançlılar artık günah işleyemeyecek bir şekilde değişim geçirecektir. Şartlara bağlı olarak her zaman doğru olanı yapıp yanlış olandan kaçınacak durumda değillerdir. Bir şekilde artık yanlış yapmaktan aciz olacaklardır. Diğer bir deyişle, iyi davranmaları şarta bağlı değil mutlaktır.

Bu geleneksel cennet görüşü Plantinga’nın görüşüne önemli zorluklar çıkarmaktadır:

  • (i) Eğer Cennettekiler ahlaken değerli olan özgür iradeye sahip değillerse fakat onların varlığı son derece değerliyse, Tanrı’nın yeryüzünde tecavüz, cinayet, işkence, cinsel istismar ve nükleer savaşa sebep olan kişiler yaratmasının meşru olduğu açık değildir. Görünüşe göre Tanrı, kişilerin varlığıyla mümkün olabilen her türlü daha büyük iyiliği de dünyadaki korkunç kötülük ve acılara izin vermeden gerçekleştirebilirdi.
  • (ii) Eğer ahlaken değerli olan özgür irade sahibi olmak insan doğasının gerekliliğiyse, cennettekilerin nasıl ahlaken değerli olan özgür iradelerini kaybedip hala aynı kişiler olarak kalabildikleri açık değildir.
  • (iii) Eğer göründüğünün aksine Cennettekiler ahlaken değerli olan özgür iradeye sahipse, o halde Tanrı’nın her zaman (zorunlu olarak) doğru olanı yapan gerçekten özgür yaratıklar yaratması imkansız görünmemektedir.

Başka bir ifadeyle, D3 hiç de imkansız görünmemektedir. Eğer D3 mümkünse, Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasındaki önemli bir bileşen ortadan kalkmıştır. Bu zorlukların hiçbiri, yukarıda gösterilen Plantinga’nın savunmasının mantıksal kötülük problemini başarıyla çürüttüğü temel gerçeğini geçersiz kılmamaktadır. Ne var ki, bunlar, savunmanın bazı merkezi iddialarının diğer önemli teistik doktrinlerle çeliştiğini gösterir. Plantinga, Özgür İrade Savunmasının Tanrı’nın neden kötülük ve acıya izin verdiğine dair kesin gerçek sebepleri değil yalnızca muhtemel olan sebepleri sunduğunu iddia etse de, eğer savunması teizmin Cennetteki gerçek durum hakkında söyledikleriyle çelişiyorsa onu kabul etmek diğer bazı teistler için zor olabilir.

B. Plantinga’nın Özgür İrade Savunmasındaki diğer bir problem Tanrı’nın özgür iradesi hakkındadır. Tanrı, görünüşe göre, yanlış yapamamaktadır. Bu yüzden, Tanrı ahlaken iyi ve ahlaken kötü iki seçim arasında kötü olanı seçmekte özgür değildir. Tanrı doğası gereği kötü olanı yapamaz (hatta isteyemez) görünmektedir. Plantinga’nın ahlaken değerli olan özgür irade tanımına göre, Tanrı değerli şekilde özgür görünmemektedir. Plantinga, kişinin eylemlerinin ahlaken iyi veya ahlaken kötü olarak değerlendirilebilmesi için ahlaken değerli olan özgürlüğün gerekli olduğunu ifade etmektedir. Halbuki, buna göre Tanrı’nın eylemlerinin hiçbir ahlaki değeri olamaz. Övgüye layık olamazlar. Bu kesinlikle teizmin merkezi doktrinleriyle çelişki içindedir.

Eğer, teistlerin kesin olarak diyeceği gibi, Tanrı ahlaken değerli olan özgürlüğe sahipse, belki bu tür bir özgürlük kötü olanı seçme konusunda bir acizliği engellemez. Fakat Tanrı’nın ahlaken değerli olan özgürlüğe sahip olması ve kötülük yapamaması mümkünse, o zaman D3 yine mümkün görünmektedir. Başta, Plantinga D3’ün mantıksal olarak mümkün olmayan bir dünya olduğunu çünkü bu dünyanın tanımının mantıksal olarak tutarsız olduğunu iddia etmişti. D3 mümkünse, Flew ve Mackie’nin Tanrı’nın her zaman doğru olanı yapan yaratıklarla dolu bir dünya yaratabileceği (ve bu yüzden yaratması gerektiği) yönünde ortaya koydukları itirazları cevapsız kalmıştır.

Plantinga yukarıdaki zorlukları çözmek için farklı yollar deneyebilir, böylece Özgür İrade Savunmasının cennet ve ilahi özgürlük gibi temel teistik doktrinlerle uyumlu olduğu gösterilebilir. Fakat şu anki haliyle, Özgür İrade Savunmasına karşı ortaya konan bazı önemli zorluklar cevaplanmamış durmaktadır. Ayrıca dikkat edilmelidir ki, Plantinga’nın kötülük problemine cevap vermek için özellikle kullandığı özgür iradenin belirli zorluklarla karşılaşması, farklı tür savunma veya teodiselerdeki diğer teistik özgür irade kullanımlarının da aynı zorluklarla karşılaşacağı anlamına gelmemektedir.


11. Kaynaklar ve İleri Okuma

a. Kaynaklar

  • Clark, Kelly James. 1990. Return to Reason: A Critique of Enlightenment Evidentialism and a Defense of Reason and Belief in God. Grand Rapids, MI: Eerdmans.
  • Flew, Anthony. 1955. “Divine Omnipotence and Human Freedom.” In Anthony Flew and Alasdair MacIntyre (eds.) New Essays in Philosophical Theology. New York: Macmillan.
  • Hick, John. 1977. Evil and the God of Love, revised ed. New York: Harper & Row.
  • Küng, Hans. 1976. On Being a Christian, trans. Edward Quinn. Garden City, New York: Doubleday.
  • Kushner, Harold S. 1981. When Bad Things Happen to Good People. New York: Schocken Books.
  • Lewis, C. S. 1943. Mere Christianity. New York: Macmillan.
  • Mackie, J. L. 1982. The Miracle of Theism. Oxford: Oxford University Press.
  • Mackie, J. L. 1955. “Evil and Omnipotence.” Mind 64: 200-212.
  • Madden, Edward and Peter Hare. 1968. Evil and the Concept of God. Springfield, IL: Charles C. Thomas.
  • McCloskey, H. J. 1960. “God and Evil.” Philosophical Quarterly 10: 97-114.
  • Peterson, Michael L. 1998. God and Evil: An Introduction to the Issues. Boulder, CO: Westview Press.
  • Plantinga, Alvin. 1974. The Nature of Necessary. Oxford: Oxford University Press.
  • Plantinga, Alvin. 1977. God, Freedom, and Evil. Grand Rapids, MI: Eerdmans.
  • Strobel, Lee. 2000. The Case for Faith: A Journalist Investigates the Toughest Objections to Christianity. Grand Rapids, MI: Zondervan.
  • Stump, Eleonore. 1985. “The Problem of Evil.” Faith and Philosophy 2: 392-423.

b. İleri Okuma

  • Adams, Robert Merrihew and Marilyn McCord Adams, eds. 1990. The Problem of Evil. Oxford: Oxford University Press.
  • Howard-Snyder, Daniel, ed. 1996. The Evidential Argument from Evil. Bloomington, IN: Indiana University Press.
  • Peterson, Michael L., ed. 1992. The Problem of Evil: Selected Readings. Notre Dame, IN: University of Notre Dame Press.

James R. Beebe“Logical Problem of Evil”, (Erişim Tarihi: 15.12.2020)

Çevirmen: Evren Yüksel
Çeviri Editörü: Göktuğ Koca

Din Felsefesi İle İlgili Diğer İçeriklerimiz

  1. Ateizmi Kanıtlamanın İki Yolu – Quentin Smith
  2. Din Felsefesine Giriş: Felsefe, Tanrı’nın Varlığına Dair Ne Söyleyebilir? – Taner Beyter
  3. Din veya İlahi Buyruk Teorisi – Steve McCartney & Rick Parent
  4. Ateistler Doğaüstüne İnanabilir mi? – Berat Mutluhan Seferoğlu
  5. Din Felsefesinin Alanı ve Önemi Hakkında – Charles Taliaferro & Elsa J. Marty
  6. Kozmolojik Kanıt ve İki İtiraz – Zikri Yavuz
  7. Cömertliğin İstismarı – Talha Gülmez
  8. Tanrı ve Zaman – Gregory E. Ganssle (Internet Encyclopedia of Philosophy)
  9. Kelam Kozmolojik Argümanı’na Giriş – Berat Mutluhan Seferoğlu
  10. Cehennem Problemi: Allah’ın Adaletinin Sınırları – Talha Gülmez
  11. Bilim + Din – Tom McLeish
  12. Craig’in Metaetik Ahlak Argümanı’nın ve Teistik Metaetik Teorilerinin Eleştirel Bir Değerlendirmesi – Berat Mutluhan Seferoğlu
  13. Reformcu Epistemoloji ve Temel İnançlar – Taner Beyter
  14. Reformcu Epistemoloji ve Tanrı İnancı – Taner Beyter
  15. İnce Ayar Argümanı Ve Bilinç – Alex Malpass
  16. Tanrı Nerede? – Edward Feser
  17. Seküler Bir Ahlakın Olanaklılığına Dair Bir Metaargüman – Talha Gülmez
  18. Doğal Teoloji ve Doğal Din – Andrew Chignell & Derk Pereboom (Stanford Encyclopedia of Philosophy)
  19. Olumsallık Argümanı Üzerine Bazı Düşünceler – Jonathan David Garner
  20. Olumsallık Argümanı’nı Çürütmek – Jonathan David Garner
  21. Acı ve Hazzın Biyolojik Rolüne Dayalı Argüman – Jeffery Jay Lowder
  22. Tanrı’nın Kanıtı Olarak Kötülük? – Melinda Penner
  23. Anselm’in Ontolojik Argümanı – Edward Feser
  24. Mucizeler ve Edward Feser – Jonathan David Garner
  25. Zaman, Uzay ve Tanrı – Edwerd Feser
  26. Dini Epistemoloji: Alvin Plantinga Örneği – Musa Yanık
  27. Çünkü Tanrı Öyle Söylüyor: İlahi Buyruk Teorisi Üzerine – Spencer Case
  28. Tanrı’ya Dair Ahlaki Argümanlar (1): Kanıt Temelli Biçimler – John Danaher
  29. Tanrı’nın Varlığına Dair Tasarım Argümanları – Thomas Metcalf
  30. Daha İyi Bir Dünyanın Olmayışı Problemi: Mümkün Dünyaların En İyisi – Kirk Lougheed
  31. Hür İrade Savunması – Alvin Plantinga
  32. Üçlübirlik İnancı Tutarsız mı? – Yeşua Özçelik
  33. Tanrı Yalan Söyleyebilir mi? – Dallas G Denery II
  34. Tanrı’nın Varlığına Dair “İnce Ayar” Argümanı – Thomas Metcalf
  35. Dini İnançlar İçin Epistemik Eşitliğin İmkânı: Parite Argümanı – Musa Yanık
  36. Klasik Ontolojik Argüman’ın Ateistik Eleştirisi – Mehmet Mirioğlu
  37. Üçlübirlik İnancının Tutarsızlığı Argümanı– Jeffery Jay Lowder
  38. Teistler İçin +20 Soru – Jeffery Jay Lowder
  39. Ted Drange’nin Yaratılış-Karşıtı Argümanı – Jeffery Jay Lowder
  40. Natüralizme Karşı Özgür Düşünme Argümanı’yla İlgili Problem – Alex Malpass
  41. Alternatif Tanrı Konseptleri – Jonathan David Garner
  42. Vahiy Epistemolojisi İçin Sonsuz Gerileme – Alex Malpass
  43. Teoloji ve Analitik A Posteriori – Edward Feser
  44. Augustine ve İdam Cezası Üzerine – Edward Feser
  45. İnanmanın Günahı – Arif Ahmed
  46. Kötü bir Tanrı’nın Varlığına Yönelik Kümülatif Bir Sebep – Jonathan David Garner
  47. Teizme Karşı Biyolojik Evrim Kanıtı – Jeffery Jay Lowder
  48. Evrenin Nedensiz Başlangıcının Metafiziksel Zorunluluğuna İlişkin George Nakhnikian’a Bir Cevap – Quentin Smith
  49. Kusurlu Bir Tanrı – Yoram Hazony
  50. Yeni Ateistler – James E. Taylor (Internet Encyclopedia of Philosophy)
  51. Yeni Ateizm Eleştirel Bir Değerlendirme – Berat Mutluhan Seferoğlu
  52. Bilim ve Din: Epistemik Bir Bakış – Nebi Mehdiyev
  53. Plantinga’nın Dini Dışlayıcılık Savunusunun Eleştirisi – Nebi Mehdiyev
  54. Dini Epistemoloji – Kelly James Clark (Internet Encyclopedia of Philosophy)
  55. İslam ve Rasyonalite Üzerine Kısa Bir Değerlendirme – Musa Yanık
  56. Panteizm – William Mander (Stanford Encyclopedia of Philosophy)
  57. Plantinga’nın Naturalizme Karşı Evrimsel Argüman’ı ve İtirazlar – Jonathan David Garner
  58. Deflasyonist Argüman – Mehmet Mirioğlu
  59. Kutsal Kitapların Anlamlarında Görelilik – Mehmet Mirioğlu
  60. Ateizm ve Agnostisizm (Stanford Encyclopedia of Philosophy) – Paul Draper
  61. Mutlak Kudret Argümanı – Mehmet Mirioğlu
  62. Ateistler Neden Felsefe ve Teoloji ile İlgilenmeli? – Berat Mutluhan Seferoğlu
  63. Teistler Farklı Ateist Tutumları Neden Bilmelidir? – Musa Yanık
  64. Kötülük Problemine Karşı Özgür İrade Savunusu ve Eleştirel Bir Değerlendirme – Taner Beyter
  65. Platon’un Felsefi Dini – Max Charlesworth
  66. Objektif Dindarlığın İmkansızlığı Argümanı – Mehmet Mirioğlu
  67. İsimlerini Bilmeniz Gereken 46 Ateist ve Nonteist Felsefeci – Berat Mutluhan Seferoğlu
  68. Yanlış Anlaşılan Üç Teist Filozof: Aquinas, Pascal ve Paley – Berat Mutluhan Seferoğlu
  69. Türkçede Analitik Din Felsefesi Çalışmaları – Musa Yanık
  70. Stephen Unwin’in Bayesci Teoremi: Tanrı’nın Var Olma Olasılığı % Kaçtır? – Musa Yanık
  71. Kelam Kozmolojik Argüman “Evrenin Başlangıcı Tanrı’yı Kanıtlar mı?” – Berat Mutluhan Seferoğlu
  72. Kötülük Problemi “Evrendeki Kötülükler Ateizme Delil Midir” – Taner Beyter
  73. “Allahsız Ahlak Olabilir mi?” Kitabının Eleştirisi – Talha Gülmez
  74. İnternet Ateistleriyle İlgili Problem – Alex Malpass
  75. Ateistlerin Pek Çoğunun İnandığı 10 Mit – Berat Mutluhan Seferoğlu
  76. Din Duygu Düzenlemeyle İlgili, Bu Konuda Oldukça da İyi – Stephen T. Asma
  77. Zamanı Tanrı Mı Yarattı? – William Lane Craig 
  78. Felsefe Sohbetleri #4:Din Felsefesi (Part-1)
  79. Felsefe Sohbetleri #4:Din Felsefesi (Part-2)
  80. Muhammed: Avrupa Aydınlanmasının Ruhban Sınıfı Karşıtı Kahramanı – John Tolan
  81. Tanrı’nın Varlığı Lehine ve Aleyhine Olan Argümanları Nasıl Sınıflandırabiliriz? – Jonathan David Garner
  82. Paul Draper’ın Tanrı’nın Varlığına Dair Ahlak Argümanı – Jonathan David Garner
  83. İyilik Problemi Diye Bir Şey var mı? – Jonathan David Garner
  84. Enis Doko, Üçlübirlik Problemi ve Hristiyan Teizminin Eleştirisi Üzerine (1. Bölüm) – Yeşua Özçelik
  85. Enis Doko, Üçlübirlik Problemi ve Hristiyan Teizminin Eleştirisi Üzerine (2. Bölüm) – Yeşua Özçelik
  86. Ateizm Dünya Hakkında Öngörülerde Bulunur mu? – Jonathan David Garner
  87. “Karakter Oluşturma” Teodisesi Üzerine Akla İlk Gelen Birkaç Fikir – Jonathan David Garner
  88. Üçüncü Türden Bir Ahlak Argümanı – Alexander Pruss
  89. “Ana Rahminde Biçim Vermeden Önce Tanıdım Seni / Yeremya” (1:5) – Alexander Pruss
  90. Teslis, Cinsel Ahlak ve Liberal Hristiyanlık – Alexander Pruss
  91. Şüpheci Teizm ve Tanrı’nın Sonsuzluğu – Alexander Pruss
  92. Hristiyan Dünyasının Bölünmesini Bir Skandal Olarak Mı Görmeliyiz? – Alexander Pruss
  93. Alexander R. Pruss ve Joshua L. Rasmussen’in “Zorunlu Varlık” Anketi ve Sonuçları – Musa Yanık
  94. Euthyphro – Alexander Pruss
  95. Teizm ve Qualia – Alexander Pruss
  96. Açık Uçlu İki Kozmolojik Argüman – Alexander Pruss
  97. Mereolojik Mükemmellik – Alexander Pruss
  98. Teizm Doğru İse Qualia Temel Varlıklar Kategorisinde Değildir – Alexander Pruss
  99. Büyük Kötülüklere Engel Olmak İçin Yalan Söylemek – Alexander Pruss
  100. Teolojik Modellerin Üç Seviyesi – Alexander Pruss
  101. Şimdicilik ve Haç – Alexander Pruss
  102. Tanrı ve Zamanın B Teorisi – Alexander Pruss
  103. Wittgenstein ve Din – Stephen Law
  104. Cehennem Problemi: Allah’ın Adaletinin Sınırları – Talha Gülmez
  105. Cehennem Problemi’ne Teistik Bir Yaklaşım – Ömer Çağrı Akarsu
  106. ‘Cehennem Problemi’ Tartışmasına Katkı – Taner Beyter
  107. Yeni Ahit Yazarlarının Eski Ahit’ten Yaptıkları Yanlış Alıntılar: Bu Onların İlhamsızlığının, Vahy Almadıklarının Delili mi? – Bassam Zawadi
  108. Hiçlikten Yaratılış ve Kelam Kozmolojik Argüman – Jonathan David Garner
  109. Tanrı’nın Yokluğu Lehine Ahlak Argümanı (Tersine Çevrilmiş Ahlak Argümanı) – Jonathan David Garner
  110. Schellenberg’in İlahi Gizlilik Problemi’ne Plantinga’nın Dışsalcı Epistemolojisi Bir Yanıt Verebilir mi? – Musa Yanık
  111. Mezmurlar 22:1 Tanrım Neden Terk Ettin Beni? – Eren Gündemir
  112. Bilimsel Mucize Argümanı’nın Eleştirisi – Yasin Şahin
  113. Mucizeler Gerçek mi? – Jonathan David Garner
  114. Tanrı’nın Varlığı Aleyhine Disteleolojik Argümanlar – Jonathan David Garner
  115. Paul Draper’in Acıya Dayalı Argümanı – Jonathan David Garner
  116. Dinler Tarihine Giriş: Dinler Tarihi Niçin Önemlidir? – Musa Yanık
  117. Sosyalizm Modern Dinin Manzarasının Şekillenmesine Nasıl Katkı Sağlamıştır? – Julian Strube
  118. Agnostik Tavrın Makullüğü Üzerine (1. Bölüm) – Bilal Bekalp
  119. Yeni Bir Mantıksal Kötülük Argümanı – Jonathan David Garner
  120. Felsefe ve Hristiyan Teolojisi – Michael J. Murray & Michael Rea (Stanford Encyclopedia of Philosophy)
  121. Schellenberg’in Korkunç Acılara Dayalı Tümdengelim Argümanı – Jonathan David Garner
  122. Kötülük Problemi – Thomas Metcalf
  123. Arap ve İslam Metafiziği – Amos Bertolacci (Stanford Encyclopedia of Philosophy)
  124. Hayvanları Tanrı mı Yaratır? – Jonathan David Garner
  125. İlahi Buyruk (Emir) Teorisi – Michael W. Austin (Internet Encyclopedia of Philosophy)
  126. İlahi Gizlilik – David Bayless
  127. Enkarnasyon Öğretisi, Mantıksal Problem ve Bir Çözüm Önerisi – Yeşua Özçelik
  128. Farklı Bir Analitik Felsefeci Portresi: Alvin Plantinga – Musa Yanık
  129. Richard Swinburne: Kısa Bir Entelektüel Biyografi – Musa Yanık
  130. Alvin Plantinga’nın Maharetli Başarısı – William Doino Jr.
  131. Cehennem ve Evrenselcilik – A.G. Holdier
  132. Kriz Anında Tanrı’nın Değerini Tartışmak: Leibniz vs Voltaire – Aaron James Wendland
  133. Tanrı Yarattıklarına Duyular Yoluyla Bilgi Verir mi? – Jonathan David Garner
  134. Alvin Plantinga ve Din Felsefesi’nin Yeniden Dirilişi – Kelly James Clark
  135. C.S. Lewis İyidir Ama Bir De Alvin Plantinga’yı Okumalısınız – Michael Almeida

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Dil Polisi Size Bulaşıyor - Michael Huemer

Sonraki Gönderi

Tanrı Yarattıklarına Duyular Yoluyla Bilgi Verir mi? - Jonathan David Garner

En Güncel Haberler Analitik Felsefe